
Üniversitelerde yeni öğrenim yılı başlarken İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü önünde Ak-Der, Başörtüsüne Özgürlük Girişim Grubu, İHH,MAZLUMDER, Özgür-Der,TİYEMDER,Hukukçular Derneği ve Anadolu Gençlik Dergisi Başörtü Yasağını protesto eden ortak bir basın açıklaması yaptı.
Onbinlerce insanı temel hak ve özgürlüklerinden mahrum eden başörtüsü yasağı genişleyerek devam ediyor. Türkiye’de halka rağmen egemen olan irade bir yandan yasağın sınırlarını genişletiyor diğer yandan başörtüsü yasağını gündemden çıkarmak için türlü hilelere başvuruyor. Bazen devrim kanunları, laiklik ve çağdaşlık, bazen de kamu düzeni, kamusal alan söylemiyle başörtülü Müslüman kadınların hayatı karartılmak isteniyor. 28 Şubat post modern askeri darbe süreci de sözde hukuk devleti olma yolundaki AB süreci de başörtüsüne karşı paralel bir tavır sergiliyor: Başörtüsü bir hak değildir! Post modern darbeciler tarafından brifinglendirilen bağımsız (!) Türk yargısı da ABD ve AB ülkelerinin “terörle mücadele” konseptine eklemlenmiş AİHM yargıçları da ortak bir hükme varıyor : Başörtülü olmak bir suçtur. 12 Eylül darbesinin üniversitelerdeki uzantısı YÖK’e İhsan Doğramacı veya Kemal Gürüz’ün başkan olmasıyla Erdoğan Teziç’in başkan olması arasındaki en önemli ortak nokta : Başörtüsü düşmanlı! Aynı yasak süreci bugün önünde basın açıklaması yaptığımız İstanbul Üniversitesi için de geçerlidir.Yolsuzluk ve yasakçı uygulamalarla yükseltilen rektörlük sancağına bir de bilim hırsızlığı ekleyen Kemal Alemdaroğlu’nun selefleriyle ortaklaştığı tek cümlelik kurak: Başörtülüler giremez. Peki bu durumda AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan bütün hak ihlallerini genelde “oligarşik” bürokrasinin özelde YÖK’ün tutumuna bağlayıp sorumluluğu üzerinde atma lüksüne sahip olabilir mi? Resmi, yarı resmi kurumlar tarafından inancımızın gereği olan başörtümüz engelleniliyor. Kamusal alan dayatması ile başörtümüze ve inancımızın aleyhine doğrudan ve sistemli bir kampanya başlatılmıştır. Bunun neticesinde onbinlerce insan iş ve okul imkanlarının yanı sıra bir çok yaşamsal alandan tavsiye edilmiştir. Bugün başörtüsü yasağını dile getirmek bile neredeyse suç olmuştur. Fakat yeni TCK dahi her ne türden olursa olsun yasakçı zihniyeti destekleyen argümanlara karşı inancımızın bir parçası olan başörtüsü için mücadele edeceğiz. Başörtümüz inancımızın gereğidir, bu sebeple anayasa mahkemesi veya AB kriterleri ile görmezden gerilebilecek yok sayılabilecek konu değildir. Başörtülü öğrenim veya çalışma hakkının önündeki engeller direncimizi kıramayacak kamusal alan adındaki korkuşlu rüya ülkenin bütün topraklarına karabulutlar gibi çökmüş olsa da başörtümüze sahip çıkma mücadelemiz asla engellenemez. Başörtüsünü yasaklama çalışmaları olanca şiddetiyle devam ederken TBMM’deki çoğunluğuna rağmen AK Parti hükümeti eli kolu bağlı oturamaz. Başörtülü öğrenim ve çalışma hakkının önündeki yasakların kaldırılması sorumluluğu AK Parti hükümetinin omuzlarındadır. Bu sorumluluğu halka ve STK’ların omuzlarına bırakıp bir kenara çek,ilme lüksü düşünülemez. Verilen sözle yerine getirilememiştir.Beklentiler hala devam etmektedir. İnsan olmak, insanca yaşamak için karnını doyurabiliyor o0lmak yeterli değildir. İnsan ancal aklın ve vicdanın hürriyetine kavuşmasıyla ifade ve yaşamanın özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kalkmasıyla insan olmanın tadına varabilir. Başörtümüz özgürleşmedikçe ne aşımız lezzetli ne de işimiz bereketli olacaktır. Önce aş, önce iş söylemi özgürlük ve temel haklar mücadelesinden kaçmanın, sıyrılmanın bahanesi olamaz.