Bu ülkede sıradan insanlar olarak sıradan bir gün yaşamak çok zor görünüyor. Gün geçmiyor ki sarsıcı gündemlere uyanmayalım. Herkesin sınıfsal, sosyal, dini ve etnik kimliğiyle özgür olduğu, adil ve kardeşçe bir toplumsal durumu özlüyor ve istiyoruz. Ancak devletin sahibi olduğunu düşünen ve halkı sadece az gelişmiş barbarlar topluluğu olarak gören toplum mühendisleri buna izin vermiyor. Kendi halkının kimlikleri ve değerleriyle savaşım içerisinde olan bu imtiyazlı azınlık, her gün yeni savaş senaryoları ve taktikleri geliştirmeye devam ediyor. Danıştay'ın darbe artığı "katsayı" uygulaması konusunda verdiği karar, bunun güncel somut bir göstergesidir. Bugün burada, sayıları milyonla ifade edilebilecek genclerin, eşit ve özgür eğitim hakkını yok sayan Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını protesto etmek için toplandık. Evet Danıştay, yürütmeyi durdurdu. Ancak özgürlük talebimizi durduramayacak. Özgürlük yürüyüşümüzü durduramayacaklar.
Danıştay'ın "katsayı" darbesinin hikayesi ve mahiyeti nedir ? Anlatalım : "<!--?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /-->
sayısının mucidi Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, "Kararı Danıştay iptal edebilir" dedi. Bu açıklamadan sonra kamuoyunda darbeye ve darbecilere yandaş olduğu söylenen İstanbul Barosu yönetimi YÖK'ün üniversiteye girişte "katsayı" farkını kaldıran kararının iptali istemiyle bir dava açtı. Bu davada, Danıştay 8. Dairesi, 25 Kasım 2009 tarihinde, YÖK'ün üniversiteye girişte "katsayı" farkını kaldıran kararının yürütmesini oy birliği ile durdurdu.
Danıştay, yükseköğretime girişte katsayı uygulamasına son veren Yüksek Öğretim Kurulu kararının yürütmesini, kanunun lafzı açısından bakıldığında "söz konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağı ve açıkça hukuka aykırılık bulunduğu" prensibine dayandırmıştır. Danıştay'ın kararındaki esasa dönük gerekçe ise kısaca ; farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmesinin Anayasal eşitliğe aykırı olduğu ve Yüksek Öğretim Kanununun 45. maddesinin mevcut katsayı düzenlemesini kaldırmaya imkan vermediği şeklindedir.
Merak ediyoruz ve soruyoruz: Telafisi güç ve imkansız zarar nedir? Eşitler arası eşitlik nedir ? Mutlak eşitlik neden kabul edilemez ? Katsayı uygulamasının kalkması ile İstanbul barosu'nun hangi menfaati ihlal edilmiştir ? Farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilemez oluşu, "halk plajlara akın etti vatandaş denize giremiyor" buluşundan mı mülhemdir ?
Danıştay 8. Dairesi, 2005 ve 2009 yıllarında, katsayı uygulamasının iptali için açılmış davalarda "Katsayı düzenlemesi YÖK'ün yetkisindedir" kararını vermiş ve bu davaları reddetmiştir. Aynı Danıştay dairesi şimdi, YÖK'ün "katsayı" uygulamasını kaldıran mevcut kararının yürütmesini ise adeta YÖK'ün yetkili olmadığı tespitiyle durdurmuştur. Merakla soruyoruz : Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu !
Hepimiz biliyoruz ki "katsayı" konusunda yaşanmakta olan sorunlar bugünün değil, 28 Şubat darbe sürecinin eseridir. 28 Şubat konseptiyle gelişen ve bir kast sistemi üreten "katsayı" darbesinin mimarı da 28 Şubat'ın şahin isimlerinden Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir'dir.
Çevik BİR, YÖK'e gönderdiği 14 Temmuz 1998 tarih ve 10306 sayılı yazıda : "Yüksek Öğretim Kurumları'na öğrenci seçiminde etkili olan Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) uygulamasının irticai gruplarca istismar edildiği öğrenilmiştir. 2547 Sayılı Kanun'un değiştirilerek 1999 yılı ve takip eden yıllar için Ortaöğretim Başarı Puanı uygulaması kaldırılmalı" , "...ayarlama yetkisinin kullanılarak katsayıların minimize edilmesi..." talimatını vermişti.
Şimdinin Ergenekon davası sanığı olan Kemal GÜRÜZ'ün başkanlığını yaptığı Yüksek Öğretim Kurulu, 30 Temmuz 1998 tarihinde paşasının yüksek emirleri gereği irticai gruplara karşı "katsayı" emrini derhal karara bağlayarak tatbikata başladı. "Katsayı" konusunda, 8. Dairenin verdiği karara karşı, kamuoyunda oluşan tepkileri, "mahkemelerin bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü"nden dem vurarak savuşturmaya çalışan Danıştay Başkanı Mustafa BİRDEN'in bu konudaki düşüncelerini de almak isteriz.
Açıkça söyleyelim ve adını koyalım : 28 Şubat darbe sürecinde ihdas edilen "katsayı" uygulamasına ilişkin YÖK kararı, imam hatip liselerini bitirmek, İslam'ı ve İslam'ın toplumsal tezahürlerini bastırmaya yönelik bir "irticayla mücadele eylem planı"nın eseridir. Fakat ne acıdır ki hukuk tekniği düzenleyici işlemin genel olmasını zorunlu kıldığından "katsayı" zulmü, uygulamanın doğrudan hedefi onbinlerce imam hatip lisesi öğrencisinin yanında yüzbinlerce meslek liseliyi de mağdur etmiştir ve etmektedir.
Son olarak bazı basın ve yayın organlarına yansıyan haberlere göre ise Genel Kurmay İstihbarat Başkanlığı bünyesinde yapılan bir çalışma kapsamında hazırlanan 21.08.2009 tarihli raporda : "katsayı uygulamasını kaldıran YÖK'ün yeni düzenlemesiyle, muhafazakar yaşam tarzını benimseyenlerin kamusal alanda varlığını genişletmesi hedeflendiği" ve "Düzenlemenin iptali istemiyle açılan davanın ve gelişmelerin takip edilmesinin uygun olacağı..." değerlendirmesi yapılmıştır. Danıştay 8. Dairesinin verdiği kararın maksadını ve gerekçesini bu arka plan bilgisiyle daha iyi anlamış bulunmaktayız.
Danıştay 8. Dairesi verdiği kararla hukukilik değil yerindelik denetimi yapmıştır. Bir diğer deyişle, kendisini yürütmenin yerine koymuş, eğitim ve öğretim işlerine de el atmıştır. Danıştay 8. Dairesi, eşitlik, özgürlük, vicdan ve adalet duygusunu hiçe sayarak oy birliği ile verdiği bu kararla, ihsas-ı rey yapmıştır, bununla da yetinmemiş, adeta adaletsizliğin ve eşitsizliğin savunucusu olmuştur. Bu aşamadan sonra Danıştay'ın "katsayı" konusunda vereceği karar bellidir. Bu nedenle, Danıştay 8. Dairesinin "nev-i şahsına münhasır" hukukunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz.
Neyse ki bu sayede, toplum olarak birer eğitim uzmanı olan Çevik BİR'in ve Genelkurmay'ın darbe "katsayısı" ile Danıştay 8. Dairesinin darbe "katsayısı"" arasındaki geçişkenlik düzeyini de öğrenmiş olduk. Belirttiğimiz manzara karşısında en doğru çözüm herhalde Danıştay 8. Dairesi ve Yüksek Öğretim Kurulu'nun Genel Kurmay Başkanlığı'na bağlanması olacaktır.
Adaleti tevzi eden bazı yargı kurumları ve güvenlikten sorumlu askeri bürokrasinin başındakiler, insan haklarını, adaleti, hukuku, halkı ve halkın değerlerini hiçe sayan, darbe artığı olduğu izlenimi veren tutumlar ve kararlar alma konusunda dayanışma içindeler. Bu suça iştirakte karar ve eylem birliği içindeler. Yaşanan bu hukuk komedisinden bir beklentimiz yok. Toplumun hukukuna kastedenleri İlahi adalete ve insanlığın vicdan mahkemesine havale ediyoruz.
Bu aşamada, doğrudan muhatabımız ise sadece parlamentodur. Adalet ve özgürlük platformu olarak parlamentodan talebimiz ; 8. Dairenin diline doladığı YÖK kanununun 45. maddesini, "katsayı" uygulamasını mutlak surette kaldıracak, mutlak eşitliği ve adaleti tesis edecek bir şekilde aciliyetle değiştirmesidir. Parlamento, bürokratik oligarşinin değil, halkın vekili olduğunu unutmamalıdır.
ADALET VE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU
Aksiyoner Hukukçular Derneği (AHUD ) , Çağrı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ÇAĞRI-DER), Hayat Çevre ve Dayanışma Derneği (HAYAT-DER) , İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği (İMHAD) , İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) , İnsani Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (İNSAN-DER) , Karşıyaka İmam Hatip Mezunları Derneği (KİMDER) , İzmir İnsani Yardımlaşma Derneği (İZ-DER) , Memur Sendikaları Konfederasyonu (MEMURSEN) , Özgün Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (ÖZGÜN-DER) , Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER) , Tire İmam Hatip Mezunları Derneği (TİMDER)