Basın Açıklamaları

Cüneyt Sarıyaşar: "Adil Şahitlik Hukukumuzu Korumak Ahlaki Bir Sorumluluktur"

Cüneyt Sarıyaşar: "Adil Şahitlik Hukukumuzu Korumak Ahlaki Bir Sorumluluktur"

MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar'ın 28 Aralık 2014 tarihinde gerçekleştirilen geleneksel MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesi'nde yaptığı açılış konuşmasının tam metni.

MAZLUMDER; 1991 yılında o güne kadar tevhidi hassasiyete sahipliğini yaşamının öncülü kılmış bir camianın içinden sorumluluk almış, İslam düşünce havzasından imbiklenen “kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana” anonim şiarıyla yola çıkan ‘Erdemliler İttifakı’ bir topluluğun, insan hakları alanında yaptığı okumayla “mazluma kimliğini sormadan” yürüdüğü mücadele mektebinin adıdır.

İnsan hakları alanı, hayatımıza 7/24 hükmeden ve ürettiğimiz her 3 TL’nin 2 TL’sini cebren direk ve dolaylı vergilerle alan devlet aygıtına karşı, daha doğru ifadeyle devlet gücünü elinde tutanların bu gücü kötüye kullanmalarına karşı, birey ve toplumun hakları için sivil bir mücadele alanıdır. Bu yönüyle hem sanayi toplumunun türevi modern bir alan hem de gücü elinde tutanlara karşı olmasıyla zorlu bir alandır. 

İslami birikim ile başlayan bu mücadele bugün geldiği noktada çeyrek asırlık MAZLUMDER tecrübesi olarak; temelde “kul hakkı” anlayışı türevinden ve “kula kulluk” ile mücadele birikiminden hareketle bu alana doğru bir okuma ve pratiğin içinde insan hakları anlayışını “adalet” eksenli ve “ahlakilik” prensibi ile geliştirmiş bir mekteptir. 

Bu mektepten geçenlerin mücadelesi “İnsan Hakları Mücadelemiz Kula kulluğa Karşı Bir Duruştur” ifadesinin açık bir timsali olmuştur.

Bu mektebin şiarı nasıl anonim bir kazanımla olmuşsa temel karakteristiği de ilk kuruluşundaki ‘Erdemliler İttifakı’ ile kazandığı “ortaklaşma ve istişarîlik” ilkesi olmuştur.

Ortaklaşmanın sonuçlarından ve bu alanda ‘ifade hürriyeti’ni savunan bir oluşumun temel karakteristiğinden hareketle istişaresi zengin, hararetli ve engelsiz olduğu için de “bereketli” bir mekteptir. 

İlk kuruluşundan itibaren yirmi üç yıl boyunca hep zorlu alanlarda ve toplumun en can yakıcı problemleriyle bu camianın vicdanı olmanın ağırlığını taşımış, öncü olmanın “anlaşılamama” problemlerini temel hassasiyeti ‘adil şahitliği’ni zedelemeden göğüslemiştir.

Yıllara geri döndüğümüzdeki öncülük, öngörüşlülük, ilklerin ve zaman içinde de onurlu bir haklılığın anonim birikimi bu geniş ve zengin istişarelerin ‘bereketi’dir.

Tüm bunları ne kurumsal ne bireysel olarak şahsileştirmeden, emek veren herkesin ve temelde içinden çıktığı camianın bir birikimi olarak görmüş ve onurla taşımıştır. 

Tek bir cemaat, grup birlikteliği kolaylığının dışında pek çok farklı grup ve cemaat öğretisiyle yetişmiş farklı yaklaşımlara sahip insanlardan oluşan, çok sesliliği ilke edinmiş zorlu bir alanda iktidar erkine karşı sivil bir irade olarak “murakabe” sorumluluğunu yüklenmiş başka hangi kurumumuz vardır ve on yıllardır bu vasıflarını muhafaza etmiştir. Üzülerek ve onurla hatırlatalım ki; HİÇ!

Sırça köşkünde Rahman’ın verdiği belagat emanetini kalemşörlükleriyle ortaya dökenlerin veciz sözleri olabilir ama altına ellerini sürdükleri bir taş olmuş mudur? İmecesiz kalkmayacak denli büyük olup insanlığın-ümmetin yolunu tıkayan, ona da bakmak lazım. Sözlerin sihrine kapılmadan ardındaki emeği gözlemek gerek. 

Emek vermeyenlerin karşıdan bakıp iç müzakere zenginliğine ve hararetine vakıf olunca bunlara “ayrılık”, “çatlak”, “kırılma” gibi sansasyonel ifadeler eşliğinde “mal bulmuş” olmaklığın dayanılmaz hafifliği ile edinemedikleri “gündem olma” şehvetine yenik düşme pahasına sarılmaları beyhude ve ibretliktir.

Her kurumda olabilecek ama MAZLUMDER de illaki olması gereken ortaklaşma ilkesinin ihlal edildiği zamanlarda istişarenin gereğinin de eksildiği aşikârdır. MAZLUMDER eksiğinden ve yanlışından dönmeyi “Hayr” bilmiş ‘kasılmamış’ bunu da tarihine yazmış bir kurumdur. On yıllardır nöbeti devralan onlarca yöneticisiyle fedakârca emek veren binlerce üye ve gönüllüsünün hukukunu gözetirken içinde olduğu camianın vicdanı olmanın sorumluluğunun da bilincinde olmuştur. 

İlmek ilmek vicdan dokuyan, gıdım gıdım salih amelin yüküyle damla damla ter akıtan binlerin fedakârlıklarının ortaklaştığı MAZLUMDER gibi bir kurum hakkında toptancı cümle kuranlar yakın tarihte defalarca olduğu gibi mahcup ve olabilirlerse de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olacaklardır.

Yeri geldi bu kuruma “Kürtçü” dendi ama hiçbir zaman ulusalcı bir sapmaya meyletmedi ama zamanı gelince herkes ‘MAZLUMDER bu konuda “Forum” bile yapmıştı’ ya sığındı.

“Dinci” dendi ama İslami hassasiyetlerini hiçbir zaman terk etmeden başka dinlilere veya dinsizlere yapılan haksızlıklara eyvallah etmedi, ‘hak’larını hep gözetti. Hak’ın hatırını hep âli(üstün) bildi.

Tüm bunlardan dolayı nice mütecaviz ve sorumsuz saldırılar yalan ve uydurmalarla destekli; bilmeden, fehmetmeden, araştırıp öğrenmeden, cepheleşip ‘toptancı hallerle’ saldırmaktan öte meziyeti olmayan, “hakikat” peşinde olmayıp “hiddet” peşinden sürüklenen ‘holigan meşreplilikle’ melül kişi veya güruhlar hep gelir ve geçer. 

Bilvesile hep deriz ki “Bu da geçer ya Hû”…

Bunların rüzgârı ancak MAZLUMDER gibi kurumların köklerini gövde ve dallarını güçlendirir. Biliriz ki “İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgâr ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlar da o kadar sağlam olur. Sert rüzgârlar ise yüksek dağlarda eser”…

MAZLUMDER çağımız İslami birikiminin Türkiye tecrübesinde yeşeren gelecek nesillere emanet edeceğimiz tefekkür ve salih amel (düşünce ve eylem pratiğin)in örnekliği olarak, genç ormanlarımızda olmasını arzuladığımız altına sığınılacak çınar olmaya devam edecektir.

MAZLUMDER daha önce de operasyonel olan vesayete alma çabalarına bu kolektif bilinci ve sorumluluğu ile göğüs germiş, vesvese ve yıpratmalardan içinden yeşerdiği bu geniş camianın sahiplenmesiyle güçlü bir çıkışla ‘fısıldayanların’ heveslerini kursakta bırakmıştır.

Bu defa da bu hevesler yine “kollektif bilincimizi” harekete geçirmiş olup ortaklaşmanın hassasiyeti ile kamuoyuna bazı düzeltmeleri tekraren ve teyiden arz ediyoruz;

MAZLUMDER’in hiçbir şubesi;
• İslami hassasiyetlerden ayrılmış ve Müslüman camianın dışında bir tabana sahip değildir. Sempatizanlarının çeşitliliği ise adil duruşuna ‘şahitlikleri’dir.
• İnsan Hakları alanında İslami tefekkürle okuma yapan “Kimliğinden Sıyrılmadan İnsan Hakları” mücadelesi veren bir kurumdur. Sekülerlik üzerinden yapılan tüm yakıştırmalar açık iftira ve vebal barındıran talihsiz ve yakışıksız beyanlardır.
• Türkiye bütününde ve/veya Türkiye Kürdistan’ı coğrafyasında merkezi ve/veya yerel güç odaklarıyla, iktidar, siyasi parti, legal illegal vesayetçi yapılar ve benzeri oluşumlarla hiçbir bağı yoktur, olmamıştır ve ontolojik olarak da olamaz.
• Irka dayalı bir ayrımcı yaklaşım içinde ve hele mazlumlara bigâne zinhar olamazlar, olmamışlardır. 

Ayrıca gerek ülke genelinde gerekse de bölgede şube yöneticilerimiz bağımsız ve direngin bir “adil duruş”tan dolayı da söz konusu legal, illegal yapılanmaların baskı ve riski altında görev yapmaktadırlar. Buna rağmen “El-emin” olmanın yükünü onurla taşımakta, gereğini yapmaktadırlar. (Allah onlardan razı olsun)

Bu ve benzeri itham ve iftiralar ilk defa yapılmadığı gibi belli merkezlerin üflemesiyle ortamda gezdiği malumumuz olup tamamı kamuoyuna açık Genel Merkezimiz ve şubelerimiz web sitelerinden bakıldığında hilafı hakikat iddialar olduğu çok basit şekilde görülecektir.

Bunları oluşturanların bir algı yönetimiyle aslında toplumda zorlu, özellikle de “cepheleşilen” konularda MAZLUMDER’den taraflılık beklentileri hep boşta kalacaktır.

MAZLUMDER hakem rolünü ve adil şahitliğini hep önceleyecek baskı ve tehditlerle vesayetlere eğilmeyecektir.

MAZLUMDER ilgilendiği zorlu konulardaki ifade, dil ve beyanlarında kastı dışında bir algı oluşturduğu veya böyle bir algı oluşturulduğu zamanlarda “duruşunu” ifade eden açıklayıcı beyanlarını yapmıştır ve yapmaya devam edecektir.

MAZLUMDER beşeri zaaflardan azade ve layüs’el bir kurum ve topluluk değildir. Murakabeye açık ve bu konuda hiçbir kompleksi olmayan, özeleştirilerini Genel Merkez ve il yönetim kurulları, ‘Üye Şura’ları ve kongrelerinde açıklıkla yapan bir kurumdur. 

Tüm bunlara rağmen toplumda bazı kişilerin muhataplarının aynıyla cevap imkânının olmadığı sanal mecralarda yukarda bahsi geçen konularda asılsız iddialarına devam etmesi ve kamuya açık haksız ve hakaret dolu beyanları “ahlaki, İslami ve insani” yaklaşımla değerlendirilemeyecek bir talihsizliktir.

Bu tavırla malul kardeşlerimiz, kişi ve kuruluşlar, kurum ve toplumumuzdan ve de kamuoyundan özür, suçladıkları adı geçen şahıslardan da “helallik” dilemelidirler.

Ey iman edenler; Adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adil olun! O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
(Kur’an-ı Kerim_5/8)

Onlar öyle kişilerdir ki halk, kendilerine ‘insanlar aleyhinizde toplandı, korkun onlardan’ dedi de bu söz, onların inancını arttırdı ve Allah bize yeter, ne de güzel vekildir O dediler.
( Kur’an-ı Kerim_3/173)

Cüneyt Sarıyaşar
MAZLUMDER İstanbul Şubesi
11. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı