Karşı oy yazısında Haşim Kılıç'ın da vurguladığı gibi, 1982 Anayasası 148.maddesi ve buna göre verilmiş Anayasa Mahkemesi kararları ortada iken, meclisin anayasa değişikliklerini,Anayasa Mahkemesinin ancak usulden inceleme yetkisi olmasına rağmen, Mahkeme bu kararı ile 148.maddeye ek yaparak, şekil şartı koymuş ve yetkisini aşmıştır. Halbuki Anayasa Mahkemesi, anayasal sınırları aşarak denetim yaparsa, denetlenen otoriteden farkı kalmaz.
Yaklaşık 20-30 yıldan beri devam eden ve halkın %70 ini aşkın kahir ekseriyetinin yasağın kalkması konusunda uzlaştığı bir konuda, hala Anayasa Mahkemesinin "başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açtığı" hususundan bahsetmesini anlamak mümkün değildir. Bu uzun süreç içinde, somut verilerle çalışması gereken Sayın Mahkeme, "hak ihlali ve kamu düzeninin bozulması " konusunda hangi somut olayları, tespit etmiştir ki, buna dayanarak evham ve hayali korkularla, binlerce gencin temel bir hakkını sınırlandırma yetkisini kendisinde bulabilmiştir. Hayali ihtimaller ile temel haklar sınırlanabilir mi? Bu mantığa göre başı örtülü olmayanlar da, bu halleri ile başka bir yaşam tarzını temsil etmektedirler ve dindar vatandaşlar için baskı unsuru oluşturuyorlar denilebilir. Demokrasi çoğulculuk ve tahammül rejimidir, kendisinden farklı olanı ötekileştirme ve silikleştirme rejimi değildir. Olasılıklar ile temel haklara ilişkin kısıtlama yapılması ve eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez bir durumdur.
Gerekçe kendi içinde çelişkilerle doludur. Bir yerde laikliği din özgürlüğünü koruyan anlayış olarak işaret ederken bir başka yerinde dini amaçla giyilen giysilerin baskı unsuru olduğunu beyan edip, laiklik insanca yaşama yöntemidir diyor. Kısmi özgürlük getiren yasa teklifini bile dayatma diye nitelerken yıllardır devam eden yasakçılık dayatmasını ve toplumun mağduriyetini görmüyor. Yasama yargının üzerinde olamaz derken yargının yasama üzerinde olduğunu ilan ediyor. Esastan inceleyemeyeceği bir yasayı 148. maddeye eklenti yaparak anayasayı çiğniyor. Gerekçe, yasa teklifinin eşitliğe değil eşitsizliğe hizmet ettiğini söyleyerek bir hukuk garabeti daha sergiliyor.
Kamusal alan, devletin kaskatı ideolojisi ile hakim olduğu ve bütün çeşitliliği sildiği bir alan olamaz. Bilakis, uygar toplumlarda, kamusal alan, kamunun göründüğü, toplumun tüm çeşitliliği ile görünürlük kazandığı alandır. Toplumun kullandığı alanlarda, insanların hangi kıyafet ile bulunacaklarını da uygar toplumlarda kanun değil, bireylerin , gelenek, görenek, kültür ve inançları belirler. Kanun perdesi altında insanların kılık kıyafetlerine dokunmak, baskıcı, çağdışı anlayışların ürünü olabilir.
Dünyadaki, özgürlüklerin önünün açıldığı genel gidişin ve Türkiyedeki toplum ufkunun çok gerisinde kalan, Anayasa Mahkemesinin başörtüsü ile ilgili düzenlemeyi iptal konusundaki kararı, hukuk tarihine ibretle geçecek bir karardır. Yetki aşımını içinde taşıyan, meclisin yetkilerini gasbeden, olasılıklar ile temel hakları kısıtlayan, hukuk dışı, keyfi bir karardır.
Bu sebeple, bir an önce siyasi iktidarın bu hukuk dışı duruma müdahale ederek, darbe ürünü 1982 anayasasını rafa kaldırarak, bütün toplum katmanlarının, ortak paydasında buluşabilecekleri, özgürlükçü ve özgürlükleri teminat altına alan, "ama" ları olmayan bir sivil anayasayı yaparak, Türkiyede özgürlüklerin ve toplumsal barışın önünü açmasını istiyoruz.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz
MAZLUMDER KocaeliŞubeYönetimKuruluÜyesi
Meryem SUNGUR