Şırnak Valiliği, Cizre ilçesinde 4 Eylül 2015 günü saat 20.00’dan geçerli olmak üzere süresiz bir sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Sokağa çıkma yasağından sonra Cizre’nin dışarısıyla neredeyse bütün bağlantısı kesilmiş ve Cizre’de yaşananlar hakkında kaygı verici iddialar gündeme gelmiştir.
Bu iddialar karşısında sorumluluk ve duyarlılıklarımızın gereği olarak, Cizre’de yaşananları yerinde gözlemlemek ve raporlamak amacıyla yasağın 5. günü olan 8 Eylül 2015’de İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) üyelerinden oluşan heyetle Cizre’ye gittik.
Şırnak Valiliğine bir yazıyla heyetimizin bileşimi ve gezinin amacı hakkında ayrıntılı bilgilendirme yapılmış olmasına rağmen heyetimiz önce Nusaybin’de, akabinde de Cizre’ye yaklaşık 15 km kala güvenlik güçlerinin çeşitli noktalarda oluşturduğu barikatlarda saatlerce beklemek zorunda bırakıldı. Heyetimiz, durdurulduğu her noktada güvenlik görevlileri aracılığı ile yetkililerle, bilhassa da Şırnak Valisi ile temas kurmaya çalıştı. Ancak hiçbir yetkili ile görüşme imkânı bulamadı. Yerine göre diyalog ve ikna yoluyla, yerine göre tali yolları kullanarak bu barikatları aşan heyetimiz nihayet saat 16.00 sularında Cizre’ye en yakın noktaya ulaşabildi. Burada da güvenlik güçlerinin katı ve uzlaşmaz tutumu ile karşı karşıya kalan heyetimiz saatler süren çabalarına karşın giriş izni alamadığı için geri dönmek zorunda kaldı.
Heyetimizin durdurulduğu noktalarda yaptığı gözlemler ve Cizre’ye girmek üzere bekleyenlerle görüşmeleri sonucunda; şehrin girişindeki polis araçlarının plakasız olduğunu, Cizre’de sağlık hizmetlerinin verilemediğini, şehrin bazı noktalarında devlet güçleri ve PKK mensupları arasında çatışmaların yaşandığını, çatışmalardan kaynaklı olsun olmasın ölen kişilerin defnedilemediğini, çatışmalarda yaşamını yitiren sivil bir çocuğun cenazesinin defnedilemediği için 14 saat derin dondurucuda bekletildiğini, bazı mahallelerde hendeklerin kazılmış olduğunu, elektrik trafoları ve su depoları patladığı ya da patlatıldığı için şehre elektrik ve su hizmetinin ihtiyacı karşılayacak ölçüde elektrik ve su verilemediğini, çöplerin toplanmadığı için salgın hastalık riskinin arttığını, sağlık hizmeti verilemediği için yüksek ateş şikayeti olan bebeklerin durumunun kötüye gittiğini ve bir bebeğin bu şikayetten kaynaklı yaşamını yitirdiğini, şehirdeki insanların gıda ihtiyacının karşılanmadığını ve gıda stokları tükenme noktasında olduğu için durumun insani kriz noktasına yaklaşmakta olduğunu tespit etmiştir.
Görevi izleyerek, gözleyerek, belgeleyip rapor ederek insan hakkı ihlallerini önlemek olan bir heyete hiçbir şekilde izin verilmemesi kabul edilemez bir durumdur. Yönetim şeffaflığının olduğu demokrasilerde böylesi süreçlerde insan haklarına saygının korunabilmesi için insan hakları örgütlerinin oluşturduğu gözlem heyetleri çok önemli işlevler üstlenir ve görevlerini yapabilmeleri için her türlü idari ve pratik kolaylıklar sağlanır. Evrensel normların böyle olmasına karşın heyetimizin Cizre’ye girişinin engellenmesi hem şeffaf yönetim anlayışıyla hem de demokrasiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. İster istemez aklımıza Cizre’de heyetimizce görülmesi hiçbir şekilde istenmeyen çok ağır insan hakkı ihlalleri yaşandığı, bunların gözlerden uzak tutulmaya çalışıldığı düşüncesi gelmektedir. Bu da kaygılarımızı fazlasıyla arttırmaktadır.
Cizre’deki sokağa çıkma yasağının 8. gününde HDP milletvekillerinin iddiasına göre çatışmalardan kaynaklı olarak 13 sivil yaşamını yitirmiş, 20 kişi de yaralanmıştır. Bu iddialar vahimdir ve Cizre’nin 8 gündür dünya ile bağlantısı kesilmiş olduğu göz önüne alındığında bu vahamet artmaktadır. Dolayısıyla bu iddiların bağımsız heyet tarafından raporlanması elzemdir.
Öte yandan çatışmalı döneme geri dönülmesi ile beraber PKK’nin çatışmaları şehir merkezine taşımış olmasının sivil can kayıplarının yaşanmasına olan etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiği gibi refleksif ve meseleye güvenlik eksenli yaklaşan klasik devlet anlayışının 90’lı yıllardaki tezahürünün bir benzerinin neredeyse aynı korkunçlukla ortaya çıkmasına da neden olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla söz konusu sivil ölümleri nedeniyle PKK de sorumludur. Bu itibarla PKK’nin bu hareket tarzının sebep olduğu sonuçlar itibariyle tarafımızdan kabulünün mümkün olmadığını belirtmek isteriz.
MAZLUMDER olarak; Cizre’de şehir merkezinde sürdüğü iddia edilen ve halkın günlük yaşantısını aksatmakla kalmayıp bir insanî krize sebep olma potansiyeli taşıyan çatışmaların taraflarca derhal durdurulmasını, PKK’nin çatışmaları sivil alandan uzaklaştırmasını ve tarafların çatışmasızlık haline geri dönmesini, yaşananların bağımsız bir gözlemci heyet tarafından raporlanmasının sağlanmasını, çatışmalarda yaşamını yitirenlerin ölümlerine neden olan ateşli silah kalıntıları hakkında balistik inceleme ve adli tıp raporlarının paylaşılmasını, görevini ihmal eden ve kötüye kullanan yetkililer ile kolluk güçleri hakkında etkin ve adil bir soruşturma başlatılmasını talep ediyoruz.
MAZLUMDER Çatışma İzleme ve Çözüm Grubu