Basın Açıklamaları

Çin, doğu türkistan'daki katliamı ve her türlü hukuksuzluğu derhal durdurmalıdır !

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşanan olaylar üzerine, MAZLUMDER Genel başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL Çin büyükelçiliği önünde aşağıdaki basın açıklamasını yapmıştır.

ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ KATLİAMI ve HER TÜRLÜ HUKUKSUZLUĞU DERHAL DURDURMALIDIR !

Çin'in Guang Dong Eyaleti'nin Şao Güan şehrinde 26.06.2009 tarihinde Çinli işçilerle Doğu Türkistanlı işçiler arasında çıkan çatışmanın ardından olayları protesto etmek amacıyla Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi şehrinde gösteriler düzenlenmiştir.

5 Temmuz 2009 akşamı yapılan gösteriler esnasında, hükumet güçlerinin sivil göstericilere silahla karşılık vermesi sonucu kanlı olaylar meydana gelmiştir. Resmi makamlar 140, bağımsız kaynaklar ise 1500 civarında sivilin öldüğünü ve yüzlercesinin de yaralandığını bildirmektedir.

Türkiye'nin yaklaşık 2,5 katı büyüklüğünde olan ile Asya'nın merkezinde yer alan, 35 milyon civarında Müslüman'ın yaşadığı Doğu Türkistan, 1876 Yılından beri Mancur ve Komünist gibi çeşitli isimler altındaki Çin'in işgali altında ezile gelmektedir. Tarihi adı Şarki Türkistan olan bölgenin adı, işgal sonrasında, Çince'deki anlamı "yeni fethedilmiş topraklar" demek olan Sincan ismiyle değiştirilmiştir. Ve esasen bu bölgeyi tarihi ismi olan Doğu Türkistan olarak değil de Sincan ismiyle anmak demek, işgale taraf bir politik tutum almak, bölgeye İmparatorluk Çin'in baktığı gibi bakmak demektir; tıpkı Komünist Çin'in yaptığı gibi. Devletlerin işleri, coğrafyalara yeni adlar bulmak değil adalet ve hizmet getirmek olmalıdır. Doğu Türkistan'da o günden bugüne yaşananlar, bir işgalin işgalciye sunduğu gayri insani bütün hukuksuzluk imkan ve fırsatlarının, işgale uğrayanlar üzerinde cömertçe ve pervasızca uygulandığı ibret sahneleri ile doludur: İşgalin ilk önceliği, bölgenin demografik yapısını alt üst etmek olmuştur. Bunun için bir taraftan çalıştırılmak ve sudan sebeplerle cezalandırılmak amacıyla Uygurlar bölge dışına sürülürken diğer taraftan da kitleler halinde bölgeye Çinli nüfus pompalanmıştır. Bu politikaların doğal sonucu olarak önemli miktardaki Uygur nüfusu ülkeyi terk ederek dünyanın en büyük diasporalarından birini oluşturmak durumunda kalmıştır. Komünist dönemde uygulanan zorunlu kürtaj ve yasal sayıdan fazla doğurulan çocukların nüfusa kaydedilmemesi, yetkililere, bölgede Çinli nüfus ile Uygurların nüfuslarını neredeyse birbirine yakın gösterebilecekleri bir istatistiki hile imkanı sunmaktadır. Uygurlar, eğitim ve sağlık konularında ve ekonomik imkanlar bakımından, bölgeye göç ettirilen Çinlilerin çok gerisindedirler. Din eğitimi yasak şartlarda devam ettirilmektedir. Camilere 18 yaşın altındakilerin, kadınların, memurların, Parti üyelerinin girmeleri resmen yasaktır. Nükleer denemeler Uygurların yaşadıkları yerlerde gerçekleştirildiği için radyasyona bağlı komplikasyonlar adeta bir etnik imhaya dönüşmektedir.

Bütün bu olup bitenlere topluca bakıldığında, yani;

# zorunlu göç ettirilme ve bölgeye Çinli nüfus ithali,

# kültürel ve dini yasaklar ve kısıtlar,

# eğitim, ekonomi ve sağlıkta dezavantajlılık,

# zorunlu kürtaj

# nüfusa kaydetmeme suretiyle vatandaşlık hakkından mahrumiyet,

# barışçı gösterilerin yargısız infaz fırsatlarına dönüştürülmesi,

# keyfi gözaltılar ile seri ve adil olmayan yargı süreçleri sonunda idamlar,

# ve en vahimi, nükleer denemelerin bölgede sürdürülme inandı,

evrensel insani hukuk açısından "etnik temizlik" olarak nitelendirilmeyi hak edecek kadar vahim bir durumun, tüm dünyanın tepkisizliği altında Doğu Türkistan'da yaşanmakta olduğunu görmekteyiz.

Hiç kuşkusuz, insanlığa karşı böylesi cürümleri işlerken Çin'in en büyük suç ortağı, bir köleden farksız koşullarda çalıştırılan ve ahlaksızca sömürülen Uygur veya Çinli ucuz işgücünün yarattığı ürünleri bitmeyen hırs ve çıkarcı sessizliğiyle tüketen kapitalist dünyanın ta kendisidir.

5 Temmuz akşamı yaşanan katliamı iki işçi grubu arasındaki basit bir çatışmaya indirgemek dünya kamuoyunu yanılmaktan başka bir şey değildir. Çin hükümetinin yaşanan katliamı iki etnik grup arasındaki sokak çatışmaları olarak göstermeye çalışmasını; bölgeye dönük politikalarını İmparatorluk Çin'inden devralan ve aynıyla devam ettiren komünist Çin'in, tarih mahkemesi önünden kaçma gayretkeşliği olarak değerlendiriyoruz. Çin hükümeti her ne kadar gerçekleri gizlemeye çalışsa da göstericileri protesto eylemlerine sevk eden sebep, 100 yılı aşkın bir süredir maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler ve en temel hak ve özgürlüklerinin despotça ihlal edilmesinden başka bir şey değildir.

Çin hükümeti despot uygulamalardan ve temel insan hakları ihlallerinden derhal vazgeçmelidir. Müslüman Uygurların insanca yaşam haklarına saygı göstermelidir. Ayrıca son olayları dünyanın gözü önünden kaçırmak için katı bir şekilde engellediği iletişim hakkını, evrensel hukuka uygun olarak hem Doğu Türkistan halkına hem de uluslar arası tüm kuruluşlara tanımalıdır.

MAZLUMDER olarak, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm ülkeleri, her türlü kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütlerini ve insan haklarına duyarlı vicdan sahibi insanları Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı bu vahşete karşı tavır almaya, tepki vermeye davet ediyoruz.

MAZLUMDER olarak, 23 Aralık 1998 tarihinde çıkarılan 36 sayılı başbakanlık genelgesi ile Doğu Türkistan'la ilgili insani yardım faaliyetlerinin engellenmiş olmasını, "ahlakın ve hukukun reel politiğe kurban edilmesi" olarak değerlendiriyoruz ve hükümet yetkililerinden bu sürece son vermelerini istiyoruz.

MAZLUMDER olarak, Doğu Türkistan'da dünyanın gözleri önünde cereyan eden bu kanlı olayı ve her türlü insan hakları ihlallerini takip etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyururuz.

Ahmet Faruk ÜNSAL

MAZLUMDER Genel Başkanı