'Sözde belge' ve asimetrik gerilim
Ankara gergin bir haftaya giriyor. Aslında gerginliği geçen haftadan hatta bir önceki haftadan devraldı. Yarını önemli kılan ise Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı. Artık açıkça ortaya çıktı ki asker kendisine karşı asimetrik bir savaş yapıldığına kani ve bunu en yetkili organda dile getirecek.
Hükümet ise 'irticayla mücadele eylem planı'nın 'sadece bir kağıt parçası' olmadığını düşünüyor. Suç duyurusunda bulunup 'konunun takipçisi olacağını' ilan etmesi de 'elinde sadece Taraf'ın haberi' olmadığının işareti denebilir. Bu tabloda Ergenekon savcılarının ikisi karargahta görevli 8 kurmay subayı ifadeye çağırması daha da önemli hale geldi. Anlaşılan resmin bütünü çok daha büyük ve karmaşık.
Bütün bu 'sözde belge' tartışmaları içerisinde ilginç bir gelişme yaşandı ki tartışmasının bu haftaya yayılacağı aşikâr. Malum CHP '12 Eylül darbecileri yargılansın' deyip fitili ateşledi ve yeni bir polemik doğdu. 'Darbeciler yargılanır mı yargılanmaz mı?' Hükümet temkinli yaklaştı, hatta Başbakan 'sulu şakalara gelmeyiz' diyerek 'CHP'ye güvenmediğini de açıkça ortaya koydu.
Bugüne kadar 'rejimin partisi' çizgisinden çıkmayan hatta bazılarına göre 'askerin arkasına saklanıp siyaset yapan' CHP, darbecilerin yargılanması için Anayasa değişikliği istiyordu.
Fakat 'darbeciler yargılansın' talebi çarşaf açılımı gibi kısa ömürlü oldu. Dün 'darbeciler yargılansın' diyen CHP, askerlerin karıştığı 'anayasal düzene karşı suçlar'ın sivil mahkemelerde yargılanmasına imkân veren yasaya itiraz etti.
Tamam, 12 Eylül darbecileri yargılanmalı. Ama şu anda geçmişe dönüp darbecileri yargılamaktan daha acil konular var. Fırsatını bulduğu anda darbe yapmaya niyetli hatta bunun için silah stoklayan, eylem planları yapanların olduğu iddiası ortada.
Süren bir Ergenekon davası, araştırılan bir eylem planı var. Dolayısıyla acil ve öncelikli olan bir bakıma 'bundan sonraki darbe girişimlerinin yargılanması.'
İşin ilginç yanı 'mutabakatla geçen' yeni düzenlemeye muhalefet partileri hiç itiraz etmemişti. Cevabı aranan soru 'ne oldu da dün evet dediklerine bugün hayır dediler.'
'O geceye' dönersek. Köksal Toptan 'benim de haberim yoktu' diyor, muhalefet 'bizden gizlediler' diyerek AK Parti'yi itham ediyor.
Bekir Bozdağ ise 'Danışma Kurulu'nu beraber yaptık, önergeyi beraber müzakere ettik, kabulüne beraber karar verdik, Genel Kurul'da görüşmeleri beraber yaptık ve yasalaştı' diyor ve muhalefetin bir gün sonra itiraz etmesine anlam veremediğini söylüyor.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise önergeyi ve gerekçesini CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay ve partinin hukukçu kurmaylarından Şahin Mengü'ye görüşmeden 5 saat önce verdiklerini, üstelik de her iki ismin önergeyle gerekçeyi okuyup üzerinde müzakere ettiklerini söylüyor. Bu noktada enteresan bir durum var. Çünkü gerekçeyi anlamak için hukukçu olmaya gerek yok.
Önergenin gerekçesi şöyle diyor: "Asker kişilerin barış zamanında 250. madde uyarınca kurulan ağır ceza mahkemelerini yargı yetkisine giren bir suçu işlemeleri halinde, bu mahkemeler tarafından yargılanması amacıyla bu değişiklik önergesi verilmiştir. Buna karşılık olarak savaş ve sıkıyönetim halinde işlenen suçlarda ise askeri mahkemelerin yargı yetkisi korunmaktadır."
Kulislere göre CHP'li Hakkı Süha Okay 'Bu düzenlemeye itirazımız olmaz, destekleriz' demiş. Ya ortada farklı kayıtlar var ya da muhalefet partileri okuduklarını anlamadı. Çünkü hem yasalaşma süreci hem de metinde kullanılan ifadeler ortada.
Aslında burada üzerinde durulması gereken nokta teknik ayrıntılarından çok CHP'nin içinde bulunduğu tezat. Hem darbeciler yargılansın diye anayasa değişikliği önereceksiniz hem de darbe girişiminde bulunan şahısların yargılanmasıyla ilgili düzenlemeye önce onay verip sonra iptali için dava açacaksınız.
Bütün bu tartışmaların ortasında bir sorunun cevabı hâlâ yok. Acaba hangi ülkede, hükümete yönelik bir darbe planı iddiası, askeri yargı merciinin yetki alanına girer ve böyle bir iddia sadece askeri savcının tek başına vereceği bir takipsizlik kararı ile sonuca bağlanır?
29.06.09 Bugün