Kürtleri meşru görmedi
Bölge'de kimi zaman resmi, kimi zaman fiili olarak yıllardır varlığını sürdüren OHAL uygulamalarına, 30 yıldır süren savaş haline ve Bölge insanını potansiyel suçlu olarak gören zihniyetin yaşam hakkı da dahil her türlü hak ve özgürlükleri her fırsatta ihlal etme lüksüne rağmen yapılanların yetersizliğinden yakınan Baykal, adeta polisi soykırım yapmaya davet etti. Baykal'ın sözleri geleneksel devlet siyasetinin Kürtlere dönük politikalarının son somut yansımasını oluşturdu. Diyarbakır'da Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kente gelişini protesto eden ve Öcalan'a karşı yapılan saldırıya demokratik tepkisini gösteren halka karşı sarfettiği düşmanca söylemleriyle ilikleri donduran Baykal'ın ne Kürtleri, ne de eylemlerini meşru görmediği yeniden teyit edildi.
Takiyyecilikte AKP ile yarışıyor
22 Temmuz seçimleri döneminde milliyetçi ve inkarcı politikalar yüzünden Bölge'den silinen ve neredeyse hiç oy almayan CHP'nin yeniden Bölge'de kabul görmesi için yaptığı Bölge ziyaretinde 'Etnik kimlik şereftir' diyen ve o zamana kadar diplomatik ilişki ve diyaloğu reddetiği Güney Kürdistan yönetimiyle kimi ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Baykal, gerçek yüzünü daha fazla saklayamadı. Geçen haziran ayında Urfa ve Diyarbakır'a giden ve orada 'İnsanların ayrı etnik kimliğinin olması devlete zarar vermez. Herkes kendi etnik kimliğiyle iftihar edecek, anadilini bilecek, konuşacak, öğretecek, yayın yapacak. Etnik kimlik kişinin şerefidir, devletin de iftiharıdır, zenginliğidir' diyen Baykal, geçen pazartesi günü Diyarbakır başta olmak üzere Bölge'nin bütününü kapsayan protesto gösterilerine karşı polis terörünü yetersiz bularak 'soykırım' önerdi. Bölge'de CHP'yi yeniden diriltmek için rakibi AKP'den öğrendiği takiyye politikalarının Bölge'de tutacağını düşünen Baykal'ın, 'Devlet kimsenin etnik kimliğini ortadan kaldırmaya muktedir değildir. Türkiye, bir çiçek bahçesi gibi... Her renkten, her çiçek bir arada. Bu beraberliğin değerini bilmemiz lazım' sözlerinde ne denli samimiyetsiz olduğunu 'Hükümet devletin otoritesini Diyarbakır'da neden sağlamıyor?' ifadeleri gösterdi. Baykal'ın seçim yatırımı olarak Bölge'ye sunduğu 'açılım', daha fazla zorbalık neden yapılmıyor çığlığıyla yerle bir oldu!
Baykal'dan 'devletliğini bil' kriterleri
Baykal, geçen haftaki olaylar karşısında gösterdiği tepkiyle 'devletlik' yapmanın koşulunun zorbalık ve katliam olduğunu ilan etti. 'Başbakan'ın Diyarbakır ziyareti hangi noktada olduğumuzu açıkça ortaya koymuştur. Acı bir manzaradır. Ülke ne hale gelmiş. Ülkenin Başbakan'ı bir kente gidiyor, sokaklar boş, çöpler yığılmış, bir tek dükkan açık değil ve otomobil lastikleri yanıyor, sadece çocuklar ve polisler ortalıkta' sözleriyle Erdoğan'ın Diyarbakır ziyaretinde yaşadığı hezimeti eleştirmek isteyen Baykal, bu manzaradan kendisinin de desteklediği Kürt sorununda devletin uyguladığı şiddet ve baskı politikalarının sorumlu olduğunu görmek yerine Bölge'ye karşı ayrımcı ve faşizan bir dil kullandı. Bölge'deki olayları ayaklanma provası olarak tanımlamak zorunda kalan Baykal'ın, 'Bu manzara bir rastlantı, duygusal bir tepki, bir anda ortaya çıkan bir gelişme olarak anlaşılamaz. Bu bir süreden beri giderek gelişen bir birikimin, giderek yaygınlaşan bir örgütlenmenin, etkinleşen bir terör yapılanmasını, gerekli gördüğü anda karar alarak ortaya koyduğu manzaradır. Sıradan bir manzara değildir. Türkiye'de bir ayaklanma provasıdır' sözleri Bölge'deki PKK etkinliğinin devleti etkisizleştirdiğinin itirafı olurken, Baykal bunun ne anlama geldiğini çözümlemek yerine soruna karşı daha fazla şiddet önerdi. Devletin şiddet politikalarının artık devletin meşruiyetini halk nezdinde sorgulatır olduğu bir yerde Baykal'ın Bölge'deki halkın meşruluğunu sorgular hale gelmesi ise bir diğer talihsiz noktayı oluşturdu. 'Devlet Diyarbakır'da neden yok' diye sızlanan Baykal'ın devleti var etme yolu olarak önerdikleri ise Hitler ve Franko faşizmini akıllara getirdi.
Baykal'a kaç can yeter?
Baykal, 'Dün ortaya çıkan manzara kabul edilebilir manzara değilidir. 1 Mayıs'ta bu ülkenin sendikaları gösteri yapmak istedi. Başbakan ile aynı masada oturdu konuştu. Ama olmadı. Gösteri yapmak isteyen STK temsilcileri polis tarafından dövüldü. Ama dün Diyarbakır'da ses çıkarılmadı. Hükümet devletin otoritesini Diyarbakır'da neden sağlamıyor? 1 Mayıs'ta İstanbul'da meşru sivil toplumsal kuruluşların demokratik talepleri karşısında her türlü zorbalığı yapacaksın. Sonra Diyarbakır'da 'kedi' gibi olacaksın' sözleriyle polis zorbalığının tonunun artmasını istedi. Baykal'ın, bir şiddet olayını diğer bir şiddet olayı ile kıyaslaması ise faşizan bir zihniyetin açık dışavurumu olarak yorumlandı. Öte yandan STK temsilcilerini meşru gören ama Bölge'deki basın açıklamalarının muhatabı DTP'yi meşru görmeyen CHP Lideri'nin vahim sözlerine en açık tepki de DTP'den geldi. DTP Eşbaşkanları Emine Ayna ve Ahmet Türk yaptıkları açıklamada, 'Sayın Baykal'ı tatmin etmemiş görünüyor. Sayın Baykal'ın tatmin olması için acaba güvenlik güçlerinin daha kaç kişiyi öldürmesi, kaç kişiyi yaralaması gerekirdi? CHP ve AKP kol kola girerek adeta ülkeyi kaosa sürüklemektedirler. Hükümet, Başbakanlığa bağlı kriz merkezinin kontrolünde olan İmralı Cezaevi'nde yaşananları araştırarak sorumluları yargı karşısına çıkarmak ve bir daha tekrarlanmamasını sağlayacak önlemler almak yerine, demokratik tepkilerini kullanan halka şiddet uygulamıştır' dedi.
Yeni OHAL'i beğenmedi
Baykal, şiddet ısrarını sadece bu olaylarla da sınırlı tutmadı. Yeni OHAL olarak da adlandırılan İç Koordinasyon Merkezi uygulamasını da yetersiz gören Baykal, 'Bir yandan kanıyoruz, Aktütün basılıyor, şehitler veriyoruz. Öte yandan Kuzey Irak'la temas kurun diyenler. TSK en ağır suçlamaların hedefleri oluyor. Bu ortamda istenilenler daha kolayca gerçekleşebiliyor ve Barzani temsilcileriyle görüşmeler yapılıyor. Hızlı sonuç veriyor, anlaşma sağladık diye açıklama yapıyorlar, ama Türkiye'de terör müzakeresi yapıyor, çıka çıka koordinasyon merkezi' dedi. Baykal'ın söylemlerini ve şiddeti daha da arttırın hezeyanını ise Kürtler akılalmaz buluyor.