BASINA VE KAMUOYUNA
Ülkemiz halen otoriter nitelikli, insanı-yurttaşı merkezine almayan, katı egemenlik anlayışına dayalı 12 Eylül darbe anayasasından ve zihniyetinden kurtulabilmiş değildir. Türkiye'nin çeşitlilik, çoğulculuk ve çokkültürlülük alanında bütün özgürlükleri teminat altına almış, kurum ve kuruluşların yetki ve sınırlarını çağdaş hukuka göre belirleyen sivil ve demokratik bir anayasa ihtiyacı gün geçtikçe kendini daha çok hissettirmektedir.
Kürt sorunu en kronikleşmiş haliyle orta yerde durmakta ve son günlerde konuşulan "demokratik açılım" tartışmalarının gölgesinde pek çok cana daha mal olmaktadır. Sorunun salt asayişçi yöntemlerle çözülmeyeceği geçmiş pratiklerden açıkça anlaşılmıştır. Bu sebeple bugünlerde dahi devam eden şiddet yöntemlerinin hem devlet hem de silahlı muhalif güçlerce terk edilmesi zorunludur. Yıl içerisinde yaşanan toplumsal olaylarda polisin zanlı takibinde orantısız güç kullanmasının önüne geçilememiştir. Yine son günlerde meydana gelen toplumsal olaylarda eylem yapan göstericilerin bazı kurum ve kuruluşlar, partiler ve araçlara karşı yaptıkları kundaklama eylemleri demokratik bir hakkın kullanımı olarak kabul edilemez. Nitekim bu gösterilerde vefat eden Serap Eser olayı toplumun belleğine kazılmış bir dehşet belgesi olmuştur. Ceylan Önkol'un hayatına kast eden zihniyet neyse, Serap Eser'in canına kıyan zihniyet de aynıdır. Ayrıca, şiddet yanlı politikaların medyatik kanallarla teşvik edildiği geçtiğimiz yılda, çözüm yollarının tıkandığını gözlemlemek insan hakları açısından umut kırıcıdır.
Türkiye'de daha da kötüleşen bir başka ihlal alanı ise din ve vicdan özgürlüğü alanıdır. Başörtüsü yasağı halen bütün acımasız örnekleriyle devam etmekte ve bu ülkenin insanları toplumsal hayattan dışlanmaktadır. Başörtüsü ile ilgili hiçbir alan farkı gözetilmeksizin sınırsız özgürlüklerin sağlanması gerekmekte ve ülkede yaşanan bu ayıba derhal son verilmelidir. Yine Danıştay ilgili dairesinin Katsayı adaletsizliğinin kaldırılması ile ilgili YÖK kararını iptal etmesi 28 Şubat zulmünün direncini açıkça ortaya koymuştur. İçerisinde din ve vicdan hürriyetlerinin eksiz teminini barındırmayan bir açılımın demokratikliği kamuoyunca tartışmaya açılmalıdır.
Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında Kürt sorununu işleyen aydınlara ve siyasetçilere verilen cezalar düşünce özgürlüğü açısından ülkedeki olumsuz gelişmelerin devam ettiğini göstermektedir. Geçtiğimiz yıl içerisinde Diyarbakır ve Batman belediye başkanları Osman Baydemir ve Nejdet Atalay hakkında salt "gerilla" kelimesini kullanmalarından dolayı 10 ay hapis cezası verilmiştir. İfade hürriyeti bir an evvel cezai tehditten kurtarılmalıdır.
Azınlık hakları konusunda toplumda gerginliğin devam etmesi sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Azınlıkların farklı mezhebi ve cemaatsel yapılanmaları ve ibadet özgürlükleri kısıtlanmamalıdır. Yıl içerisinde Batman'da Sason Ermenileri Yardımlaşma ve dayanışma derneğine yapılan zulüm, bir hak ihlali olarak kurumumuzca kaydedilmiştir. Ayrıca tarihten beri Alevi vatandaşların sorunlarına duyarsız kalan kamu otoritesinin, alevi çalıştaylarındaki talepleri bir an önce karşılaması ve özgürlüklerini tesis etmesi gerekmektedir.
Yapılan anketlerde vatandaşlarda hâsıl olan yargının siyasallaştığı kanaati, mevcut yargı sisteminin vatandaşın elinden tutup adalete ulaştırma işlevinden uzaklaştığını ve sistemi koruyup kollama işlevine büründüğünü göstermektedir. Kamuoyunda pek bilinmese de AİHM kararları sonucu Türkiye yüksek tazminat rakamları ödemeye devam etmektedir. Yargının siyasallaşmasının bedelini sorumlular yerine halkın tümü ödemektedir.
Siyasal temsilin önlenmesi anlamına gelen parti kapatma davalarına biran önce son verilmeli, siyasal partiler kanunu demokratik ve adil bir yapıya büründürülerek parti mezarlığına dönüşen ülkemiz derhal bu ayıptan kurtarılmalıdır.
Kadına yönelik şiddet eylemleri ve sığınma evlerindeki artışlar, kadının istismarına yönelik tedbirlerin hayatın her alanında alınması gereğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Çocuk haklarının her gün ihlal edildiği olayların yaşandığı ülkemizde, çocuk hakları alanında sorunların kökenine yönelik tematik çalışmaların önemini arttırmaktadır. Sosyal Hizmet Kurumlarında ve okullarda yaşanmaya devam eden cinsel taciz ve dayak vakıaları her geçen gün soruna somut ve şefkatli çözümler bulunmasını zorunlu hale getirmektedir. Ayrıca içerisinde şiddet barındıran birtakım toplumsal olaylarda çocukların bulundurulması, çocuk hakları sözleşmesine aykırı olup, açıkça çocuk istismarı anlamına gelmektedir. Olası suçlarda ise çocukların kendi hukuklarına göre yargılanmasını temin edecek düzenlemeler gecikmeksizin yapılmalıdır.
Av. Murat Çiçek
MAZLUMDER Batman Şube Başkanı