BAŞÖRTÜSÜ İLE İLGİLİ SON DÖNEMLERDEKİ GELİŞMELER
Türkiye'de uygulanan başörtüsü yasağını üniversitelerde kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılmaktadır. AKP ve MHP'nin birlikte yürüttüğü ve DTP'nin de destek verdiği çalışmaları anlamlı ve gerekli görüyoruz. Çözülmesinde geç kalındığını düşündüğümüz bu yasağın çözümüne yönelik formüller yetersizdir. Yasağın sadece üniversitelerde kalkması yeterli değildir. Sosyal yaşamın her alanında hizmet alan ve hizmet veren ayrımı yapılamaksızın yasak kalkmalıdır. Devlet, üniversitede bir kadının dini inancını yaşamasına serbestlik tanırken sosyal yaşamda çalışan bir kadın için bunu yasaklamaktadır. Yani devlet üniversitelerde özgürlükçü, akabinde olacak olan veya şuanda var olan çalışma hayatında yasakçı bir tutum sergilemektedir. Bu insan hakları savunucuları tarafından kabul edilemez bir tutumdur.
Türkiye'de kadınlar 1935'te seçilme hakkı kazandılar. Başörtülü kadının milletvekili olamaması, başörtülü kadınların oranının %65 olduğu bir ülkede bu, kadınların siyasal temsil hakkının ellerinden alınması demek olacaktır. Aynı şekilde başörtülü bir kadın hâkimlik, savcılık gibi yüksek yargı organlarında çalışabilmelidir. Adaleti temsil yetkisine sahip olanların dış görünüşüne bakılmaksızın verdiği kararlarda adilane bir tutum içerisinde olup olmadığına bakılmalıdır. Şekle takılıp kalmak "öz"den uzaklaşmak demektir. İdeal olan kılık kıyafette serbestlik olup insanların giyimleri nedeniyle bir takım haklardan mahrum bırakılmamasıdır.
Çene altı gibi bağlama tarzını belirleyici söylemler özgürlükleri sınırlayıcı niteliktedir. Bu yasağı kaldıracaksınız ama(!) şarta bağlı olarak. Anayasalarda esas olan özgürlüktür. Bağlama tarzı yasalarla öngörülemez. Yasaların bu tür bir sınır veya bağlama tarzı veya modeli getirmesi yeni mağduriyetler doğuracaktır. Asıl olan kılık kıyafet serbestisidir. Yasalara yansıtılması gereken özgürlüğün gereği budur. Yine bunun gibi "referandum ve toplumsal uzlaşma" gibi söylemler hak ve özgürlüklerin ruhuna aykırıdır.
İki Türkiye fotoğrafı çizilip sanal ayrışmalar gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu sanal kamplaşmada gerek bir kısım medyanın gerekse farklı marjinal düşünce gruplarının rolü büyüktür. 411 milletvekilinin kaos oluşturduğunu iddia edenler 411 milletvekilini halkın seçtiğini unutmaktadırlar. Bu iddia sahiplerine göre; "bazen meclis yasama organı, en üst mercii ve irade iken bazen meclisin iradesinin ne olursa olsun tanınmayacağı ve yasak koyucu sıfatının kabul edilmeyeceği"nin ifade edilmesi zorbalıktır. Benim dediğim gibi olursa ancak kabul ederim demek bir hukuk devletinde düşünülemez.
Bazı çevreler arasında dillendirilen "daha önemli sorunlarımız varken neden başörtüsü gündemimizi bu kadar meşgul ediyor" söylemine gelince, "hak ve özgürlüklerde hiyerarşi olmaz" diyor ve başörtüsü yasağına maruz kalmış bir kadın için bu sorunun öncelikli sorun olduğunu belirtiyoruz. Ayrıca bu ve buna benzer yasakların kalkması farklı alanlardaki yasakların önünün de açılmasını sağlayacaktır.
MAZLUMDER olarak biz başörtüsü sorununun Türkiye'deki tek sorun olmadığını biliyor hak ve özgürlüklerin herkes için olması gerektiğini bir kez daha vurguluyor, yasağın derhal kalkması gerekliliğini talep ediyoruz. Gündemde başörtüsü yasağı varken unutulmaması gereken gündem maddelerinin üzeri de örtülmemelidir. Türkiye hukuk devleti ise, demokratik hukuk devleti tüm kurum ve kurallarıyla işletilmelidir. Hrant Dink cinayeti ve Ergenekon operasyonları gibi can yakıcı ve Türkiye demokrasisi açısından hayati önemi haiz sorunların çözülmelidir.
Prof. Dr. Mithat Sancar'ın deyimiyle; bazı yasaklar Türkiye'de korku siyasetinin aracı olarak kullanılıyor. Bu, Kürt sorununda da böyledir; Alevi sorununda da, başörtüsü sorununda da. Yayılan korku şudur: Eğer Kürt sorununa çözüm yolunda, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde adım atarsak bölünürüz. Başörtüsü yasağı kalkarsa, şeriat gelir. Alevilerin talepleri kabul edilirse, Türkiye mezhep bölünmesi yaşar...
Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'daki sözünü hatırlayacak olursak ("eğer şimdi bu hakları Kürtlere verirseniz, Çerkezlerde ister, Lazlarda...") CHP'nin söyleminden çok da farksız olmadığını görürüz. Şimdi CHP'de diyor ki, eğer başörtüsünü serbest bırakırsanız sonrası gelir. Bu düşünce yapısıyla özgürlükler konusunda hiçbir adım atılamaz. Oysa özgürlükler her zaman yumuşatıcı bir etki gösterir. Unutmayalım ki kutuplaşmayı önlemek yasaklarla olmaz. Tam tersine yasaklar kutuplaşmayı derinleştirir.
MAZLUMDER DİYARBAKIR ŞUBESİ