16.04.2008/medyaname
Roj TV davasında belediye başkanlarına toplam 11 yıl hapis cezası verildi...
53'ü DTP'li 56 belediye başkanının Roj TV'nin kapatılmaması için
Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'e gönderdikleri mektup
nedeniyle TCK'nin 215. Maddesi uyarınca 2'şer ay 15'şer gün hapis
cezasına çarptırıldı. Mahkeme hapis cezasını para cezasına çevirirken,
savunma yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir,
Roj TV'den önce yurt dışında yayın yapan Kürtçe televizyonlarında
kapatıldığını hatırlatarak, "Demek ki, televizyon kapatmakla sorun
çözülmüyor. Aksine, Kürt dilindeki yayınların yasak ve sınırlamalar
olmadan yaşadığımız bu kadim topraklarda üretilip izlenebilmesi
sorunlarımızın çözüm yoludur. Çözüm, Diyarbakır'dan, İstanbul'dan
Ankara'dan dileyen her televizyon kanalının Türkçe gibi Kürtçe yayın
yapma serbestisine sahip olmasından geçer" dedi.Roj TV'nin kapatılmaması için Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'e mektup gönderdikleri gerekçesiyle haklarında 'yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek' iddiasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan 53'ü DTP'li 56 belediye başkanının yargılanmasına devam edildi. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 49 belediye başkanı katılırken, yaklaşık 25 avukatta hazır bulundu. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi salonunun küçük olması nedeniyle sanıklar salona sığmayınca, mahkeme başkanı yargılamayı 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin salonuna taşıdı.
DTP milletvekilleri Emine Ayna, Ayla Akat Ata, Sabahat Tuncel ve Gültan Kışanak'ın yanı sıra Avrupa Parlamentosu Milletvekili Feleknas Uca, Danimarka'dan gelen bir heyet ile insan hakları kuruluşlarının ve Diyarbakır'da çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katıldığı duruşmada belediye başkanları ortak savunma yaptı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, tarafından yapılan ortak savunmada, "Meşhur mektubumuzun 405 sözcüğünün tümüne sahip çıkıyoruz, içeriğini yineliyoruz. Göndermiş olduğumuz mektubun içeriği incelendiğinde, demokratik yaşamın tesisi için ifade ve basın özgürlüğüne; aynı zamanda, muhalif de olsa farklı seslere tahammül etme olgunluğuna, çağdaş dünyanın olmazsa olmazlarından olan kültürel hakların genişletilmesine işaret ettiğimiz görülecektir. Böyle bir mektubun, fikir beyanının, yargılanmaya konu olması bir yönüyle trajikomik, diğer yönüyle de anlaşılmazdır" dedi.
"İçeriğinde suç teşkil etmeyen bir metinden dolayı yargılanmak öyleyle ne anlama geliyor? İçeriğinde suç teşkil etmeyen bir metinden dolayı yargılanmayı hangi hukuki anlayış ve terimlerle açıklayabiliriz?" diye soran Baydemir, halkın seçtiği belediye başkanlarının, halkın taleplerini ifade ettikleri için hapis cezası, siyasal ve kamu haklarından mahrumiyet talebiyle yargılamanın, Kürt sorununda diyalog ve barışçıl çözüm olanaklarını ortadan kaldırmak anlamına geldiğini söyledi. Türkiye'de Türkçe yayın yapan yüzlerce televizyon kanalı bulunmasına rağmen 'kardeş halk' olarak tanımlanan Kürtlerin anadilinde yayın yapan bir televizyon kanalının dahi bulunmadığının altını çizen Baydemir, "Çocuklarımızın kendi diliyle çizgi film izleme hakkını elinden alan bir anlayış karşısında, bu özgürlükleri savunmak elbette ki bir annelik, babalık, kardeşlik, dostluk ve bilinçli yurttaşlık görevidir" dedi.
'Başbakan'ın her söylediğini desteklememiz gerekmiyor'
Devleti yönetenleri ROJ TV'yi kapatmak için enerji harcamak yerine, böylesi televizyon kanallarının Türkiye'de yayın yapması için çaba harcamaya davet eden Baydemir, "Hükümetin ve ilgili mercilerin belediye başkanları ve politikacıları, savcılara ihbar edip haklarında dava açmak yerine, Diyarbakır'dan, Gaziantep'ten Kars'tan halkın diliyle yayın yapan kanalların kurulması için çaba harcaması gerektiğini ve yurttaşlarımızın emanet ettiği maddi kaynağı, emeği ve zamanı bunun için değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz" diye konuştu. İddianamede, başbakan Erdoğan ve AKP Hükümetinin politikalarına ters düştüğü yönündeki suçlamaya atıfta bulunan Baydemir, "Belediye başkanı olmak demek, hükümetin ve sayın Başbakanın söyleyeceği her şeyi desteklemek anlamına gelmez. Tam tersine demokratik kamuoyunun yerelden yükselen, asli unsurları olarak eksik bulduğumuz konularda hükümeti uyararak, yurttaşlarımızın refahı ve iyiliği için çalışmak da görevlerimiz arasındadır" dedi.
'Diyarbakır, İstanbul ve Ankara'dan Kürtçe televizyon yayını olmalı'
Roj TV'den önce yurt dışında yayın yapan Kürtçe televizyonlarında kapatıldığını hatırlatan Baydemir, "Demek ki, televizyon kapatmakla sorun çözülmüyor. Aksine, Kürt dilindeki yayınların yasak ve sınırlamalar olmadan yaşadığımız bu kadim topraklarda üretilip izlenebilmesi sorunlarımızın çözüm yoludur. Çözüm, Diyarbakır'dan, İstanbul'dan Ankara'dan dileyen her televizyon kanalının Türkçe gibi Kürtçe yayın yapma serbestisine sahip olmasından geçer" diye kaydetti.
'En demokratik taleplere terör damgası vuruluyor'
İnsanın barışçıl toplumsal ürün ve aktivitelerine verilen cezaların demokratik değere en ağır darbeleri vurduğunu söyleyen Baydemir, radyo ve televizyon açısından süre ve içerik bakımından uygulanan yasakların kaldırılması gerektiğini söyledi. "En demokratik taleplerimize bile "terör" damgasının vurulması, demokratik ve barışçıl talep ve aktivitelerimizin siyasi kararlarla hukuki süreçlere tabi tutulması devlet ve Kürt yurttaşlarımız arasındaki var olan güven bunalımı daha da derinleştirmektedir" diyen Baydemir, bu güven ilişkisinin yeniden tesis edilmesi gerektiğini söyledi.
'Hukuki kanıtınız var mı?'
Ardından savunma avukatları da ayrıntılı savunma yaptılar. Diyarbakır Baro Başkanı Av. Sezgin Tanrıkulu, iddia makamının mütalaasında 6 iddiayı dayanak olarak gösterdiğine dikkat çekerek, "Roj TV'nin MED TV ve MEDYA TV'nin devamı niteliğinde olduğunu ortaya koyan izlenim dışındaki hukuki bir kanıt var mıdır?" diye sordu. ROJ TV'nin Türkiye'nin diplomatik ilişkin içerisinde bulunduğu Avrupa Konseyi, AGİT ve NATO üyesi bir ülkede yayın yaptığına dikkat çeken Tanrıkulu, "Yasa koyucu bir düzenleme ile ROJ TV'nin yayın yapmasını yasaklamış mıdır? Bu yayınların izlenmesini bir yasa ile suç olarak düzenlemiş midir?" sorularını yöneltti. Av. Muharrem Erbey de düşünce ve ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğini belirterek, müvekkillerinin gönderdikleri mektupla cezalandırılmaması gerektiğini söyledi. Av. Erbey, davanın hukuki değil, siyasi olduğuna dikkat çekerek, tüm belediye başkanlarının beraatına karar verilmesi gerektiğini söyledi.
53 belediye başkanına 2 ay 15'er gün hapis cezası
Avukatların savunmalarının ardından ara veren mahkeme heyeti, yaklaşık 1 saatlik aranın ardından kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, belediye başkanlarından Nusret Aras, Hasan Karakaya ve Fahrettin Astan'ın beraatına karar verirken, diğer 53 belediye başkanına ise TCK'nin 215. Maddesi uyarınca 'suçu ve suçluyu övmekten' 3 ay hapis cezası verdi. Mahkeme sanıkların mahkemede ki durumunu göz önünde bulundurarak cezayı 2 ay 15 güne indirirken, hapis cezasını da kişi başı toplam 1875 YTL cezasına çevirdi.
Aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil ve Hakkâri eski Belediye Başkanı Metin Tekçe'nin de bulunduğu 53'ü DTP'li toplam 56 belediye başkanı, Türkiye'nin Roj TV'nin kapatılması girişimlerine karşı, 2005 yılı Aralık ayında Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'e mektup göndermişti. Belediye başkanları Roj TV'nin bölgede en çok izlenen televizyon olduğuna dikkat çekerek, televizyonun kapatılmamasını ve Türkiye'de yayınına izin verilmesini istemişti. Mektubun basında yansımasının ardından DTP'li belediye başkanları hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde TCK'nın 314/3 maddesi uyarınca "Yasadışı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek" iddiasıyla 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. DTP'li belediye başkanlarının Roj TV davası, DTP'nin kapatma davasına dayanak olarak gösterilmişti. Danimarka Medya Sekreterliği Roj TV'nin Danimarka yasalarına uygun bir şekilde yayın yaptığını bildirirken, Danimarkalı 33 belediye başkanı ise "Bu tür davaların demokratik bir toplumda olmaması gerekir. Bu tür davalar halkın seçilmişlerinin düşünce özgürlüğü ve seçilme nedenleri olan yapacakları görevler önünde engeldir" diyerek, Başbakan Erdoğan'dan davanın durdurulmasını istemişti.