Basın Açıklamaları

BASINACIKLAMASI

BASINACIKLAMASI
Bu vahşete ‘dur’ deme zamanı Günümüze kadar verilen mücadelelerin sonucunda elde edilen hakların varlığına rağmen, kadınların maruz kaldıkları ayrımcılık ve şiddet hayatın her alanında devam etmektedir. İşte bu yüzden sesimizi duyurmak amacıyla ve haklarımızı aramak için bir gün tayinine ihtiyaç duyuyoruz. 1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin Amerikalı ve Karaipli Kadınlar Kongresinde, Mirabel Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Latin Amerika ilerici kadınlarının bu kararı, esas olarak faşist diktatörlüklerin şiddetine karşı kadınlar cephesinden bir mücadele ilanıydı. 18 yıl sonra, 1999'da Birleşmiş Milletler'in kararına dönüştü ve 25 Kasım uluslararası düzeyde "Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü" olarak kabul edildi. Ne Mirabel kardeşler şiddete uğrayan ilk kadınlardı, ne de şu anda biz bu açıklamayı yaparken bir evde, sokakta, karakolda şiddet gören kadınlar, son şiddet mağdurları… Kadına yönelik şiddet "kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanıyor. Buna küçük yaşta evlenmeyi, çocuk doğurmaya zorlanmayı, erkeğe bağımlı hale getirmeyi, töre cinayetlerini, evde ve işyerinde emek sömürüsünü de eklemek gerekiyor. Sadece 25 Kasım’larda değil, kadınların şiddete karşı mücadeleleri her gün sürüyor. 2015 yılının ilk 11 ayında kadın cinayeti sayısı 250'ye ulaşmış bulunuyor. Kısmen kültürel alt yapının da beslediği kadına yönelik ayrımcı uygulamalar ve şiddetin en uç noktası olan yaşam hakkı ihlallerinin sayısının resmi rakamlara göre arttığını görmekteyiz. Evlerinde, iş yerlerinde tecavüz, fiziksel-sözel taciz ve diğer fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalan kadınların sayısı endişe verici boyuttayken,S aynı zamanda kadınlara yönelik bu tutum sonucu her yıl yüzlerce kadın hayatını kaybetmektedir. Ceza kanunlarında kadına karşı şiddet ve taciz/tecavüz vakaları için caydırıcı cezaların olmaması, tecavüz, taciz suçlularının tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması ve serbest bırakıldıktan sonra aynı ihlallerle tutuklandığı bir kısır döngünün içindeyiz. Gerek Türkiye vatandaşı ve gerekse de çeşitli vesilelerle Türkiye’de hayatını idame ettirmeye çalışan yabancı kadınların uğradıkları ağır hak ihlalleri ile ilgili devlet tarafından yeterli önleyici mekanizmalar kurulmadığı gibi gerçekleşen hak ihlalleri ile ilgili olarak da meri mevzuat nedeniyle failler ile ilgili yasal süreçler sağlıklı ve hak ihlallerinin tekrarlanmasını engelleyecek şekilde işletilmemektedir. Kadınlar pervasızca, utanmazca ve de barbarca öldürülmeye, tecavüze uğramaya, işkence görmeye, dayak yemeye, psikolojik baskıya uğramaya devam ediyor. Biz kadınlar hangi sebeple şiddete maruz kalıp, cinayete kurban gittiğimizi anlamaya çalışırken; "ne yaptı da bunu hak etti?" yorumunun topluma hakim oluşunu dehşete kapılarak ve artan endişelerimizle seyrediyoruz. Bu vahşetin durdurulması için bir kez daha bütün vicdanlara sesleniyoruz. Bu vahşete 'dur' deyin. Bu şiddete sessiz kaldığımız her an insanlığımızdan kaybettiğimizi unutmayın. MALATYA MAZLUMDER YÖNETİM KURULU ÜYESİ NİHAL İLİMEN