Basın Açıklamaları

Baro İnsan Haklarını Öncelemelidir.

Hak ve özgürlüklerin her geçen gün biraz daha içselleştirildiği, medeniyet kriteri haline geldiği dünyada, evrensel hukuk normlarının asgari sınırı işaret ettiği açıkken ülkemizdeki bazı uygulamaların halen bu asgari sınırın çok altında olduğu endişe ile izlenmektedir.

Karakollarda ve Cezaevlerinde görülen işkence ve kötü muamele, kimi zaman yaşam hakkının ihlali ile neticelenmekte, devlet güvencesinde olması gereken can ve mal güvenliği devlet eliyle müdahale görmektedir.

Uygulama kimi zaman çok daha vahim hallere bürünmekte, cezaevinde müdafisi olduğu şahısları ziyaret eden/görevini ifa eden meslektaşlarımız dayak yemekte, hakaretlere maruz bırakılmakta ve sokaktaki insana yapılan haksızlığa dahi karşı durması gereken meslek örgütü tarafından yalnız bırakılmaktadır.

Yayınlanan muhtıralar, yargılanmayan darbeciler, basın yayın kurumlarına yapılmaya çalışılan ve asla kabul edilemeyecek olan balans ayarı teşebbüsleri ülke insanını utandırmaya ve tarihte kara leke olmaya devam etmektedir.

Hastanelerde bebek ölümleri, hatalı tedaviler ve tıbbi yetersizlik nedeniyle can ve uzuv kayıpları halen devam etmekte, hasta haklarına aykırı uygulamalar yaşanmaktadır. Ekonomik ve coğrafi sebeplerle sağlık imkânlarından yeterince faydalanamama sağlıklı yaşam hakkının ve eşitlik ilkesinin önünde ciddi bir engel olarak durmaktadır.

Hala inançlarından dolayı ayrımcı muameleye maruz bırakılan, iş ve eğitim hakkı, dolayısıyla ekonomik özgürlüğü devlet eliyle kısıtlanan/gasp edilen kadınlar ve erkekler, eşitlik ve adalet ilkesine aykırı biçimde ekonomik ve sosyal şiddete maruz kalmaktadır.

Ekonomik(!) ve siyasi sebeplerle sonuçlandırılmayan, zamanaşımına uğratılan davalar adaletin tesisi ilkesi ile örtüşmemekte ve insan haklarına aykırılık teşkil etmektedir. Yargı, kimi zaman görevinin adaleti korumak olduğunu unutup, devleti ya da ilkelerini koruma(!), adaleti devlete feda etme konusunda zihin karmaşası yaşamaktadır. Adaletin olmadığı bir dünyada ne devletten ne de yapı taşı olan insandan söz etmek mümkün görünmemektedir ve görünmeyecektir.

Türkiye’de insan hakları konusunda yaşanan sıkıntılardan sadece birkaç tanesi sıralanmıştır. Türkiye’nin hak ihlali problemlerini savunmanın temsil makamı olan baronun ihlallere duyarsız kalması düşünülemez/ kabul edilemez.

Öznenin insan olduğu yerde ideoloji ya da siyasi tercihler, seçilen kimlik, dünya görüşü… Hiçbir şey insanca yaşamdan daha önemli değildir, olmamalıdır. Bir meslek örgütü olan baro, meslektaşlarına yönelik özgürlük kısıtlamalarına son vererek katılımcı yönetim anlayışını benimsemelidir.

İnsanlık adına, hukuk adına güzel şeyler yapmak, adaletten yana imza atmak diğer insanlar için erdem iken savunma mesleği icra edenler için zarurettir. Savunma hakkına, meslektaşına ve hak arama özgürlüğüne sahip çıkmak, zulüm ve hukuksuzlukla mücadele etmek baronun en temel görevlerindendir. Baro, bu görevin ifası için eksik olan komisyonları derhal kurmalı ve ismen var olan komisyonları da adaletin tesisi ve insan haklarının savunulması için işlevsel hale getirmelidir.

İstanbul Barosunda 26 Ekim 2008 tarihinde yapılan seçimle iş başına gelen yönetimi MAZLUMDER İstanbul Şubesi adına kutlarken, zorlu görevinizde başarılar diliyor, hak ve özgürlükler alanındaki uygulamalarınızın takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi