Türkiye’nin inanç, etnik, kültürel, coğrafi ve tarihsel bağlarıyla içinde yer aldığı Ortadoğu/ Mezopotamya topraklarında gün geçtikçe artarak devam eden kahredici bir savaşa tanıklık ediyoruz.
Yerel devletler ve devlet türevi hukuk dışı örgütlerle, küresel askeri ve politik güçlerin, bölgedeki savaşı sürdürülebilir kılmak ve bölge barışını adeta imkânsız hale getirebilecek tutum ve uygulamalarını, bölge halklarının her gün kaybettiği canlarından, harap edilen şehirlerinden ve milyonları aşan mülteci sayılarından görebilmekteyiz.
Gün geçtikçe Türkiye’yi de kuşatan bu savaş, kan, zulüm ve göç sarmalından kurtulabilmek için Barışçıl, sivil, siyaset araç ve imkânlarıyla hep birlikte çıkış ararken, yeni çatışma süreçlerini kaldıramayacağımızı hepimiz artı çok daha geç olmadan idrak etmek zorundayız.
Bu çatışma ve intikam sarmalında silahla siyaset üretmenin hiç kimseye fayda getirmeyeceği tarihi bir dönemecin eşiğinde olduğumuzu ve artık bu insan kırımına dönüşen savaş sürecine daha yüksek bir sesle artık yeter dememiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız.
Daha birkaç gün önce bombalı bir saldırıyla Suruç’ta katledilen canların kanı kurumadan, cenazeleri henüz defnedilirken Adıyaman’da bir askerin öldürülmesi ve Urfa Ceylanpınar’da iki polis memurunun hunharca katledilmesi, Adana ve İstanbul’da mütedeyyin kimliği ile tanınan iki kişinin öldürülmesi ve çeşitli şehirlerde kundaklamalar, sivil araçların ve iş makinelerinin yakılması, Barış ve Kardeşçe yaşam umutlarına sıkılmış kurşunlar olarak kabul edilmelidir.
Barışı gerçekten bir onur meselesi, toplumsal adalet imkânı ve halkların kardeşliği için istiyorsak, silahlı siyasal örgütlerin ve devletlerin elini tetikten çekmesi ve barışı siyaset aracılığıyla sürdürmenin şartlarını ortadan kaldırmalarına izin verilmemesi herkesin üzerine düşen bir borçtur.
Bölgede yargısız infaz ve faili meçhullerin acı hatıraları henüz sıcaklığını korurken, kendisini devlet gibi gören silahlı örgüt yapılarının ve son cinayetlerde imzasını gördüğümüz PKK’nın alt kuruluşu olan HPG’nın cezalandırıcı, misilleme amaçlı kana kan anlayışındaki hiçbir eylemi ve cinayeti asla kabul edilemeyeceği bilinmeli ve öncelikle sivil siyaset bileşenleri tarafından bu tür yapılar ve eylemleri açıkça kınanmalıdır.
Şiddet, tedhiş ve talanı meşru gören/gösteren hiçbir tutum ve hareket evrensel insan hakları ve temel hukuk normları açısından da kabul edilemez ve yüksek sesle kınanmayı hak etmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bursa Mazlumder olarak Türkiye toplumunun bu cinayet ve katliamları hiçbir şekilde hak etmediğini, Barışı zorlaştıracak, bütün şehirleri bir çatışma ve savaş alanına dönüştürecek potansiyeli olan bu tür silahlı ve şiddet eylemlerinin bütün siyasal yapılar ve sivil toplum örgütleri tarafından mahkûm edilmesi çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.
Acıları paylaşmak kadar acılara sebep olan adaletsizlik ve eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, hepimizin hakkı için hep birlikte zulmün her türüne karşı mücadele etmemiz gerektiğini hiç unutmadan, öldürülen asker, polis ve sivil insanlarımızın yakınlarının acılarını paylaşıyor, Öldürülen bu insanlara Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Mazlumder Bursa Şubesi