Basın Açıklamaları

BARIŞ İÇİN, FARKLILIKLARA EVET, KATLİAMLARA HAYIR!

İran- Irak savaşının 8. yılında "Enfal operasyonu" kapsamında gerçekleştirilen Halepçe katliamında büyük çoğunluğu Kürt olan>>>

17.03.2008, Diyarbakır

BARIŞ İÇİN, FARKLILIKLARA EVET, KATLİAMLARA HAYIR!

İran- Irak savaşının 8. yılında "Enfal operasyonu" kapsamında gerçekleştirilen Halepçe katliamında büyük çoğunluğu Kürt olan binlerce insan yaşamını yitirmiştir. 16 Mart 1988'de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler helikopterlerden ve uçaklardan atılan kimyasal gazlardan kendilerini kurtaramamışlardır. Saldırılarda en az 5 bin sivil ölmüş, 10 binden fazla sivil yaralanmıştır.

1987-1989 yılları arasında düzenlenen bu katliamı araştıran, Middle East Watch ,(Ortadoğu İzleme Komitesi) ve Human Rights Watch (İnsan hakları İzleme Örgütü) gibi insan hakları örgütlerinin raporlarına göre yaklaşık 200 bin Kürt katliamda hayatını kaybetmiştir. Bazı devlet dokümanları ve bizzat katliamdan sağ kurtulan tanıklardan yaklaşık 350 kişi ile yapılan görüşmelerden çıkan sonuçlara göre, içinde çok sayıda kadın ve çocuğun da bulunduğu yüz binlerce Kürt katledilmiş veya kaybedilmiş, on binlercesi kitlesel olarak yok edilmiş, kimyasal silahlar yaygın olarak kullanılmış, 1276 köy yakılıp yok edilmiş, on binlerce insan zor mahrumiyet koşullarında yaşatılmış, yüz binlerce köylü yerlerinden zorla çıkartılmıştır. Yine B.M. ve Uluslar arası Af örgütü'nün raporlarına göre 1987 ilkbaharı ve 1988 şubatı arasında Irak Hükümeti, bazı Asurilerin ölümüne neden olmuş ve 35 Asuri kilisesi ve manastırı da dahil olmak üzere 31 Asuri köyünü tahrip etmiştir.

Bu olay ile bir kez daha biyolojik ve kimyasal silahların üretimi, bulundurulması ve askeri operasyonlarda kullanılması ile ilgili sözleşmelere uyulmamıştır. 1974 tarihli B.M. Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına dair bildirinin 2. maddesi,1925 tarihli Cenevre Protokolü, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve Uluslar arası insancıl hukuk ilkeleri çok açık bir şekilde ihlal edilmiş, savunmasız kadınlar ve çocuklar dahil bütün sivil nüfusun ağır kayıplara uğramasına yol açılmıştır.

Dünya kamuoyu bu olayı kınarken, Irak diktatörü Saddam Hüseyin'e bu silahları veren güçler ölüm sessizliğine bürünmüşlerdir. Ölüm sessizliğine bürünen ve "sessizlik ideolojisini" yaratan bu çevreler bilmelidirler ki bir gün kendilerini mazlumların gözyaşlarında boğulur halde bulacaklardır. Medeniyet götürme adı altında insanlığa çektirilen acılar bugün çoğunlukla "insan haklarını koruma ve mazlumları kurtarma" ya da "demokrasiyi temin etme" adı altında gerçekleştirilir. Dünyada mazlumların yaratıcıları, insan haklarını ihlal edenler emperyalist diktatörlerin kendileridir. Bu diktatörler Hiroşima'da, Nagasaki'de, Halepçe'de, Felluce'de ve Ramadi'de insan hak ve özgürlüklerini tüm dünyanın gözleri önünde hem de en acımasız bir şekilde hiçe saydılar.

Halepçe katliamı bölgesel bir olay değildir. Halepçe zencilere, Kızılderililere ve Aborjinlere karşı işlenen toplumsal cinayetlerin Kürt halkı üzerindeki uzantısıdır. Dönemin Irak başkanı Saddam Hüseyin'in ırkçı ve haksız siyasetine muhalif olan bölge halkı, o güne kadar bir çok kere yapıldığı gibi inkar edilmişliğin en vahşi biçimine maruz kalmış ve toptan yok edilme girişimi ile yüz yüze gelmişlerdir

Kürselleşen bir dünyada yaşadığımız, insanlar arası farkların yok olmaya yüz tuttuğu veya insanlar arası farkların sorun haline getirilmediği bir dünyaya doğru evrildiğimiz iddia edilir. İnsanların kültür ve algı farklılıklarının, insanların birbirleri ile çatışma vesilesi haline getirilmediği farklılıkların çatışma değil zenginlik vesilesi olarak kabul edilebileceği bir dünya. Etnik kimliklerin kabul edildiği, insanın kültürel aidiyet duygusunun hoş karşılanabildiği bir dünya. Yaşam alanlarının ve bireysel veya kolektif varolma istencinin, özgürlük ve eşitlik temelleri ile sağlama alındığı bir dünya...

Farklıyı yok sayma ve yok bilme onu yok etme istencine dönüşürse insan yeryüzünün en tehlikeli ve vahşi varlığı haline gelir. Farklı olanı yok saya saya onun tüm varlık koşullarının kökten ve tamamen temizlenmesi için gözünü kırpmadan katliamlar, soykırımlar düzenler.

Hemen güney sınırımızın öte tarafında bundan tam yirmi yıl önce farklı olmanın ve kalmanın bedelinin çok ağır ödendiği korkunç bir insanlık trajedisine tanıklık etmişizdir.

Biz, MAZLUMDER olarak; Binlerce insanın yaşam hakkının ihlal edildiği Halepçe katliamının 20. yıldönümünde bir kez daha adı ister Halepçe olsun ister başka bir şey olsun insanlığa bu acıları yaşatanları en sert ve en kararlı biçimde kınıyoruz.İnsanların barışa ve özgürlüğe olan özlemlerinin ancak ve sadece birbirlerine tahammül gösterebilecekleri bir ahlak bilinci ile temin edilebileceğini biliyor ve yine bu vesile ile bu tür anlamlı günlerin bu bilinç inşamıza katkılar sağlamasını temenni ediyoruz. . Aksi halde bu ne ilk ne de son Halepçe olacaktır.

MAZLUMDER GYK Üyesi

SEHER AKÇINAR BAYAR