Basın Açıklamaları

Avrupada Irkçılık -2- ( Makale )

Avrupada Irkçılık -2- ( Makale )

Geçen haftaki yazıya daha nokta koymadan Macaristan'da yapılan (11 Nisan) seçim sonuçları haber sitelerine düştü. 11 Nisan Pazar günü yapılan seçimlerde ırkçı JOBBİK Partisi yüzde 16, 69 oy oranı ile ülkede 3. parti oldu.

Haber sitelerine düşen ikinci haber Almanya'nın Solingen şehrinden geldi. Solingen'de Türkiye kökenli göçmenlerin çoğunlukta olduğu bir ev 3. kez kundaklanmıştı. Bilindiği gibi Solingen'de 29 Mayıs 1993 yılında Genç ailesinin oturduğu ev kundaklanmış ve ailenin 5 ferdi hayatını kaybetmişti.

Avrupa'daki ırkçı ve yabancı düşmanı motifli eylemleri gözlemleyenler bu ve benzeri haberleri gün aşırı izlemektedir.

Geçen haftaki yazıda, Avrupa'daki ırkçılık temelinde yaşanan esaslı bir değişime şu ifadelerle dikkat çekmiştik.

"20. yüzyıl sonları itibarıyla ırkçılık ideolojisinin temel hedefi doğrultusunda bir değişim yaşanmaktadır: modern ırkçılığın yine modern çerçeve içinde kalarak bir evrim geçirmesine tanıklık etmekteyiz.

500 yıllık tarihi geçmişi bulunan klasik ırkçılık biyolojik ve fizyolojik temele dayanmaktaydı. Günümüz ırkçılığı kültürel değerleri hedef seçen bir karaktere bürünmüştür.

Kelimenin tam anlamıyla "etnik" ırkçılıktan "kültürel" ırkçılığa bir evrim yaşanmaktadır."

Hiç kuşkusuz, Avrupa'daki ırkçılığın yeni hedefi İslam ve Müslümanlardır. Avrupa'da ırkçı saldırıların cami ve benzeri Müslüman kurumlara yönelik olması, yabancılar içinde özellikle Müslümanların çok tehlikeli olduğu tezine yaygınlık kazandırmaktadır.

İslam çıkışlı sivil toplum örgütlerinin her biri potansiyel birer terör örgütü gibi propaganda edilmekte ve yakın takip altında tutulmaktadır.

Camiler polisler tarafından basılıp altını üstüne getirerek kundaklanmaktadır. 11 Eylül sonrası, önceden örtülü veya ima yoluyla işaret edilen İslami örgütlerin potansiyel tehlike oluşturdukları artık, açıktan ve net olarak telaffuz edilmektedır.

Hollanda'da göçmenler arasında demografik olarak en fazla sayıya sahip olan ve fizyolojik olarak da en çok dikkat çeken Sürinamlılar'dır. Ancak en çok ırkçı saldırıya maruz kalanlar ise Faslılar ve Türklerdir.

Almanya'da en fazla sevilmeyen göçmenler arasında Türkler gelirken, İtalyan, Portekiz ve İspanyolların sevilmeyenler kategorisinde son sıralarda yer almaktadır. Bu istatistiklerden de anlaşılacağı gibi, İtalyan, Portekiz, İspanyol ve Sürinamlıların üstün (!) Batı uygarlığının birer unsurları gibi görülmesidir.

Avrupa'da yabancı denince akla Müslümanlar gelmektedir. Almanya'da Türkiye kökenlilere, Fransa'da Kuzey Afrika [Cezayir, Fas, Tunus] kökenli Araplara, İngiltere'de Pakistanlılara, Belçika ve Hollanda'da Türk ve Araplara yönelik gerçekleşen ırkçılık eylemleri temelde İslam karşıtlığı (anti-İslamizm) taşımaktadır.

Eski Yugoslavya'nın dağılması sürecinde yaşananlar bu bağlamda bir utanç vesikasıdır. Bosna Hersek ve akabinde Kosova Müslümanlarına yönelik olarak başlatılan yakın tarihin bu en kanlı vahşeti, "etnik arındırma" operasyonudur.

Batının 500 yıllık tarihinin bütün aşamalarında dominant olarak karşımıza çıkan klasik (biyolojik-fizyolojik) ırkçılık; Balkanlarda yaşanan bütünüyle Müslümanlara yönelik "soykırım" örneğinde olduğu gibi kültürel ırkçılık olarak dönüştüğünün en somut karinesidir.

Gerek Avrupa Birliği'nin, gerek Avrupa Birliği üye ülkelerinin müstakil olarak ve gerekse çeşitli araştırma merkezlerinin ırkçı ve yabancı düşmanlığı noktasında yaptıkları araştırma sonuçlarına göre; Avrupa ülkelerinde ırkçı ve yabancı düşmanlığı eylemlerde sürekli artış yaşanmaktadır.

Almanya başta olmak üzere Avrupa'nın hedef tahtasından indirdiği anti-Semitizm yerine konan anti-İslamizm politikalarının merkez söylemini "İslami fundamentalizm" veya "İslami köktencilik" söylemi oluşturmaktadır.

Batılı medya İslamı fütursuzca terör ve şiddet kavramlarıyla birlikte telaffuz ediyor ve olumsuz bir kaç görüntüyü sürekli olarak ve geneli teşmil edecek bir şekilde ekranlara taşıyor.

Öte yandan, siyasi parti temsilcileri ve hükümet yetkilileri İslam ve Terör konulu panellerde boy göstermektedir.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yerleşik konuma geçmiş 25 milyon civarında Avrupa Müslüman Toplumunun, gelişmeler karşısındaki tavrı, daha doğrusu tavırsızlığı son derece endişe vericidir.

Kendi içinde dahi grup fanatizmini aşamamış, yaşadığı ülke gerçekliğine bir türlü vakıf olamayan veya olması engellenen ve yaşadığı değil de göçmen olarak geldiği ülke meselelerini birinci dereceden sorun olarak görmeye devam eden toplum, ırkçılığın 500 yıl sonra bugünkü evrimini ve dolayısıyla tehlikesini de anlamış gözükmemektedir.

Irkçılık ilahi dinlerin vazettiği eşitlik ilkesinin reddidir. Bir başka ifadeyle, ilahi kökenli dinlerin reddettiği belli bir etnik kökene mensup insanın üstünlüğü, ayrıcalılığı ve egemenlik hakkı düşüncesidir.

Avrupa insanının zihniyetine ortaçağda sinmiş bulunan ayrımcı ve ötekini dışlayıcı düşünce ve eylem tarzının da beslediği ırkçılık, Avrupa Birliği ve Balkanları da içine alan bir zeminde siyasallaşmasını hızla sürdürmektedir.

Bu durum başta Avrupa Müslüman Toplumu olmak üzere AB ülkelerini, AB'ne üye olmak için can atan ülkeleri ve tüm dünya insanlığını, üzerinde düşünülmesini gerektiren ve tehdit eden bir gelişmedir.

Recep KARAGÖZ
MAZLUMDER Gen. Sek. Yrd.