Jandarma müdahale ediyor, gidince yine aynı şey. Malları bile alıp götürüyorlar. Bizim ne suçumuz var. Cinayeti biz işlemedik, hiçbir ilişkimiz yok. Kavgayı çıkartanlar zaten serserilik yapanlar. Serserilerle bizim ne işimiz olur. İş güç sahibi insanlarız. Yerlerimizi evlerimizi yakıp, yıkıyorlar. Asker sonra geliyor. Bayrak taşıyıp bayrak sallıyorlar. Kime karşı taşıyorsunuz?'
Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, Bursa Şube Başkanı Hasan Ünal, İzmir şubesinden Mehmet Gün ve Ethem Tatar tarafından hazırlanan 4 Ekim 2008 tarihli Balıkesir, Ayvalık-Altınova Beldesi Olayları Mazlumder Gözlem Raporu'ndan okuyorum.
Olayların üzerinden beş gün geçmesine rağmen iktidar tarafından bir yetkilinin bölgeye gitmediği tespitinin yapıldığı raporda, Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu'nun 'Bazı taşkınlıkları hoş gördük' şeklindeki ifadelerinin kabul edilemez olduğu ve İçişleri Bakanı'nın valiyi açığa alması gerektiği de ifade ediliyor.
Sorunu görmezden gelmek
Aynı dernekten, inceleme için bölgeye giden Mazlumder İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Ayaz'ın değerlendirmeleri de çok çarpıcı: 'Esasında her yerde görülebilecek adi bir vak'a alevlenerek 'toplumsal bir olay' olarak karşımıza çıkmıştır. Beraber yaşamaya engel bir durdum söz konusu değilken, çok kısa bir sürede halk 'bizler-onlar' şeklinde polarize olmuştur. Vaktiyle işçilik yapmak üzere bölgeye gelen Kürtlerin; toprak, ev, dükkan sahibi olması ve bazılarının büyük esnaf arasına girmesinden rahatsız olan kesimler kozlarını etnik kimlik üzerinden oynamaktadır. Mülki ve mahalli idareler uzlaştırıcı ve yatıştırıcı bir tutup sergileyememiş, olayı büyütmemek adına sorunları görmezden gelerek asayiş tedbirleri ile iktifa etmiştir.Benzeri olaylar zincirleme olarak yurt çapında görülebilir. Adana'dan bunun işaretleri gelmektedir. Halkımız arasında sorun yoktur' şeklindeki kanaatin ciddi ciddi azaldığını ve hem Kürt hem de Türk milliyetçiliğinin, ötekini tehdit sayar bir şekilde yükselmeye başladığını düşünüyor ve endişeleniyordum. Ne yazık ki Altınova bu kanaatimi pekiştirdi'.
Yaşananlar, bir açıdan Çorum'u ve Maraş'ı hatırlatıyor ve bize etnik kimlik üzerinden yeni bir fay hattının oluştuğu haberini veriyor. Resmi açıklamalardaki 'birlik ve beraberlik' sloganlarının altında büyüyen ve gittikçe derinleşen bir hat bu. Kürtlerin resmi olarak yok sayılmasına karar verildiği yaklaşık doksan yıllık bir geçmişe kadar giden ve son yirmibeş yıldaki çatışma ortamının ürettiği acılardan beslenen bir hat. Genelkurmay Başkanı ve onun gibi düşünenlerin matah bir şey sanıp sahiplendikleri 'ulus-devlet'e özgü -veya en fazla onun tarafından üretilen- bir rahatsızlığın bütün semptomlarının gittikçe daha fazla görünür hale geldiğini gösteren bir hastalık hali.
Türk-Kürt ittihatçıları
Başka bir açıdan ise yaşananlar, yukarıdan gelen bir kışkırtmanın, aşağıdaki çelişkileri nasıl siyasileştirebildiğini, özellikle bazı insanlardaki gayri ahlaki çıkar sağlama arzularını nasıl harekete geçirebildiğini de gösteriyor. Bu yönüyle de yaşananlar, 6-7 Eylül barbarlığını hatırlatıyor. Aynı raporda, yaşananlardan dolayı 'zengin Kürtler'i suçlayan bir esnaf, belki de böyle bir bilinçaltını yansıtıyor. Mağdurlardan birinin anlattıkları da bu kanaati pekiştiriyor: '10 yıldır benim ekmek verdiğim, elektrik işimi yapan adam bile baktım camlarımı taşlıyor. 'Ayıp değil mi' dediğimde de 'kusura bakmayın yapmak zorundayım, yoksa bizi de dövecekler' diyor. Milyarlık iş verdiğim benden ekmek yiyen adamlar bile şimdi bize karşı'.
Altınova ve Adana'da yaşananlar, zamanında çözülemeyen bir siyasi sorunun artık sadece siyasi olmadığını yüzümüze çarpıyor. Mazlumder Başkanı Gergerlioğlu, gerginliğin olayla ilgisi olmayan Kürt ailelere nasıl yansıdığını anlatırken, 'Pazartesi ve Salı çocuklarını okula gönderemediler, Çarşamba'dan itibaren başladılar' diyor. Bu bağlamda Türk ittihatçıları ve onlarla aynı kumaştan olan Kürt ittihatçıları, ürünlerine bakıp gurur duyabilirler. Çünkü artık sorunun toplumda da bir karşılığının olmasını elbirliğiyle sağladılar.
Deva sanılan zehir
Eğer sorun kısa vadede bir çözüm yoluna girmezse, dar kafalı bürokratların empoze etmeye çalıştıkları kerameti kendinden menkul 'önlem'lerle bir çıkış yolu aranmaya devam edilecek olursa, sonucun felaket olacağı çok açık. Geçen yüzyılın başında, ittihatçı zihniyetin taşıyıcısı olan bürokratların deva sandıklarının zehir olduğu anlaşıldığında çok geç olmuştu.
'Bize özgü koşullar'ı abartmadan ve Roma'yı yeniden keşfetmeye çalışmadan, çözüm üstüne kafa yorarken, evrensel tecrübeyi göz önüne almak gerekir.
Şimdi kritik bir aşamada, bir yol ayrımında duruyoruz. Aktütün felaketinin ortaya çıkardığı acıları sömürenler veya etnik sorunların tabiatını anlamaktan aciz olanlar, sahip olduğumuz mütevazı özgürlükler düzeyini de düşürmek, güvenlik adına özgürlüğü daha fazla tırpanlamak için çaba sarf ediyorlar. Oysa özgürlüğü güvenliğin alternatifi olarak gören, güvenlik için özgürlükten eksiltmek gerektiğini vehmeden zihniyet, aslında tam da bu sorunu başımıza açan zihniyettir. Altınova, açık ve yakın bir tehlike olarak belki de son uyarı olabilir. Hükümetin silkinip kendine gelmesi, 2005'e kadar izlediği doğru çizgiye dönmesi ve artık kaybedilen mesafeyi de dikkate alarak, çözüm için inisiyatifi ele alması tek çıkar yol.
STAR - BERAT ÖZİPEK