Basın Açıklamaları

Almanya'da Türkiye Kökenli Milletvekilleri (Makale)

Almanya'da Türkiye Kökenli Milletvekilleri
Kimi - Neyi Temsil Ediyor
Almanya'da ne zaman gerek eyaletler ve gerekse de federal düzeyde bir seçim olsa hangi eyaletten-şehirden, hangi siyasi partiden kaç tane Türkiye kökenli aday var, kaçının seçilmesi garanti olduğu noktasında, Türkiye'de (yazılı ve görsel medyada) gündem olmaktadır. Adayların, Türkiyeli göçmenlerin sorunlarına nasıl yaklaştıkları, ne tür çözüm önerileri bulunduğu veya bulunup-bulunmadığı, ne doğru dürüst bilinir ne de açıkça yazılır-çizilir. Türkiye'deki yazılı ve görsel medya açısından bu ağır bir eleştiri ama maalesef durum bundan ibarettir.

Almanya'da hem Eyalet hem de Federal düzeyde Türkiye kökenli milletvekilleri 15 yıldır görev yapmaktadır. 27 Eylül 2009 tarihinde Federal Meclis seçimlerinde de SPD' (Sosyal Demokrat Parti) den 1, Yeşiller'den 2, Liberaller'den 1 ve Sol Parti'den de 1 toplam 5 Türkiye kökenli aday meclise girmeyi başardı.

Federal Parlamentoya 1994 tarihinde giren ilk Türkiye kökenli meclis üyesi Cem Özdemir başta olmak üzere 27 Eylül'de seçilen 5 Türkiye kökenli üye dâhil, göçmenler üzerinden politika yaparak ve göçmenlerin omuzlarına basarak parlamentoya girmişlerdir. Diğer bir ifadeyle Türkiyeli göçmenler olmasa bugün Almanya'da Türkiye kökenli bir Alman vatandaşını hiçbir siyasi parti kesinlikle aday dahi yapmazdı.

Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Türkiyeli göçmenler üzerinden Federal Parlamentoya giren Türkiye kökenli vekiller, söz konusu göçmenlerin sorunlarını ne oranda meclis gündemine taşımaktadırlar. Aslında soruyu daha somut olarak şöyle sormamız gerekir: Türkiyeli göçmenlerin dini, kültürel, eğitim, entegrasyon vb. alanlarda son derece önemli ve uzun yıllardır savsaklanan temel sorunları var. Sözde sözcülüğüne soyundukları toplumun sorunlarına bakış açıları nedir?

Sorduğumuz soruyu, Türkiye kökenli üyelerin çeşitli vesilelerle yaptıkları açıklamalardan örneklerle cevaplamaya çalışalım. Ancak, daha önce çözüm bekleyen sorunların ne olduğuna bakalım. Aşağıda okuyacağınız başlıklar Türkiyeli göçmenlerin, Almanya tarihinin kara sayfalarında yer alacak olan başlıca sorunları arasındadır.

Almanya'nın ikinci büyük dini olan İslam hala resmi olarak tanınmış değildir. İslam'ın resmi din olarak tanınmamasından kaynaklanan ezan okunması, helal kesim, özgün mimari ile cami ve minare inşası, Müslüman mezarlıkları, dini bayramlarda tatil, yüzme derslerinde tesettür zorluğu gibi daha birçok mesele, mesele olmaya devam etmektedir.

Berlin Yüksek İdare Mahkemesi'nin 4 Kasım 1998 tarihinde almış olduğu, İslam dininin bu eyaletteki okullarda ders olarak okutulması kararı istisna tutulacak olursa, Müslüman çocuklar anayasal bir hak olmasına rağmen Federal düzeydeki okullarda İslam dini dersleri alamamaktadır.

Alman okul kitaplarında İslam'a ilişkin önyargı ve peşin hükümler bulunmaktadır. Tarih, Coğrafya, Katolik ve Protestan vb. ders kitaplarındaki bu önyargı ve peşin hükümler içeren bilgiler, çocuklarda Müslümanlar aleyhine haksız bir kanaat oluşturmaktadır. Bu durum hala tashih edilmemiştir.

Demografik yapı içerisinde en yüksek orana sahip Türk kökenli göçmenlerin dili olan Türkçe okullarda okutulan seçmeli yabancı diller arasında yer verilmemektedir.

Ortaçağda Batı Roma İmparatorluğunun bünyesindeki kölelere uygulanan "Kölelik Yasası"nın Almanya'daki çağdaş versiyonu "Yabancılar Yasası" halen yürürlüktedir.

15 Ocak 1997 yılında 16 yaşından küçük çocuklara uygulanan, kamuoyunda "bebek vizesi" adıyla tanımlanan vize uygulaması da yürüklüktedir.

Yazının daha fazla uzamaması için bu kadar sorunla iktifa edelim. Ve geçelim Türkiye kökenli vekillerin açıklamalarına.

29.09.2009 tarihinde Berlin İdare Mahkemesinin Diesterweg Gymnasium (Lise) okuluna giden 16 yaşındaki Yunus M. adlı Türkiye kökenli öğrenciye okulda namaz kılmasına izin veren bir karar aldı. Karar Almanya'nın gündemine oturdu. Özellikle kilise çevrelerinden olumlu tepki gelmesine karşın Yeşiller Berlin Eyalet Milletvekili Türkiye kökenli Özcan Mutlu, 'kararın kendisini şaşkınlığa uğrattığını ve toplumdaki gerçeklere uzak olduğunu' savunarak, 'Bu karar emsal teşkil edebileceğinden uyuma zarar verir' dedi. Doğrusu Mutlu'nun bu tepkisine hiç şaşırmadım. Diğer Türkiye kökenli milletvekillerine de mikrofon uzatılsaydı aynı meyanda görüş beyan edeceklerinden emin olabilirsiniz.

28 Ocak 2002 tarihli (Avrupa) Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajında, SPD Federal Meclis üyesi Leyla Onur, başörtüsü kötü bir görüntü mü, rahatsız oluyor musunuz sorusuna şu cevabı veriyor: "Evet! Kadınların başının örtülü olmasından rahatsızlık duyuyorum, çünkü bu bir kadını aşağılayan bir görüntü. Yani ideolojik anlamda, din kisvesi altındaki sömürüye yönelik olanından bahsediyorum. Sayıları o kadar çok ki Almanya'daki sokak görüntüsünü çok yabancılaştırıyorlar" diyor. Almanya Anayasası da daha birinci madde de: "İnsanın onuru [şeref ve haysiyeti] dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür" der ve 4. Maddenin ilk iki fıkrasında da; "Din ve vicdan özgürlüğü ile din ve dünyevi inanç özgürlüğüne dokunulamaz", "Dinin müdahalesiz uygulanması güvence altındadır" ifadeleri yer alır.

Federal Parlamentoya seçilen milletvekilleri dini anlayışlarını beyan ederler ve bu beyanlar belgelenir. Parlamento istatistikleri arasında yer alan bu beyanlar, kamuoyunun bilgisine açıktır. 27 Eylül 1998 seçimleri sonrası Federal Parlamento üyelerinin dini eğilimlerini incelerken, Yeşiller partisinden milletvekili seçilen, Türkiye kökenli Ekin Deligöz'ün dini görüş olarak İslam beyanını okudum. Böylece, Ekin Deligöz, Almanya tarihinde ilk Müslüman milletvekili olarak yer almış oldu. Fakat aynı Deligöz, Almanya'daki Müslüman kadınlara başörtülerini çıkarma çağrısında bulundu. Deligöz'ün Almanya'nın yüksek tirajlı gazetesi Bild am Sonntag'da çıkan haberdeki ifadeleri şöyle: "Başörtüsüne karşı olduğum gizli bir olay değil. Herkes başörtüsüne fikri bazda istediği gibi yaklaşabilir. Ancak bence kadınlar, demokratik bir ülkede bilinçli davranmalılar ve yaşamalılar. Ben Atatürk'ün fikirleriyle büyüyen bir insan olarak başörtüsüne karşıyım. Bunu her zaman söylemişimdir", "Tabii ki bu yüzden başörtülü kadınların imajı dışarıya karşı kötü yansıyor. Türbanın sembol olmasına karşıyım. Ben, dini ya da siyasi amaçlarla da olsa türbana karşıyım."

2006-2007- 2008 yıllarında toplanan Almanya İslam Konferansı, 25 Haziran 2009 tarihinde, İslam dininin hukuki statüsünün belirlenmesi ve buna bağlı olarak İslam din dersinin okullarda okutulabilmesi için muhatap cemaat belirlenmesi amacına yönelik yıllık toplantısını yaptı. İçişleri bakanı nezaretinde yapılan toplantıya 15 resmi devlet temsilcisi, önemli İslam derneklerinden 5 temsilci ve herhangi bir organizasyona üye olmayan 10 (çoğu İslam karşıtlığını yaptıkları çeşitli açıklamalarda saklama gereği bile duymayan) şahsiyet katıldı. SPD Federal Meclis Milletvekili ve partisinin İslam Politikası Sözcüsü Lale Akgün, Müslümanların eksik temsil edilmesini eleştiri konusu yapacağı yerde, İslami teşkilatların İslam Konferansına davet edilmesini yanlış buluyor. Welt am Sonntag gazetesinde yayınlanan yazısında, içinde DİTİB'in de bulunduğu İslami teşkilatların temsilcilerinin İslam Konferansı'na artık davet edilmemesini istiyor. Ortodoks din anlayışı şeklinde tarif ettiği bu çatı kuruluşlarının dindarlığının siyasi atmosfere göre fanatizme dönüşebileceği uyarısında buluyor.

Örnek çok ancak son bir örnekle yetinelim. Yeşiller'den Avrupa Parlamentosuna seçilen ve daha sonra SPD' ye geçen Ozan Ceyhun, 28 Aralık 2001 tarihli (Avrupa) Hürriyet gazetesinin Günün Konuğu köşesinde "Köktendinci din tüccarları" başlıklı yazısında, (isim vermeden) o günlerde kapatılacağı yönünde söylentiler yayılan İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) örgütünü ve Avrupa Müslüman toplumunu, açıktan hedef göstermiştir.

Burada iki soru akla geliyor. Birincisi, Türkiye kökenli milletvekilleri kimi/neyi temsil ediyor? İkincisi, Almanya seçimlerinde önemli bir orana ulaşan Türkiye kökenli Müslümanlar neden kendi temsilcilerini meclise taşıyamıyorlar?

Recep KARAGÖZ