
Cumhuriyet Başsavcılığı´nın AK Parti´yi kapatmaya yönelik hazırladığı iddianamesini kabul ederek davayı görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi kararı hakkında, TEHÖP (Temel Hak ve Özgürlükler Platformu) bünyesinde bulunan STK´lar olarak bir basın açıklaması yapıldı.
Fatih Saraçhane Parkı´nda saat 12:30´da düzenlenen eylemde basın açıklamasını Hukukçular Derneği Başkanı Av. Kamil Uğur Yaralı yaptı. Basın açıklamasının ardından sırasıyla ASDER Genel Başkanı Adnan Tanrıverdi, MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Ayhan Küçük, ÖZGÜRDER Yönetim Kurulu Üyesi Rıdvan Kaya kısaca konu hakkında görüş beyan ettiler. TEHÖP (Temel Haklar ve Özgürlükler Platformu) üyesi STK´ların ortak deklare ettikleri metin aşağıdadır.
ANAYASA MAHKEMESİ HUKUKSUZLUĞA ONAY VERMİŞTİR!
Çok partili sisteme geçildiğinden bu yana Türkiye’de çeşitli bahanelerle ortalama her 10 yılda bir tekrarlanan darbeler ve muhtıralar ile halkın iradesi baskı altına alınmış, hukuk yoğun ve sistematik bir tarzda çiğnenmiştir.
Daha henüz 28 Şubat postmodern darbesinin ölümcül etkilerinden kurtulamamış siyaset kurumu, şimdi de halkın yarısının oyları ile iktidara gelmiş AK Parti’nin “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesi ile kapatılmak istenmesiyle komaya sokulmak istenmektedir. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı hakkında dahi siyasi yasaklılık talep eden hukuki anlamda tatmin edici gerekçelerle hazırlanmamış ve tamamen soyut suçlamalarla dolu bir iddianameyi kabul etmek sureti ile Cumhuriyet Başsavcılığının zeminini hazırladığı “bir yargı muhtırası ile mi karşı karşıyayız” sorusunu akla getirmektedir.
İddianamenin Anayasa mahkemesine intikalinden 2 gün önce İşçi Partililerin bilgisayarına kaydedildiğinin Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkması bile iddianamenin geçersizliği için yeterli bir nedendir. Buna rağmen kamuoyu nezdindeki itibarı ve meşruiyeti 367 kararı ile tartışılır hale gelmiş olan Anayasa Mahkemesi, iddianameyi iade ederek davayı hiç görüşmeden reddetmek yerine davayı esastan görmeye başlamıştır. Bu durum yargı eliyle halkın vesayet altına alınmasından başka bir manaya gelmeyecektir.
Uluslar arası sözleşmeler ve Türkiye’nin de bağlı olduğu AB kriterleri uyarınca terör ve şiddeti yöntem olarak benimsememiş siyasi partilerin kapatılmasının hukuki değil, siyasi bir tasarruf olduğu açıktır. Siyasi partilerin soyut sebeplerle kapatılması en başta hukuk devleti ilkesiyle çatışmaktadır. Basit gerekçelerle iktidar partisinin kapatılması, millet iradesini ve milleti yok saymaktan başka bir şey değildir. 1960 ihtilalinden sonra 24 siyasal partiyi kapatılmasına tanıklık eden Türkiye artık bu ayıptan kurtulmalıdır.
Türkiye, gerçek gündemine geri dönmeli ve sorunlarına kalıcı çözümler üretmelidir. Kaos oluşturmaktan başka bir işe yaramayan suni gündemleri terk etme kararlılığını göstermelidir.
Toplumun temel problemi, halkın değerlerinden uzak olduğu halde kendilerini devletin vazgeçilmez ve tartışılmaz sahibi olarak gören bu zümrenin, halkın değerleri ve taleplerine karşı kesintisiz sürdürdüğü mücadeledir. Meşruiyetini toplumun iradesinden almayan ve halkın değerleri ile esaslı şekilde çatışan bu zümre önemli noktaları işgal etmekte olup, vesayet rejiminin devamı için hukuku hiçe saymaktadır.
AK Partinin kapatılmasına yönelik iddianamenin en somut gerekçesi, özgürlüklerin önünü açıcı düzenlemeler yapmaktır. Üniversitelerdeki kılık kıyafet nedeni ile eğitim ve öğretim hakkı önündeki engelleri kaldırma çabası ve bu yöndeki beyanatlar bile suç addedilmekte, halkın %80’ine yakın bir kısmının iradesi doğrultusunda oluşturulan anayasa değişiklikleri partinin kapatma sebebi olarak kabul edilmektedir. Hukuki temeli olmayan bu gerekçelerle halkın yarısının oyunu almış bir partiyi kapatmak olsa olsa halkın iradesini ve hatta halkı yok saymaktan başka bir şey değildir.
Meşruiyetini halkın iradesinden alan Anayasal düzeninin, yargı erkinden beklentisi yasama ve yürütmeye müdahale etmeksizin hukukun gereğini yerine getirmesidir. Bu dava, yasama ve yürütmeyi ve dolayısıyla egemenliğin sahibi olan halkı, yargıya boyun eğmeye zorlamaktadır. Meşruiyetini halktan almayan ve üstelik halka karşı kullanılan bir yetkinin varlığını kabul etmek mümkün değildir.
Son gelişmelerde göstermiştir ki; Türkiye’nin askeri müdahalelerin gölgesinden uzak, halk iradesini yansıtan yeni ve sivil bir anayasaya ihtiyacı vardır. Yeni anayasa ile millet iradesini vesayet altından kurtaracak düzenlemeler acilen yapılmalı, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organlarının yapısında halk iradesini işler hale getirecek, hak ve özgürlükleri esas alan düzenlemeler esas alınmalıdır. TBMM, acilen bu meselelerde kalıcı çözümler üretmeli ve Türkiye’yi suni gündemlerle oyalayanlar hakkında gerekli çalışmalar başlatılmalıdır.
TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU
(AKABE VAKFI, AKDER, ANADOLU GENÇLİK DERNEGİ, ASDER, HUKUKÇULAR DERNEĞİ, İHH, MAZLUMDER İstanbul Şubesi, ÖZGÜRDER, TAYDER, TİYEMDER,
ULUSLAR ARASI HUKUKÇULAR BİRLİĞİ)