İnsani Yardım Kuruluşlarınca geçtiğimiz ay düzenlenen yüzlerce araçlık "Filistine Yol Açık" konvoyuyla Gazze'ye yaptığı seyahatin izlerini ve etkisini üzerinde taşıdığı her halinden belli olan Ünsal, coşku dolu bir konuşma yaptı. Gördüklerini, yaşadıklarını anlattı. Gazze'yle, Gazze'li çocuklarla kucaklaşmasını anlatırken gözleri doldu. Adeta o havayı yeniden yaşadı, üyelerimize yaşattı.
Bilindiği gibi geçtiğimiz ay İnsani Yardım Vakfı İHH öncülüğünde Gazze'ye yüzlerce araçtan oluşan bir yardım konvoyu gitmiş, bu konvoy Türkiye'den de birçok katılımcıyla zenginleşmişti. Ancak bu yardım girişiminin karşılaştığı en büyük engel, Mısır yetkililerince çıkarılmıştı.
Faruk Ünsal, konuşmasının birinci bölümünde, Filistin tarihini, İlahi dinlerin en önemli mukaddes mekânı olan Kudüs'ün tarihini anlattı:
Hz. Davud'un oğlu Hz. Süleyman M.Ö. 957'de burada Kudüs Mabedini kurdu. Daha sonraki yüzyıllarda Kudüs birçok kez saldırıya uğrayarak yakılıp yıkıldı. M.Ö. 63'te Roma İmparatorluğu'nun koruması altına giren kentte büyük çapta bayındırlık girişimleri başlatıldı. Ne var ki, M.S. 66'da Romalılara karşı bir ayaklanma başlayınca kentin büyük bir bölümü Roma ordusunca yıkıldı. Yahudilerin M.S. 132'de ikinci kez ayaklanışı üzerine Kudüs'ü yerle bir eden Romalılar, Yahudilerin girmesinin yasak olduğu yeni bir kent kurdular. 614'te Sasanilerin saldırısına uğrayan ve yeniden yıkılan Kudüs, Hz. Ömer'in halifeliği sırasında Müslümanların eline geçti ve uzun bir süre Müslümanların yönetiminde kaldı. 10. yüzyılda Fatımiler Kudüs'ü ele geçirdi. 130 yıllık Fatımi egemenliğinden sonra 1099'da kenti yağmalayan Haçlılar, Kudüs Krallığı'nı kurdu. 1187'de Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü ele geçirdi. 13. yüzyıl ortalarında Yahudiler yeniden kente gelip yerleşmeye başladı. 1516'da Yavuz Sultan Selim'in Kudüs'ü almasıyla kent Osmanlı egemenliğine girdi. Kanuni Sultan Süleyman, eski kentin surlarının büyük bölümünü yeniledi. 1918'de İngiliz birliklerinin işgal ettiği Kudüs, İngiliz manda yönetimine bırakılan Filistin'in başkenti oldu.
1948'de İsrail Devleti'nin kuruluşundan sonra İsrail, kentin batı bölümünü topraklarına kattı. Surlarla çevrili eski kent ve tarihsel yapıların bulunduğu doğu bölümü, Araplar'ın elindeydi. 1950'de İsrail Kudüs'ün batısının ülkenin başkenti olduğunu ilan etti. 1967'deki Arap-İsrail Savaşı'nda, kentin 1948'den beri Ürdün'ün elinde olan doğu bölümü de İsrail'in eline geçti. İsrail bütün kenti başkent ilan etti. Ancak, başta Arap devletleri olmak üzere dünyada pek çok devlet bunu tanımadı.
Müslümanların Haremü'ş-Şerif adını verdiği Tapmak Dağı'ndaki en önemli eser, Hz. İbrahim'in kurban kestiğine inanılan Sahra (Haceri Muallak) adlı taşın üzerini örtecek biçimde yapılmış olan Kubbetü's-Sahra'dır Tapınak Dağı'nın 25 metre batısında Kudüs Mabedi'nin batı duvarlarının kalıntıları görülür. Ağlama Duvarı adı verilen bu kalıntılar, Yahudilerin dua etmek için geldikleri kutsal bir yerdir.
Hristiyan inancına göre, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeden önceki son saatlerini geçirdiği Zeytin Dağı eski kentin doğu surları dışındadır. Hıristiyan inancına göre Hz. İsa Zeytin Dağı'nın eteklerindeki Getsemani Bahçesi'nde tutuklanmış ve yargılanmaya götürülmüştü. Getsemani Bahçesi'nde başlayıp Kutsal Kabir Kilisesi'ne uzanan yolun, Hz. İsa'nın çarmıhını sırtında taşıyarak geçtiği yol olduğuna inanılır.
İkinci bölümde; işgalci İsrail'in gerçekleştirdiği katliamlar, Arap ülkelerinin Filistin sorununa yaklaşımları, Gazze direnişi, "Filistin'e Yol Açık" konvoyu ve Filistin sorununa dair sorumluluklarımız şeklinde sıralanabilecek konulara detaylı bir şekilde temas etti. Filistin'e Özgürlük Konvoyunun misyonunu, konvoy güzergâhındaki ülkelerin konvoya olan tutumlarını, Mısır`da yaşanan engelleme çabalarını, Gazze`de yaşanan insanlık dramını ve Gazzelilerin ambargoya rağmen, inanç ve azimet örneği göstererek nasıl ayakta kaldıklarını izleyicilere aktardı. "Ölüm korkusu eşiğini aşmış insanlara, küresel zulmün yapabileceği bir şey yok." şeklinde özetledi, Gazze'de İsrail saldırıları altında yaşayan bir buçuk milyon insanın durumunu.
İngiltere'nin başkenti Londra'dan yola çıkan Filistin'e özgürlük konvoyuna Türkiye'den katılan Faruk Ünsal, konvoydaki izlenimlerini paylaştığı konuşmasının ikinci bölümünde, Ürdün ve Mısır yönetiminin konvoydan duydukları yüksek derecede rahatsızlığın nedenini açıklamaya çalıştı: "Aslında onlar halkların kardeşliğinden korkuyor." dedi. İsrail`in sınırlarının bugün bilindiği gibi olmadığını, bu sınırlara Mısır`ın da dâhil olduğunu, Mısır`ın konvoya müdahalesinin İsrail`i aratmadığını ve bu konvoyun Ortadoğu'da yaşayan halkların tekrardan uyanmasına vesile olacağını dile getirdi.
Konvoyun Mısır'dan geçerken uğradığı saldırıyı ve yaşananları anlatırken, "Ne yazık ki hiç beklemediğimiz bir anda taş yağmuruna tutulduk, arkadaşlarımızın kafaları, kolları kırıldı, kavgalar oldu. Bizi karşılamaya gelen Filistinli kardeşlerimizin üzerine ateş edildi, 35 kardeşimiz yaralandı. Bir kardeşimiz, belden aşağı felç kaldı. Çok uzun ve zorlu bir yolculuk yaptık." dedi.
Bu arada, muhtemelen önümüzdeki mart ayında gemi ile yapılacak olan yeni bir konvoy çalışmalarının şimdiden başladığını dile getirdi.
Konferans bitiminde Ünsal, katılımcıların yönelttiği soruları cevaplandırdı.
Yazan: Ekrem Karababa
