ADALET HERKES İÇİN ETKİN BİR ŞEKİLDE İŞLETİLMELİDİR!
Uzunca bir süredir kamuoyunda tartışılan Diyarbakır’da bir polisin üç çocuğa taciz ve tecavüzde bulunduğu, uyuşturucu madde verdiği ve darp ettiği iddiaları ile ilgili olarak derneğimizce yapılan araştırmalardan sonra aşağıdaki açıklamanın yapılması zorunluluğu hâsıl olmuştur;
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/19743 sayılı soruşturma dosyasına konu olayda yukarıda sayılan fiillere maruz kaldıkları iddia edilen çocukların babası M.E ile annesi A.E’nin 14.04.2006 tarihinde evlendikleri bu evliliklerinden (iddialardaki mağdur durumda olan) üç çocuklarının dünyaya geldiği, 18.06.2013 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nü İrlanda’dan arayan ve kızı olduğunu söyleyen A.E’nin hayatının tehlikede olduğunu söyleyerek ihbarda bulunduğu, iddia üzerine emniyetin iddiaya konu yere intikal ettikten sonra kamuoyunda tartışılan iddiaların ortaya çıktığı anlaşılmıştır.
Savcılık soruşturma dosyası, M.E’nin avukatı ve ilgili komisyon vasıtasıyla olayın takipçisi olan Diyarbakır Barosu avukatları ile yapılan görüşmeler ile edinilen bilgi ve belgeler sonucunda iddialar şu şekilde sıralanabilir;
1-2011 yılında Çocukların annesi A.E çocuklardan M.E’nin kaybolması nedeniyle anne A.E’nin Z.E ile birlikte gittiği Yenişehir Polis Karakolu’nda çocukların, adını, M.A olarak bildiği polisle tanıştığı, bu tanışmadan sonra polis memurunun askerlik şubesi karşısında bulunan lojmanlarda bulunan evine anne A.E ve çocukların birlikte gidip gelmeye başladıkları,
2-Her seferinde lojmanda A.E ile M.A’nın birlikte oldukları, birlikte olduktan sonra M.A’nın çocukları silahla tehdit ettiğini, bir keresinde bıçakla hafif yaraladığı, daha sonra tek tek her üç çocuğa da cinsel istismarda ve tacizde bulunduğu,
3-Polis memurunun çocuklara içinde uyuşturucu madde bulunan içecekler verdiği ve bu nedenle çocukların bayıldığı, M.A’nın zaman zaman çocukların ellerini bantla bağladığı,
4-Baba M.E’nin evde olmadığı zamanlarda polis memurunun, M.E ve A.E’nin evine geldiği, M.A’nın çocukların babaannesini öldürüp aileye ait kasayı boşaltmayı planladığı ancak baba M.E’nin eve geleceğini söylemesi nedeniyle anne A.E’nin polis memuru M.A’ya haber vererek gelmemesini sağladığı, polis memuru M.A’nin bir keresinde aileye ait kasayı açmaya çalıştığı, açamadığı,
5-Polis memurunun kendi evinde, üç çocuk dışında bir bebeğe de cinsel istismarda bulunduğu,
6-Anne A.E’nin çocuklarla birlikte M.A’nın evine gidiş gelişlerinin 2013 yılı Mayıs ayına kadar sürdüğü iddiaları.
Tarafımızdan savcılık dosyası üzerinde yapılan inceleme sonucunda dosya kapsamında yapılan işlemler ile işlemlere bağlı kanaatimiz şu şekilde sıralanabilir;
1-Soruşturmanın 18.06.2013 tarihinde A.E’nin annesinin Diyarbakır Emniyetini arayarak A.E’nin hayatının tehlikede olduğuna dair ihbarda bulunması üzerine başladığı,
2-19.06.2013 tarihinde çocuklarda olası darp, cebir izlerinin tespiti açısından genel adli rapor aldırıldığı ve bu raporlarda darp ve cebir izine rastlanmadığı,
3-19.06.2013 ve 20.06.2013 tarihinde çocuklarda cinsel istismar izlerinin saptanması açısından Adli Tıp Birimi tarafından muayene yapıldığı, muayene sonucunda cinsel istismar bulgularına rastlanılmadığı,
4-19.06.2013 tarihinde Çocuk Z.E ile birlikte iddialara konu yerin tespitinin sağlandığı, çocuğun tereddütsüz olarak yeri gösterdiği,
5-19.06.2013 tarihinde çocuk Z.E tarafından gösterilen adreste oturduğu tespit edilen O.K’nın evinde kamera çekimi yapıldığı ve Emniyet Müdürlüğü’nde çocuklarla canlı teşhis yapıldığı ancak çocukların M.A. isimli şahsın gösterilen kişiler içinde olmadığını beyan ederken O.K.’yı da teşhis etmedikleri, O.K’nın ifadesinin alındığı ve teşhis edilmemesi üzerine serbest bırakıldığı,
6-Bahse konu olayların geçtiği ikametin apartman görevlisi ve yöneticisinin beyanlarına başvurulduğu, bu kişilerin olaya dair herhangi bir bilgilerinin olmadığını beyan ettikleri,
7-19.06.2013 tarihinde adli görüşmeci, aile görüşmecisi ve avukat huzurunda savcılıkça çocuklar Z.E ve G.E’nin beyanlarına başvurulduğu, Z.E’nin, beyanında O.K’nın evinin şekli ile içindeki eşyalara dair çok ayrıntılı beyanda bulunduğu,
8-Çocukların ruh sağlıklarının bozulup bozulmadığı yönünden rapor tanzimi için Çocuk Hastalıkları Hastanesine yazı yazıldığı, hastanece verilen cevapta çocukların zeka gelişimlerinin yaşları ile uyumlu olduğu, ruh sağlıklarının bozulup bozulmadığı yönünden D.Ü.T.F Cinsel İstismar Heyeti’nden görüş alınmasının istendiği, dosya kapsamında çocukların ruh sağlıklarının bozulup bozulmadığı yönünden D.Ü.T.F Cinsel İstismar Heyeti’nden görüş alınmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı,
9-Adli görüşmecinin G.E ile ilgili raporunda psikiyatriye yönlendirilmesinin uygun olduğunu belirttiği,
10-Sosyal hizmet uzmanı tarafından M.E ile yapılan görüşme sonucunda, olabileceği düşünülen veya yaklaşık iki yıldır anne A.E ve polis memuru arasında geçen cinsel ilişkilerin yaşandığı ortamda bulunan ve bu durumlara tanık olan çocuklar G.E ve Z.E’nin çocuk psikiyatrisinde tedavilerin yapılmasının uygun olacağını bildirdiği,
11-Adli görüşmeci Z.E ile ilgili raporunda Z.E’nin görüşme sırasında kullandığı ifadelerin yaşının üzerinde bir olgunluk düzeyinde olduğu, bu durumun cinsel istismara maruz kalan çocuklarda bariz olarak görüldüğünü, yaklaşık olarak 1,5 yıl süren cinsel istismardan ve annesinin uyguladığı fiziksel şiddetten dolayı ruh sağlığının olumsuz etkilenebileceği düşüncesiyle psikiyatriye yönlendirme yapıldığı,
12- Dosyadan konusu itibariyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın haberdar edilmediği, çocuklar için tavsiye edilen psikiyatrik tedavinin alınmasına dönük herhangi bir işlem yapılmadığı,
13-Savcılıkça Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde M.A isimli bir polis memurunun olup olmadığı sorulduğu, emniyetçe olmadığının bildirildiği,
14-Sulh Ceza Mahkemesi’nden, anne A.E’ye ait olduğu bildirilen cep telefonu hattının 01.05.2013 ile 20.06.2013 tarihleri arasındaki iletişimin tespitinin istendiği, verilen karar doğrultusunda görüşme kayıtları ve baz istasyonu bilgilerinin Bilgi Teknolojileri Kurumu Başkanlığından istendiği, Başkanlıkça CD ile cevap verildiği, savcılıkça CD dökümünün yapılmadığı,
15- 14.02.2014 tarihinde mağdurlar hakkında aldırılan raporlarda darp cebir izi ile cinsel istismara maruz kalındığını gösteren bulgulara rastlanılmadığı, dosyada tespit edilen şüphelilerin cinsel istismar suçunu işlediklerine dair mağdurlar ile müşteki baba M.E’nin beyanında başka kamu davası açılmasını gerektirecek nitelikte delil elde edilemediğinden ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, baba M.E tarafından anne A.E’ye karşı gerçekleştirilen darp suçu nedeniyle Diyarbakır Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı,
16-Baba M.E.’nin canlı teşhisten sonra dosyaya sunduğu dilekçe ile teşhis öncesinde tehdit edildiklerini, çocukları ile ilgili istismar teşkil eden fiillerin Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü’nde görevli Ali isimli polis tarafından yapıldığını bildirdiği, dilekçe üzerine herhangi bir işlem yapılmadığı,
17- Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle mağdur çocuklar ve baba M.E’nin avukatı tarafından karara itiraz edildiği karar üzerine, raporumuzun hazırlandığı tarihte, dosyanın Batman Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekirken henüz gönderilmediği tespit edilmiştir.
Tüm bu tespitler ışığında MAZLUMDER olarak davaya ilişkin takipsizlik kararının verilmesini hukuk adına cinayet olarak görüyoruz. Cumhuriyet Savcılığı tarafından, çocuklara dönük iddia konusu eylemleri gerçekleştiren kişi/kişilerin tespiti amacıyla yeterli derecede soruşturma yapılmaması nedeniyle hâlihazırda yapılan itiraz ilgili mahkemece dikkate alınarak karar bozulmalı ve savcılıkça tekrar ancak bu kez etkin bir soruşturma yapılmalıdır. Söz konusu olaya ilişkin bilhassa devlet erkinin ve kolluk kuvvetlerinin kabul edilemez bu tutumu utanç vericidir. Daha da vahimi mahkemelerin söz konusu kamu otoritesi olunca etkin soruşturma yapmamasıdır. Bu durum hukuk ve insan hakları adına kaygı vericidir
Öte yandan olayın takipçisi olduğunu belirten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, açıklamanın aksine, olayla ilgili ne hukuki sürece ve ne de dosya kapsamında alınan uzman görüşleri doğrultusunda çocuklar için gerekli psikiyatrik tedavi süreçlerinin başlatılmasına dönük herhangi bir adım atmamak suretiyle müdahil olmaması nedeniyle bir an önce olayın her iki boyutuna da müdahil olmaya çağırıyoruz.
MAZLUMDER olarak bilhassa çocuklara ilişkin her türlü taciz ve tecavüz vakasının karşısında durduğumuzu belirtiriz. Yasalarda çocuğa yönelik her türlü şiddet, taciz ve tecavüz olaylarına ilişkin son dönemlerde yapılan olumlu değişikliklerin kolluk kuvvetleri de dâhil herkese kamu vicdanını yaralamayacak şekilde uygulanmasını, vukuu tartışmalı olmayan bu olayın faillerinin bir an önce tespit edilmesi için adalet mekanizmasını etkin ve adil bir şekilde işletilmesini talep ediyor ve olayla ilgili tüm süreçlerin takipçisi olacağımızı deklere ediyoruz.
MAZLUMDER Diyarbekir Şubesi