(AB KOMİSYONU RAPORTÖRLERİ)
DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI
1.1.PARLAMENTO
Seçim kanununda ve siyasi partiler kanununda bulunan insan haklarına aykırı hükümler hala düzeltilmemiştir. Bu hükümler yüzünden halkın oyu parlamentoya tam yansımamaktadır. Parlamento, hükümeti siyasi açıdan denetleyememektedir. Çünkü parlamentonun çoğunluğunu hükümet partileri oluşturmaktadırlar ve milletvekilleri, parti yönetimlerinden bağımsız hareket edememektedirler. Bu yüzden pek çok milletvekili parti yönetimleri tarafından cezalandırılmış ya da komisyonlardan çekilmek zorunda kalmıştır. Sema Pişkinsüt, bunun son örneklerinden sadece birisidir.
1.2.YÜRÜTME/HÜKÜMET
Hükümeti oluşturan üç partinin, insan haklarının iyileştirilmesinden yana farklı düşündükleri bilinmektedir. Aralarındaki derin farklılıklar, gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri geciktirmektedir. Hükümet bürokrasinin uygulamalarından kaynaklanan insan hakları sorunlarının giderilmesini de sağlayamamaktadır.
1.3.YARGI
Türkiye'de yargının pek çok sorunları vardır. Yargının bağımsız olmadığını en üst düzey yargı görevlileri de söylemektedirler. Özellikle 28 Şubat 1997'den bu yana, verdikleri kararlar ya da açtıkları soruşturmalar yüzünden pek çok hakim ve savcı sürgün edilmiş ya da açığa alınmıştır. DGM'ler hala varlığını sürdürmektedir ve yargı kararları her geçen gün kamuoyunda daha çok tartışılmaktadır. Şu anda Türkiye'deki ihlallerin bir kısmına yargı kararları neden olmaktadır. Sivil Yargı-Askeri Yargı ayrılığı sürmektedir ve son dönemlerde sivil kişiler askeri mahkemelerde daha çok yargılanmaktadır.
1.4.MİLLİ GÜVENLİK/SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ
Milli Güvenlik Kurulu ve MGK Genel Sekreterliği, paralel bir parlamento, paralel bir hükümet gibi çalışmaktadır. Türkiye'de hükümetler, MGK'nın kararlarını öncelikle ve mutlaka uygulama zorunluluğu duymaktadırlar. Bugüne kadar MGK tarafından tavsiye edilen ama hükümetlerce uygulanmayan bir tek karar gösterilemez. MGK Genel Sekreterliği, zaman zaman yasa tasarıları hazırlamakta, tüm bakanlıkların çalışmalarını izleyip denetleyebilmektedir. MGK Genel Sekreteri sürekli olarak askerlerden olmaktadır ve bu nedenle de Başbakan'dan daha çok Genelkurmay Başkanına bağlıymış gibi çalışmaktadır. Kriz dönemlerine MGK Genel Sekreteri, Başbakan'ın neredeyse tüm yetkilerini kullanabilmektedir. Kriz halini de askerler kararlaştırmaktadır. Genelkurmay Başkanı, siyasi otoriteye bağlı bir kamu görevlisinden daha çok siyasilerin yapabileceği açıklamalar yaparak gündemi belirleyebilmektedir. Nitekim bir süre önce de Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz hakkında son derece ağır ve sert açıklamalar yapmış ve herhangi bir ciddi tepki de görmemiştir.
2.İNSAN HAKLARI
İnsan hakları ihlalleri, sistematik olarak devam etmektedir. En yoğun ihlaller hala Kürt sorunu, din özgürlüğü ve bunlarla ilişkili olarak düşünce özgürlüğü alanında yaşanmaktadır. Faili meçhul cinayetler ya da kuşkulu ölümler hala sürmektedir. İşkence uygulamaları, sistematik olarak devam etmektedir. İşkenceciler hala korunmaktadır. Resmi politikalara aykırı düşüncelerini açıklayanlar, hala yargılanmakta ve cezalandırılmaktadır. Basın özgürlüğü, din özgürlüğü alanında *****************
Örgütlü olmayan ve siyasal bilinci yeterince gelişmemiş kitleler üzerindeki insan hakları ihlalleri de devam ediyor, ancak bunlar kendilerine yapılanları duyurmada yetersiz kalıyorlar. Sonuç olarak Türkiye'de insan hakları ihlalleri azalmadı, insan hakları karşıtı rejim kurumsallaştı ve maalesef ulusal ve uluslar arası kamuoyu bunu büyük oranda kabullendiler. Ancak ihlaller daha rafine yöntemlerle yapılıyor ve farkedilmemesine çalışılıyor.
2.1. İNSAN HAKLARI KURULLARI
İnsan hakları ihlallerinin izlenmesi ve önlenmesi amacıyla illerde ve ilçelerde İnsan Hakları Kurulları oluşturuldu. İllerde Vali Yardımcılarının, ilçelerde ise Kaymakamların başkanlığında oluşturulan bu kurulların en önemli üyeleri emniyet müdürleriyle jandarma komutanlarıdır. Sivil toplum örgütlerinin de bu kurullarda mutlaka yer alması isteniyordu ancak insan hakları örgütlerinin bu kurullara katılımı engellendi. Bu kurullara beklenen başvurular da yapılmadı ve şu anda son derece işlevsiz durumdadırlar.
2.2.İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ
Resmi çevreler Türkiye'nin insan hakları sorununu eğitim eksikliğinde görüyorlar. Çözüm olarak da daha fazla eğitim diyorlar. Ancak Türkiye evrensel insan hakları anlayışı yerine, "bize özgü" bir 'ulusal insan hakları' anlayışını toplumda yerleştirmeye çalışmaktadır. Şu anda okullarda okutulan insan hakları ders kitapları, insan haklarını devlete ve silahlı örgütlere karşı korunması gereken değerler bütünü olarak ele almamaktadır. Bu kitaplarla devlet çocuklara, insan haklarının, iç ve dış düşmana karşı korunması gereken vatandaşlık ödevleri olduğunu öğretmektedir.
**************
2.3.İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ ULUSAL KOMİTESİ (Türkiye Programı)
(Polis ve yargı görevlileri)
2.4. CEZAEVLERİ
(TMK 16. Madde; F Tipi) 19 Aralık operasyonundan bugüne ölümler 70'i aştı.
İstanbul'un raporu
Özellikle Diyarbakır'da mahkemenin tutukluluk kararı verdiği yüzlerce insanın aylar boyunca Terörle Mücadele de tutulması (Şehmus beyle görüşülebilinir)
2.5. CEZAEVİ İZLEME KURULLARI
Bu kurullarda yer alan insanların 657'ye tabi tutulması
İstanbul'un raporu
2.6.CEZAEVİ REFORMU; AVRUPA İSKENCEYİ ÖNLEME KOMİTESİ ÖNERİLERİ
2.7-12. İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELENİN ÖNLENMESİ
(Manisalı Gençler dosyası, onların notları arasında var. Bizim dile getirmemiz gerekenler neler?) Aydın ve Trabzon'dan öldürülen iki vatandaş. Nisan ayında İstanbul'da 14 yaşındaki Döndü adlı kız çocuğuna işkence. Filistin askısından birşey çıkmaması. Uşak Sivaslı'daki köylülere işkence. İç ve dışta bazı kimselerin Manisalı gençlere takılıp kalması. Sema Pişkinsüt'ün yaşadığı/yaşamaya devam ettiği olaylar, benim yazdığım yazı sitede. Türkiye'de işkencenin azalmayıp, arttığı gerçeği. Hükümetlerin işkence ile mücadelesinin valilik ve emniyet müdürlerine genelge/talimat göndermeden ibaret kalması. Garih olayındaki işkence vakası
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
İlk altı ayın düşünce özgürlüğü raporu sitede.
2.13. TCK 312; TMK 7 ve 8. madde
2.14. İstatistiki Veriler (Ceza Mahkemeleri, DGM, As.Mahkemeler, RTÜK (Düşünce Özgürlüğüne 2000 boyunca istenen ve verilen cezalar)
2.15. Düşünceye Özgürlük 2000 Kitabı
2.16. Erteleme Kanunları
2.17. Türkçe Dışındaki Dillere Yönelik Tavır
Anayasa'da değişilik yapılıyor, ancak yasalardaki Kürtçe karşıtlığı hala yerini koruyor. Örneğin RTÜK kanunu. Bir diğer husus da, bu konuda fiiliyatta daha baskıcı uygulamalar yer verilmesi. Devlet henüz kürtçenin varlığını tanımaya hazır görünmüyor.
2.18. AİHM Kararları
AİHM'nin Türkiye'yi salt para cezalarına çarptırmakla tatmin olmaya çalışıp çalışmadığı sorulmalı (tabi her dava da değil). Normalde bir ülke bir uygulaması yüzünden cezaya çarptırılması durumunda anında yasal düzenlemeleri iyileştirme yoluna gider ve AİHM'de bunun için gerekli kararlılığı gösterir. Ancak Türkiye aynı hususlardan mahkumiyet almaya devam etse de kimsenin aklına yasal düzenlemeler gelmiyor.
AZINLIKLARIN KORUNMASI VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
Ecevit'in Mardin'deki ibadethanelere dönük genelgesi
2.22. Lozan'da Tanınan Dinsel Azınlıklar
(Din Öz ihlallerinin toplam verileri)
2.23. Lozan'da tanınmayan dinsel gruplar ve azınlıklar
2.24. Dini mabetlerin restorasyonu, devlet denetimi
2.25. Dini çoğulculuğun korunması (Din Dersi kitaplarının revizyonu)
ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ
FP'nin kapatılması, ABD'de bile savaş karşıtı barışçı gösteriler yapılmasına karşın Türkiye'de bu bağlamda biraraya gelenlerin coplanarak gözaltına alınması, Türkiye'de devletin hala örgütlü bir toplum istemediğini ispatlamaktadır. Türkiye'de devlet örgütlü toplum yerine bağımlı toplumu tercih etmektedir. Toplum ne kadar bağımlı olursa yönetim de o kadar sorun(m)suz olur.
2.26. Örgütlenme ve Toplanma Özgürlüklerinin ihlaline ilişkin istatistiki veriler
2.27. CEZA KANUNU
2.28. YOLSUZLUKLAR
Türkiye'deki yolsuzluk politikası öteki olan ve olmayan mantığı ile yürütülüyor ve hiçbir zaman güç ilişkilerine zarar vermiyor. Onun için zaman zaman hareketlilik yaşansa da özüne hiçbir zaman dokunulamıyor. İnsan hakları ihlallerinin yoğunluğu bir siyasal iktidarın özellikle muhaliflere dönük yüzü ise, yolsuzluk aynı iktidarın ayrımsız tüm topluma yönelik yüzünü oluşturmaktadır ve ikisi birbirinden bağımsız değildir.
2.29. GÜNEYDOĞU
Terörün/çatışmaların yok denecek oranda azalmış olması, bölgedeki sorunu bir asayiş sorunu olarak görenleri sevindirmektedir. Oysa sorun terörden önce olduğu gibi terörden sonra da varlığını sürdürmektedir. Terör olmamasına rağmen köyler boşaltılmaktadır. Oysa boşaltılan köyler korucu köyleridir. OHAL hala devam etmektedir.
2.30. EKONOMIK VE SOSYAL HAKLAR
Açlık sınırı altında yaşayan insan sayısının her geçen gün artması. Zenginlerle fakirler arasındaki uçurumun artması. Bu durum sosyal ve siyasal sorunlar karşısında tavır almada da güçler oluşturmaktadır. Millet ekmek peşinde koşmaktan, değil özgürlük, ekmeğini dahi kimin çalıp çırptığını dahi gözardı edebilmektedir. Bir dönem bazı esnaf grupları çeşitli bölgelerde protesto gösterilerinde bulunduysa da kısa sürede bastırıldılar. Her gün binlerce esnaf dükkanını kapatıyor, hükümet de olası bir savaş karşısında hazır olduğu mesajları veriyor. Yolsuzluk, siyasal rant ve baskı ekonomisiyle karaya vuran Türkiye, bir savaş ekonomisini ne derece kaldırıbilir ki?