TÜRKİYE HABERLERİ
3 Kasım 2008, Haber 7
Ailesinin tecavüz ettirdiği kız yurda verildi
Sivas'ın Suşehri ilçesinde zorla evlendirilmek istendiği gerekçesiyle ailesi ile nişanlısından şikayetçi olan N.D, Sivas Çocuk Yetiştirme Yurduna gönderildi.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, zorla evlendirilmek istenen ve ailesi ile nişanlısından şikayetçi olan 16 yaşındaki N.D, mahkemedeki işlemlerinin ardından Sivas Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Çocuk Yetiştirme Yurdu'na teslim edilmek üzere Sivas'a götürüldü.
Öte yandan, N.D'nin zorla evlendirilmek istendiğini öne sürdüğü nişanlısı Y.Y'nin (32) tecavüzüne uğradığı da öne sürüldü.
Sivas'ın Suşehri ilçesinde, kendisinden 16 yaş büyük Y.Y. ile evlendirilmek istenen 16 yaşındaki N.D, cinsel istismarda bulunduğunu iddia ettiği nişanlısı ile buna aracı oldukları ve kendisini darbettiklerini ileri sürdüğü ailesinden şikayetçi olmuştu.
Şikayet üzerine N.D'nin annesi D.D. (40), babası Y.D. (42) ve halası S.S. ile nişanlısı Y.Y. tutuklanmıştı.
3 Kasım 2008, Haber 7
Diyarbakır'da cinayet
Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısına uğrayan kişi öldü.
Edinilen bilgiye göre, Kömürtaş köyünde traktörüyle arazisini sürmekte olan Mehmet Ali Kardaş, kimliği belirsiz kişilerce uzun namlulu silahlarla tarandı.
Ağır yaralanan Kardaş, yakınları tarafından Ergani Devlet Hastanesine kaldırıldı. İlk müdahalenin ardından Diyarbakır'a sevk edilen Kardaş yolda hayatını kaybetti.
Savcılık olayla ilgili soruşturma başlattı.
3 Kasım 2008, Haber 7
DTP'nin oturma eylemine inceleme
Başsavcılık, DTP'nin 2 gün süren oturma eylemi ile ilgili inceleme başlattı. Eylemle ilgili soruşturmanın açılıp açılmayacağına, incelemenin ardından karar verilecek.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Batıkent Meydanı'nda kurulan çadırlarda geçen cuma gününden bugüne kadar süren, aralarında DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile milletvekili ve belediye başkanlarının da bulunduğu DTP'li grubun oturma eylemi ile ilgili, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca inceleme başlatıldı.
Eylemle ilgili soruşturmanın açılıp açılmayacağına, incelemenin ardından karar verileceği bildirildi.
3 Kasım 2008, Radikal
'Polis yardım isteyen aileye dayak attı'
Dört kişilik bir ailenin üyeleri, tıkanan trafiği açması için yardım istedikleri polisler tarafından dövüldüklerini iddia ettiler. Baba Mehmet Ş.A., dövüldükten sonra baygın şekilde oğluyla birlikte boş bir sokağa atıldığını ileri sürdü
İSTANBUL - İki çocuk babası Mehmet Ş.A., 30 Ekim Perşembe gecesi Beyoğlu'nda bir polis ekibi tarafından ailesiyle birlikte darp edildiklerini iddia etti.
Mehmet Ş.A. olayı şöyle anlattı: "(Çöp kamyonunu uyarırsanız, trafik açılır. Yardımcı olur musunuz?) der demez kafama bir cop darbesi aldım, 'Görevimi bana sen mi öğretiyorsun?" dedi. Resmi araçta 4 polis daha vardı, hepsi indi. Ellerinde coplarla adımı bile sormadan vurmaya başladılar. Ticari taksiden eşim ve çocuklarım indi, onlara da aynı şekilde vurmaya başladılar."
Oğluyla birlikte sekiz gün iş göremez raporu alan baba Mehmet Ş.A., emniyete götürülmediklerini belirterek, şöyle konuştu: "Büyük oğlumla beni polis arabasına bindirdiler ve döve döve oradan kaçırdılar. Kendime geldiğimde gece saat 01.00 civarıydı. Bizi Dolapdere'de karanlık bir sokağa atıp gitmişler."
Ailenin en küçüğü 13 yaşındaki lise öğrencisi A.A., yardım istemeye gittikleri Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün kendilerine şiddet uygulayan polislerin kimliklerini bildiğini iddia ederek, "Bu olayı yapanlar mutlaka biliniyor. Çünkü bilinmese, oradaki başkomiser onları telefonla arayamazdı" dedi.
Aile olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu
EMNİYET İDDİLAR İÇİN MÜFETTİŞ
Emniyet Genel Müdürlüğü, İstanbul'da bir ailenin polisler tarafından dövüldüğü iddialarını araştırmak üzere müfettiş görevlendirdi. Emniyet Genel Müdürlüğünün, İstanbul Beyoğlu'nda restoran işleten Mehmet A. ile ailesinin, trafik akışına engel olduğu öne sürülen çöp kamyonunun kaldırılmasını istediği polisler tarafından dövüldüğü iddialarını araştırmak üzere polis müfettişi görevlendirdiği bildirildi. (ntv,aa)
3 Kasım 2008, Zaman
Ayvalık'ta 28 sığınmacı yakalandı
Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde, Somali uyruklu 8'i çocuk, 28 sığınmacı yakalandı.
Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, balıkçıların ihbarı üzerine Ayvalık'ın yaklaşık 3 mil açığındaki Güneş Adası'nda aralarında yaşları 1 ile 10 arasında değişen 8 çocuk ile 8 kadının bulunduğu 28 sığınmacıyı yakaladı.
Üzerleri ıslak halde bulunan sığınmacılarla birlikte bir şişme bot, balıkçı motoru ve sığınmacıların bazılarının üzerlerinde geçici ikamet ve seyahat belgeleri ele geçirildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı'na ait bir botla Ayvalık'a getirilerek İlçe Jandarma Komutanlığı'na teslim edilen sığınmacıların, işlemlerinin tamamlanmasının ardından sınır dışı edilecekleri bildirildi.
Sığınmacıların, Ege Denizi'nde Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince yakalandığı ve Güneş Adası açıklarında bırakıldıkları iddia edildi.
3 Kasım 2008, Milliyet
Korucular fırını taşlayıp, silahla ateş açtı iddiası
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın ayrılışından sonra Hakkari'de bir grup köy korucusunun bir fırını ve üst katındaki evi taşlayıp, silahla ateş açtığını öne sürüldü. Bu iddia üzerine Hakkari'deki 12 ekmek fırını sahibi, olayı kınamak için fırınlarını kapattı, saldırıya uğradığı öne sürülen meslektaşları Suphi Kaplan'a geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.
Dün, toplu açılış ve AKP merkez ilçe kongresine katılan Başbakan Erdoğan'ı karşılamaya gelen bir grup köy korucusu, organizasyonun bitiminden sonra köylerine minibüsle dönerken, Keklikpınar Mahallesi'nde taşlı saldırıya uğradı. Bunun üzerine minibüsten inen korucular, iddiaya göre açık olan Haşimoğlu Ekmek Fırını ve üst katındaki fırın sahibinin evini taşladı, daha sonra da Kaleşnikof tüfekler ve tabancalarla ateş açtı. Açılan ateş sonucu fırının camları kırıırken, binaya da çok sayıda kurşun isabet etti.
Bunun üzerine Hakkari'deki 12 fırın sahibi, bugün fırınlarını kapatarak, Van- Hakkari karayolu üzerindeki fırına gelip sahibi Suphi Kaplan'a geçmiş olsun dileklerinde bulundu.
Kaplan, dün Başbakan Erdoğan'ın, Hakkari'den ayrılışından sonra geçici köy korucularının, yoldan geçerken sağa sola rastgele ateş ettiklerini, açılan ateş sonucunda işyerini ve evininin tarandığını iddia etti.
Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu ise, konuyla ilgili şu ana kadar kendilerine herhangi bir şikayetin gelmediğini belirterek, "Bu konudan haberim yok. Bana gelen bir şikayet de yok. Mahkemeye intikal eden bir durum varsa ondan da haberim yok. Konuyu inceleyeceğim" dedi.
3 Kasım 2008, Milliyet
12 yıllık eşe zorla grup seksi suçlaması
ADAPAZARI'nda 28 yaşındaki bir çocuk annesi G.Ç., 12 yıllık eşi 31 yaşındaki A.Ç.'nin kendisini döverek, eve getirdiği bir arkadaşı ile üçlü ilişkiye zorladığını iddia etti.
Adapazarı'nın Beşköprü Mahallesi'nde oturan G.Ç., Serdivan Polis Merkezi'ne gelerek, eşi A.Ç.'nin evlendikleri günden bu yana kendisini dövdüğünü ve zorla ilişkiye girdiğini söyledi. G.Ç, eşinin arkadaşı 65 yaşındaki E.S.'yi de 3 yıldır evlerine getirerek, kendisini 3'lü ilişkiye zorladığını iddia etti.
Şikayet üzerine harekete geçen polis A.Ç. ve arkadaşı E.S. yi gözaltına aldı. A.Ç. ve E.S., ifadelerinin ardından Cumhuriyet Savcısı'nın talimatıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
3 Kasım 2008, Milliyet
Miras yüzünden eşini asmak istedi
MANİSA'da eve alkollü gelen 57 yaşındaki A.Ö., eşi 6 çocuk annesi 48 yaşındaki H.Ö.'yü mirasını kendine devretmediği için kömürlüğe götürüp iple tavana asmak istedi. Talihsiz kadını ipten son anda oğlu kurtarırken, alkollü koca gözaltına alındı.
Olay, dün saat 17.30 sıralarında, Fatih Mahallesi Akıncılar Sokak'taki 20 No'lu müstakil evde yaşandı. İddiaya göre, eve alkollü gelen at arabası ile taşımacılık yapan A.Ö., kayınpederinden kalan mirası kendisine devretmediği için 30 yıllık eşi H.Ö. ile tartıştı. Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Öfkeden çılgına dönen İ.Ö., "Babandan kalan evi devretmezsen seni asarım" diyerek tekme tokat dövdüğü H.Ö.'yü sürükleyip kömürlüğe götürdü. İpi tavana bağlayıp eşinin boynundan geçiren İ.Ö.'yü, çığlıkları duyup kömürlüğe koşan oğlu 18 yaşındaki M.Ö. engelledi. Bir anda kömürlüğe dalan M.Ö., boynundaki ipi keserek annesini son anda kurtarıp çağırdığı ambulansla hastaneye götürdü. Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi'nde tedaviye alınan talihsiz kadının fenalık geçirdiği ve ipin boynunu tahriş ettiği belirlendi. Sağlık durumu iyi olan H.Ö. taburcu edilirken, A.Ö. de şikayet üzerine gözaltına alındı. Aşırı derecede alkollü olduğu anlaşılan ve Manisa Devlet Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirilen A.Ö.'nün sorgusunun ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi.
A.Ö.'nün 1999 yılında 'dolandırıcılık', 2005 yılında da 'iş yerinden ve evden hırsızlık' suçlarından sabıkası bulunduğu belirtildi.
3 Kasım 2008, Sabah
4 PKK'lı öldürüldü
Diyarbakır'da güvenlik güçleri ve PKK'lılar arasında çıkan çatışmada, 4 PKK'LI silahlarıyla birlikte etkisiz hale getirildi.
Diyarbakır'ın Dicle ilçesi dağlık arazi kesiminde güvenlik güçlerinin bir grup teröristle karşılaşması üzerine çıkan çatışmada, 4 pkk lı silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi.
Öte yandan Şırnak'ın Uludere ilçesi dağlık arazi kesiminde terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanmış patlayıcı maddenin patlaması sonucu 1 vatandaş yaralanırken, Silopi ilçesinde tuzaklanmış 2 patlayıcı madde düzeneği kontrollü şekilde imha edildi. Bölge genelinde hava destekli operasyonlar sürüyor.
3 Kasım 2008, Star
Çeber'in ölümüyle ilgili 6 gardiyan tutuklandı
Metris Cezaevi'nde, ''İşkence ve kötü muamele'' sonucu hayatını kaybettiği iddia edilen Engin Çeber'in ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında, Metris Cezaevi'nde görevli 6 gardiyan tutuklandı.
Bugün gün içerisinde 2 polis memuru daha Çeber ile gözaltına alınan 3 kişi ile yüzleştirilmişti.
Sarıyer'de gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü Metris Cezaevi'nden kaldırıldığı hastanede ölen Engin Çeber'in ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'nın soruşturması sürüyor.
Soruşturma kapsamında, izinde oldukları için 24 Ekim 2008 tarihindeki yüzleştirmeye katılamayan, olay tarihinde görevli oldukları belirtilen 2 polis memuru, savcılık makamında, Çeber ile gözaltına alınan 3 kişiyle yüzleştirildi.
Ceber ailesinin avukatı Taylan Tanay, 24 Ekim'de 98 polisin yüzleştirmeye katıldığını hatırlatarak, polisler açısından teşhis işleminin bittiğini söyledi.
3 Kasım 2008, Haber 1
Muğla'da öğrenciler arasında gerginlik
Muğla Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu'nda öğretim gören öğrenciler arasında gerginlik yaşandı.
Türk bayrakları ile Sınırsızlık Meydanı'nda toplanan yaklaşık 100 kişilik grup, arkadaşlarının bir grup öğrenci tarafından okulda zorla alıkonulduğu iddiasıyla olayı protesto etti.
Protestocu grup adına yapılan açıklamada, ''Türk milletini bölmeye çalışanlar bugün Muğla Meslek Yüksekokulunda arkadaşlarımıza karşı tahrik ve saldırı boyutunda eylemler gerçekleştirdiler. Biz bu olaylara tavrımızı onların anladığı şekilde vermedik ve vermeyeceğiz. Bizi bu çatışma ortamına çekmek isteyenlerin oyunlarına gelmeyeceğiz'' denildi.
Gruptakiler açıklamanın ardından dağıldı.
3 Kasım 2008, Hürriyet
Marmaris'te 31 sığınmacı yakalandı
MUĞLA'nın Marmaris İlçesi'nde kapalı kasa kamyonette yapılan aramada yurda yasa dışı yollardan giriş yaptıkları belirlenen 31 sığınmacı yakalandı. Olayla ilgili olarak 5 Türk gözaltına alındı.
Bir istihbaratı değerlendiren jandarma ekipleri, önceki gün Marmaris girişindeki Çetibeli kontrol noktasında E.Y. yönetimindeki 34 DF 2833 plakalı kapalı kasa kamyoneti durdurdu.
Kamyonette yapılan aramada yurda yasa dışı yollardan girdikleri tespit edilen 18'i Irak, 13'ü Filistinli toplam 31 sığınmacı yakalandı. 6'sı kadan 8'i çocuk olan sığınmacıları getiren minibüs şoförü E.Y. gözaltına alındı. E.Y.'nin verdiği bilgiler doğrultusunda, sığınmacıları yasa dışı yollardan Yunanistan'a götürmeyi planladıkları belirlenen E.K., Ş.A., M.F.K. ve G.D.'ye de yakalandı.
Günlerdir kamyon kasasında aç ve susuz yolculuk yapan sığınmacıların, işlemlerin tamamlanmasıyla birlikte sınırdışı edileceği, diğer zanlıların da adliyeye sevk edileceği belirtildi.
3 Kasım 2008, Hürriyet
Kuşadası'nda 18 sığınmacı yakalandı
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde şişme lastik botla yasa dışı yollardan Yunanistan'a gitmeye çalışan 18 sığınmacı yakalandı.
Edinilen bilgiye göre, Kuşadası Körfezi'nde devriye görevi yapan Kuşadası Sahil Güvenlik Bot Komutanlığına bağlı ekipler, Arslanburnu açıklarında şişme lastik botla yasa dışı yollardan Yunanistan'ın Sisam adasına gitmeye çalışan 13 Irak ve 5 Filistin uyruklu sığınmacıyı yakaladı.
Sığınmacıların, sınır dışı edilmek üzere Aydın Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine teslim edileceği belirtildi.
3 Kasım 2008, Hürriyet
Belen'de 14 sığınmacı yakalandı
Hatay'ın Belen ilçesinde yurda yasa dışı yollardan girdikleri belirlenen yabancı uyruklu 14 kişi yakalandı.
Emniyet Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren ekipler, E-91 kara yolunun Halilbey Mahallesi mevkisinde park halindeki 31 H 0160
plakalı minibüste, Suriye'den yasa dışı yollarla yurda girdikleri belirlenen 14 kişi yakaladı.
Yetkililer, Filistin, Ruanda ve Somali uyruklu sığınmacıların kendilerini İstanbul'a götürmesi, oradan da yurt dışına çıkarması için anlaştıkları minibüs sürücüsünün arandığını kaydettiler.
DÜNYA HABERLERİ
3 Kasım 2008, Haber 7
Kongo'da kan ve ölüm kol geziyor
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde yaşanan insanlık dramları dramatik tablolar ortaya çıkartırken, şiddet olaylarında ölen ya da olaylar nedeniyle evini barkını terk edenlerin ardı arkası kesilmiyor..
1 Kasım cumartesi günü Ugandalı Rabbin Direniş Ordusu (LRA) adlı isyancı grup militanlarının Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DKC) kuzeyindeki bir kasabaya saldırarak, 9 kişiyi öldürdüğünün açıklamasıyla yeniden alevlenen kongo'daki etnik çatışmalar ve yaşanan insanlık dramları göz yaşarmaya devam ediyor. .
BM ve bölgedeki yardım kuruluşları, yaklaşık 50 kadar LRA militanının DKC'nin Sudan sınırı yakınlarındaki Dungu kasabasına saldırdığını, militanlarla DKC askerleri arasındaki çatışmalardan sonra yaklaşık 50 bin kişinin kasabayı terketmeye çalıştığını belirtti. BM, LRA'nın bölgeyi terkettiğini, ancak çatışmalarda 9 kişinin öldüğünü kaydetti.
Bu arada BM barış gücünden yapılan açıklamada, LRA militanlarının eylül ayında DKC'nin kuzeyinde düzenledikleri saldırılarda 52 kişiyi öldürdükleri, 159'u çocuk olmak üzere 169 kişiyi kaçırdıkları belirtildi.
HÜKÜMETİ DEVİRME TEHDİDİ
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DKC), hükümetle doğrudan görüşme talebinde bulunan isyancıların lideri Laurent Nkunda, aksi halde hükümeti "devirecekleri" tehdidinde bulundu.
Nkunda, ülkenin doğusundaki Kichanga'da dün düzenlediği basın toplantısında, hükümetle doğrudan görüşmek istediklerini ve yanıt beklediklerini belirterek, hükümetin görüşmeyi reddetmesi halinde, bunun kendi bilecekleri iş olacağını söyledi.
İsyancı lideri, "Ancak biz onları bu görüşmeleri yapmaya zorlayacağız. Eğer hiçbir şey yapılmazsa bu hükümeti iktidardan ayrılmaya zorlayacağız. Goma'nın girişindeyiz" dedi.
Öte yandan, son haftalardaki çatışmalardan önemli ölçüde etkilenen ve isyancıların elinde bulunan doğudaki Rutshuru bölgesine tıbbi malzeme ve su taşıyan BM İnsani İşler Koordinasyon Dairesi (OCHA) konvoyunun yola çıktığı belirtildi.
Ülkenin doğusunda, orduyla isyancılar arasında haftalar önce başlayan çatışmalar nedeniyle çok sayıda kişi bölgeden kaçmıştı.
DKC'nin Kuzey Kivu eyaletinin başkenti Goma sınırlarına ilerleyen isyancıların lideri Laurent Nkunda, geçen çarşamba günü ateşkes ilan etmişti. İsyancı lider, BM barış gücü ateşkesi garanti etmediği takdirde Goma'yı işgal edeceği tehdidinde bulunmuştu.
NİJERYA, DEMOKRATİK KONGO'DAKİ DURUMU GÖRÜŞMEK ÜZERE AFRİKA BİRLİĞİ'Nİ ACİL TOPLANTIYA ÇAĞIRDI
Nijerya Dışişleri Bakanı Ojo Maduekwe, Demokratik Kongo'daki çatışmaları görüşmek üzere Afrika Birliği'ni (AfB) acil toplantıya çağırdı.
Nijerya'da İngilizce yayımlanan This Day (Bugün) gazetesinin internet sitesindeki haberde, Demokratik Kongo'nun doğusunda askerlerle isyancılar arasında süren çatışmaların Afrika'da barış ve güvenliğe karşı bir tehdit haline geldiği belirtilerek, bu çatışmaların dikkatleri kalkınma çabalarından uzaklaştırarak kıtayı daha da yoksullaştıracağı kaydedildi.
Tanzanya Devlet Başkanı ve AfB dönem Başkanı Jakaya Kikwete ile AfB Komisyonu Başkanı Jean Ping, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile geçen hafta yaptıkları telefon görüşmesinde bölgesel bir zirve yapılmasını önermişlerdi.
İsyancı General Laurent Nkunda'ya bağlı Tutsi gerillaların saldırıları ile Kongo ordusunun cinayet ve yağmaları ülkenin doğusundaki Kivu eyaletinde kaosa yol açmıştı.
ABD, Avrupa ve BM temsilcileri, Ruanda sınırı yakınındaki çatışmaların, Kongo'da 1998-2003 yıllarındaki savaşın yeniden yaşanmasına yol açmasını önlemeye çalışmak için bölgeye peş peşe ziyaretlerde bulunmuşlardı
OLAYLAR NEDENİYLE 1,6 MİLYON KİŞİ YAŞADIĞI BÖLGEYİ TERK ETMEK ZORUNDA KALDI"
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DKC) doğusunda, şiddet olayları nedeniyle 1,6 milyon kişinin yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kaldığını söyledi.
Tanzanya'nın başkenti Darüsselam'da Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ve Afrika Birliği dönem başkanı Tanzanya'nın Devlet Başkanı Jakaya Kikvete ile görüşen Miliband, görüşmeden sonra basın toplantısı düzenledi.
Miliband, "Tanzanya'da yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kalan 1,6 milyondan fazla kişiye kolayca ulaşılamıyor. Bu kişiler, yiyecek, su ve diğer ihtiyaç maddelerine ulaşamıyor" dedi.
David Miliband, bölgede bulaşıcı hastalık salgını ve halkın yeterince beslenememesi tehlikesi bulunduğunu da belirtti.
DKC'nin doğusunda, orduyla isyancılar arasında haftalar önce başlayan çatışmalar nedeniyle çok sayıda kişi bölgeden kaçmıştı.
FIDH: ''DEMOKRATİK KONGO CUMHURİYETİNDE ÇOK CİDDİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ VAR''
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), Demokratik Kongo Cumhuriyetinde çok ciddi insan hakları ihlalleri olduğunu belirterek, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin hemen soruşturma açması gerektiğini kaydetti.
FIDH'in yayımladığı bildiride, geçen Ağustos ayından beri Kongo ordusuyla isyancılar arasında çatışmaların sürdüğü doğudaki Kuzey Kivu bölgesinde çok sayıda ciddi boyutlu insan hakları ihlalleri yapıldığı belirtildi.
Bildiride, bu ihlallerin Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırılması gerektiği kaydedildi. Mahkemenin, Kivu'daki olaylar için soruşturma açması gerektiği ifade edildi.
FIDH'in bildirisinde, ordudan kaçan bazı askerlerin, Kuzey Kivu'nun Goma kentinde yağmalama, tecavüz ve yargısız infaz eylemlerine karıştıkları ileri sürüldü. Bu eylemleri engellemek için Cumhuriyet Muhafızları Birliği'nin harekete geçtiği ve firari askerlerden yaklaşık 10'unun öldürüldüğü belirtildi.
3 Kasım 2008, Haber 7
Irak'ta ölü sayısı 6 oldu 20 yaralı var
Irak'ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen bombalı saldırıda ölenlerin sayısının 6'ya yükseldiği, yaklaşık 20 kişinin de yaralandığı bildirildi.
Irak polisi, Bağdat'ın kalabalık caddelerinden birinde bir polis karakolu yakınlarında iki bombanın patladığını, patlamada 6 kişinin öldüğünü kaydetti.
Saldırıda, 10'u polis yaklaşık 20 kişinin de yaralandığı bildirildi.
Patlamaların, Taharriyat meydanındaki dükkanlarda ve binalarda büyük çaplı hasara neden olduğu belirtiliyor.
3 Kasım 2008, Hürriyet
Pakistan'da Afgan danışman kaçırıldı
Pakistan'ın kuzeybatısında bir Afgan bakanlık danışmanının silahlı kişilerce dün kaçırıldığı bildirildi.
Polis, Kırsal Kalkınma Bakanlığı danışmanı Ahtar Kohistani'nin Afganistan sınırı yakınındaki Şitral bölgesinde ailesini ziyaret ettiği sırada kaçırıldığını belirtti.
Kimliği belirlenemeyen kişilerin Kohistani'nin kapısını çaldığı ve danışmanı zorla arabalarına bindirdiğini söyleyen polis, bu kişinin muhtemelen Afganistan'a götürüldüğünü ifade etti.
Danışmanın kaçırılmasını henüz üstlenen olmadı. Pakistan'da silahlı kişiler cuma günü de Afganistan Maliye Bakanı'nın erkek kardeşi Ziyaülhak Ahadi'yi kaçırmıştı.
Öte yandan Afganistan'da kaçırılan yardım görevlisinin Fransız olduğu bildirildi. Afgan bir yetkili, silahlı 3 kişinin başkent Kabil'deki Baharistan mahallesinde kaçırdığı yardım görevlisinin Fransız olduğunu belirtti.
Kaçırılan kişiye yardım etmek için saldırganlarla mücadele eden bir Afgan öldürülmüştü.
3 Kasım 2008, Zaman
Romanya'da 61 Türk sınırdışı edildi
Romanya'nın başkenti Bükreş'te çalışma izni olmadan inşaat işlerinde görev yapan 61 Türk'ün sınırdışı edildiği bildirildi.
Yabancılar ve Göçmen Bürosu'ndan yapılan açıklamada, hafta sonu jandarma güçleriyle birlikte müfetişlerin ortaklaşa yaptıkları kontrollerde 61 Türk vatandaşının tespit edildiği belirtildi.
Türk vatandaşlarına ayrıca 1000 ley (300 euro ) para cezası kesildi.
3 Kasım 2008, Yeni Şafak
225 sığınmacı göçmen yakalandı
ATİNA (A.A)
Yunanistan sahil güvenlik ekiplerinin, Sisam (Samos), Midilli (Lesbos), Rodos, Bulamaç (Farmakonissi) ile Eşek (Agathonissi) adaları açıklarında son 48 saatte düzenledikleri operasyonlarda toplam 225 sığınmacı göçmenin yakalandığı, 6 kişinin ise insan taciri olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığı bildirildi. Yunanistan Ege ve Deniz Ticaret Bakanlığı, Midilli'nin "Koraka" ile"Mahera" burunları, kuzeydoğu açıkları ve liman bölgesinde yürütülen 5 ayrıoperasyonda, milliyetleri henüz belirlenemeyen 98 sığınmacı göçmen yakalandığını, kimlikleri açıklanmayan 4 insan tacirinin ise gözaltına alındığını duyurdu.Sisam'ın doğusundaki "Prasso" burnu açıklarında yapılan 3 ayrıoperasyonda ise toplam 65 erkek, 8 kadın ile 5 çocuk sığınmacı göçmen yakalandığını belirten bakanlık, sığınmacı göçmen gruplarının sağlık kontrolünden geçmek üzere Sisam hastanesine sevk edildiklerini de kaydetti.Bakanlık, Rodos'un doğu açıklarında da 15 sığınmacı göçmen ile kimliği açıklanmayan 22 yaşındaki insan tacirinin yakalandığını belirttiği duyurusunda,Bulamaç'daki operasyonda da 21 kişilik sığınmacı göçmen grubunun yakalandığını açıkladı.Eşek adası açıklarında yakalanan ve ifadesinde, "adaya 13 sığınmacı göçmen bıraktığını" söyleyen 19 yaşındaki şahsın gözaltına alındığını belirten bakanlık,söz konusu sığınmacı göçmen grubunun yakalandığını da duyurdu. Bakanlık, sığınmacı göçmenlerin ifadelerinde, "Türkiye kıyılarından denize açıldıklarını" söylediklerini, konularla ilgili soruşturmaların, Midilli, Sisam,Rodos, Leros adaları liman müdürlüklerince sürdürüldüğünü kaydetti.Ege' de, geçen cuma günü de toplam 200 sığınmacı göçmen yakalandığı açıklanmış, önceki günlerde çeşitli operasyonlarda yakalanan kimlikleri açıklanmayan 7 insan tacirinden 5'inin 10 yıl 4'er ay hapis ve 101 Bin avro para, birinin 10 yıl 6 ay hapis ve 505 bin avro para, bir diğerinin ise 1 yıl hapis ve10 bin avro para cezasına çarptırıldığı kaydedilmişti.
3 Kasım 2008, Yeni Şafak
Şam'da Amerikan okulu kapatıldı
ŞAM (A.A)
ABD'nin 8 kişinin ölümü ile sonuçlanan Suriye saldırısının ardından Suriye hükümetinin, başkent Şam'daki Amerikan okulunu kapattığı belirtildi.
Bugün okula giden öğrencilerin okulun kapısından çevrildiği ve evlerine gönderildiği kaydedilirken, okulun telefon santralinde kayıtlı mesajında Suriye hükümetinin kararı doğrultusunda okulun kapatıldığı belirtildi. Okul yetkilileri ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.
ABD'nin Suriye Büyükelçiliği'nden bir yetkili ise 26 Ekim'deki ABD saldırısının ardından ilkokul ve ortaöğretim öğrencilerine hizmet veren okulun kapatılması yönündeki Suriye hükümetinin talebine uyulduğunu doğruladı. Okulda görevli yabancı bir öğretmen ise Suriyeli yetkililerin yabancı öğretmenlerden bir hafta içinde ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti. Büyükelçiliğin internet sayfasında yer alan bir açıklamada ise büyükelçilik içinde yer alan kültür merkezi ve Amerikan Dil Merkezi'nin Suriye hükümetinin talebi doğrultusunda yeni bir bildiriye kadar kapatıldığı duyuruldu.
Suriye Dışişleri Bakanı Velid El Muallim, dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Suriye'ye saldırısıyla ilgili olarak resmi bir açıklama yapmaması durumunda bu ülkeye karşı daha "acı" önlemler alabileceklerini söylemişti. Velid El Muallim, ABD'ye karşı daha önce alınan, Şam'daki Amerikan okulu ve kültür merkezinin kapatılması önlemlerinin "başlangıç" olduğunu belirterek, ülkesinin ABD'nin saldırısına vereceği tepkiyi artırabileceği uyarısında bulunmuştu.
3 Kasım 2008, Hürriyet
Bağdat'ta bombalı saldırı: 3 ölü
Irak'ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen iki bombalı saldırıda üç kişinin öldüğü bildirildi.
İçişleri Bakanlığı ve hastane kaynakları, başkentin merkezindeki bir polis binası yakınlarına yerleştirilen iki bombanın patlaması sonucu üç kişinin öldüğünü, 18 kişinin yaralandığını belirtti.
İçişleri Bakanlığı, ölenlerin sivil olduğunu kaydetti.
3 Kasım 2008, Hürriyet
Başı kesilerek idam edildi
Cinayetten mahkum edilen bir kişi başı kesilerek idam edildi.
Suudi Arabistan'da cinayetten mahkum edilen bir Yemenli başı kesilerek idam edildi.
İçişleri Bakanlığı, Abdullah Süleyman adlı Yemenlinin cezasının, bugün Mekke'de infaz edildiğini açıkladı.
Associated Press ajansına göre, Suudi Arabistan'da bu yıl başı kesilerek idam edilenlerin sayısı 80'e yükseldi. Ülkede geçen yıl 137 kişi başı kesilerek idam edilmişti.
MAZLUMDER HABERLERİ
3 Kasım 2008, Milli Gazete
Kanunda belirtilmedikçe yasak uygulaması hukuk dışı
Başörtüsü yasağı YOK!
TBMM'deki 547 milletvekilinin 411'inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe CHP'lilerin 'demokratik uzlaşma yolları dışlandı, dayatma yapıldı' iddialarına dayandırılarak, çoğunluktan ziyade Meclis'teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
-Analiz Dosya- Ahmet Zeki Gayberi
Anayasa Mahkemesi'nin, üniversitelerde kılık kıyafet yasağının sınırlarını genişleten bu değişikliği iptal etmesinin gerekçeli kararı, yayınlandığından bu yana büyük eleştiri topluyor. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğünün sınırlarını genişleten Anayasa değişikliğinin iptal kararının gerekçesinde, Meclis'in Anayasa değiştirme yetkisi olmadığı iddia edildi. Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kılıç ve Sacit Adalı'nın karşı oyuna karşılık 9 oyla iptal ettiği değişikliğin gerekçesinde de, 'Ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibariyle hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin temel esaslarının ne olacağını belirleyen anayasa koyucu irade' olarak nitelendirilerek, anayasaların darbe dönemlerinde yapılabileceği öne sürüldü.
Meclis'in Anayasa değişikliği yetkisini daraltan gerekçeli karar, AKP hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararıyla adeta örtüştü. Başörtüsünü hedefe alarak, demokrasi ve hukuk kavramlarını soyut tehlikelere(!) kurban eden anlayış, siyaset alanını tamamen daralttığı için eleştiriliyor. Gerekçeli kararı ile yetkisini "resmen" aşan Anayasa Mahkemesi, Meclis'in yasama erkini de adeta ele geçirdi.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı yeni bir içtihat oluşturmakla birlikte, anayasa hukukunun gelişimini de derinden sarstı. Anayasa'nın 148'inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi'nin Meclis'in yapacağı Anayasa değişikliklerini sadece "Şekil" yönünden denetleyebileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Yüksek Mahkeme, "Devletin temel niteliklerini ilgilendiren Anayasa değişikliklerini esastan inceleyebileceği" sonucuna vardı. Anayasa Mahkemesi böylelikle 148'inci maddeyi değiştirerek TBMM'ye ait bir yetkiyi ele geçirmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 411 oyla değiştirdiği 10'uncu ve 42'nci maddeleri, iptal kararı ile yok sayarak bir kez daha eski sisteme dönüş yaptı. Normalleşmeye izin vermeyen Mahkeme, askeri vesayetin yerine adeta kendini ikame ederek, "yasakçı" bir hüviyete de sahip olduğunu deklare etti.
"Yasak kesinleşti" sözü yalan!
Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmedikçe, olmayan bir yasak olan başörtüsü yasağının uygulanmasının hukukdışı olduğu konusunda birleşiyor. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararını ve gerekçesini göz önüne alarak CHP zihniyetinin "Artık başörtüsü yasağı kesinleşmiştir" düşüncesinin kabul edilemeyeceğini belirten hukukçular, Parlamento'nun bir kanunla yasaklamadığı takdirde yasağın her zaman hukuk dışı olacağını ifade ediyor. Temel insan haklarından biri olan kıyafetle ilgili bir yasağın ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir kurum tarafından konulamayacağını belirten hukukçular, iptal kararlarının da yeni bir hüküm doğuramayacağına dikkat çekiyor. Halen başörtüsünü yasaklayan bir yasa bulunmuyor ve Anayasa değişikliklerinin içinde de başörtüsü ibaresi geçmiyor.
9 ÜYENİN İPTAL GEREKÇELERİ:
Başörtüsü baskı aracına dönüşür
- Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.
- Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır.
- Toplumsal sorunların Anayasa'nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.
İŞTE İPTAL EDİLEN DÜZENLEME
Madde 10 (Eski)
"Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır..."
Madde 42 (Eski)
"Kimse öğretim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir."
Madde 10 (Yeni)
"Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır."
Madde 42 (Yeni)
"Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir."
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Dr. Mustafa Şentop:
Şu anda başörtüsü yasak değil, çünkü kanun yok!
Anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hüküm bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından ihlâl edilmiştir. Mahkeme, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. AYM'nin "anayasa değişikliklerinin iptali" kararı, anayasa hukuku, hukuk tarihi ve AYM tarihi bakımından çok vahim sonuçları olan bir karardır. Bu vahim icraatın üç sayfalık rutin bir gerekçeyle geçiştirilmeye çalışılması da en azından topluma karşı bir saygısızlıktır. Bir hukuki işlemin veya kararın, hukuk alınanda var olabilmesi için taşıması gereken asgari şartlar vardır. O kararı veren merciin yetkili olması gerekir. Ancak bu kararda mahkemenin, Anayasal yetkiye dayanmadan karar verdiği görülüyor. Anayasa'yı değiştirme yetkisi TBMM'ye aittir. Anayasa Mahkemesi kendini yasamanın, yani Meclis'in yerine koymuştur. Bir mahkeme kararı sadece mahkeme kararı olması hasebiyle hukuken geçerli olmaz; olamaz. Kararı geçerli hale getiren onun hukukiliğidir. Anayasa Mahkemesi başörtüsünün, yasak olup olmamasına karar veremez. Bu kararın diğer bir anlamı da; mahkemenin yetkili olmadığı halde haddini aşmasıdır. Önceki yıllarda çıkarıldığı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin yetkisini sınırlamak için bir kanun çıkarılabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, yasamanın önüne geçemez. Anayasa Mahkemesi ile ilgili düzenlemeler yaparak, mahkemenin sınırlarını belirlemek gerekiyor. Başörtüsünün serbest bırakılması için şu anda herhangi bir kanun çıkarılmasına gerek yoktur. Ancak, yasaklamak için kanun yazılabilir. Şu anda kanunen başörtüsü yasak değildir. Çok istiyorlarsa bir kanun çıkarıp yasaklayabilirler!
Özgürder Genel Başkanı Hülya Şekerci:
Toplumsal taleplere blokaj
Anayasa Mahkemesi'nin akla ve hukuka açık bir saldırı teşkil eden gerekçeli kararı 'yok' hükmündedir. Hukuk cinayetinin işlendiği bu kararla, toplumsal talepler ve Meclis yok sayılmıştır. Mahkeme, kendini iktidar yerine koymuş, en temel haklara tecavüze yeltenmiştir. Anayasa Mahkemesi, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki özellikle İslam'la ilgili toplumsal taleplere blokaj koyan bir kurum niteliğine bürünmüştür. Gerekçedeki ifadeler hukuken ve ahlaken suçtur. Üniversitelerde kanunsuz başörtüsü yasağını tahkim etmek için toplumsal talepleri, hukuku ve Meclis'i hiçe sayan ve gerekçeli kararları esas alan yeni bir usul icat etmiştir.
Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu:
Kabul edilemez bir metin!
Anayasa Mahkemesi kararı, Hakka ve Adalete Karşı, Temel Hak ve Özgürlükleri ihlal eden bir karardır. Gerekçede hukuki değil, siyasi yorumlar yapılmıştır. Mahkeme yetkisini aşmıştır ve gerekçe de hukuk dışı bir metin zaten. İptal için 4. maddeyi dayanak yapmak zorlamadır. Anayasa'da, Anayasa Mahkemesi'nin sadece "şekil" yönünden sınırlı bir şekilde inceleyebileceği amir bir hükümken, buna uyulmayıp esastan yapılan inceleme, kaynağını Anayasa'dan almayan hukuksuz bir fiildir. Adalet dağıtması gereken yargı kurumlarının bizzat yasaları ihlal edebilmesi, Adalet mekanizmasına olan güveni zedelediği gibi 'Adalet'in Mülkün temeli olduğu inancını da zedelemektedir.
Fransız anayasa hukukçusu Dominique Rousseau:
Halk için mi, halka karşı mı?
Başta anayasaya anlamını da, gücünü de veren kavram güçler ayrılığıydı. Madem güçler ayrılığıyla haklar otomatik olarak güvenceye alınamıyordu, o halde bunu sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeliydi. Bu mekanizma yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek hukuki bir otorite olacaktı. Böylece 'Halk için güvence' sağlayan anayasa modeli doğdu. Ancak günümüzde tablo değişti. Demokrasinin tabana yayılması, seçilmiş kurumların gücünü artırdı. Bu da hem anayasaların, hem de denetim organlarının işlevinde köklü değişikliğe yol açtı. Şimdi anayasalar 'Halka rağmen, hatta halka karşı güvence' sağlıyorlar.
Anayasa Mahkemesi Başkanı: Haşim Kılıç'ın itirazları:
Üniversiteler kışla değildir
- Anayasa Mahkemesi, şekil değil esastan inceleme yaparak yetki'sini aştı.
- Anayasa değişikliklerinin yasa gibi denetleneceği görüşü vahim bir hatadır.
- Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya ve ulusa karşı sorumluluk bilinci içinde görev yapmak zorundadır.
- Aşırı faraziyeler örnek göstererek TBMM'ye güvensizlik duyulmamalı.
- Bundan sonra yapılacak tüm Anayasa değişiklikleri iptal edilebilecektir. Bu halka ait Kurucululuk ve egemenlik yetkisinin göz ardı edilmesidir.
- Çoğunluk görüşü (iptal diyen 9 üye), Anayasa'nın gelecek kuşakların sorunlarına cevap verme olanağını ortadan kaldırmakla, esasen kendisi değiştirilemez hükümleri işlevsiz hale getirmiştir.
- Üniversiteler kışla değildir. Reşit öğrencilerin tek tip bir davranış ve inanç modeline sokulmasının gerekçesi olamaz.
- Çoğunluk görüşünün temelini oluşturan husus iptal edilen düzenlemede değil, gerekçesinde yer alan 'başörtüsü' ifadesidir. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan gerekçede yer alan bir kavramın, Anayasa'nın temel tercihlerini ihlale neden olacak kadar ölçüsüz bir korkuya ve endişeye neden olması, hukuk bilimiyle açıklanabilir olmaktan uzaktır.
Sacit Adalı'nın itirazları:
Başörtülüler ikinci sınıf sayılır
- Artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir. Bu sûretle, bırakalım Anayasa'yı yeniden yapmayı, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç madde bulunacaktır.
- Anayasa değişikliğinin laikliğe aykırı olduğu iddiası fevkalâde zorlama bir yorumdur.
- Şekilde kalmayıp beyinlerde ve kalplerde özümsenmiş demokratik bir lâiklik, karşılıklı anlayış, dostluk, sevgi, saygı, güven ve hoşgörünün basamağı ve teminâtı olacaktır.
- Anayasa'nın yeniden hazırlanması yalnızca ve sadece aslî kurucu iktidarın işi olacak, táli kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir.
- Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama táze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve belirsiz bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır.
- Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehánetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine biná edilir.
- Birilerinin itilip kakıldığı ve ikinci sınıf sayıldığı (veya böyle hissedildiği), buna karşılık ayrıcalıkların ve keyfiliğin arttığı (veya öyle zannedildiği) bir zeminde 'hukuk güvenliğinden, eşitlikten, var olmaktan' bahsedilmesi hayli zordur. Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahane etmek problemi çözümsüzleştirmektedir.
3 Kasım 2008, Haber 7
Başörtüsü şuan yasak değil çünkü...
Anayasa Mahkemesi 411 oyla kabul edilen değişikliği reddedince, CHP 'başörtüsü yasağı kesinleşti' dedi. Fakat hukuçular böyle düşünmüyor...
Ahmet Zeki Gayberi'nin analizi
TBMM'deki 547 milletvekilinin 411'inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe CHP'lilerin 'demokratik uzlaşma yolları dışlandı, dayatma yapıldı' iddialarına dayandırılarak, çoğunluktan ziyade Meclis'teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi'nin, üniversitelerde kılık kıyafet yasağının sınırlarını genişleten bu değişikliği iptal etmesinin gerekçeli kararı, yayınlandığından bu yana büyük eleştiri topluyor. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğünün sınırlarını genişleten Anayasa değişikliğinin iptal kararının gerekçesinde, Meclis'in Anayasa değiştirme yetkisi olmadığı iddia edildi. Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kılıç ve Sacit Adalı'nın karşı oyuna karşılık 9 oyla iptal ettiği değişikliğin gerekçesinde de, 'Ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibariyle hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin temel esaslarının ne olacağını belirleyen anayasa koyucu irade' olarak nitelendirilerek, anayasaların darbe dönemlerinde yapılabileceği öne sürüldü.
Meclis'in Anayasa değişikliği yetkisini daraltan gerekçeli karar, AKP hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararıyla adeta örtüştü. Başörtüsünü hedefe alarak, demokrasi ve hukuk kavramlarını soyut tehlikelere(!) kurban eden anlayış, siyaset alanını tamamen daralttığı için eleştiriliyor. Gerekçeli kararı ile yetkisini "resmen" aşan Anayasa Mahkemesi, Meclis'in yasama erkini de adeta ele geçirdi.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı yeni bir içtihat oluşturmakla birlikte, anayasa hukukunun gelişimini de derinden sarstı. Anayasa'nın 148'inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi'nin Meclis'in yapacağı Anayasa değişikliklerini sadece "Şekil" yönünden denetleyebileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Yüksek Mahkeme, "Devletin temel niteliklerini ilgilendiren Anayasa değişikliklerini esastan inceleyebileceği" sonucuna vardı. Anayasa Mahkemesi böylelikle 148'inci maddeyi değiştirerek TBMM'ye ait bir yetkiyi ele geçirmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 411 oyla değiştirdiği 10'uncu ve 42'nci maddeleri, iptal kararı ile yok sayarak bir kez daha eski sisteme dönüş yaptı. Normalleşmeye izin vermeyen Mahkeme, askeri vesayetin yerine adeta kendini ikame ederek, "yasakçı" bir hüviyete de sahip olduğunu deklare etti.
"Yasak kesinleşti" sözü yalan!
Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmedikçe, olmayan bir yasak olan başörtüsü yasağının uygulanmasının hukukdışı olduğu konusunda birleşiyor. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararını ve gerekçesini göz önüne alarak CHP zihniyetinin "Artık başörtüsü yasağı kesinleşmiştir" düşüncesinin kabul edilemeyeceğini belirten hukukçular, Parlamento'nun bir kanunla yasaklamadığı takdirde yasağın her zaman hukuk dışı olacağını ifade ediyor. Temel insan haklarından biri olan kıyafetle ilgili bir yasağın ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir kurum tarafından konulamayacağını belirten hukukçular, iptal kararlarının da yeni bir hüküm doğuramayacağına dikkat çekiyor. Halen başörtüsünü yasaklayan bir yasa bulunmuyor ve Anayasa değişikliklerinin içinde de başörtüsü ibaresi geçmiyor.
9 ÜYENİN İPTAL GEREKÇELERİ: Başörtüsü baskı aracına dönüşür
- Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.
- Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır.
- Toplumsal sorunların Anayasa'nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.
İŞTE İPTAL EDİLEN DÜZENLEME Madde 10 (Eski)
"Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır..."
Madde 42 (Eski)
"Kimse öğretim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir."
Madde 10 (Yeni)
"Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır."
Madde 42 (Yeni)
"Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir."
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Dr. Mustafa Şentop:
Şu anda başörtüsü yasak değil, çünkü kanun yok!
Anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hüküm bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından ihlâl edilmiştir. Mahkeme, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. AYM'nin "anayasa değişikliklerinin iptali" kararı, anayasa hukuku, hukuk tarihi ve AYM tarihi bakımından çok vahim sonuçları olan bir karardır. Bu vahim icraatın üç sayfalık rutin bir gerekçeyle geçiştirilmeye çalışılması da en azından topluma karşı bir saygısızlıktır. Bir hukuki işlemin veya kararın, hukuk alınanda var olabilmesi için taşıması gereken asgari şartlar vardır. O kararı veren merciin yetkili olması gerekir. Ancak bu kararda mahkemenin, Anayasal yetkiye dayanmadan karar verdiği görülüyor. Anayasa'yı değiştirme yetkisi TBMM'ye aittir. Anayasa Mahkemesi kendini yasamanın, yani Meclis'in yerine koymuştur. Bir mahkeme kararı sadece mahkeme kararı olması hasebiyle hukuken geçerli olmaz; olamaz. Kararı geçerli hale getiren onun hukukiliğidir. Anayasa Mahkemesi başörtüsünün, yasak olup olmamasına karar veremez. Bu kararın diğer bir anlamı da; mahkemenin yetkili olmadığı halde haddini aşmasıdır. Önceki yıllarda çıkarıldığı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin yetkisini sınırlamak için bir kanun çıkarılabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, yasamanın önüne geçemez. Anayasa Mahkemesi ile ilgili düzenlemeler yaparak, mahkemenin sınırlarını belirlemek gerekiyor. Başörtüsünün serbest bırakılması için şu anda herhangi bir kanun çıkarılmasına gerek yoktur. Ancak, yasaklamak için kanun yazılabilir. Şu anda kanunen başörtüsü yasak değildir. Çok istiyorlarsa bir kanun çıkarıp yasaklayabilirler!
Özgürder Genel Başkanı Hülya Şekerci: Toplumsal taleplere blokaj
Anayasa Mahkemesi'nin akla ve hukuka açık bir saldırı teşkil eden gerekçeli kararı 'yok' hükmündedir. Hukuk cinayetinin işlendiği bu kararla, toplumsal talepler ve Meclis yok sayılmıştır. Mahkeme, kendini iktidar yerine koymuş, en temel haklara tecavüze yeltenmiştir. Anayasa Mahkemesi, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki özellikle İslam'la ilgili toplumsal taleplere blokaj koyan bir kurum niteliğine bürünmüştür. Gerekçedeki ifadeler hukuken ve ahlaken suçtur. Üniversitelerde kanunsuz başörtüsü yasağını tahkim etmek için toplumsal talepleri, hukuku ve Meclis'i hiçe sayan ve gerekçeli kararları esas alan yeni bir usul icat etmiştir.
Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kabul edilemez bir metin!
Anayasa Mahkemesi kararı, Hakka ve Adalete Karşı, Temel Hak ve Özgürlükleri ihlal eden bir karardır. Gerekçede hukuki değil, siyasi yorumlar yapılmıştır. Mahkeme yetkisini aşmıştır ve gerekçe de hukuk dışı bir metin zaten. İptal için 4. maddeyi dayanak yapmak zorlamadır. Anayasa'da, Anayasa Mahkemesi'nin sadece "şekil" yönünden sınırlı bir şekilde inceleyebileceği amir bir hükümken, buna uyulmayıp esastan yapılan inceleme, kaynağını Anayasa'dan almayan hukuksuz bir fiildir. Adalet dağıtması gereken yargı kurumlarının bizzat yasaları ihlal edebilmesi, Adalet mekanizmasına olan güveni zedelediği gibi 'Adalet'in Mülkün temeli olduğu inancını da zedelemektedir.
Fransız anayasa hukukçusu Dominique Rousseau: Halk için mi, halka karşı mı?
Başta anayasaya anlamını da, gücünü de veren kavram güçler ayrılığıydı. Madem güçler ayrılığıyla haklar otomatik olarak güvenceye alınamıyordu, o halde bunu sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeliydi. Bu mekanizma yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek hukuki bir otorite olacaktı. Böylece 'Halk için güvence' sağlayan anayasa modeli doğdu. Ancak günümüzde tablo değişti. Demokrasinin tabana yayılması, seçilmiş kurumların gücünü artırdı. Bu da hem anayasaların, hem de denetim organlarının işlevinde köklü değişikliğe yol açtı. Şimdi anayasalar 'Halka rağmen, hatta halka karşı güvence' sağlıyorlar.
Anayasa Mahkemesi Başkanı: Haşim Kılıç'ın itirazları: Üniversiteler kışla değildir
- Anayasa Mahkemesi, şekil değil esastan inceleme yaparak yetki'sini aştı.
- Anayasa değişikliklerinin yasa gibi denetleneceği görüşü vahim bir hatadır.
- Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya ve ulusa karşı sorumluluk bilinci içinde görev yapmak zorundadır.
- Aşırı faraziyeler örnek göstererek TBMM'ye güvensizlik duyulmamalı.
- Bundan sonra yapılacak tüm Anayasa değişiklikleri iptal edilebilecektir. Bu halka ait Kurucululuk ve egemenlik yetkisinin göz ardı edilmesidir.
- Çoğunluk görüşü (iptal diyen 9 üye), Anayasa'nın gelecek kuşakların sorunlarına cevap verme olanağını ortadan kaldırmakla, esasen kendisi değiştirilemez hükümleri işlevsiz hale getirmiştir.
- Üniversiteler kışla değildir. Reşit öğrencilerin tek tip bir davranış ve inanç modeline sokulmasının gerekçesi olamaz.
- Çoğunluk görüşünün temelini oluşturan husus iptal edilen düzenlemede değil, gerekçesinde yer alan 'başörtüsü' ifadesidir. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan gerekçede yer alan bir kavramın, Anayasa'nın temel tercihlerini ihlale neden olacak kadar ölçüsüz bir korkuya ve endişeye neden olması, hukuk bilimiyle açıklanabilir olmaktan uzaktır.
Sacit Adalı'nın itirazları: Başörtülüler ikinci sınıf sayılır
- Artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir. Bu sûretle, bırakalım Anayasa'yı yeniden yapmayı, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç madde bulunacaktır.
- Anayasa değişikliğinin laikliğe aykırı olduğu iddiası fevkalâde zorlama bir yorumdur.
- Şekilde kalmayıp beyinlerde ve kalplerde özümsenmiş demokratik bir lâiklik, karşılıklı anlayış, dostluk, sevgi, saygı, güven ve hoşgörünün basamağı ve teminâtı olacaktır.
- Anayasa'nın yeniden hazırlanması yalnızca ve sadece aslî kurucu iktidarın işi olacak, táli kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir.
- Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama táze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve belirsiz bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır.
- Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehánetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine biná edilir.
- Birilerinin itilip kakıldığı ve ikinci sınıf sayıldığı (veya böyle hissedildiği), buna karşılık ayrıcalıkların ve keyfiliğin arttığı (veya öyle zannedildiği) bir zeminde 'hukuk güvenliğinden, eşitlikten, var olmaktan' bahsedilmesi hayli zordur. Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahane etmek problemi çözümsüzleştirmektedir.
3 Kasım 2008, Haber 5
Şuan Başörtü yasak değil! Çünkü...
Anayasa Mahkemesi 411 oyla kabul edilen değişikliği reddedince, CHP `başörtüsü yasağı kesinleşti` dedi. Fakat hukuçular böyle düşünmüyor...
TBMM`deki 547 milletvekilinin 411`inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe CHP`lilerin `demokratik uzlaşma yolları dışlandı, dayatma yapıldı` iddialarına dayandırılarak, çoğunluktan ziyade Meclis`teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi`nin, üniversitelerde kılık kıyafet yasağının sınırlarını genişleten bu değişikliği iptal etmesinin gerekçeli kararı, yayınlandığından bu yana büyük eleştiri topluyor. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğünün sınırlarını genişleten Anayasa değişikliğinin iptal kararının gerekçesinde, Meclis`in Anayasa değiştirme yetkisi olmadığı iddia edildi. Anayasa Mahkemesi`nin Başkanı Haşim Kılıç ve Sacit Adalı`nın karşı oyuna karşılık 9 oyla iptal ettiği değişikliğin gerekçesinde de, `Ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibariyle hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin temel esaslarının ne olacağını belirleyen anayasa koyucu irade` olarak nitelendirilerek, anayasaların darbe dönemlerinde yapılabileceği öne sürüldü.
Meclis`in Anayasa değişikliği yetkisini daraltan gerekçeli karar, AKP hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararıyla adeta örtüştü. Başörtüsünü hedefe alarak, demokrasi ve hukuk kavramlarını soyut tehlikelere(!) kurban eden anlayış, siyaset alanını tamamen daralttığı için eleştiriliyor. Gerekçeli kararı ile yetkisini `resmen` aşan Anayasa Mahkemesi, Meclis`in yasama erkini de adeta ele geçirdi.
Anayasa Mahkemesi`nin kararı yeni bir içtihat oluşturmakla birlikte, anayasa hukukunun gelişimini de derinden sarstı. Anayasa`nın 148`inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi`nin Meclis`in yapacağı Anayasa değişikliklerini sadece `Şekil` yönünden denetleyebileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Yüksek Mahkeme, `Devletin temel niteliklerini ilgilendiren Anayasa değişikliklerini esastan inceleyebileceği` sonucuna vardı. Anayasa Mahkemesi böylelikle 148`inci maddeyi değiştirerek TBMM`ye ait bir yetkiyi ele geçirmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi`nin 411 oyla değiştirdiği 10`uncu ve 42`nci maddeleri, iptal kararı ile yok sayarak bir kez daha eski sisteme dönüş yaptı. Normalleşmeye izin vermeyen Mahkeme, askeri vesayetin yerine adeta kendini ikame ederek, `yasakçı` bir hüviyete de sahip olduğunu deklare etti.
`Yasak kesinleşti` sözü yalan!
Hukukçular, Meclis`in açıkça `yasak` kararı getirmedikçe, olmayan bir yasak olan başörtüsü yasağının uygulanmasının hukukdışı olduğu konusunda birleşiyor. Anayasa Mahkemesi`nin iptal kararını ve gerekçesini göz önüne alarak CHP zihniyetinin `Artık başörtüsü yasağı kesinleşmiştir` düşüncesinin kabul edilemeyeceğini belirten hukukçular, Parlamento`nun bir kanunla yasaklamadığı takdirde yasağın her zaman hukuk dışı olacağını ifade ediyor. Temel insan haklarından biri olan kıyafetle ilgili bir yasağın ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir kurum tarafından konulamayacağını belirten hukukçular, iptal kararlarının da yeni bir hüküm doğuramayacağına dikkat çekiyor. Halen başörtüsünü yasaklayan bir yasa bulunmuyor ve Anayasa değişikliklerinin içinde de başörtüsü ibaresi geçmiyor.
9 ÜYENİN İPTAL GEREKÇELERİ: Başörtüsü baskı aracına dönüşür
- Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.
- Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır.
- Toplumsal sorunların Anayasa`nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.
İŞTE İPTAL EDİLEN DÜZENLEME Madde 10 (Eski)
`Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır�`
Madde 42 (Eski)
`Kimse öğretim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir.`
Madde 10 (Yeni)
`Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.`
Madde 42 (Yeni)
`Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.`
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi`nden Doç. Dr. Mustafa Şentop:
Şu anda başörtüsü yasak değil, çünkü kanun yok!
Anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hüküm bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından ihlâl edilmiştir. Mahkeme, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. AYM`nin `anayasa değişikliklerinin iptali` kararı, anayasa hukuku, hukuk tarihi ve AYM tarihi bakımından çok vahim sonuçları olan bir karardır. Bu vahim icraatın üç sayfalık rutin bir gerekçeyle geçiştirilmeye çalışılması da en azından topluma karşı bir saygısızlıktır. Bir hukuki işlemin veya kararın, hukuk alınanda var olabilmesi için taşıması gereken asgari şartlar vardır. O kararı veren merciin yetkili olması gerekir. Ancak bu kararda mahkemenin, Anayasal yetkiye dayanmadan karar verdiği görülüyor. Anayasa`yı değiştirme yetkisi TBMM`ye aittir. Anayasa Mahkemesi kendini yasamanın, yani Meclis`in yerine koymuştur. Bir mahkeme kararı sadece mahkeme kararı olması hasebiyle hukuken geçerli olmaz; olamaz. Kararı geçerli hale getiren onun hukukiliğidir. Anayasa Mahkemesi başörtüsünün, yasak olup olmamasına karar veremez. Bu kararın diğer bir anlamı da; mahkemenin yetkili olmadığı halde haddini aşmasıdır. Önceki yıllarda çıkarıldığı gibi, Anayasa Mahkemesi`nin yetkisini sınırlamak için bir kanun çıkarılabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, yasamanın önüne geçemez. Anayasa Mahkemesi ile ilgili düzenlemeler yaparak, mahkemenin sınırlarını belirlemek gerekiyor. Başörtüsünün serbest bırakılması için şu anda herhangi bir kanun çıkarılmasına gerek yoktur. Ancak, yasaklamak için kanun yazılabilir. Şu anda kanunen başörtüsü yasak değildir. Çok istiyorlarsa bir kanun çıkarıp yasaklayabilirler!
Özgürder Genel Başkanı Hülya Şekerci: Toplumsal taleplere blokaj
Anayasa Mahkemesi`nin akla ve hukuka açık bir saldırı teşkil eden gerekçeli kararı `yok` hükmündedir. Hukuk cinayetinin işlendiği bu kararla, toplumsal talepler ve Meclis yok sayılmıştır. Mahkeme, kendini iktidar yerine koymuş, en temel haklara tecavüze yeltenmiştir. Anayasa Mahkemesi, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki özellikle İslam`la ilgili toplumsal taleplere blokaj koyan bir kurum niteliğine bürünmüştür. Gerekçedeki ifadeler hukuken ve ahlaken suçtur. Üniversitelerde kanunsuz başörtüsü yasağını tahkim etmek için toplumsal talepleri, hukuku ve Meclis`i hiçe sayan ve gerekçeli kararları esas alan yeni bir usul icat etmiştir.
Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kabul edilemez bir metin!
Anayasa Mahkemesi kararı, Hakka ve Adalete Karşı, Temel Hak ve Özgürlükleri ihlal eden bir karardır. Gerekçede hukuki değil, siyasi yorumlar yapılmıştır. Mahkeme yetkisini aşmıştır ve gerekçe de hukuk dışı bir metin zaten. İptal için 4. maddeyi dayanak yapmak zorlamadır. Anayasa`da, Anayasa Mahkemesi`nin sadece `şekil` yönünden sınırlı bir şekilde inceleyebileceği amir bir hükümken, buna uyulmayıp esastan yapılan inceleme, kaynağını Anayasa`dan almayan hukuksuz bir fiildir. Adalet dağıtması gereken yargı kurumlarının bizzat yasaları ihlal edebilmesi, Adalet mekanizmasına olan güveni zedelediği gibi `Adalet`in Mülkün temeli olduğu inancını da zedelemektedir.
Fransız anayasa hukukçusu Dominique Rousseau: Halk için mi, halka karşı mı?
Başta anayasaya anlamını da, gücünü de veren kavram güçler ayrılığıydı. Madem güçler ayrılığıyla haklar otomatik olarak güvenceye alınamıyordu, o halde bunu sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeliydi. Bu mekanizma yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek hukuki bir otorite olacaktı. Böylece`Halk için güvence` sağlayan anayasa modeli doğdu. Ancak günümüzde tablo değişti. Demokrasinin tabana yayılması, seçilmiş kurumların gücünü artırdı. Bu da hem anayasaların, hem de denetim organlarının işlevinde köklü değişikliğe yol açtı. Şimdi anayasalar `Halka rağmen, hatta halka karşı güvence` sağlıyorlar.
Anayasa Mahkemesi Başkanı: Haşim Kılıç`ın itirazları: Üniversiteler kışla değildir
- Anayasa Mahkemesi, şekil değil esastan inceleme yaparak yetki`sini aştı.
- Anayasa değişikliklerinin yasa gibi denetleneceği görüşü vahim bir hatadır.
- Anayasa Mahkemesi, Anayasa`ya ve ulusa karşı sorumluluk bilinci içinde görev yapmak zorundadır.
- Aşırı faraziyeler örnek göstererek TBMM`ye güvensizlik duyulmamalı.
- Bundan sonra yapılacak tüm Anayasa değişiklikleri iptal edilebilecektir. Bu halka ait Kurucululuk ve egemenlik yetkisinin göz ardı edilmesidir.
- Çoğunluk görüşü (iptal diyen 9 üye), Anayasa`nın gelecek kuşakların sorunlarına cevap verme olanağını ortadan kaldırmakla, esasen kendisi değiştirilemez hükümleri işlevsiz hale getirmiştir.
- Üniversiteler kışla değildir. Reşit öğrencilerin tek tip bir davranış ve inanç modeline sokulmasının gerekçesi olamaz.
- Çoğunluk görüşünün temelini oluşturan husus iptal edilen düzenlemede değil, gerekçesinde yer alan `başörtüsü` ifadesidir. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan gerekçede yer alan bir kavramın, Anayasa`nın temel tercihlerini ihlale neden olacak kadar ölçüsüz bir korkuya ve endişeye neden olması, hukuk bilimiyle açıklanabilir olmaktan uzaktır.
Sacit Adalı`nın itirazları: Başörtülüler ikinci sınıf sayılır
- Artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir. Bu sûretle, bırakalım Anayasa`yı yeniden yapmayı, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç madde bulunacaktır.
- Anayasa değişikliğinin laikliğe aykırı olduğu iddiası fevkalâde zorlama bir yorumdur.
- Şekilde kalmayıp beyinlerde ve kalplerde özümsenmiş demokratik bir lâiklik, karşılıklı anlayış, dostluk, sevgi, saygı, güven ve hoşgörünün basamağı ve teminâtı olacaktır.
- Anayasa`nın yeniden hazırlanması yalnızca ve sadece aslî kurucu iktidarın işi olacak, táli kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir.
- Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama táze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve belirsiz bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır.
- Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehánetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine biná edilir.
- Birilerinin itilip kakıldığı ve ikinci sınıf sayıldığı (veya böyle hissedildiği), buna karşılık ayrıcalıkların ve keyfiliğin arttığı (veya öyle zannedildiği) bir zeminde `hukuk güvenliğinden, eşitlikten, var olmaktan` bahsedilmesi hayli zordur. Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahane etmek problemi çözümsüzleştirmektedir.
3 Kasım 2008, Haberaktüel
Başörtüsü yasağı şu an kesin değil
Anayasa Mahkemesi 411 oyla kabul edilen değişikliği reddedince, CHP 'başörtüsü yasağı kesinleşti' dedi.
Reklam
TBMM'deki 547 milletvekilinin 411'inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe CHP'lilerin 'demokratik uzlaşma yolları dışlandı, dayatma yapıldı' iddialarına dayandırılarak, çoğunluktan ziyade Meclis'teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi'nin, üniversitelerde kılık kıyafet yasağının sınırlarını genişleten bu değişikliği iptal etmesinin gerekçeli kararı, yayınlandığından bu yana büyük eleştiri topluyor. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğünün sınırlarını genişleten Anayasa değişikliğinin iptal kararının gerekçesinde, Meclis'in Anayasa değiştirme yetkisi olmadığı iddia edildi. Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kılıç ve Sacit Adalı'nın karşı oyuna karşılık 9 oyla iptal ettiği değişikliğin gerekçesinde de, 'Ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibariyle hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin temel esaslarının ne olacağını belirleyen anayasa koyucu irade' olarak nitelendirilerek, anayasaların darbe dönemlerinde yapılabileceği öne sürüldü.
Meclis'in Anayasa değişikliği yetkisini daraltan gerekçeli karar, AKP hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararıyla adeta örtüştü. Başörtüsünü hedefe alarak, demokrasi ve hukuk kavramlarını soyut tehlikelere(!) kurban eden anlayış, siyaset alanını tamamen daralttığı için eleştiriliyor. Gerekçeli kararı ile yetkisini "resmen" aşan Anayasa Mahkemesi, Meclis'in yasama erkini de adeta ele geçirdi.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı yeni bir içtihat oluşturmakla birlikte, anayasa hukukunun gelişimini de derinden sarstı. Anayasa'nın 148'inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi'nin Meclis'in yapacağı Anayasa değişikliklerini sadece "Şekil" yönünden denetleyebileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Yüksek Mahkeme, "Devletin temel niteliklerini ilgilendiren Anayasa değişikliklerini esastan inceleyebileceği" sonucuna vardı. Anayasa Mahkemesi böylelikle 148'inci maddeyi değiştirerek TBMM'ye ait bir yetkiyi ele geçirmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 411 oyla değiştirdiği 10'uncu ve 42'nci maddeleri, iptal kararı ile yok sayarak bir kez daha eski sisteme dönüş yaptı. Normalleşmeye izin vermeyen Mahkeme, askeri vesayetin yerine adeta kendini ikame ederek, "yasakçı" bir hüviyete de sahip olduğunu deklare etti.
"Yasak kesinleşti" sözü yalan!
Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmedikçe, olmayan bir yasak olan başörtüsü yasağının uygulanmasının hukukdışı olduğu konusunda birleşiyor. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararını ve gerekçesini göz önüne alarak CHP zihniyetinin "Artık başörtüsü yasağı kesinleşmiştir" düşüncesinin kabul edilemeyeceğini belirten hukukçular, Parlamento'nun bir kanunla yasaklamadığı takdirde yasağın her zaman hukuk dışı olacağını ifade ediyor. Temel insan haklarından biri olan kıyafetle ilgili bir yasağın ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir kurum tarafından konulamayacağını belirten hukukçular, iptal kararlarının da yeni bir hüküm doğuramayacağına dikkat çekiyor. Halen başörtüsünü yasaklayan bir yasa bulunmuyor ve Anayasa değişikliklerinin içinde de başörtüsü ibaresi geçmiyor.
9 ÜYENİN İPTAL GEREKÇELERİ
Başörtüsü baskı aracına dönüşür
- Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.
- Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır.
- Toplumsal sorunların Anayasa'nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.
İŞTE İPTAL EDİLEN DÜZENLEME Madde 10 (Eski)
"Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır..."
Madde 42 (Eski)
"Kimse öğretim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir."
Madde 10 (Yeni)
"Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır."
Madde 42 (Yeni)
"Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir."
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Dr. Mustafa Şentop:
Şu anda başörtüsü yasak değil, çünkü kanun yok!
Anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hüküm bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından ihlâl edilmiştir. Mahkeme, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. AYM'nin "anayasa değişikliklerinin iptali" kararı, anayasa hukuku, hukuk tarihi ve AYM tarihi bakımından çok vahim sonuçları olan bir karardır. Bu vahim icraatın üç sayfalık rutin bir gerekçeyle geçiştirilmeye çalışılması da en azından topluma karşı bir saygısızlıktır. Bir hukuki işlemin veya kararın, hukuk alınanda var olabilmesi için taşıması gereken asgari şartlar vardır. O kararı veren merciin yetkili olması gerekir. Ancak bu kararda mahkemenin, Anayasal yetkiye dayanmadan karar verdiği görülüyor. Anayasa'yı değiştirme yetkisi TBMM'ye aittir. Anayasa Mahkemesi kendini yasamanın, yani Meclis'in yerine koymuştur. Bir mahkeme kararı sadece mahkeme kararı olması hasebiyle hukuken geçerli olmaz; olamaz. Kararı geçerli hale getiren onun hukukiliğidir. Anayasa Mahkemesi başörtüsünün, yasak olup olmamasına karar veremez. Bu kararın diğer bir anlamı da; mahkemenin yetkili olmadığı halde haddini aşmasıdır. Önceki yıllarda çıkarıldığı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin yetkisini sınırlamak için bir kanun çıkarılabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, yasamanın önüne geçemez. Anayasa Mahkemesi ile ilgili düzenlemeler yaparak, mahkemenin sınırlarını belirlemek gerekiyor. Başörtüsünün serbest bırakılması için şu anda herhangi bir kanun çıkarılmasına gerek yoktur. Ancak, yasaklamak için kanun yazılabilir. Şu anda kanunen başörtüsü yasak değildir. Çok istiyorlarsa bir kanun çıkarıp yasaklayabilirler!
Özgürder Genel Başkanı Hülya Şekerci: Toplumsal taleplere blokaj
Anayasa Mahkemesi'nin akla ve hukuka açık bir saldırı teşkil eden gerekçeli kararı 'yok' hükmündedir. Hukuk cinayetinin işlendiği bu kararla, toplumsal talepler ve Meclis yok sayılmıştır. Mahkeme, kendini iktidar yerine koymuş, en temel haklara tecavüze yeltenmiştir. Anayasa Mahkemesi, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki özellikle İslam'la ilgili toplumsal taleplere blokaj koyan bir kurum niteliğine bürünmüştür. Gerekçedeki ifadeler hukuken ve ahlaken suçtur. Üniversitelerde kanunsuz başörtüsü yasağını tahkim etmek için toplumsal talepleri, hukuku ve Meclis'i hiçe sayan ve gerekçeli kararları esas alan yeni bir usul icat etmiştir.
Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kabul edilemez bir metin!
Anayasa Mahkemesi kararı, Hakka ve Adalete Karşı, Temel Hak ve Özgürlükleri ihlal eden bir karardır. Gerekçede hukuki değil, siyasi yorumlar yapılmıştır. Mahkeme yetkisini aşmıştır ve gerekçe de hukuk dışı bir metin zaten. İptal için 4. maddeyi dayanak yapmak zorlamadır. Anayasa'da, Anayasa Mahkemesi'nin sadece "şekil" yönünden sınırlı bir şekilde inceleyebileceği amir bir hükümken, buna uyulmayıp esastan yapılan inceleme, kaynağını Anayasa'dan almayan hukuksuz bir fiildir. Adalet dağıtması gereken yargı kurumlarının bizzat yasaları ihlal edebilmesi, Adalet mekanizmasına olan güveni zedelediği gibi 'Adalet'in Mülkün temeli olduğu inancını da zedelemektedir.
Fransız anayasa hukukçusu Dominique Rousseau: Halk için mi, halka karşı mı?
Başta anayasaya anlamını da, gücünü de veren kavram güçler ayrılığıydı. Madem güçler ayrılığıyla haklar otomatik olarak güvenceye alınamıyordu, o halde bunu sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeliydi. Bu mekanizma yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek hukuki bir otorite olacaktı. Böylece 'Halk için güvence' sağlayan anayasa modeli doğdu. Ancak günümüzde tablo değişti. Demokrasinin tabana yayılması, seçilmiş kurumların gücünü artırdı. Bu da hem anayasaların, hem de denetim organlarının işlevinde köklü değişikliğe yol açtı. Şimdi anayasalar 'Halka rağmen, hatta halka karşı güvence' sağlıyorlar.
Anayasa Mahkemesi Başkanı: Haşim Kılıç'ın itirazları: Üniversiteler kışla değildir
- Anayasa Mahkemesi, şekil değil esastan inceleme yaparak yetki'sini aştı.
- Anayasa değişikliklerinin yasa gibi denetleneceği görüşü vahim bir hatadır.
- Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya ve ulusa karşı sorumluluk bilinci içinde görev yapmak zorundadır.
- Aşırı faraziyeler örnek göstererek TBMM'ye güvensizlik duyulmamalı.
- Bundan sonra yapılacak tüm Anayasa değişiklikleri iptal edilebilecektir. Bu halka ait Kurucululuk ve egemenlik yetkisinin göz ardı edilmesidir.
- Çoğunluk görüşü (iptal diyen 9 üye), Anayasa'nın gelecek kuşakların sorunlarına cevap verme olanağını ortadan kaldırmakla, esasen kendisi değiştirilemez hükümleri işlevsiz hale getirmiştir.
- Üniversiteler kışla değildir. Reşit öğrencilerin tek tip bir davranış ve inanç modeline sokulmasının gerekçesi olamaz.
- Çoğunluk görüşünün temelini oluşturan husus iptal edilen düzenlemede değil, gerekçesinde yer alan 'başörtüsü' ifadesidir. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan gerekçede yer alan bir kavramın, Anayasa'nın temel tercihlerini ihlale neden olacak kadar ölçüsüz bir korkuya ve endişeye neden olması, hukuk bilimiyle açıklanabilir olmaktan uzaktır.
Sacit Adalı'nın itirazları: Başörtülüler ikinci sınıf sayılır
- Artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir. Bu sûretle, bırakalım Anayasa'yı yeniden yapmayı, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç madde bulunacaktır.
- Anayasa değişikliğinin laikliğe aykırı olduğu iddiası fevkalâde zorlama bir yorumdur.
- Şekilde kalmayıp beyinlerde ve kalplerde özümsenmiş demokratik bir lâiklik, karşılıklı anlayış, dostluk, sevgi, saygı, güven ve hoşgörünün basamağı ve teminâtı olacaktır.
- Anayasa'nın yeniden hazırlanması yalnızca ve sadece aslî kurucu iktidarın işi olacak, táli kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir.
- Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama táze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve belirsiz bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır.
- Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehánetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine biná edilir.
- Birilerinin itilip kakıldığı ve ikinci sınıf sayıldığı (veya böyle hissedildiği), buna karşılık ayrıcalıkların ve keyfiliğin arttığı (veya öyle zannedildiği) bir zeminde 'hukuk güvenliğinden, eşitlikten, var olmaktan' bahsedilmesi hayli zordur. Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahane etmek problemi çözümsüzleştirmektedir.
3 Kasım 2008, Moralhaber
Başörtüsü yasağı YOK!
TBMM'deki 547 milletvekilinin 411'inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe Meclis'teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
TBMM'deki 547 milletvekilinin 411'inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla yapılmasına rağmen, gerekçe CHP'lilerin 'demokratik uzlaşma yolları dışlandı, dayatma yapıldı' iddialarına dayandırılarak, çoğunluktan ziyade Meclis'teki azınlık CHP-DSP mantalitesinin dominant yorum olarak ele alındığı ifşa edilmiş oldu.
-Analiz Dosya- Ahmet Zeki Gayberi
Anayasa Mahkemesi'nin, üniversitelerde kılık kıyafet yasağının sınırlarını genişleten bu değişikliği iptal etmesinin gerekçeli kararı, yayınlandığından bu yana büyük eleştiri topluyor. Üniversitelerde kılık kıyafet özgürlüğünün sınırlarını genişleten Anayasa değişikliğinin iptal kararının gerekçesinde, Meclis'in Anayasa değiştirme yetkisi olmadığı iddia edildi. Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kılıç ve Sacit Adalı'nın karşı oyuna karşılık 9 oyla iptal ettiği değişikliğin gerekçesinde de, 'Ülkenin siyasal rejiminde çeşitli etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan kesintilerin ürettiği ve ortaya çıkış biçimi itibariyle hukuksal çerçeve dışında yer alan, yeni hukuksal düzenin temel esaslarının ne olacağını belirleyen anayasa koyucu irade' olarak nitelendirilerek, anayasaların darbe dönemlerinde yapılabileceği öne sürüldü.
Meclis'in Anayasa değişikliği yetkisini daraltan gerekçeli karar, AKP hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararıyla adeta örtüştü. Başörtüsünü hedefe alarak, demokrasi ve hukuk kavramlarını soyut tehlikelere(!) kurban eden anlayış, siyaset alanını tamamen daralttığı için eleştiriliyor. Gerekçeli kararı ile yetkisini "resmen" aşan Anayasa Mahkemesi, Meclis'in yasama erkini de adeta ele geçirdi.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı yeni bir içtihat oluşturmakla birlikte, anayasa hukukunun gelişimini de derinden sarstı. Anayasa'nın 148'inci maddesinde, Anayasa Mahkemesi'nin Meclis'in yapacağı Anayasa değişikliklerini sadece "Şekil" yönünden denetleyebileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Yüksek Mahkeme, "Devletin temel niteliklerini ilgilendiren Anayasa değişikliklerini esastan inceleyebileceği" sonucuna vardı. Anayasa Mahkemesi böylelikle 148'inci maddeyi değiştirerek TBMM'ye ait bir yetkiyi ele geçirmiş oldu.
Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 411 oyla değiştirdiği 10'uncu ve 42'nci maddeleri, iptal kararı ile yok sayarak bir kez daha eski sisteme dönüş yaptı. Normalleşmeye izin vermeyen Mahkeme, askeri vesayetin yerine adeta kendini ikame ederek, "yasakçı" bir hüviyete de sahip olduğunu deklare etti.
"Yasak kesinleşti" sözü yalan!
Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmedikçe, olmayan bir yasak olan başörtüsü yasağının uygulanmasının hukukdışı olduğu konusunda birleşiyor. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararını ve gerekçesini göz önüne alarak CHP zihniyetinin "Artık başörtüsü yasağı kesinleşmiştir" düşüncesinin kabul edilemeyeceğini belirten hukukçular, Parlamento'nun bir kanunla yasaklamadığı takdirde yasağın her zaman hukuk dışı olacağını ifade ediyor. Temel insan haklarından biri olan kıyafetle ilgili bir yasağın ne Anayasa Mahkemesi ne de başka bir kurum tarafından konulamayacağını belirten hukukçular, iptal kararlarının da yeni bir hüküm doğuramayacağına dikkat çekiyor. Halen başörtüsünü yasaklayan bir yasa bulunmuyor ve Anayasa değişikliklerinin içinde de başörtüsü ibaresi geçmiyor.
9 ÜYENİN İPTAL GEREKÇELERİ:
Başörtüsü baskı aracına dönüşür
- Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.
- Yasa koyucunun temel siyasal karar mekanizması olduğu ve ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun belirli bir dine mensup olduğu dikkate alındığında, bu takdirin dinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılmasının güçlüğü açıktır.
- Toplumsal sorunların Anayasa'nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir.
İŞTE İPTAL EDİLEN DÜZENLEME
Madde 10 (Eski)
"Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır..."
Madde 42 (Eski)
"Kimse öğretim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir."
Madde 10 (Yeni)
"Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır."
Madde 42 (Yeni)
"Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir."
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Dr. Mustafa Şentop:
Şu anda başörtüsü yasak değil, çünkü kanun yok!
Anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hüküm bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından ihlâl edilmiştir. Mahkeme, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. AYM'nin "anayasa değişikliklerinin iptali" kararı, anayasa hukuku, hukuk tarihi ve AYM tarihi bakımından çok vahim sonuçları olan bir karardır. Bu vahim icraatın üç sayfalık rutin bir gerekçeyle geçiştirilmeye çalışılması da en azından topluma karşı bir saygısızlıktır. Bir hukuki işlemin veya kararın, hukuk alınanda var olabilmesi için taşıması gereken asgari şartlar vardır. O kararı veren merciin yetkili olması gerekir. Ancak bu kararda mahkemenin, Anayasal yetkiye dayanmadan karar verdiği görülüyor. Anayasa'yı değiştirme yetkisi TBMM'ye aittir. Anayasa Mahkemesi kendini yasamanın, yani Meclis'in yerine koymuştur. Bir mahkeme kararı sadece mahkeme kararı olması hasebiyle hukuken geçerli olmaz; olamaz. Kararı geçerli hale getiren onun hukukiliğidir. Anayasa Mahkemesi başörtüsünün, yasak olup olmamasına karar veremez. Bu kararın diğer bir anlamı da; mahkemenin yetkili olmadığı halde haddini aşmasıdır. Önceki yıllarda çıkarıldığı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin yetkisini sınırlamak için bir kanun çıkarılabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, yasamanın önüne geçemez. Anayasa Mahkemesi ile ilgili düzenlemeler yaparak, mahkemenin sınırlarını belirlemek gerekiyor. Başörtüsünün serbest bırakılması için şu anda herhangi bir kanun çıkarılmasına gerek yoktur. Ancak, yasaklamak için kanun yazılabilir. Şu anda kanunen başörtüsü yasak değildir. Çok istiyorlarsa bir kanun çıkarıp yasaklayabilirler!
Özgürder Genel Başkanı Hülya Şekerci:
Toplumsal taleplere blokaj
Anayasa Mahkemesi'nin akla ve hukuka açık bir saldırı teşkil eden gerekçeli kararı 'yok' hükmündedir. Hukuk cinayetinin işlendiği bu kararla, toplumsal talepler ve Meclis yok sayılmıştır. Mahkeme, kendini iktidar yerine koymuş, en temel haklara tecavüze yeltenmiştir. Anayasa Mahkemesi, toplumsal gerçeği inkâr eden, hak ve özgürlükler bağlamındaki özellikle İslam'la ilgili toplumsal taleplere blokaj koyan bir kurum niteliğine bürünmüştür. Gerekçedeki ifadeler hukuken ve ahlaken suçtur. Üniversitelerde kanunsuz başörtüsü yasağını tahkim etmek için toplumsal talepleri, hukuku ve Meclis'i hiçe sayan ve gerekçeli kararları esas alan yeni bir usul icat etmiştir.
Mazlumder Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu:
Kabul edilemez bir metin!
Anayasa Mahkemesi kararı, Hakka ve Adalete Karşı, Temel Hak ve Özgürlükleri ihlal eden bir karardır. Gerekçede hukuki değil, siyasi yorumlar yapılmıştır. Mahkeme yetkisini aşmıştır ve gerekçe de hukuk dışı bir metin zaten. İptal için 4. maddeyi dayanak yapmak zorlamadır. Anayasa'da, Anayasa Mahkemesi'nin sadece "şekil" yönünden sınırlı bir şekilde inceleyebileceği amir bir hükümken, buna uyulmayıp esastan yapılan inceleme, kaynağını Anayasa'dan almayan hukuksuz bir fiildir. Adalet dağıtması gereken yargı kurumlarının bizzat yasaları ihlal edebilmesi, Adalet mekanizmasına olan güveni zedelediği gibi 'Adalet'in Mülkün temeli olduğu inancını da zedelemektedir.
Fransız anayasa hukukçusu Dominique Rousseau:
Halk için mi, halka karşı mı?
Başta anayasaya anlamını da, gücünü de veren kavram güçler ayrılığıydı. Madem güçler ayrılığıyla haklar otomatik olarak güvenceye alınamıyordu, o halde bunu sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeliydi. Bu mekanizma yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek hukuki bir otorite olacaktı. Böylece 'Halk için güvence' sağlayan anayasa modeli doğdu. Ancak günümüzde tablo değişti. Demokrasinin tabana yayılması, seçilmiş kurumların gücünü artırdı. Bu da hem anayasaların, hem de denetim organlarının işlevinde köklü değişikliğe yol açtı. Şimdi anayasalar 'Halka rağmen, hatta halka karşı güvence' sağlıyorlar.
Anayasa Mahkemesi Başkanı: Haşim Kılıç'ın itirazları:
Üniversiteler kışla değildir
- Anayasa Mahkemesi, şekil değil esastan inceleme yaparak yetki'sini aştı.
- Anayasa değişikliklerinin yasa gibi denetleneceği görüşü vahim bir hatadır.
- Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya ve ulusa karşı sorumluluk bilinci içinde görev yapmak zorundadır.
- Aşırı faraziyeler örnek göstererek TBMM'ye güvensizlik duyulmamalı.
- Bundan sonra yapılacak tüm Anayasa değişiklikleri iptal edilebilecektir. Bu halka ait Kurucululuk ve egemenlik yetkisinin göz ardı edilmesidir.
- Çoğunluk görüşü (iptal diyen 9 üye), Anayasa'nın gelecek kuşakların sorunlarına cevap verme olanağını ortadan kaldırmakla, esasen kendisi değiştirilemez hükümleri işlevsiz hale getirmiştir.
- Üniversiteler kışla değildir. Reşit öğrencilerin tek tip bir davranış ve inanç modeline sokulmasının gerekçesi olamaz.
- Çoğunluk görüşünün temelini oluşturan husus iptal edilen düzenlemede değil, gerekçesinde yer alan 'başörtüsü' ifadesidir. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan gerekçede yer alan bir kavramın, Anayasa'nın temel tercihlerini ihlale neden olacak kadar ölçüsüz bir korkuya ve endişeye neden olması, hukuk bilimiyle açıklanabilir olmaktan uzaktır.
Sacit Adalı'nın itirazları:
Başörtülüler ikinci sınıf sayılır
- Artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir. Bu sûretle, bırakalım Anayasa'yı yeniden yapmayı, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç madde bulunacaktır.
- Anayasa değişikliğinin laikliğe aykırı olduğu iddiası fevkalâde zorlama bir yorumdur.
- Şekilde kalmayıp beyinlerde ve kalplerde özümsenmiş demokratik bir lâiklik, karşılıklı anlayış, dostluk, sevgi, saygı, güven ve hoşgörünün basamağı ve teminâtı olacaktır.
- Anayasa'nın yeniden hazırlanması yalnızca ve sadece aslî kurucu iktidarın işi olacak, táli kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir.
- Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama táze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve belirsiz bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır.
- Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehánetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine biná edilir.
- Birilerinin itilip kakıldığı ve ikinci sınıf sayıldığı (veya böyle hissedildiği), buna karşılık ayrıcalıkların ve keyfiliğin arttığı (veya öyle zannedildiği) bir zeminde 'hukuk güvenliğinden, eşitlikten, var olmaktan' bahsedilmesi hayli zordur. Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahane etmek problemi çözümsüzleştirmektedir.