YAŞAMA
HAKKI
FAİLİ
MEÇHUL CİNAYETLER/ŞÜPHELİ ÖLÜMLER
4 Ocak günü Ankara'da sabaha karşı bir
taksi şoförü tabancayla vurularak öldürüldü. 06 T 6653 plakalı taksinin sürücüsü
Murat Kara Ulus Hükümet caddesinde kimliği henüz belirlenemeyen bir kişi tarafından tabancayla vuruldu. Sağ koltuk altından tek
kurşun ile yakın mesafeden vurulduğu tespit edilen Murat Kara, olay yerinde
hayatını kaybetti.
22 Ocak günü İstanbul Avcılar Firizköy
Küçükçekmece Gölü Kenarı'nda kimliği tespit edilemeyen 20-22 yaşlarında, boğazı
kesilmiş bir kadın cesedi bulundu.
26 Ocak günü 'Alo Pizza'nın sahibi
Ahmet Kaya, Davutlar sahilinde, elleri arkadan bağlanıp göğsü ve başına 3 el
ateş edilerek otomobilinin içinde öldürülmüş halde bulundu.
YERİNDE İNFAZ ve İŞKENCE İLE ÖLÜM
Diyarbakır DGM Hakimliği, 17 Ekim 2001'de Silvan'da Kılıç
ailesinin evine düzenlenen operasyonda öldürülen Selma Kılıç'ın arkadan vurulduğu
gerekçesiyle güvenlik görevlileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Diyarbakır'ın Silvan ilçesi Konak Mahallesi'nde bir grup teröristin barındığı
ihbarı üzerine Diyarbakır ve Silvan Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, 17 Ekim
2001'de Kasım Kılıç'a ait eve operasyon düzenledi. Operasyon sırasında evin yakınında
çıkan çatışmada Kılıç ve PKK'lı oldukları öne sürülen iki kişi öldürüldü. Bölge
Valiliği, çatışmada öldürülen üç kişinin terörist olduğunu açıkladı. Operasyon
sonrası Kasım Kılıç ile kardeşleri Adil ve Reşit de gözaltına alındı. Ancak
davaya bakan Diyarbakır DGM, ifadelerini aldığı Kılıç kardeşleri, PKK'ya yardım
ve yataklık yaptıkları yolunda delil bulunmadığı gerekçesiyle serbest bıraktı
ve ardından bir de ilke imza attı. Güvenlik kuvvetlerine silahla karşılık verdiği
iddia edilen Sema Kılıç'ın kızı ev kızı olduğu, terörist olma ihtimalinin
bulunmadığı ve son da düzenlenen operasyonda sırtından vurulmasının şüphe
yarattığı kararına varan Diyarbakır DGM hakimleri, sorumluların araştırılması
amacıyla savcılığa suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
ÇATIŞMALARDA
ÖLEN VE YARALANANLAR:
ÖLENLER: Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde
düzenlene operasyonda 2 kişi öldürüldü. A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, yapılan bir ihbar üzerine
polisler, Mescit Mahallesi'ndeki bir evde PKK'lı olduğu iddia edilen 2 kişinin
yakalanması için operasyon düzenledi. Operasyonun çatışmaya dönüşmesinden sonra
2 kişinin öldüğü açıklandı.
Diyarbakır'da yaşanan bir polis baskınında
2 kişinin ölmesi ve görgü tanıklarının anlatımları, bazı soru işaretlerini
beraberinde getirdi. 16 Ocak günü Diyarbakır'ın Silvan ilçesi Mescit Mahallesi,
Devrim caddesi, 45 No'lu eve, saat 21.30 sıralarında baskın düzenlendi.
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler evin etrafını kuşattılar o sırada
dışarıda olan ev sahibi Fahriye Kaya evine doğru gelirken gözaltına alındı.
Polis, içerdekilerin teslim olması için Fahriye Kaya'ya "teslim olun" anonsu
yaptırdı. Anonstan sonra ev sahibinin iki oğlu dışarı çıktı. Bu sırada evde
bomba ve bir el silah sesi duyulmasıyla birlikte polisin açtığı ateş bir buçuk
saat hiç durmadan devam etti. 2 kişinin öldüğü olayda, Fahriye Kaya, İbrahim
Kaya ve Yaşar Şimşek adlı kişiler gözaltına alındı. İHA olayla ilgili
haberinde, evdeki bir kişinin öldüğünü diğerinin ise el bombasıyla intihar ettiğini
açıkladı. OHAL valiliğinin yaptığı açıklamada ise, çatışmaların sabaha kadar sürdüğü
ve 2 PKK'lının 'ölü ele geçirildiği' söylendi.
YARALANANLAR:
Batman'da Hizbullah'a ait 2 ayrı eve düzenlenen
operasyon sırasında çıkan çatışmada, 6 kişi yakalandı. Çatışmada bir polis
yaralandı.
Urfa'nın Siverek İlçesi İnönü Bulvarı'nda
bulunan Merkez Karakolu, silahlı kişiler tarafından tarandı. Olayda yaralanan
Ahmet Kılıç adlı polis memuru, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kaldırılarak
tedavi altına alındı.
SİVİLLERE
YÖNELİK EYLEMLER :
Polis Salih Hacısüleymanoğlu, Esenler Otogar metro istasyonunda
kavga ettiği kişilere sinirlenince silahını
çekerek 1 kişiyi öldürdü, 1 kişiyi yaraladı. Esenler Otogar metro istasyonunda
bir grupla kavga eden Salih Hacısüleymanoğlu, bu sırada silahını ateşledi. Hacısüleymanoğlu'nun
silahından çıkan kurşunlarla Yüksel Aktaş ile Zeki Kaya adlı kişiler yaralandı.
Ağır yaralanan Aktaş, hastaneye kaldırılmak istenirken yolda öldü. Kaya ise Çapa
Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Olayın ardından Otogar Polis
Karakolu'na giderek teslim olan Hacısüleymanoğlu'nun polis olduğu ortaya çıktı.
BOMBA VE MAYIN PATLAMASI
Batman'ın Sason ilçesi Yolüstü Köyüne bağlı Yürekli Mezrasında
oturan Ferhat Bulgan (7) ve kardeşi Davut Bulgan (6) mezra yakınlarında oynadıkları
sırada daha önceden döşenmiş mayına bastılar. Mayının patlaması sonucu 2 kardeş
olay yerinde öldü.
KİŞİ
ÖZGÜRLÜĞÜ
KAÇIRMA/KAYIP
CİNSEL TACİZ/TECAVÜZ
Silopi Cumhuriyet Savcılığı Alaadtin
Akdere, Barış Anaları İnsiyatifi'nden Rahime İnce Şekernaz Çakal, Müyesser Güneş,
Azize Yıldız ve Fahriye Bıkım'a "cinsel taciz" ve "kötü muamele" ettikleri
iddiasıyla açılan soruşturmayı kapatarak takipsizlik kararı verdi. PKK ile PDK-YNK arasındaki
kardeş kavgası "Bırakuji"ye son vermek amacıyla Ekim 2000'de Güney Kürdistan'a
geçip Celal Talabani'ye beyaz tülbent veren Barış Anneleri İnsiyatifi üyeleri,
dönüşte gözaltına alınarak, sorgulanmıştı. Anneler daha sonra "PKK'ya yardım ve
yataklık" ettikleri iddiasıyla tutuklanarak, 1 ay süreyle Mardin Kapalı Cezaevi'nde
kalmıştı. Anaların avukatı, "cinsel taciz ve işkence" iddiasıyla suç
duyurusunda bulunulması üzerine Silopi İlçe
Jandarma Komutanlığı'nda görevli başçavuş Duran Eraslan ile Uzman Çavuş
Hüseyin Durgut hakkında soruşturma başlatılmıştı.
Şile'de kaçırdıkları iki kadından
birine tecavüz ettikleri, birine de tecavüze kalkıştıkları gerekçesiyle haklarında
dava açılan iki polis memuru ile bir kişinin yargılanmasına başlandı. Üsküdar
1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmada tutuklu yargılanan polis memurları
Kerem Döndü ve Benal Demir ile şikayetçiler Lacromiora Bozacı ve Hülya Yiğit
hazır bulunurken, tutuksuz yargılanan Mehmet Pot katılmadı. Bozacı ile Yiğit'in
avukatlığını İstanbul Barosu'ndan 5 kadın avukat gönüllü olarak üstlendi. Duruşmada
sorgusu yapılan sanık polis memuru Kerem Döndü, Lacromiora Bozacı ile kendi
isteğiyle birlikte olduklarını, kaçırma ya da zorlama olmadığını iddia etti.
İŞKENCE/İŞKENCE
İDDİASI ve KÖTÜ MUAMELE
İnsan Hakları İnceleme Komisyonu raporlarında
yer verilen işkence iddiaları, komisyonun eski Başkanı DSP'li Sema Pişkinsüt'ten
sonra şimdiki Başkanı MHP'li Hüseyin Akgül'ün de başını ağrıttı. Pişkinsüt gibi
isimleri vermeyen Akgül'ün dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle hazırlanan
fezleke, meclise gönderildi. Meclis başkanlığı tarafından Anayasa ve Adalet
Karma Komisyonu'na havale edilen fezleke, komisyon, "işkence gördükleri" yönündeki
ifadeleri raporlarda geçen tutuklu ve hükümlülerin isimlerini açıklama talebine maruz kalmıştı. Pişkinsüt talebi
geri çevirince, Adalet Bakanlığı kendisi hakkında fezleke hazırlamıştı. Bu
fezleke, meclis Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu'nda beklerken, aynı yöndeki
ikinci fezleke de geçtiğimiz hafta meclise ulaştı. Başbakan Bülent Ecevit'in gönderdiği fezleke, "raporlarda ifadeleri geçenlerin
isimlerini yargıya vermedikleri" gerekçesiyle Pişkinsüt'ün yanı sıra şimdiki Başkan
Hüseyin Akgül'ün dokunulmazlığının kaldırılmasını içeriyor. İki başkanın da görevi
kötüye kullanma suçundan yargılanmaları talep ediliyor bu gelişmeye şaşıran Akgül,
fezlekeden haberinin olmadığını, içeriğini de bilmediğini açıkladı. Akgül, "Benden de isimleri
istediler. Komisyonun verilmiş sözü vardı. Bu sebeple talebi biz de geri çevirdik"
dedi.
Diyarbakır Emniyetinde gözaltındayken
HADEP üyesi Hasan Irmak'a işkence yaptıkları iddiasıyla iki polis hakkında 5 yıl
hapis istemiyle dava açıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı Mithat Özcan tarafından
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli tutuksuz sanık polisler Kamber Özperçin ve Mustafa Yücel
hakkında hazırlanan iddianamede, mağdur Hasan Irmak'a "cürüm söyletmek için işkence
yaptıkları" belirtildi. İddianamede, sanıkların, PKK adına eylem yapmak iddiasıyla
gözaltına alınan Irmak'a tazyikli su verdikleri, yumurtalıklarını sıktıkları,
sol kulağına vurdukları, tehdit ve benzeri psikolojik işkence uyguladıkları
dikkat çekilerek, TCY'nin 243'üncü maddesi uyarınca 5 yıla kadar hapis ve
memuriyetten sürekli veya geçici uzaklaştırılmaları
istendi. Irmak ise geçen yıl avukatı Sedat Yurttaş aracılığıyla İçişleri Bakanlığı'na
başvurarak gözaltında gördüğü işkence nedeniyle erkekliğini yitirdiğini,
psikolojik sorunlarının ellerinin titremesine yol açtığını, mesleği berberliği
yapamadığını belirterek 80 milyarı maddi, 20 milyarı da manevi olmak üzere toplam 100 milyar liralık
tazminat istedi.
Kamuoyunda "Beyaz Önlük Operasyonu"
olarak bilinen ve SSK'yı 10.2 trilyon lira zarara uğrattıkları iddiasıyla
aralarında SSK Başmüfettişi, İzmir Eski Sağlık İşleri Müdürünün de bulunduğu 17'si
tutuklu 19 kişinin yargılanmasına başlandı. DUSAŞ Tıp Merkezi'nin sahiplerinden
İbrahim Dumlu 8 aydır tutuklu bulunduğunu, gözaltı sırasında işkencelere maruz
kaldığını ve savunmasının alınmadığını öne sürdü. Dumlu geçen yıl Haziran ayında
Tıp Merkezi'nden çıktığı sırada gözaltına alındığını, kendisine hiç bir bilgi
verilmeden hastanedeki bilgisayarların sökülerek Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğünü,
ifade vermek istemesine rağmen ifadesinin alınmayıp, hazırlanan ifadelerin
kendisine imzalattırılmak istendiğini iddia etti.
Edirne 3. Tümen Askeri Cezaevi'nde gördüğü
işkence nedeniyle, müdahil olarak katıldığı davada savcıya hakaretten
tutuklanan ve daha sonra beraat eden Murat Ağartıcı, İHD İstanbul Şubesi'nde
basın toplantısı yaptı.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,
Manisa Ceza İnfaz Kurumları ve
Tutukevleri İzleme Kurulu'na, Manisalı Gençler Davası'nda yargılanan işkenceci
polisleri savunan avukatların "en uygun"
oldukları için seçildiğini bildirdi. DSP İstanbul milletvekili İsmail Aydınlı'nın
soru önergesini yanıtlayan Türk, "Adli Yargı Kanunu'nun aradığı şartlar bakımından araştırma yaptırmış,
sonucunda bu şartlar göz önüne alınarak ey uygun oldukları kanatine varılanlar
oybirliği ile belirlenerek izleme kurulu oluşturulmuştur" görüşünü savundu
Silvan'da bir evde iki kişinin ölümüyle
sonuçlanan olayda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan 3 kişiye Emniyet Müdürlüğü'nde
işkence ve kötü muamele yapıldığı ortaya çıktı. Gözaltına alındıktan sonra
tutuklanan Fahriye Kaya ve 17 yaşındaki oğlu İbrahim Kaya ile Yaşar Şimşek
Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde avukatları Reyhan Yalçındağ ile görüştü. Fahriye
Kaya, gözaltında bulunduğu süre içinde gözlerinin kapalı bir şekilde sorguya götürüldüğünü
belirterek, polislerin kendisini "Oğlunun yanında sana tecavüz edeceğiz" şeklinde
tehdit ettiklerini söyledi. İbrahim Kaya ise "Ayak başparmaklarıma elektik verdiler.
Ve kaba dayağa maruz kaldım. Gördüğüm muameleler sonucunda kulağım ve boğazımdan
kan akmaya başladı. Halen de kulağım ve boğazımda kan akmaya devam ediyor"
dedi.
Manisa
davasında mahkeme heyeti sanık polisin ifadesinin alınmasına gecikenler
hakkında suç duyurusunda bulunulmasına kara verdi. 'Manisalı Gençler' olarak
bilinen 16 gence işkence yaptıkları iddiasıyla haklarında dava açılan 10
polisin yargılanmasına devam edildi. Manisa
Ağır Ceza Mahkemesi'nde 34'üncüsü yapılan duruşmaya, sanıklardan Başkomiser
Halil Emir ile polis memurları Levent Özvez, Musa Geçer ve Ramazan Kolak katıldı.
İşkence iddiasıyla yargılanan polislerden Engin Erdoğan'ın, savunmasının alınabilmesi
için yazılan yazılara bir ayı aşkın süredir yanıt gelmediğini belirten mahkeme,
talimatın çabuklaştırılmasını istedi. Manisalı gençleri avukatları, sanığın
ifadesinin 4 Aralık 2001'de alındığını, ancak gönderilmediğini iddia etti.
Mahkeme heyeti, sanık polisin ifadesinin alınmasının gecikmesinde ihmali
olanlarla ilgili iddianın araştırılması için savcılığa suç duyurusunda
bulunulmasını kararlaştırdı.
Gündem Gazetesi Bingöl dağıtımcısı Yüksel
Azak gözaltına alındığı emniyette elektrikli işkenceye maruz kaldı. Başına poşet
geçirilerek nefessiz bırakılmaya çalışan
Azak, çıkarıldığı savcılık tarafından serbest bırakıldı. Bingöl'ün Mirzan
Mahallesi'ndeki evine 11 Ocak günü yapılan baskında gözaltına alınan Bingöl dağıtımcısı
Yüksel Azak götürüldüğü Bingöl Emniyet Müdürlüğü'nde insanlık dışı baskıları
maruz kaldı. Gazete dağıtımcı kimliğini göstermesine karşın 'şüpheli olduğu
iddiasıyla gözaltına alınan Azak'a gözaltında iki gün boyunca elektrikli işkence
yapan polis, daha sonra Azak'ın başın poşet geçirerek nefessiz bırakmaya çalıştı. Yoğun işkence
uygulamasının ardından Savcılık'tan ek gözaltı süresi isteyen emniyetin
talebinin reddedilmedi üzerine Savcılığa çıkarılan Azak serbest bırakıldı.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişini protesto ettiği gerekçesiyle gözaltına
alınan HADEP'li Hüseyin Irmak'a işkence yaptıkları iddia edilen Diyarbakır
Emniyet Müdürlüğü'nde görevli komiser Kamber Özperçin ve polis memuru Mustafa Yücel
hakkında Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nde "işkence yapmak"tan dava açıldı.
ÇEŞİTLİ AMAÇLARLA YAPILAN BASKI VE TEHDİTLER
GÖZALTILAR
ANKA'nın haberine göre, özellikle İstanbul
Emniyet Müdürü Hasan Özdemir ile özdeşleşen Huzur Operasyonları'nda geçen yıl
yurt genelinde, 433'ü yabancı uyruklu olmak üzere toplam 23 bin 479 kişi gözaltına
alındı. Ancak bu kişilerin sadece 1158'inin 'gıyabi tutuklu, yakalama müzekkereli,
asker kaçağı ya da firari hükümlü' olduğu için arananlar listesinde adının
bulunduğu saptandı. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 23 bin 46 Türk vatandaşı ile 433 yabancı uyruklu huzur
operasyonlarında gözaltına alındı. Bu kişilerden 401'inin gıyabi tutuklu,683'ünün
yakalama müzekkereli, 12'sinin firari hükümlü olduğu, 62'sinin ise asker kaçağı
olarak arandığı saptandı. Operasyonlar sırasında polis ayrıca 225 yabancı
uyruklu kişi ile 2221 işletme, 429 dernek ve lokal hakkında yasal işlem yaptı.
Yine Huzur Operasyonları'nda 4791 sürücüye de çeşitli ceza kesildi. Bulundurma
ruhsatı olmamasına karşın taşındığı için 48 tabanca ile ruhsatsız olan 168
tabancaya el koyan polis, aramalarda 122 de kurusıkı tabanca ele geçirdi. Üst
ve araç aramalarında 67 tüfek, 1679 fişek, 297 bıçakta bulunan polis, 1 patlayıcı madde ile suç unsuru olan
986 maddeye de el koydu.
ADANA:Adana'da düzenlenen
seminere katılan Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, adliye binasına giderken,
Tacettin Denniz'in protestosuna hedef oldu. Mavi Sürmeli Oteli'nde düzenlenen
seminere katılan Türk, Adliye binasına giderken, Tacettin Denniz, önüne atlayıp,
elindeki bir kağıdı gösterdi, "Bakanım bir dakika beni dinler misiniz? Sizin yüzünüzden
mağdur oldum bakanım" dedi. Ancak, koruma polisleri Türk'ün şaşkın bakışları
altında, gencin ağzını kapatıp, karga tulumba Adliye nezarethanesine götürdü.
Protestocu ile Adliye nezarethanesinde bir süre görüşen Vali Oğuz Kağan Köksal,
Denniz'in, yolların kapanması nedeni ile gireceği açık lise sınavına geç kaldığını
iddia ettiğini belirterek, "Hiçbir yolu trafiğe kapatmadık. Kaldı ki, kapatsak
bile, alternatif yollar var. Böyle mazeret olmaz" dedi.
ANKARA:Ankara'da
Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenim gören ve Kürtçe eğitim talebiyle üniversite
rektörlüğüne dilekçe ile başvuran öğrencilerin sayısının en az 17 olduğu
bildirildi; TÜMTİS'e üye oldukları için
işten atılan Akdeniz Ambarı işçilerinin direnişine gözaltı baskısı sürüyor.
Aralarında TÜMTİS Ankara Şube yöneticileri Hacı Çadırlı ve Hüseyin Babayiğit'in
de bulunduğu 8 kişi;
BATMAN:Batman Milli Eğitim
Müdürlüğü'ne dilekçe ile başvurarak çocukları için Kürtçe eğitim için talebinde
bulunan 9 kadın gözaltına alındıktan sonra Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgularının
ardından Batman Nöbetçi Savcılığı'na sevk edildi. Kadınlar, savcılıktaki
sorgularının ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar;
BURSA: Uludağ Üniversitesi
öğrencisi Zafer Balcı, rektörlüğe Kürtçe'nin seçmeli dil olarak okutulması için
dilekçe verince, önce gözaltına alındı, ardından çıkarıldığı mahkemece
tutuklandı. Kürtçe'nin seçmeli ders kapsamında okutulmasını isteyen Trakya Üniversitesi'nden
10 öğrenci de gözaltına alınırken, aynı istem nedeniyle gözaltına alınan Van Yüzüncü
Yıl Üniversitesi'nden 520 öğrencinin 250'si serbest bırakıldı;HADEP Bursa İl Teşkilatı'nın
kongresinde dağıtılan ve mahkemece toplatma kararı alınan Kürtçe ajandalarla
ilgili 7 parti yöneticisi;
ÇANAKKALE:İstanbul'dan "Beşerler-2"
adlı Türk yük gemisine gizlice binip, yurtdışına kaçmak isteyen 6 Iraklı;
DİYARBAKIR:Şükran Gültekin
ve Güler Şen 27 Aralık 2001'de yanlarına okula giden çocuklarını da alarak,
Diyarbakır Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yolunu tuttular ancak, polislerin müdahalesiyle
karşılaştılar. Polis, Gültekin ve Şen'in üzerinde bulunan "Çocuğumun, ana dili
olan Kürtçe eğitim almasını istiyorum" yazılı dilekçelere el koydu. Sonra da karga tulumba önce Devlet Hastanesi'ne
ardında da Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüler. 27 saat gözaltında tutulan ve sürekli
sorguya alınan kadınlardan 35 yaşındaki Gültekin, 3 aylık hamile olduğu için
kaba dayağa maruz kalmamış. Ancak kendisine hakaretlerde bulunulmuş. Gözaltında
Türkçe bilmediğini ısrarla belirten Gültekin'in sorgusu, Kürtçe bilen polisler
tarafından alınmış.
EDİRNE:Yasal olmayan
yollardan sınırı geçerek Avrupa'nın değişik
ülkelerine gitmek isteyen 25 kişi; Yunanistan ve Bulgaristan' gitmek isteyen
yabancı uyruklu 33 kişi;
HATAY:Kırıkhan ilçesinde
yurda kaçak giriş yapan 10 Iraklı; Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Rektörlüğü'ne,
Kürtçe eğitim için dilekçe veren 14 öğrenci;
İÇEL:Tarsus İlçesi'nde
izinsiz gösteri yaptıkları gerekçesiyle HADEP üyesi 45 kişi;
İSTANBUL:Yeni yıl dolayısıyla
Taksim'de tiyatro,skeç, folklor gösterisi düzenleyen MKM'lilere müdahale eden
polis tarafından Ali Köroğlu, Alişan Önlü, Ferat Sönmez, Özge Sarısoylu, Mehmet
Dalmaz, Resul Karabulut, İlker Abay, Kemal Orgun, Serap Sönmez; Kapıkule'de
yasal olmayan yollardan yurtdışına çıkmak isteyen 1'i pasaportsuz 2 yabancı
uyruklu kişi; İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nın verdiği talimat uyarınca
harekete geçen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, "İlköğretim
okullarında Kürtçe eğitim verilmesi amacıyla kampanya başlattıkları ve ilçe
milli eğitim müdürlüklerine imzalı dilekçe verdikleri" gerekçesiyle çoğu kadın
34 kişi;Bağcılar'da 20 Ocak günü Evrensel gazetesi satan 4 kişi; Eminönü'nde
bildiri dağıtan TKP üyesi 12 kişi;İstanbul'da haftalık olarak yayınlanan Gündem
gazetesinin Satış Dağıtım Servisi
sorumluları Selahattin Hakan Kemaloğlu ile Sibel Güler; İstanbul'da düzenlenen "Huzur
34 A" uygulaması kapsamında 22'si yabancı uyruklu 402 kişi yakalandı. Ancak
yabancı uyruklu olmayan 373 kişiden 252'sinin
'şüpheli zannıyla gözaltına alınması dikkat çekti;İstanbul Barosu Ceza
Mahkemeleri Usul Kanunu (CMUK) Uygulama Servisi verilerine göre 2001'de
karakollardan toplam 13 bin 307 kişi için mudafi talebinde bulunuldu. Bu sayı
savcılık aşamasında ise 14 bin 65 kişiyi buldu. CMUK Uygulama Servisi Sorumlusu
Av. Metin İriz, bu sayının sadece yüzde 3'ünü yansıttığı belirtiliyor. Bu hesaplamaya
İstanbul polisi 2001'de yarım milyondan fazla kişiyi gözaltına aldı. Bu da her 20 İstanbullu'dan birinin 2001 yılında şüpheli
olarak gözaltına alındığını ortaya koyuyor;ölüm orucu yaparken Kandıra F Tipi
Cezaevi'nden tahliye edilen Alınteri
gazetesi eski yazıişleri müdürü Merdan Özçelik, 'aranıyor' olduğu gerekçesiyle;Gazi
Mahallesi'nde bulunan evinde ölüm orucu yapan Deniz Bakır'ın düzenlemek istediği
basın açıklamasına müdahale eden polis tarafından aralarında 2 gazetecinin de
bulunduğu 15 kişi;Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması talebinde bulunan
HADEP'liler Eminönü'nde eylem yapmak isteyince 100'ü aşkın kişi;Çocuklarına Kürtçe
eğitim verilmesi istemiyle Esenler ve Küçükçekmece kaymakamlıklarına dilekçe
vermek isteyen çoğunluğu kadın 29 kişi;Edirne Emniyet Müdürlüğü ekiplerince "huzur"
adı altında yapılan operasyonda, üzerinden nüfus cüzdanı çıkmayan 10 kişi;
İZMİR: Yasadışı
yollarla yurtdışına kaçmak isteyen yabancı uyruklu 61 kişi;
KOCAELİ: "huzuru sağlama"
adı altında yapılan denetimlerde, şüpheli oldukları iddiasıyla 102 kişi;
MUĞLA:Bodrum'dan
Yunanistan'a geçmek isteyen 75 kaçak;Datça'da Yunanistan'a geçmeye çalışan 14
kişi
MUŞ:Emniyet Müdürlüğü
tarafından toplatılmış yayınlar gerekçe gösterilerek HADEP İl Başkanlığı'na yapılan
baskında üç kişi gözaltına alındı. İki buçuk saat süren aramda partinin yasal üye
yapma formları da dahil olmak üzere bir çok materyal incelenmek üzere emniyete
götürüldü. Savcılık'tan izin alınarak yapılan arama sonrasında İl Sekreteri
Selahattin İşlek, Yedinci Gündem gazetesi dağıtıcısı Gürkan Aşık, Özgür Halk
dergisi dağıtıcısı Fikret Akar;
TUTUKLAMALAR
ADANA:HADEP'in,
Adana'nın merkez Yüreğir ilçe yönetiminden 3 kişi, "bölücü örgüte yardım ve
yataklık" iddiasıyla DGM'ce tutuklandı. DGM Savcılığı'nca ifadeleri alınan
Hasan Yaş, Mehmet Demir ve Suri Atilla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
ANKARA:
Ankara
Üniversitesi'nde sıçrayan "Kürtçe'nin seçmeli ders yapılması için imza
kampanyası"na katılan 16 öğrenciden 1' i tutuklandı. Hacettepe öğrencilerinden
16'sı Ankara DGM'ye çıkarılarak soruşturmayı yürüten Savcı Nuh Mete Yüksel
tarafından sorgulandı. Öğrencilerin ifadesini alan Yüksel, 16 öğrenciden 15'ini,
"Örgütün 6. Kongresi'nde aldığı Serxwebun dergisinde yayımlanan kararları doğrultusunda
hareket ederek siyasallaşmasına yardım ettikleri" gerekçesiyle, TCK'nın "yasadışı
örgüt üyeliği" suçunu tanımlayan 168.maddesine göre tutuklanması istendi.
Ankara 2 No'lu DGM yedek hakimliği de, öğrencilerden 15'ini serbest bırakırken,
Erdal Yıldız adlı öğrenci tutuklandı.
BATMAN:Kürtçe eğitim
talebiyle dilekçe vermek isterken gözaltına
alınan 15 kadın veliden 4'ü;
ÇANAKKALE:Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi (COMÜ) Rektörlüğü'ne "Kürtçe eğitim" talepli dilekçe
veren 9 öğrenciden 7'si tutuklandı.
DİYARBAKIR:
HADEP'in
Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve yönetici Ebubekir Deniz'in kaybolmalarının
birinci yıldönümü nedeniyle düzenlenen basın açıklamaları olaylı geçti. Siirt'de
70, Tarsus'ta 50, Diyarbakır'da 14,
Batman'da 8 ve Gaziantep'te 4 kişi;Şırnak'ın Silopi ilçesinde 25 Ocak 2001'de
jandarma karakoluna girdikten sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan
HADEP'li Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in ailelerine soruşturmadan vazgeçmeleri
yönünde savcılıkça baskı yapıldığı ileri sürüldü. Siirt'te kayıplarla ilgili
basın açıklaması yapmak isteyen aralarında HADEP İl Başkanı Ahmet Konuk'un da
bulunduğu 4 kişi;
HATAY: Mustafa Kemal
Üniversitesi (MKÜ) Rektörlüğü'ne, Kürtçe eğitim için dilekçe veren 14 öğrenciden
7'si;
İSTANBUL:İstanbul'da
ilköğretim okullarında Kürtçe eğitim verilmedi için çeşitli girişimlerde
bulundukları gerekçesiyle gözaltına alınan 22 kişiden 1'i ; "İlköğretim okullarında
Kürtçe eğitim verilmesi" talebine ilişkin eylem düzenledikleri ve Milli Eğitim
Müdürlüklerine dilekçe vermek suretiyle eyleme katıldıkları gerekçesiyle yakalanan 62 kişiden 9'u, İstanbul DGM'de
tutuklandı;
Esenler ve Küçükçekmece
Kaymakamlıklarına "Kürtçe Eğitim" talebiyle dilekçe verdikleri için gözaltına
alınan 22 kişiden 7'si DGM tarafından; Çocuklarına 'Kürtçe eğitim verilmesi'
istemiyle Güngören İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne dilekçe vermek isterken gözaltına
alınan 5 kişiden 3'ü;Avcılar Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ilköğretim okullarındaki
çocuklarına "Kürtçe eğitim verilmesi" istemiyle dilekçe sunarken gözaltına alınan
kadınlardan 1'i "yasadışı örgüt üyesi olmak" , diğer 9 kişi de "yasadışı örgüt üyelerine
yardım ve yataklık etmek" suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
MALATYA:Malatya'da, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü'ne
Kürtçe eğitim görmek istediklerine ilişkin
dilekçe verdikleri için gözaltına alınan 69 öğrenciden 17'si mahkemece
tutuklandı. Öğrencilerden 42'si ifadeleri alındıktan sonra savcılık tarafından
serbest bırakıldı. Batman'da ise Yavuz Selim İlköğretim Okulu'na Kürtçe eğitim
için dilekçe vermek isteyen 15 kadın veli tutuklandı.
SİİRT:
HADEP'in
Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve yönetici Ebubekir Deniz'in kaybolmalarının
birinci yıldönümü nedeniyle düzenlenen basın açıklamaları olaylı geçti. Siirt'de
70, Tarsus'ta 50, Diyarbakır'da 14,
Batman'da 8 ve Gaziantep'te 4 kişi;
VAN:Van Yüzüncü Yıl
Üniversitesi'nde Kürtçe'nin seçmeli dersler kapsamına alınıp okutulmasını
isteyen ve gözaltında tutulan 270 öğrenciden 13'ü tutuklandı. Diğer öğrenciler
de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Van'ın Muradiye ilçesinde Milli Eğitim
Müdürlüğü'ne "Anadilde eğitim istiyorum" talebiyle imzalı dilekçe verdikten
sonra Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınan ve emniyetteki
sorgusu tamamlanan 11 HADEP üyesi, Van DGM'ye sevk edildi. Mahkemeye sevk
edilenlerden, HADEP ilçe Başkanı İbrahim
Albak, sekreter Deniz Atlı, Gençlik Kolları Başkanı Abdullah Gezer ile HADEP
Muradiye meclis Üyesi M. Şirin Yıldız tutuklandı, diğer 7 kişi tutuksuz yargılanmak
üzere serbest bırakıldı.
GÖZALTINDA ÖLÜM
Moldova uyruklu 46 yaşındaki Varvara Savastin İstanbul
Yabancılar Şube Müdürlüğü'nün nezarethanesinde ölü bulundu. "Vize ihlali" suçundan
gözaltına alınan Savastin'in, Fatih Cumhuriyet Savcılığı ve Adli Tıp
yetkililerince yapılan inceleme sonucunda kalp ve solunum yetmezliği sonucu öldüğünün
anlaşıldığı belirtildi.
YERLEŞİM
MERKEZLERİNE YÖNELİK BASKILAR
DİYARBAKIR:
ERZİNCAN:
HAKKARİ:
MUŞ:
SİİRT:
VAN:
BOŞALTILAN/YAKILAN
KÖYLER
CEZAEVLERİ
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, dört baro başkanı tarafından
F tipi cezaevlerindeki açlık grevlerine ve ölüm oruçlarına son verilmesi için
dile getirilen, "üç odanın bulunduğu koridorlarda gündüz saatlerinde kapıların
kilidinin açık bırakılması" önerisinin karşısından yasal engel bulunduğunu söyledi.
CNN Türk'te Yavuz Baydar'ın Soru-Cevap Programı'na katılan Türk, baro başkanlarının
bu düzenleme için yasal değişiklik gerekmediği yolundaki görüşünün yanlış olduğunu
belirtti. Türk, "Terörle Mücadele Kanunu'nun 16.maddesi F tipi cezaevlerinde
kalanların sadece sosyal alanlarda bir araya gelmesine izin veriyor" diye konuştu.
Baro başkanlarının önerisinin dokuz kişiyi bir araya getirmeyi amaçladığını
ifade eden Türk,"Oysa sosyal amaçlı alanlarda dokuzdan fazla insan bir araya
gelebiliyor" dedi. Yasada kabul edilenin "ortak yararlı etkinlikler için bir
aya gelmek" olduğunu belirten Türk, "Koridorlar ortak yaşam alanları değil.
Koridorların amacı ulaşımı sağlamaktır. Oralar hükümlü ve tutukluların bir
araya geleceği yerler değildir" diye
konuştu.
Bakırköy kadın ve Çocuk Tutukevi'nde
kalan bir grup çocuk, üç koğuşu ateşe verdi. İtfaiye yangını söndürürken, isyanın
'ısınma sorunu'ndan kaynaklandığı anlaşıldı.
Bakırköy kadın ve Çocuk Tutukevi'nde
bir süre önce koğuşlarındaki yatakları ateşe veren çocukların isyan nedeninin gördükleri
kötü muamele olduğu anlaşıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nda olayla
ilgili olduğu ileri sürülen 30 çocuğun verdiği ifadeler, tutukevinde yaşananları
ortaya çıkardı. Gardiyanlardan sürekli dayak yediklerini, yemeklerinden böcek çıktığını,
çay alabilmek için rüşvet vermek zorunda kaldıklarını anlatan çocuklar, banyo
yapmak, saç kestirmek gibi temizlik ihtiyaçlarının da karşılanmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ,
Anayasa'nın 104.maddesindeki özel af yetkisini 5.kez, bir doktor hükümlü için
kullandı. Sezer Anayasa'nın 104.maddesindeki "özel af" yetkisini, Antalya'da
bir sağlık ocağında görev yaparken gözaltına alınıp yargılanan ve Türkiye İhtilalci
Komünist Birliği (TİKB) davasında yasadışı terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle
12.5 yıl hapse mahkum edilen Metin Günay için kullandı.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün, F
tipi cezaevlerindeki ölüm orucu eyleminin bitirilmesi durumunda savcılıklara gönderileceğini
açıkladığı "sohbet genelgesi" yayımlandı. Genelgeye göre "seçici komisyonca"
belirlenecek en fazla 10 tutuklu ve hükümlü, haftada 5 saat sohbet için
belirlenen alanlarda bir araya gelebilecek. Sohbet etmek isteyen hükümlü ve
tutukluların, iyileştirme, eğitim, spor, meslek kazandırma, iş yurdu çalışmalarında
en az birine katılmaları gerekiyor.
İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Hüseyin
Akgül, cezaevlerine yönelik şikayetlerin
büyük çoğunluğunun cezaevi yönetimlerinden kaynaklandığına dikkat çekerek, "Türkiye'de
cezaevlerini, her cezaevi müdürü kendi kafasına göre yönetiyor maalesef. Artık
bu dönemin sona ermesi gerekiyor" dedi. Akgül, komisyon olarak
cezaevlerini yerinde incelemeye başlamadan
önce hazırlanacak formun aynı zamanda, denetimleri yapacak üyeler için, "hangi
taşın altına bakılacağını" gösteren bir klavuz olacağını belirtti.
Temmuz 2000'de Burdur Cezaevi'ne düzenlenen
baskında kullanılan iş makinesiyle kolu koparılan siyasi mahkum Veli Saçılık'a
takılan protez kolun bedeli olarak 16 milyar 553 milyon lira ödemede bulundu.
'Hayata Dönüş' operasyonları sonrasında
yapılan sevklerde işkence gördüklerini iddia eden mahkumların suç duyurularına
takipsizlik kararları verildi. Kandıra F tipi Cezaevi'nde, aralarında copla
tecavüze uğradığını ileri sürenlerin de bulunduğu toplam 65 kişinin yaptığı suç
duyurusu, doktor raporları dahi incelenmeden 'delil yetersizliği'nden kapatıldı.
19 Aralık 2000'deki 'Hayata Dönüş' operasyonları sonrasında Kandıra F Tipi
Cezaevi'ne sevk edilen tutuklulardan 65'i,
iki ayrı grup halinde işkence gördükleri iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.
Bolu Cumhuriyet Savcısı İbrahim Tufan,
işkence ve kötü muameleye maruz kalan tutukluların suç duyurularına, "görevlileri
baskı altına alma ve yıldırma amacı taşıdığı" iddiasıyla takipsizlik kararı
verdi. Savcı Tufan, tutukluların ve avukatlarının dava açılması isteminin ise "İdeolojik"
içerikli olduğu kanısına vardığını da ileri sürdü. Tufan, hakkında suç
duyurusunda bulunmaya hazırlanan Avukat Gülizar Tuncer, savcının böyle bir
iddiada bulunmaya hazırlanan avukat Gülizar
Tuncer, savcının böyle bir iddiada bulunamayacağını vurgulayarak, yaşanan
durumun hukuka aykırı olduğunu kaydetti. Savcının bu "ideolojik" kararı
vermesine neden olan olaylar şöyle gelişti: Gebze Cezaevi'nde bulunan Bülent
Barmaksız ve Hüseyin Tut, 30 Temmuz 2001 tarihinde Bolu F Tipi Cezaevi'ne sevk
edildiler. Barmaksız ve Tut, Gebze Cezaevi'nde yapılan sevk işlemleri sırasında
ve ring aracında herhangi bir kötü muamele ve hakarete maruz kalmadılar. Ancak
daha çok adli tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu ve siyasi tutuklu sayısının 27
olduğu Bolu F Tipi Cezaevi'ne teslim edildiklerinde işler değişti.
CEZAEVLERİNDE ÖLÜM
İzmir'de F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla bir süredir
açlık grevi yapan Ali Çamyar, tedavi gördüğü Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nde
hayatını kaybetti. 1996 yılında yasadışı Türkiye İhtilalci Komünistler Birliğine
üye olduğu iddiasıyla çıkarıldığı İzmir DGM'ce 18 yıl hapis cezasına çarptırılan
Çamyar'ın 22 Mayıs 2001'de açlık grevine başladığı durumunun ağırlaşmasın üzerine
7 eylülde hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.
Eskişehir'de tartıştığı eşini öldüren koca,
cezaevinde intihar etti. Alınan bilgiye göre, Gökmeydanı Mahallesi'ndeki
evlerinde tartıştığı 15 yıllık eşi Suzan
Özpınar'ı önce bıçaklayıp, sonra tornavidayla yaralayarak ölümüne yol açan
Cafer Özpınar, tutuklanarak cezaevine konuldu. Özpınar, Eskişehir Kapalı
Cezaevi'ndeki koğuşta kendisini asarak intihar etti.
F Tipi cezaevlerine karşı 442. gününe
giren ölüm orucunda bir kişi daha yaşamını yitirdi. TKP-ML TİKKO üyesi olduğu
gerekçesiyle Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde bulunan 23 yaşındaki Zeynel Karataş
adlı bir tutuklu öldü.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Ankara,
Antalya, İstanbul ve İzmir barolarının ölüm
oruçlarının sona erdirilmesi için F tipi cezaevlerine "Üç Kapı, Üç Kilit" önerisini, yasal engel olduğu gerekçesiyle reddetti. Türk,
yaklaşık 1.5 yıldır süren eylemlerle ilgili olarak "önkoşullu" bir öneri gündeme
getirdi. Buna göre, "iyileştirme, eğitim, spor, meslek kazandırma, iş yurdu çalışmaları"
gibi etkinliklerden en az birine katılma koşuluyla, belirlenecek alanlarda en
fazla 10 kişi haftada 5 saat bir araya gelebilecek. Ancak bir araya gelecek
olanları belirleyecek olan "seçici komisyonun" belirlemelerindeki ölçütlerin ne
olacağı konusunda bir netlik bulunmuyor. Adalet Bakanı Türk, 9 Ocak günü bakanlıkta
düzenlediği basın toplantısıyla F tipi
cezaevlerinde 9 Ocak itibariyle 8 kişinin açlık grevinde olduğunu, 142 kişinin
de ölüm orucu eylemini sürdürdüğünü bildirdi. Türk Ankara, Antalya, İstanbul ve
İzmir baro başkanlarının toplam 9 tutuklu hükümlünün bir araya gelebilmesini sağlayacak
"Üç Kapı, Üç Kilit" önerisinde basın yoluyla haberdar olmalarını eleştirerek
kendilerine resmi bir başvuru yapılmadığını bildirdi. Öneriyi yasal ve
uygulanabilirlik açısından değerlendiren Türk, koridorların ortak yaşam alanları
olarak değerlendirilmediğini kaydetti. TMY'nin 16.maddesi karşısında öneri için
yasal engel bulunduğunu belirten Türk, "O düzenleme var oldukça böyle bir
uygulamaya gidilemez. Bir an için yasal engel yıl desek dahi, F tipi
cezaevlerinin fiziki yapısı ve güvenliği bakımından uygulanabilirliğe müsait değildir"
diye konuştu. Önerinin terör örgütlerini cesaretlendirdiğini kaydeden Adalet
Bakanı, "Sosyal etkinliklere katılan tutuklu ve hükümlülere, onar kişilik
gruplar halinde olmak üzere haftada beş saat bir araya gelip sohbet etme olanağı
sağlanabilir diye düşünüyoruz" dedi. Türk "eylemlerin sona ermesi" durumunda bu
önerinin hemen yaşama geçirileceği bir genelgenin hazır bulunduğunu bildirdi.
TİKB davasında tutuklu Lale Çolak, ölüm
orucunun 240.gününde hayatını kaybetti. Lale Çolak 2002'nin 3.ölüm orucunda
hayatını kaybeden 85.kişi oldu.
DÜŞÜNCE
ÖZGÜRLÜĞÜ
Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, HADEP İl
Örgütü tarafından çıkarılan 2002 yılına
ait takvimlerde ay isimleri Türkçe ve İngilizce'nin yanı sıra Kürtçe olarak da
belirtildiği için tüm HADEP il yöneticileri hakkında 'yasak yayın
bulundurmaktan' soruşturma başlattı.
İstanbul DGM Başsavcılığı, yayıncı Ayşe
Zarakolu hakkında, Belge Yayınları'ndan çıkan Hüseyin Turhallı'nın 'Özgürlük Türküsü'
adlı anı kitabı nedeniyle Terörle Mücadele
Kanunu'nun 8.maddesini ihlal ettiği iddiasıyla dava açtı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Liberal
Düşünce dergisinde yayınlanan bir yazıda, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa
Bumin ile 3 üyenin kişilik haklarına hakaret edildiği gerekçesiyle, yazıyı kaleme alan Prof. Dr.
Mustafa Erdoğan ile derginin sorumlu Yazı İşleri Müdürü Haluk Kürşat Kopuzlu
hakkında, 5 yıl 4'er aya kadar hapis istemiyle dava açtı. İddinamede, Prof. Dr.
Erdoğan ile derginin sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Kopuzlu'nun Türk Ceza Kanunu'nun "sövme"
fiilini düzenleyen 482/1-4 ve resmi sıfatlılara işlenen cürümler-cezayı artıran
hal" hükmünü içeren 273.maddeleri (4 kez uygulanarak) uyarınca, 16'şar aydan 5
yıl 4'er aya kadar hapis cezasına çarptırılmaları istendi.
Bazı siyasiler ve yazarların ceza almasına
neden olan yazıların yer aldığı 'Düşünceye Özgürlük-Herkes İçin) adlı kitapçığa
yayıncı olarak imza atan yazar, sanatçı, öğretmen, avukat ve sendikacılar DGM'de
ifade verdi. İstanbul 4 No'lu DGM'de ki duruşmaya, tutuksuz yargılanan sanıklardan
Mehmet Şanar Yurdatapan, Abdurrahman Dilipak, Sabiha Ünlü, Ali Gök, İsrafil
Kahraman, Erdoğan Turan, Mustafa Yavuz, Cengiz Tayfur, yılmaz Tunç ve Aydın
Polat katıldı.
Ankara İnfaz Savcılığı, Atatürk'ün
manevi şahsiyetine hakaret suçundan bir yıl hapis cezasına çarptırılan eski RP
milletvekili Hasan Mezarcı'nın cezaevine konulabilmesi için polise müzekkere
yazdı. Mezarcı, 1992'de Atatürk Barış Ödülü'nü reddeden Güney Afrika Devlet Başkanı
Nelson Mandela'ya gönderdiği telgrafta "İnsanlık tarihinin sayılı diktatörlerinden
olan Mustafa Kemal adına barış ödülünü reddetmeniz sebebiyle sizi tebrik
ediyorum" ifadesini kullandığı gerekçesiyle Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde
bir yıl hapse mahkum oldu. Ankara İnfaz Savcılığı Mezarcı'nın cezaevine
konulabilmesi için polise müzekkere yazdı. Mezarcı, bir yıllık cezası nedeniyle
4 ay 26 gün hapis yatacak.
İstanbul DGM'nin "halkı din farklılığı
gözeterek açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçundan verdiği 2 yıl 7 ay 3
gün hapis cezası, Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından onanan ve kamuoyunda "Cüppeli
Ahmet Hoca" olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü gözaltına alındı. İstanbul 2 No'lu
DGM'nin verdiği 2 yıl 7 ay 3 gün hapis cezasının Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nce, 21 Haziran 2001 tarihinde onanması üzerine
Ahmet Mahmut Ünlü, kesinleşmiş cezasının infazı için aranıyor.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde
Hakan Albayrak da Gerçek Hayat'ta yayınlanan "6 Ok'tan geriye be kaldı?" adlı
yazısından dolayı aynı suçtan ve aynı mahkemede hakim karşısına çıktı. Mahkeme
heyeti bu davayı da erteledi.
Gazeteci Celal Başlangıç, "Korku Tapınağı"
adlı son kitabında "Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif ettiği" iddiasıyla hakim karşısına
çıktı. İstanbul Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk
celsesine Gazeteci-Yazar Celal Başlangıç ile İletişim Yayınları Yönetim Kurulu Üyesi
Nihat Tuna katıldı. Başlangıç, ifadesinde, kitabın dört bölümden oluştuğunu bu
bölümlerde sırasıyla "15 Ocak 1996 yılında Güçlükonak'da 11 kişinin minibüste
yakılarak öldürülmesi, HADEP Silopi ilçe yöneticileri Sedar Tanış ve Ebubekir
Deniz'in ilçe jandarma komutanlığına gittikten sonra kendilerinden haber alınamaması,
22 Ekim 1993 yılında Lice'nin askerler tarafından toplar, helikopterler ve
otomatik silahlarla taranması, Tunceli ilinde yaşanan yargısız infaz, gözaltında
kayıplar ve gıda ambargosu uygulanması" olaylarının anlatıldığını söyledi.
Gazeteci Ali Bayramoğlu da, Sabah Gazetesi'nde yer alan köşesinde yazdığı "Ankara'da
Kaos" başlıklı yazısında TCK'nın 159.maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle yargı önüne
çıktı. Aynı mahkeme heyeti tarafından yargılanan Bayramoğlu, yazısının eleştiri
mahiyetinde olduğunu vurgulayarak, "Yazımı düşünce özgürlüğü çerçevesinde yazdım"
dedi. Mahkeme heyeti, duruşmayı sabah gazetesinin 10 Mayıs 2001 tarihli nüshasının
bir adetinin getirilmesine ve diğer sanıklardan Sabah Gazetesi'nden Semra Uncu'nun
celbine karar vererek duruşmayı 15 Şubat 2002 tarihine erteledi.
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun
katillerinin yakalandığı yönündeki açıklamalarla ilgili şüpheleri kaleme alan İsmet Berkan, 9 Haziran
2000 tarihli 'Şüpheler' başlıklı yazısı nedeniyle TCK'nın 159.maddesinden Bakırköy
2.Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor. 'Devletin emniyet güçlerini tahkir ve
tezyif etmekle' suçlanan Berkan'ın, 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması
isteniyor.
Perihan Mağden 12 Mayıs 2001'de
gazetede yayımlanan, ölüm oruçları ve Hayata Dönüş operasyonunun ele alındığı 'Niye
bitmiyor ki' başlıklı yazısı nedeniyle, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde TCK'nın
159.maddesi uyarınca 'Adalet Bakanlığı'nın manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif
etmek'ten 6 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.
Mine G. Kırıkkanat, Radikal gazetesinde
6 Nisan 2000'de yayımlanan ve 'Lütfen Gidin' başlıklı yazısı nedeniyle, Bakırköy
2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde TCK'nın 159.maddesi uyarınca 'Hükümetin manevi şahsiyetini
tahkir ve tezyif etmek' suçlamasıyla 6 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.
Kırıkkanat hakkında bir başka dava ise, 19 Ocak 2000 tarihli Radikal
gazetesinde yayımlanan 'Hokus, pokus,suç' başlıklı yazısı nedeniyle yine TCK'nın
159.maddesinden açıldı. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden davada Kırıkkanat'ın
'Devletin emniyet güçlerini tahkir ve tezyif etmek' suçundan 6 yıla kadar hapsi
isteniyor.
Yıldırım Türker, 13 Ağustos 2000'de
Radikal İki'de yayımlanan ve F tipi cezaevlerinde yaşanan sorunlar ile devletin
cezaevi politikasını eleştirdiği 'Adaletin en karanlık bölgesi' başlıklı yazısı nedeniyle 'Cumhuriyet'i tahkir ve tezyif
etmek' suçundan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor. Türker'in de
aynı maddeden 6 yıla kadar hapsi isteniyor.
İstanbul DGM Savcılığı,İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin hakkında, 8 Ocak 2002 tarihinde Kürtçe
eğitim ile ilgili düzenlenen basın toplantısı nedeniyle soruşturma başlattı.
DGM Savcısı Hadi Salıkoğlu tarafından ifadesi alınan Keskin, "yardım ve yataklıkla"
suçlanıyor.
24 Ocak günü 29 yaşına giren Dr. Hacer
Yıldız, doğum gününde İstanbul DGM tarafından TCK'nın 312.maddesi uyarında 2,5
yıl hapis cezasına çarptırıldı. Çapa Tıp Fakültesi'nde okumaya başlayan Hacer Yıldız
için zorlu günler1997 sonunda başladı. Tıp fakültesi 5.sınıfı bitirmek üzere
iken başörtüsü krizi patlak verdi. Yıldız, 'amacının sadece okumak olduğunu'
anlatsa da önce 'kınama', ardından 'uzaklaştırma', son olarak da 'okuldan atılma'
cezası aldı. Hacer Yıldız ve arkadaşları tüm Türkiye'de benzeri sorunların başlaması üzerine Ankara'ya
bir yürüyüş yapmaya karar verdi. Değişik illerden el ele insan zincirleri oluşturup
Ankara'ya kadar yürüdüler. Netice alamayınca da yurt dışında okuma kararı aldılar.
Önce dil kurslarına devam eden Yıldız, Bulgaristan Wladimir Lenin Üniversitesi'nde
kalan derslerini verip 'doktor' olarak Türkiye'ye
döndü. Ancak sorunları bitmedi. Çünkü 13 Eylül 1998'de hakkında 312.madde uyarınca
açılan dava İstanbul 1 No'lu DGM'de devam etmektedir. 'El ele' yürüyüşüne katılan
sanıklar hakkında 312.maddenin değişik fırkalarından cezalar talep edilmiştir.
24 Ocak tarihinde yapılan son duruşma Dr. Hacer Yıldız'ın doğum gününe rastlar. Ancak Yıldız'ın doğum günü
hediyesi çok farklıdır:2,5 yıl hapis. Davayı temyize götüreceklerini söyleyen Yıldız,
"İç hukuku tümüyle kullanıp olayı AİHM'e götüreceğim" diyor.
Geçen hafta Üsküdar Adliyesi'nin
koridorlarındaydık. "Düşünce Ekseni" adlı televizyon programında yaptığımız
konuşmadan dolayı hakkımızda dava açılmıştı. Etyen Mahçupyan ve Kürşat Bumin'le
yargılandığımız madde meşhur 159. Davanın ilk duruşmasıyla, Nisan ayının ilk
haftasına ertelendi. Yargılandığımız Ağır Ceza'nın kapısında sanıkların ve
davaların listesi asılı.
2 Nisan 2001 tarihinde Cumhuriyet
Gazetesi'nde yayınlanan "Dokunulmaz 550 Adam Bir Uygarlığı Nasıl Çökertti?" başlıklı
yazısı nedeniyle 159'dan yargılanıyor.
"Bir Dil Yaratmak" adlı kitapta "bölücülük
propagandası yapıldığı" iddiasıyla yayıncı Gendaş A.Ş'nin sorumlu müdürü Hasan Öztoprak'ın
yargılanmasına İstanbul 1No'lu DGM'deki
duruşmada başlandı.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde en
büyük engellerden biri olarak gösterilen TCK'nın 312/2.madde ile ilgili iki ayrı
davada, olumlu gelişmeler yaşandı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, spikerlik yaptığı özel
bir radyodan başörtü eylemine katılmaya çağıran Yunus Yıldız'a, İstanbul 1
No'lu DGM tarafından verilen 1 yıllık hapis cezasını bozdu.
Radikal gazetesinde 3 Haziran 2001
tarihinde yayınlanan, "Bu Uyum Kütüğünde Bize Yer Yok" başlıklı F Tipi
Cezaevleri ve Adalet Bakanlığı'nın tavrının anlatıldığı yazıda, terörle mücadele
eden birini hedef göstermek suçundan, yazının sahibi gazeteci Yıldırım Türker,
Yazı İşleri Müdürü Hasan Çakkalkurt ve Radikal gazetesi sahibi Aydın Doğan hakkında
açılan dava sona erdi. İstanbul 1 No'lu DGM'de görülen duruşmada mahkeme heyeti, sanıkları 9 milyar 34 milyon
lira para cezasına çarptırdı. Ancak, hafifletici sebepler göz önünde
bulundurularak ceza, 7 milyar 529 milyon liraya indirildi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Sabih
Kanadoğlu, yasadışı 'İslami Hareket Örgütü' duruşmasındaki sözleri nedeniyle
avukat Abdurrahman Sarıoğlu hakkında Ankara DGM Başsavcılığı'na suç duyurusunda
bulundu. Sanık İrfan Çağırıcı'nın avukatı Sarıoğlu, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'ndeki
temyiz duruşmasında, kendisini 'imam' ilan edere, 'laik devletin kendisiyle sözleşme
yaptıktan sonra müslümanları yargılayabileceğini' iddia etmişti. Bu sözler, TCK'nın
312.madde kapsamında değerlendirildi.
İSTENEN CEZA
VERİLEN CEZA
ONANAN CEZA
CEZAEVİNE GİREN DÜŞÜNCE SUÇLUSU
BASIN
ÖZGÜRLÜĞÜ
Yeni Şafak gazetesinin 3 Ocak günü başlayacağını duyurduğu "Örümcek
Ağı" başlıklı yazı dizisi hakkında, Ankara 1 No'lu DGM'nin "tedbiren yasaklama"
kararı verdiği bildirdi. Yeni Şafak gazetesinden yapılan yazılı açıklamada,
gazetenin 2 Ocak günkü sayısında 3 Ocak
günü başlayacağı duyurulan "Örümcek Ağı" başlıklı yazı dizisinin durdurulduğu
belirtildi.
Azadiya Welat Gazetsi Diyarbakır
Temsilciliği'ne baskın yapan polisler OHAL Valiliği'nin "27.12.2001/ 02 (iç.işl.)01248
sayılı yazısı gereğince Pine 2002 ajandasının 26.12.2001 tarihinden itibaren
Diyarbakır,Hakkari, Tunceli ile Şırnak illerine sokulmasının yasaklandığı" yazısını
tebliğ etti. Yapılan tebliğin ardından aram yapan polisler 1 adet Pine 2002
ajandasına el koydu.
'Örümcek' ve 'Torpilbank' haberlerinden
rahatsız olan çevrelerin baskısı sonucu, 5 Ocak günü akşam saatlerinde bir grup
polis Yeni Şafak binasına gelerek, bina içindeki personele "kimlik kontrolü"
yapmak istedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne bağlı
oldukların söyleyen 20 kadar polis memuru Yeni Şafak'ın Bayrampaşa semtinde
bulunan merkez binasına zırhlı araçlarla gelerek bina girişini kapattı.
Polisler, ellerinde Cumhuriyet Savcılığı'ndan verilmiş bir arama emri olmadığı
halde kapıdaki güvenlik görevlilerini tehdit ederek zorla içeri girdiler.
Gazeteye giriş-çıkışların yasak olduğunu bildiren polisler kimlik kontrolü
yapmak istediler. Gazete yöneticilerinin ikazlarına da aldırmayan polisler binaya
giren ve çıkanların üstlerini arayıp, kimlik kontrolü yaptılar. O sırada
gazeteye gelen Gazetenin Ankara Temsilcisi ve yazarı Fehmi Koru'yu bile taciz
ederek kimlik yoklamasına tabi tutan polis memurları "Bizim vazifemiz. Arayacağız"
diyerek aldıkları talimatı dile getirdiler. Gazeteye evrak getiren kuryeleri de
taciz edip cep telefonlarını kapattıran polisler, içeri girenlerin yeniden dışarı
çıkmalarını da bir süre engelledi.
Flash TV'de kanalın genel koordinatörü
Ferhan Şaylıman tarafından hazırlanarak sunulan ve bankacılık sektöründeki
yolsuzlukların konu edildiği program sırasında yayın tamamlanmadan kesildi.
Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Atılay Ergüven, Meclis Adalet
Komisyonu üyesi Ramazan Toprak ve gazeteci Zülfikar Doğan'ın konuk olduğu
program sırasında yayın Ergüven'in yaptığı açıklamalar ve kameraya gösterdiği
belgeler üzerine kesildi.
Diyarbakır'da açılan "Anadolu'nun Solan
Rengi: Süryaniler" fotoğraf sergisi fotoğrafçıları soruşturma altında. Daha önce
İstanbul, Ankara ve Erzincan'da açılan sergi Diyarbakır'da açılınca sergi
Diyarbakır'da açılınca sergi açan sanatçılar hakkında soruşturma açıldı.
Diyarbakır Fotoğraf Grubu (DİFOG) tarafından hazırlanan ve sunulan sergi
Diyarbakır'da geçmişler günümüzde Anadolu da yaşayan Süryanilerin hayatlarından
kesitler sunuyor.
Haftalık olarak çıkarılan Yedinci Gündem
Gazetesine 15 günlük kapatma cezası verilirken Özgür Halk Dergisinin de İzmir Bürosuna
baskın yapıldı. İstanbul 2 No'lu DGM'de görülen Yedinci Gündem Gazetesi davasında
25-31 Ağustos 2001 tarihli 10.sayısında yayımlanan "Cemil Bayık:Barış Umudu
Yaratıldı" başlıklı söyleşiyle PKK yetkililerin açıklamalarına yer vermekten
gazetenin imtiyaz sahibi Hıdır Ateş'e 4 milyar 69 milyon 800 bin lira ve
gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü Hünkar Demirel'e de 2 milyar 34 milyon 900
bin lira ağır para cezası verildi. Öte yandan Özgür Halk Dergisi'nin İzmir Bürosu'na
TMŞ Müdürlüğü polisleri tarafından baskın yapıldı. Yapılan baskında 8 kişi gözaltına
alındı.
Yedinci Gündem Gazetesi'nin Diyarbakır
Bürosu Haber Müdürü Devrim Göktaş, evinin bulunduğu bina içerisinde kimliği
belirsiz bir kişinin saldırısına uğradı.
KAPATILAN/TOPLATILAN/YASAKLANAN YAYIN
VE ETKİNLİK
Alınteri Gazetesinin 20.sayısı İstanbul
6 No'lu DGM tarafından toplatıldı.
Diyarbakır'da sahnelenmesi planlanan "Yürek
Cehennem" adlı oyun yasaklandı. Oyunun yönetmeni Mahmut Samed, Ahmed Arif'i
anlatan oyunun yasaklanması için hiçbir haklı gerekçe olmadığını söyledi.
Ahmed Arif'i anlatan "Yürek Cehennem"
adlı oyunun gösterimi OHAL'de yasaklandı. Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi'nin
organizasyonuyla "Theatre Orient" tarafından 14-15 Ocak'ta Diyarbakır Şehir
Tiyatrosu'nda sahnelenmesi planlanan oyunun yasaklanmasına gerekçe olarak, 2935
sayılı OHAL kanunun 11/o maddesi gösterildi.
Türkiye Komünist Partisi'nce bastırılan
ve üzerinde Nazım Hikmet'in resminin bulunduğu afişler polis tarafından toplatıldı.
Ömer Asan'ın yazdığı "Pontos Kültürü"
adlı kitap, "bölücülük propagandası yapıldığı" ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yeniden 'Pontus Rum Devleti'
kurma" teması işlendiği gerekçesiyle DGM'de incelemeye alındı. Bölücülük iddiasıyla
nöbetçi savcılık tarafından hazırlık soruşturması başlatılan kitap, DGM 3 No'lu
Yedek Hakimliği'nce Terörle Mücadele Yasası'nın 8/1.maddesi uyarınca toplatıldı.
Alınteri Gazetesi'nin 21.sayısı 3 No'lu
DGM tarafından toplatıldı.
İstanbul 5 No'lu DGM, ABD'li gazeteci
Jonathan C. Randal'ın yazdığı "Bunca Bilgiden Sonra Ne Bağışlaması-Kürdistan İzlenimlerim"
adlı kitabın Türkçe çevirisinin, "bölücülük
propagandası yapıldığı" gerekçesiyle toplatılmasını kararlaştırdı.
Yazar Cihan Aktaş'ın Pınar Yayınları'ndan
çıkan "Bacı'dan Bayan'a İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi" adlı kitabı
da İstanbul 3 No'lu DGM Yedek Hakimliği tarafından 22 Ocak'ta toplatıldı.
Mahkeme tarafından yayınevine tebliğ edilen karar metninde, "Kitabın, Kasım
2001 tarih ve 1.baskısının incelenmesinde; kitabın tamamında din farklılığı gözetmek
suretiyle halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik suçunun işlendiği anlaşıldığından"
ifadesine yer veriliyor.
GAZETECİLERE VE YAYIN ORGANLARINA YÖNELİK
BASKILAR/KISITLAMALAR
GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER
YARGILAMALAR
HAKARET DAVALARI
DİN
ÖZGÜRLÜĞÜ
Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu,
AKP Karaman milletvekili Zeki Ünal'ın soru önergesini yanıtlarken, Yüksek
Askeri Şura kararlarına göre, 1990 yılından
beri disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle 357 subay ve 895 astsubayın
TSK'den ilişiğinin kesildiğini bildirdi. 1990'da 47 subay, 143 astsubay; 1991'de
19 subay 78 astsubay; 1992'de 13 subay ve 48 astsubay; 1993'te 13 subay ve 35
astsubay; 1994'te 16 subay ve 38 astsubay;1995'te 18 subay ve 59 astsubay; 1996'da
15 subay ve 32 astsubay; 1997'de 40 subay ve 114 astsubay; 1998'de 127 subay ve
114 astsubay; 1999'da 17 subay ve 61 astsubay; 2000'de 20 subay ve 102
astsubay; 2001'de ise 11 subay ve 70 astsubay ordudan atıldı.
Türkiye Kamu-Sen'e bağlı Türk Eğitim-Sen,
Bursa'nın merkez Osmangazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün, okullardan "peruklu"
öğretmenlerin adlarını istemesine tepki gösterdi. Türk Eğitim-Sen Bursa 1'No'lu
Şube Başkanı Nazmi Canpolat, düzenlediği
basın toplantısında, İlçe Milli Eğitim Müdürü
Erol Baştürk'ün "telefon zinciri" ile
okullardan, "okulda görevli bayan öğretmenlerden peruklu olarak derse
girenlerinin isimlerinin acele bildirilmesini" istediğini söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığı Metin Bostancıoğlu,
1 Ocak 1997 ile 30 Ekim 2001 tarihleri arasında, başörtüsü taktıkları gerekçesiyle
728 personelin devlet memurluğundan çıkartıldığını bildirdi. Bostancıoğlu, AK
Parti Samsun milletvekili Musa Uzunkaya'nın soru önergesine verdiği yanıtta, kılık
kıyafet hükümlerine aykırı hareket edenlere "uyarma cezası" verildiğini
belirtti. Bostancıoğlu, şunları kaydetti: "Ancak bu davranışlarının gerek
kendileri gerekse kamuoyunca ideolojik veya siyasi amacın simgesi olarak değerlendirildiği
ve bu bağlamda kurumun; huzur, sükun ve çalışma düzenine olumsuz etki yaptığı,
bu davranışında ısrarlı ve kasıtlı olduğu, aynı tutumunun devamlılık gösterdiği
ve değiştirmeyeceği yapılan soruşturma sonucunda saptananlara 'devlet memurluğundan
çıkarma' cezası verilmektedir. Bu kapsamda 1.1.1997 tarihinden 30.10.2001
tarihine kadar 728 personele devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmiştir."
Bursa Bölge
İdare Mahkemesi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde okuyan ve okulda toplu dilekçe verdiği için cezalandırılan öğrencileri haklı buldu. Eğitim
Fakültesi 3.sınıf öğrencilerinin geçtiğimiz öğretim yılında okulların açılmasının
ardından sınıflarının kapatılması üzerine bu durumun düzelmesini isteyen 40 öğrenci,
Eğitim Fakültesi Dekanlığına dilekçe vererek mağdur duruma düştüklerini
vurgulamışlardı. Bu dilekçelerin ardından ardından 40 öğrenci hakkında toplu
dilekçe vermek suçundan soruşturma açılmış ve öğrencilerin hepsi ceza almıştı.
Ancak aynı dilekçeyi veren her öğrenciye okul idaresi tarafından farklı cezalar
verilmişti. Bu gelişmeler üzerine ceza alan öğrenciler Bursa Bölge İdare
Mahkemesi'ne başvurarak cezaların hukuka aykırı olduğunu belirtmişlerdi. Öğrencilerin
bu başvuruları sonuçlandı ve Bursa Bölge İdare Mahkemesi öğrencileri haklı
buldu. Bursa Bölge İdare Mahkemesi'nin verdiği karar şöyle, "Dilekçe hakkı
anayasal bir haktır. Ve Anayasa'da güvence altına alınmıştır. Öğrencinin dilekçe
eylemi ve savunma eylemi suç değildir. Bu yüzden uzaklaştırma verilmesi hukuka
aykırıdır" dendi. Konuyu değerlendiren avukat Hilmi Baydar ise, "Öğrenciler
Anayasa'nın güvence altına aldığı 'dilekçe
hakkını' kullanarak sorunları olan sınıf değiştirme ve kalabalık sınıflarla
ilgili isteklerini idareye çağdaş bir tarz içerisinde bildirmişlerdir. Bu dilekçe
nedeniyle öğrencilere kınama, bir hafta okuldan uzaklaştırma, iki hafta okuldan
uzaklaştırma cezaları verildi. Bu karar tüm baskıcı yöneticilere örnek olmalı" dedi.
YAŞ kararlarıyla Türk Silahlı
Kuvvetlerinden ihraç edilen ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde işe alınan 19 kişinin
görevlerine son verildi.
Halk kesimleri arasında ayrımcı
uygulamalar bir yenisi daha eklendi. 6. Kolordu Komutanı Korgeneral Hayrettin
Uzun, Adana'da düzenlenen okuma-yazman kursu sertifika törenine katılan başörtülü
kursiyerleri görünce salonu terk etti. Korgeneral Uzun, Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Seyhan Belediyesi Saydam Toplum Merkezi'nde düzenlenen törene önce
yaverlerini gönderdi. Kendisi de daha sonra eşiyle birlikte geldi. Komutan, tören
alanına geldiğinde kursiyerlere "Okuma yazma öğrenenler siz misiniz?" diye
sordu. Daha sonra başörtülü kursiyerleri fark eden Hayrettin Uzun, " O siyahlar
ne?" diyerek hiddetle bağırdı. Ardından da Komutan yaverine sert bir ifade tarzıyla
bağırdı "Çık çık çık!"
Kılık kıyafet yönetmeliğine uymadıkları
için Konya'da son iki yılda haklarında soruşturma açılan 207 öğretmen açığa alındı.
Milli Eğitim Müdürü Osman Güçer, "Hem inançları gereği başörtüsü taktıklarını söylüyorlar
hem de doktor raporu alarak derslere girmeden devletten maaş alıyorlar" dedi.
KAMU GÖREVLİLERİNE YÖNELİK BASKILAR
ÜNİVERSİTELER
GÖZALTILAR
YARGILAMALAR
ÖĞRENİM
ÖZGÜRLÜĞÜ
İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu siyasi bir sembol
olduğu gerekçesiyle öğrencilerin puşi takmasını yasakladı. Hilmioğlu puşi
takan öğrencilerin isimlerini belirleyerek
üniversiteye bir daha puşiyle gelmeleri için uyardı
Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde Kürtçe
eğitim talebiyle dilekçe veren öğrencilere açılan soruşturma öğrenciler tarafından
kınandı. Yaklaşık 300 öğrenci hakkında "bölücü propaganda" yaptıkları gerekçesiyle
soruşturma açıldı.
Diyarbakır'ın Lice ilçesinde öğretmen
olarak görev yapan Recep Şimşek, düğün davetiyesini Kürtçe bastırdığı için açığa
alındı. Lice'nin Demir Çelik İlköğretim Okulu'nda asker öğretmen olarak görev
yapan Recep Şimşek, 1 ay önce dünya evine
girmek için bastırdığı düğün davetiyesinin sol tarafına Kürtçe bir aşk şiiri,
sağ tarafına ise davetiye yazısını Kürtçe bastırdı. Yöre insanının Türkçe konuşmakta
zorlandığı için böyle bir davetiyeye gerek
duyduğunu söyleyen Şimşek, 1 ay sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından
kendisine gelen bir soruşturma sonucunda açığa alındı.
Diyarbakır'ın Çarıklı beldesinde 10 öğretmen
'Kürtçe eğitim' isteyen öğrencilerini desteklemek için derslere girmedikleri
gerekçesiyle görevden uzaklaştırıldı
Kocaeli Üniversitesi'nde, Kürtçe eğitim
talebinde bulunan 16 öğrenci hakkında disiplin soruşturması başlatıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı, bugüne kadar
ortaokul ve liselerde uygulanan disiplin cezalarını ilköğretim düzeyine kaydırıyor.
İlköğretim Genel Müdürlüğü, 6, 7 ve 8. Sınıfların yanı sıra 4 ve 5.sınıf öğrencilerinin
de 'uyarma', 'mahrumiyet', 'kınama' ve 'okul değiştirme' cezalarıyla 'disipline'
etmeyi içeren bir taslak hazırladı. Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalar örnek
alınarak hazırlanan taslağa göre, olumsuz davranışların yinelenmemesi için öğrenciyle
sözleşme imzalanması da isteniyor. Eski yönetimlerde yer alan 'okuldan atma'
cezası, yeni yönetmelik taslağında kaldırılıyor.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Kemal Alemdaroğlu'nun uygulamalarına tepki gösterip görevinden ayrılanlara İstanbul
Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy da
eklendi. Gürsoy istifa gerekçesinde acil dahiliye kliniğinde nörolojiden uzman
ve doçentlerin nöbet tutma konusunda Alemdaroğlu ile anlaşamadıklarını
belirtti.
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Rektörü
Şan Öz Alp, Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması talepli dilekçe veren 49 öğrenciyi
uzaklaştırmakla yetinmeyerek, henüz ceza süreleri başlamayan öğrencilerin sınava
girişlerini de engelledi. AKÜ Rektörlüğü, uzaklaştırma kararının tebligatında "2001-2002
eğitim öğretim yılı bahar yarı yılından itibaren iki yarı yıl süreyle üniversiteden
uzaklaştırılması cezası ile cezalandırılmasına" ifadesinin yer almasına rağmen öğrencilerin
bütünleme sınavlarına girmelerini engelledi. Bütünleme sınavlarına girmek amacıyla
sınav yerlerine giden öğrencileri sınava almayan görevliler, öğrencilerin
itirazlarına "Rektörün emri var" yanıtını verdi.
ÖRGÜTLENME
ÖZGÜRLÜĞÜ
Anayasa Mahkemesi, Fazilet Partisi'nin
kapatılma gerekçesini açıkladı. FP'nin kapatılmasına gerekçe olarak, başörtülü
Merve Kavakçı'nın milletvekili seçilmesi gösterildi. Kavakçı'nın Meclis'e başörtüsü
ile gelişi ise "laiklik ilkesinin ağır ihlali" olarak değerlendirildi. Başbakanlığa
gönderilen gerekçeli kararın, 5 Ocak günü Resmi Gazete'de yayınlanması
bekleniyor. Anayasa Mahkemesi'nin o dönemde FP'nin genel başkanlığını yapan
Saadet Partisi(SP) Genel Başkanı Recai Kutan'a da ilettiği gerekçeli kararında,
laiklik ilkesinin önemi üzerinde duruldu ve bu konudaki yasal düzenlemelere atıfta
bulunuldu. Anayasa Mahkemesi'nin RP'yi kapatma kararı ile Danıştay ve AİHM başörtüsü
konusundaki kararlarına göndermelerin yapıldığı gerekçede, FP'nin başörtüsü
konusunu, bütün bu kararlara rağmen, "belirlediği
politikalara temel almakta bir sakınca görmediği ve bu konudaki görüşleri
bilinen Merve Kavakçı'yı seçilebileceği bir yerden aday göstererek milletvekili
olmasını sağladığı" ifade edildi. Gerekçede, şu görüşlere yer verildi:"Bir
siyasal sembol olarak kullandıkları türban konusunda FP Genel Başkanı, genel Başkan
yardımcıları, milletvekilleri ile kimi partili belediye başkanlarının kararlı, ısrarlı
ve süreklilik gösteren faaliyetleri ile temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı
demokratik hukuk devletinin değil, din kurallarının geçerli olduğu bir
toplumsal modeli gerçekleştirmeyi amaçladıkları açıktır. Güçlü bir siyasal
sembol olarak kullanılan başörtüsü veya türbanın, eylemli bir durum yaratılarak
TBMM'ye taşınması girişimi ile geçmişinde
teokratik bir devlet deneyimi geçirmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'nde özel bir
yeri ve önemi bulunan laiklik ilkesi ağır bir biçimde ihlal edilmiştir." Gerekçeli
kararda, FP'nin kapatılan RP'nin devamı
olduğu iddiasıyla kapatma isteminin reddine ilişkin değerlendirmelerde yapıldı.
Bu çerçevede RP'nin siyasi yasaklı lideri Necmettin Erbakan ile dönemin TBMM Başkan
Vekili FP'li Yasin Hatipoğlu arasında geçen telefon konuşmasının yasal
yollardan elde edilmediği için, delil sayılamadığı vurgulandı. Gerekçede ayrıca
"RP'nin kapatılmasından sonra siyasi haklarına sınır getirilmeyen mensuplarının
faaliyetlerini bağımsız olarak veya başka siyasi parti içinde sürdürmelerine
de yasal bir engelin bulunmadığı"
kaydedildi. 22 Haziran 2001'de FP'yi kapatan Yüksek Mahkeme, 'beyan ve
eylemleriyle partinin kapatılmasına sebep oldukları' gerekçesiyle Nazlı Ilıcak
ile Bekir Sobacı'nın milletvekilliğinin düşürülmesini kararlaştırmıştı. Ilıcak
ve Sobacı, kararın yayımından itibaren milletvekili sıfatını yitirecek. Anaysa
Mahkemesi, 5 FP'liye de siyasi yasak getirmişti. Nazlı Ilıcak, Bekir Sobacı,
Merve Kavakçı, Ramazan Yenidede ve Mehmet Sılay 5 yıl süreyle bir başka
partinin kurucu üyesi yöneticisi olamayacak.
Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma
Partisi (AK Parti) Genel Başkanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın kurucu üyelikten çıkarılması için bu partiye ihtar
verilmesini oyçokluğuyla kararlaştırdı. Anayasa Mahkemesi'nin çalışmalarının
ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Başkan Vekili Haşim Kılıç, Erdoğan'ın
Genel Başkan görev ve yetkilerini kullanmasının tedbiren önlenmesine ilişkin
istemin ise oybirliğiyle reddedildiğini
kaydetti. Bu kararın ardından Erdoğan'ın milletvekili seçilip seçilemeyeceği
tartışılmaya başlandı. Siyasi Partiler Kanunu'nun 8.maddesine göre, kurucu üyelik
için 'milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmak gerektiğine' dikkat çekildi.
Söz konusu madde şu hükmü içeriyor: "Siyasi partiler, milletvekili seçilme
yeterliliğine sahip en az otuz Türk vatandaşı tarafından kurulur" bu tezi
savunan hukukçular, Erdoğan'ın genel başkan olabileceğini; kaydediyorlar. Karşı
görüşü savunanlar ise, Erdoğan'ın mahkum olduğu TCK'nın 312.maddesi ile ilgili
engelin Şartla Salıverilme Kanunu kapsamına girdiğini belirtiyorlar. Alınan
kararları kamuoyuna açıklayan Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Kılıç, daha sonra
gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kılıç, "Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatı
yasal çerçevede ne zaman son bulur?" sorusuna şu karşılığı verdi: "Şüphesiz ki,
Siyasi Partiler Kanunu'nun 104.maddesinin gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
bu konuda her halde kapatma davası açacaktır". Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Sabih Kanadoğlu, 21 Ağustos 2001'de Anayasa Mahkemesi'ne müracaat ederek, Erdoğan'ın
milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmadığını, dolayısıyla bir partiye
kurucu üye ve genel başkan olamayacağını, bunlar gözönüne alınarak Erdoğan'ın
genel başkanlık yetkilerine ihtiyati tedbir konulmasını ve kurucu üyelikten çıkarılmasını
talep etmişti. Anayasa Mahkemesi, başörtülü bayanların siyaset yapmaları konusunda
da önemli bir karar verdi. Yüksek Mahkeme, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK
Parti) kurucu üyeleri Ayşe Böhürler,Ayşe Nur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema
Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahşi Yaşar'ın kurucu üyelikten çıkarılması
talebini oy birliğiyle reddetti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu,
21 Ağustos 2001'de Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak, başörtülü 6 üyenin ihraç
edilmesi için AK Partiye ihtar verilmesini istemişti.
HADEP Hakkari İl Örgütü'nün yöneticileri
hakkında, bastırdıkları 2002 yılı takvimlerinde ay isimlerinin Kürtçe olması ve
nevruz kutlamalarının fotoğraflarının yer alması nedeniyle soruşturma başlatıldı.
Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmada partinin il yöneticisi
15 kişi terör örgütüne propaganda yoluyla yardım yataklık yapmak' iddiasıyla suçlanıyor.
HADEP Şanlıurfa İl Örgütünün Kürtçe ay
adlarıyla bastırdığı 2002 yılı takvimi savcılıkça toplatıldı.
Samsun'da, Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde görevli
110 öğretim üyesi ve personelin, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettikleri iddiasıyla yargılandıkları
davaya devam edildi. Samsun 1. Sulh Ceza'da görülen duruşma sanık avukatlarının
ek süre istemesi üzerine ertelendi. 110 öğretim üyesi ve personel, 1 Ağustos
2000'de eski rektör Prof. Dr. Osman Çakır'ın, rektörlük seçimleri sonrasında göreve
yeniden atanmamasını protesto amacıyla Atatürk Anıtı'na çelenk bırakmış ve saygı
duruşunda bulunmuştu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Sabih
Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi'ndeki sözlü açıklamalarında bölücü faaliyetlerin
odağı haline geldiği gerekçesiyle HADEP'in kapatılması istemini yineledi. HADEP
ise, 30 Ocak'ta kendisini son kez savunacak. Bölücü faaliyetlerin odağı haline
geldiği gerekçesiyle HADEP'in kapatılması istemli dava eski Yargıtay Başsavcısı
Vural Savaş tarafından 29 Ocak 1999 tarihinde açılmıştı. Savaş, HADEP'i PKK'yla
organik ilişkide bulunmak ve onun 'asker alma dairesi' gibi çalışmakla suçlamıştı.
Üzerinden yaklaşık üç yıl geçen davada 17 Ocak günü yeni bir aşama daha geçildi.
Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi'nde yaklaşık 1.5 saat sözlü
açıklamalarda bulundu. Kanadoğlu, mahkeme çıkışında, "Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, Anayasamızın temel ilkesi
ve varlığımızın temel nedenidir" dedi ve mahkemeye HADEP'in bu temel ilkeye aykırı
eylemleri odağı haline geldiğini anlattığını, bu iddiaya ilişkin kanıtlarını açıkladığını
söyledi. Kanadoğlu mahkemeden eylemlerin boyutu, ağırlığı ve niteliği itibarıyla
adı geçen partinin temelli kapatılmasına karar verilmesini talep ettiğini
belirtti
İstanbul'da kurulan Mahkum ve Mahkum
Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı dağıtılmasına ilişkin Başbakanlık Vakıflar
Genel Müdürlüğü'nün ilanı, Resmi Gazete'de yayınlandı.
Tüm-Bel-Sen, Ezine Belediyesi'nde
sendika üyesi çalışanlara, sendikadan ayrılmaları için baskı yapıldığını
bildirdi.
Şırnak'ın Silopi ilçesinde geçen yıl jandarma karakoluna girdikten sonra kaybolan
HADEP'li Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in posterleri ile partinin Tunceli İl Örgütü'nce
bastırılan takvim mahkeme kararıyla yasaklandı. Bursa HADEP İl Kongresi'nde dağıtılan
ajandalarda toplatıldı.
İstanbul'da bulunan Kürt Enstitüsü'ne
baskın yapan polisler "Özel Öğretim Kanunu"na muhalefet edildiği iddiasıyla
Enstitü'yü mühürledi. Aksaray'da bulunan Kürt Enstitüsü İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Güvenlik Şubeye bağlı polislerce basıldı. Binada bir süre arama yaptıktan sonra
düzenledikleri tutanakları Enstitü Başkanı Hasan Kaya'ya imzalatan polisler
Enstitü'yü mühürlediler. Enstütü'nün Milli Eğitim Müdürlüğü ile Güvenlik Şube'nin 625 Sayılı Özel Öğrenim Kanunu'na muhalefet ettiği iddiasıyla mühürlendiği
öğrenildi.
HADEP Silopi ilçe yöneticileri Sedar
Tanış ve Ebubekir Deniz'in kaybedilişlerinin birinci yıldönümü nedeniyle 25 Ocak
günü düzenlenen etkinliklerde gözaltına alınanlardan 16'sı tutuklandı Siirt'te
HADEP tarafından yapılmak istenen basın açıklamasına yapılan saldırıdan sonra şehirdeki
gerginliğin sona ermediği bildirildi. Olaylardan sonra gözaltına alınan ve
aralarında HADEP MYK Üyesi Mehmet Işıktaş'ın da bulunduğu 21 kişi ile gözaltına
alınmayan İl Başkanı Ahmet Konuk'un da bulunduğu kişilerden Mehmet Işıktaş, İl
Başkanı Ahmet Konuk, Merkez ilçe Yöneticisi Ali Kaya ile Gençlik Kolları Başkanı
Abdullah Gürgen hakkında mahkeme tarafından tutuklama kararı verilerek
cezaevine konuldu. Polisin saldırısı sonucu yaralanan HADEP Merkez İlçe Yöneticisi
M. Sıddık Çelik'in durumunun ağır olduğu belirtildi. Bingöl'de ise HADEP İl Başkan
yardımcısı M. Hadi Korkutata ile İHD Şube Başkanı Rıdvan Kızgın'ın da aralarında
bulunduğu 8 kişi tutuklandı. Bingöl HADEP İl Başkan yardımcısı M. Hadi
Korkutata, il sekreteri Yaşar Yurtsever, yönetici Paşa Kılıç, Kadın Kolları Başkanı
Saadet Gündoğdu, HADEP parti meclis üyesi
Niyazi Azak, İHD Şube Başkanı Rıdvan Kızgın ve DİSK Şube Temsilcisi Kasım Elçi
tutuklandı. İHD Bingöl Şube Saymanı Edip Şenkozat tutuklamaları Edip Şenkozat
tutuklamaları kınadı. Muş'ta da, HADEP Genel Sekreter Yardımcısı Ferhat Yeğin, İl
Başkanı Naif Erol ve İl Sekreteri Veysel Sakık'la birlikte 6 kişi tutuklanarak
cezaevine konuldu. Bu arada Muş'ta Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için bastırılan
afişler ve HADEP Muş İl Örgütü'nün hazırladığı 2002 takvimi toplatıldı. Tanış
ve Deniz'in fotoğrafları ile "Kaybedilmek istenen insanlıktır" yazılarının yer
aldığı afişle, HADEP Muş İl Örgütü'nün bastırdığı ve Şeyh Sait, Vedat Aydın,
Mehmet Sincar ve Seyit Rıza'nın resimlerinin bulunduğu takvim mahkeme kararıyla
toplatıldı.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde
başörtüsü yasağını protesto eden öğrencilere destek vermek amacıyla olay yerine
giden ve konuyla ilgili olarak kitapçık dağıtan Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı
Mustafa Başoğlu hakkında takipsizlik kararı verildi. Sağlık-İş'ten yapılan açıklamada,
Başoğlu ve beraberindekilerin 'Toplantı
ve Gösteri Yürüyüşleri Kanuna'na aykırı bir davranış içinde bulunmadıkları ifade edildi.
Anti-demokratik uygulamaların merkezi
haline gelen YÖK'ün büyük bir mağduriyete daha yol açtığı ortaya çıktı. Van Yüzüncü
Yıl Üniversitesi'nde görev yapan toplam 128 öğretim üyesinin bir üst akademik
unvanı hakettikleri ve yeterli sayıda kadro bulunmasına rağmen atamalarının yapılmadığı
öğrenildi. Yandaşlarını istediği konuma getiren YÖK'ün, Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde
son üç yıldır profesörlük kadrosuna atanmayı bekleyen 23, doçentlik unvanını
hak etmiş 22 ve doktorasının tamamlayıp
yardımcı doçentlik kadrosu bekleyen 88 akademik personel olmak üzere, toplam
128 öğretim elemanı mağdur ettiği belirtildi. Üniversitede yeterli kadro
bulunmasına rağmen gerekli atamayı yaptırmayan YÖK'ün bir çok öğretim üyesinin
başka kurumlara geçmelerine de yol açtığı kaydedildi.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK
BASKILAR/SALDIRILAR
SIĞINMA
HAKKINA YÖNELİK İHLALLER
Edirne'de, geçtiğimiz yıl içinde yasadışı
yollardan Yunanistan ile Bulgaristan'a gitmek isteyen ve aynı yollarla Türkiye'ye
girişi yapan, toplam 440 olayda 5.805 yabancı uyruklu yakalandı. Sınırdan kaçak
geçiş olaylarında ve kişi sayısında geçen yıla oranla büyük bir azalma gözlendiğini
kaydeden yetkililer,"Geçtiğimiz yıl Yunanistan ve Bulgaristan'a yasadışı
yollardan geçmek isteyen 3.959 yabancı uyruklu ele geçirildi. Aynı süre içinde,
Türkiye'ye giriş yapmak isteyen 1846 kaçak yakalandı" dedi. Edirne'de yasadışı
yollardan Yunanistan ve Bulgaristan'a gitmek isteyenler arasında ilk sırayı
1018 kişiyle Afganistan, ikinci sırayı 543 kişiyle Irak ve üçüncü sırayı da 532
kişiyle Filistin vatandaşları oluşturdu. Edirne'ye, yasadışı yollardan girmek
isteyenler arasında da ilk sırayı 389 kişiyle Afganistan alırken, bunu 349 kişiyle
Filistin ve 301 kişiyle de Irak vatandaşları takip ediyor.
Emniyet
Raporlarına göre, 2001 yılı 11 ayında, Türkiye'ye kaçak giriş yapan 86 bin
104 kişi yakalandı. 4 bin 97 yabancı
iltica ve geçici sığınma başvurusunda bulundu. Emniyet Genel Müdürlüğü
verilerine göre, 2000 yılı yasadışı yollardan Türkiye'ye giren 94 bin 514, 2001 yılı 11 aylık döneminde ise 86 bin 104 kişi yakalandı. 2000
yılında 4 bin 625 yabancı iltica ve geçici sığınma başvurusunda
bulunurken, 2001 yılı 11 ayında bu sayı 4 bin 97 oldu. Yasadışı yollardan ülkeye
giren kişilerin barınma ve iaşe masrafları için
2000 yılında 152 milyar lira, 2001 yılı 11 ayında, 276 milyar lira
harcama yapıldı. Bu kişilerin Türkiye'den
çıkışının sağlanması için 2000'de, 82 milyar lira, 2001 yılı 11 ayında ise 257
milyar lira ulaşıma para harcandı. 2000 ve 2001 yılı 11 ayında, Türkiye'deki mülteci-sığınmacılara
toplam 90 milyar 445 milyon lira yardımda bulunuldu. 2000 yılında insan kaçakçılığı
olayına karışan 701'i Türk, 149'u yabancı toplam 850 organizatör yakalandı.
Yakalanan organizatör sayısı, 1100 oldu.
Bodrum'un beldesi Yalıçiftlik sahili açıklarında,
Yunanistan'ın İstanköy (Kos) Adası'na geçmeye çalışan 75 kaçak yakalandı.
Van'ın Saray ilçesi Kargalı köyü ile Gürpınar
ilçesi Güzelsu köyü girişinde yaya olarak ilçe merkezlerine giden 8 Pakistanlı
ve 2 İranlı yakalandı.
Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde
Yunanistan'a gitmek isteyen 10 Iraklı ile bu kişilere yardımcı olan 2 Türk
yakalandı.
ÇALIŞMA
YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER
ÖLENLER:Zonguldak'ın Kilimli
beldesinde, kaçak olarak işletilen kömür ocağında üretim yaparken tavandan düşen
elektrik kablosunun değmesi sonucu akıma kapılan Baki Aygır;Sakarya'nın Hendek
ilçesinde Noksel Çelik Boru Fabrikası'nda stok yapılan bir bölmeden düşen
boruların altında ezilen Turgut Köstereli;Erzurum'un Oltu ilçesinde, kaçak kömür
çıkarmak için kapatılan bir maden ocağına giren
Fazıl Gül ve Cevdet Kaya göçük sonucu;Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde
vincin arasında sıkışan Şenol Akyıldız; Manisa 'nın Sarıgöl ilçesinde inşaattan
düşen İsmail Özten adlı işçi;Konya'nın Bozkır ilçesinde, değirmen çarkına kapılan
bir kişi ezilerek öldü. Dere Beldesi'nde faaliyet gösteren Kalaycı Oğulları
Tahin İmalathanesi'nde günlük işçi olarak çalışan Kerim Bingöl, değirmenin
susam kavurucusu kazanlarını çalıştıran motorun çarkına kendini kaptırdı. İşçilerin
müdahalesine karşın kurtarılamayan Bingöl, olay yerinde hayatını kaybetti.
İŞTEN ATILANLAR: İGDAŞ'ta Planlama ve
Koordinasyon Müdürlüğü kapatılarak, 6'sı sendika üyesi 10 işçi, hiçbir gerekçe
gösterilmeden;Yüksek Askeri Şura kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nden, "irticai
faaliyetleri" nedeniyle uzaklaştırılan, daha sonra da bazı belediyelerde memur
olarak işe başlayan 19 eski subay ve astsubayın görevine son verildi. 1994'deki
yerel seçimlerde işbaşına gelen RP'li belediye yöneticileri, irticai
faaliyetleri nedeniyle ordudan atılan bazı subay ve astsubaylara sahip çıkmıştı;Gebze'de
kurulu Eczacıbaşı Karo Seramik Fabrikası'nda çalışan 15 işçi;Edirne'nin Enez ilçesi
Belediye Başkanı Abdullah Bostancı, SSK ve Maliye'ye olan borçlarından dolayı tüm
mal varlıklarına el konulduğu için çalışanların Ocak ayı maaşlarını ödeyemediklerini
ve 28 kişinin de işten çıkarıldığını belirtti;Kanca El Aletleri Fabrikası'nda 6
kişi; Türk Metal Sendikası'nın örgütlü
olduğu kale kilit fabrikasında 184 kişi;Parsat Piston Fabrikası'nda üç işyeri
temsilcisinin işten çıkarılmasına tepki gösteren işçiler, üretimi durdurdu.
Parsat'ta daha önce de 95 işçinin işine son verilmişti;
YARGI MEKANİZMASI
YARGI
HABERLER
Olağanüstü Hal Bölgesi'nde uygulanan ve
SS (sansür-sürgün) kararnamesi olarak bilinen 430 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname uyarınca 10'ar günlük gözaltı süre talebini usul ve yasalara aykırı
bularak reddeden Diyarbakır DGM'de görevli hakim Ali Haydar Yücesoy hakkında
soruşturma başlatıldı. 29 Ekim 2001 günü asker tarafından, PKK'ya eleman kazandırdıkları
iddiasıyla gözaltına alınan Emrullah Karagöz ve Mustafa Yaşar üç günlük
sorgulamanın tamamlanmasının ardından 1 Kasım günü DGM savcılığına çıkarıldı. Savcılıkta yapılan sorguda, işkence gördüklerini
öne sürerek jandarmaya verdikleri ifadelerini reddeden sanıkların tutuklanarak
Diyarbakır E Tipi Cezaevi'ne gönderilmesine karar verildi. Ancak Karagöz ve Yaşar,
aynı gün 430 sayılı KHK uyarınca cezaevine gönderilmeden 10 gün süreyle tekrar
sorgulanmak üzere jandarmaya teslim edildi. İkinci kez 10 gün daha gözaltıları
uzatılan sanıklar hakkında 20 Kasım günü üçünce kez uzatma talebi gelince
avukatları itiraz etti. İtirazı inceleyen Diyarbakır 3 No'lu DGM Yedek Üyesi
Hakim Ali Haydar Yücesoy, "Mahkememizin 24.10.2001 tarih ve 2001/130 sayılı yazılarında
ve önceden verilmiş bu konu ile ilgili bir kısım kararlarda talep konusunda değerlendirme
yapmak ve karar vermek üzere dayanak alınabilecek bilgi ve belgelerin sunulması
istenmesine karşın bu gereğin yerine getirilmesinde herhangi bir hassasiyet gösterilmeyip
sadece talep yazısı gönderilmesi ile yetinildiği görülmüştür" diyerek talebi
reddetti.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi , 18 yaşından
küçüklerin sorguda avukat bulunmadan suçu kabule ilişkin ifadelerinin hukuki geçerliliğinin
bulunmadığına işaret etti. Daire, bu ifadeyle sanığı mahkum eden yerel mahkeme
kararını bozdu. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 yaşından küçük Y.A'yı "kasten
bina yakmaya teşebbüsten" 2 yıl 11 ay ağır hapse mahkum etti. Temyiz incelemesi
yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını oy birliği ile bozdu.
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu suikastının
faillerini yakalamak amacıyla başlatılan, daha sonra ortaya çıkan bağlantılar üzerine
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı,Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok'un
öldürülmesi gibi 22 olayı kapsayan "Umut Operasyonu" davasının 20. duruşmasında
3 sanığa idam kararı çıktı. Mahkeme bir sanığı 18 yıl 9 ay, bir sanığı 15 yıl,
11 sanığı da 12 yıl 6'şar ay ağır hapis cezasına mahkum etti. Ayrıca iki sanık
yardım ve yataklık suçlamasıyla 3'er yıl 9'ar ay hapis cezası aldı. 5 sanık
beraat ederken, 1 sanığın cezası da 4616 sayılı yasa kapsamında ertelendi.
Ankara 2 No'lu DGM'de görülen davanın 7 Ocak günkü duruşmasına, 15'i tutuklu 16
sanık, sanık ve müdahil avukatları katıldı. Mahkeme idamları istenen 9 sanıktan
Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan'ın, TCK'nın "Anayasal düzeni zorla
bozmaya kalkışmak" hükmünü düzenleyen 146/1. maddesine göre idamlarına karar
verdi. Sanık avukatları kararı temyiz edeceklerini açıkladı. Mahkeme Başkanı Hüseyin
Eken, sanıklara son sözleri olup olmadığını sordu. Sanıkların tümü 'eski
savunmalarını tekrar ettiklerini, hiç bir yasadışı örgütle ilişkilerinin olmadığını
ve haklarındaki iddiaları kabul etmediklerini' söyleyerek beraatlerini istedi.
Sanıklar hakkında TCK'nın "takdiri azaltıcı sebep" başlığını taşıyan 59/1.
maddesinin uygulanmasına yer olmadığının altı çizildi. Eken, kararın oybirliğiyle
alındığını belirtti. Davada Selam Gazetesi'nin eski sahibi Hasan Kılıç, TCK'nın
168/1.maddesine göre "Yasadışı silahlı örgüt yönetmek" suçundan 18 yıl 9 ay
hapis cezasına mahkum edildi. Umut Operasyonu başladığında ilk gözaltına alınan
ve Uğur Mumcu cinayetinde gözcülük yaptıkları ileri sürülen; ancak daha sonra
cinayetin işlendiği sokağa hiç gitmedikleri ortaya çıkan iki sanıktan Yusuf
Karakuş 15 yıl, Abdulhami Çelik de 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası aldı. Sanıklardan
Musa Koca, İsmail Koçhan, Şeref Dursun ve Adnan Yükdağ hakkında yeterli delil
bulunamadığından beraatlerine karar verildi. Daha önce Mumcu cinayetinde kullanılan
bombayı hazırladığını ileri sürerek ortaya çıkan Abdullah Argun Çetin için,
Mumcu'nun öldürülmesi olayına iştirak etmediği anlaşıldığından beraat kararı
verildi. Ancak mahkeme, Çetin'in "Suç işlemek için oluşturulan teşekküle üye olmak" suçundan
yargılanmasına devam edilmesi için dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesini
uygun gördü.
Taksi şoförü Aşır Altınöz, ABD'de gözaltına
alındıktan sonra polis merkezinde işkence gördüğü gerekçesiyle Edremit
Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. ABD'den döndükten sonra Balıkesir'in
Edremit İlçesi'ne yerleşen Aşır Altınöz, 18 Ekim'de ABD'deki evinde sinir krizi
geçirmesinin ardından, komşularının ihbarı üzerine gelen polis tarafından
Montgomery Polis Merkezi'nin nezarethanesine atıldığını ve burada bir hafta
boyunca işkence gördüğünü söyledi.
Susurluk Davası'nda son karar, 5 yıl 2
ay süren yargılamanın ardından açıklandı.
Aralarında Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin ve eski MİT'çi
Korkut Eken'in de bulunduğu 14 sanık hakkındaki mahkumiyeti onayan Yargıtay 8.
Ceza Dairesi " devlet içinde çetenin varlığını"da karara bağlamış oldu. Yargıtay 8. Ceza
Dairesi, "Susurluk Davası"na bakan İstanbul 6 No'lu DGM'nin verdiği kararın
temyiz incelemesini tamamladı. Daire'nin yaklaşık 3 saat süren müzakeresi
sonunda,Başkan Naci Ünver, DGM'nin kararının oy birliği ile onandığını
bildirdi. İstanbul 6 No'lu DGM, davayı 12 Şubat 2001 tarihinde karar bağlamıştı.
DGM, sanıklardan Şahin ve Eken'in, çetenin lideri oldukları gerekçesiyle TCK'nın
313.maddesine göre 6'şar yıl ağır hapis
cezasına çarptırmıştı. Mahkeme davanın diğer sanıkları olan özel timci eski 7
polis memuru ile Sedat Bucak'ın şoförü Abdulgani Kızılkaya, Bahçelievler
katliamı hükümlüsü Haluk Kırcı, uyuşturucu kaçakçısı Yaşar Öz, öldürülen "kumarhaneler
kralı" Ömer Lütfü Topal'ın iş ortakları Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir'i de, çete
üyesi oldukları gerekçesiyle 4'er yıl ağır
hapse mahkum etmişti. İnfaz Yasası'na göre Eken ve Şahin'in cezası 2 yıl 4'er
ay, diğer sanıkların cezaları da 19 ay 20'şer gün olarak infaz edilecek. Onanan
karar, bir suç örgütünün varlığını tespitten daha ileri sonuçlar doğurdu. İstanbul
6 No'lu DGM, gerekçeli kararında, "en tehlikeli çete" diyerek, "İç ve dış güvenliğin
katillere, uyuşturucu kaçakçılarına, kumarhane işletmecilerine emanete edilmesi
kabul edilemez bir davranıştır" yorumunu yapmıştı. İçişleri eski bakanı Mehmet
Ağar, dokunulmazlığı nedeniyle yargılanamadı. Sanıkların "karar düzeltme"de
bulunma hakları olmasına karşın bundan sonuç almaları mümkün görülmüyor.
Konya'nın Akkise ilçesine bağlı Akkise
beldesinde asker uğurlamak için toplanan gruba jandarmanın saldırması ve bu sırada
1 kişinin yaşamını yitirmesiyle ilgili davanın görülmesine başlandı. 52 askerin yargılandığı kamu davasında,
sanık durumunda olan belde halkından 22 kişinin ise "kolluk güçlerine mukavemet
ettiği" ve "kamu malına zarar verdiği" iddia ediliyor. Ahırlı Ağır Ceza
Mahkemesi'nde yapılan ilk duruşmaya sanık olarak yargılanan belde halkı ve 3
asker ile tarafların avukatları katıldı. Duruşmada önce Savcı Mahmut Bora
Ekici, hazırladığı iddianameyi okudu. Savcı Ekici, iddianamesinde, tanık, müşteki
ve mağdurların ifadelerinden ve eldeki delillerden, Akkise beldesinde 10 Ağustos
2001 tarihinde meydana gelen olaylar sırasında, sanık durumundaki belde halkının
"kolluk güçlerine mukavemet" ve "kamu malına zarar vermek" askerlerin de "efrada
kötü muamele etmek" suçlarını işlediklerini ileri sürerek, cezalandırılmalarını
talep etti. Hakim Muzaffer Seher Kaplan, duruşmaya katlan sanıkların
ifadelerini aldı. Asker sanıklar verdikleri ifadede, olayın yaşandığı gece "vatandaşların
kendilerine hakaret ederek görevlerini yapmalarına engel olduklarını ve
kimsenin üzerine ateş etmek için emir almadıklarını" ileri sürdüler. Belde halkı
da, yaşanan olaylarda görevli askerlerin bir kusuru bulunmadığını, Astsubay Ali
Kahraman'ın olayın büyümesinin sorumlusu olduğunu vurguladılar.
Yargıtay, Susurluk Çetesi'ne cezaevi yolunu
gösteren tarihi gerekçesinde, devletin mahkum edilen sanıklar dışında kalan
kimi görevliler ile çeteye yardım edenleri de yargılama görevi bulunduğunu anımsattı.
Bu yolla isim vermeden bugüne kadar yargılanamayan milletvekillerini işaret
eden Yargıtay, 'derin' ve 'devletin içini de kapsıyor' dediği çeteleşmeyi ilk
kez 'Anayasayı ihlal' suçu olarak tanımladı. Gerekçede "Terörle mücadele adı
altında da olsa hukukdışı örgütlenme kabul edilemez. Bu devleti devlet olmaktan
çıkarır" mesajları verildi. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Susurluk Davası'na son
noktayı koydu. Daire, 15 Ocak tarihinde özel tim şefi İbrahim Şahin ile eski MİT'çi
emekli yarbay Korkut Eken'i çete liderliği suçundan 6'şar, aralarında Haluk Kırcı
ile özel timci polislerin de bulunduğu 12 sanığı ise çete kurmaktan 4'er yıl ağır
hapse mahkum eden İstanbul 6 No'lu DGM kararını oybirliğiyle onaylamıştı.
Daire, bu kararının gerekçelerini ise 23 Ocak günü açıkladı. Devlet içinde çeteleşmenin
teşhis edildiği ilk Yargıtay kararının gerekçesindeki saptamalar şöyle: "Susurluk
kazasında ölen Mehmet Özbay sahte kimlikli şahsın, yurtdışında uyuşturucudan
mahkum, yurtiçinde ise katliam sanığı olarak aranan Abdullah Çatlı olduğunun
anlaşılması, aracı kullananın Emniyet görevlisi, araç sahibinin de milletvekili
olması, karşısında, söz konusu kazanın ilk değerlendirme de dahil, olayın
derinliğine devlet içini de kapsayacak şekilde çok yönlü araştırılmasını
gerekli kılmıştır. Bu bağlamda yapılan soruşturmalar, ulaşılan bilgi ve
belgeler, olayın arkasındaki bilgilerin çözülmesinin güç karmaşık ve duyarlı
makamları ve grevlileri de kapsayacak ölçüde olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Mahkumiyet verilen sanıklar dışındaki kimi görevliler ile bunlara yardım
edenlerin yargı önüne çıkarılmaları görevi, devletin yetkili organlarındadır.
Emniyet teşkilatında görevli olup, haklarında kamu davası açılan sanıklar terörle
mücadele adı altında yola çıkıp bir süre sonra
yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde ve kendi çıkarlarını gözeterek,
her türlü yasadışılığı meşru sayıp amaçlarına ulaşmak için her yöntemi uygun yöntem
olarak benimseyerek, yanlarına kamu görevlisi olmayan kumarhane işleticisi, uyuşturucu
kaçakçısı ile katliam sanığı ve hükümlüsünü de alarak tam bir dayanışma ve işbirliği
içinde hareket edip çeteleşme sürecine girmeleri TCK'nın 313.maddesindeki suçu
oluşturmasının ötesinde, Anayasa'daki 'Hiçbir kimse veya organ kaynağını
Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz' hükmüne karşın bir örgütlenme
ve yetki kullanımı yoluna gittikleri görülmüştür. Bunun hukuk devleti kuralları
içinde savunulur yeri olamaz. Terörle mücadele adı altında da olsa bir hukukdışı
örgütlenmeyle, devletin meşru güçleri gibi güç kullanarak yürürlükteki yasalar
yerine kendi güç ve kuralları ile sözde yasalar oluşturmak, devleti hukuk
devleti olmaktan çıkarır. Bu koşullarda da güçlünün sözünün geçtiği, nerede başlayıp
nerede sona ereceği belli olmayan, her türlü yasadışılığın egemen olduğu bir
sistem oluşur hukuk kuralları yerine, korku ve kaygı geçerli olur. Bu durum bir
Anayasa ve yasa ihlalinin ötesinde tam bir hukuk ihlali niteliği taşır, hukuk
devletinin bütünüyle ortadan kalkması sonucu doğuracağı göz önüne alındığında
da mahkemenin sanıkları TCK 313'e göre mahkum etmesinde isabetsizlik yoktur"
AİHM'in Türk yargıcı Rıza Türmen, TCK'nın
312.maddesiyle ilgili yeni düzenlemenin olumlu olduğunu belirtti. CNN Türk'te
yayınlanan "Manşet" programına katılan Türmen, şunları kaydetti: "Türk
hakimleri yazı veya sözdeki ifadelere bakarak mahkumiyet kararı veriyordu.
Halbuki AİHM, söylenen sözün kanun düzenin bozmak ya da şiddete teşvik gibi bir
amaca hizmet edip etmediğine bakıyordu. Şimdi de bu değişiklikle bir amaç
arayacaklar. Söylenen söz amacı gerçekleştirmek için yeterli midir, değil
midir. Buna bakılacak.
Anayasada'daki son değişiklik uyarınca,
OHAL Bölgesi'nde uzun süreli gözaltıların dayanağını oluşturan 430 sayılı kanun
hükmünde kararnamenin (KHK) Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Diyarbakır DGM'ye
yapılan başvuru reddedildi. DGM, gözaltı sürelerini dört günle sınırlayan değişikliğin
OHAL'de kesin süre olmadığını' karara bağladı.
PKK üyesi oldukları öne sürülen üç kişinin
öldürüldüğü bir örgüt operasyonuyla ilgili güvenlik kuvvetlerinin 'yargısız
infaz yaptığına' ilişkin suç duyurusunda bulunan Diyarbakır DGM yedek hakimi
Ali Haydar Yücesoy hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmada gerekçe olarak, "Hizmet
içinde resmi sıfatın gerektirdiği güven duygusunun sarsılmasına sebebiyet verdiği"
öne sürüldü. Yücesoy hakkında 'SS kararnamesi' olarak bilinen 430 sayılı kanun
hükmünde kararname (KHK) uyarınca 10'ar günlük gözaltı süre talebini usul ve
yasalara aykırı bularak, bazı Hizbullah ve PKK sanıklarıyla ilgili talepleri
reddettiği için de aynı gerekçeyle soruşturma açılmıştı.
AİHM:
AİHM 24 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır
Cezaevi'nde yaşanan katliam sonrasında, Kadri Demir'in Gaziantep Cezaevi'ne
nakledilirken yaşamını yitirmesiyle ilgili davayı görüşmeyi kabul etti. Kadri
Demir'in akrabalarının başvurusunu " kabul edilebilir nitelikte" bulduklarını açıklayan
AİHM Üyesi Erik Fribergh, en geç 29 Ocak 2002 tarihine kadar tarafların
ellerindeki kanıtları ve görüşleri göndermelerini istedi.
Türkiye hakkında AİHM'de verilen
mahkumiyet kararlarında 2001 içerisinde patlama yaşandı. Geçen yıl Türkiye hakkında
verilen mahkumiyet kararlarının sayısı bir önceki yıla göre yedi katına çıktı.
AİHM yetkililerinin verdiği istatistiklere göre 2001'de Türkiye, 169 davada
tazminata mahkum oldu. Bu süre içerisinde iki davada lehine kara verilen Türkiye'nin
aleyhinde, 2 dava lehinde, 13 dava dostane çözümle sonuçlanmıştı. 2000'de 232
dava aleyhinde sonuçlanan İtalya en çok mahkumiyet alan ülke olurken, Fransa 49
mahkumiyetle ikinci, Türkiye üçüncü sırada yer aldı. 2001'de ise Türkiye 329
davada tazminata mahkum edilerek birinciliğini koruyan İtalya'nın ardından ikinci sıraya yükseldi. Geçen yıl
Fransa 32, İngiltere 19, Polonya 17, Avusturya 13 ve Yunanistan 13 kez sanık
sandalyesinden mahkumiyetle ayrıldı. Türkiye hakkında Emniyet Müdürlüğü çok başvuru
yapılan ülkeler sıralamasında da Ukrayna, Rusya, Polonya ve Fransa'nın ardından
beşinci sırada geçen yıl Türkiye hakkında AİHM'e 1059 başvuru yapıldı.
AİHM, Kars 4. Mekanize Piyade Tugayı'nda
askerlik yaparken intihar ettiği öne sürülen Mikail Ataman'ın ailesinin yaptığı
başvuruyu "kabul edilebilir" bulduğunu açıkladı. AİHM, Sözleşme'nin "yaşam hakkı"
ile ilgili 2, "ailenin korunması ve özel yaşama saygı"yla ilgili 8 ve "iç hukuk
yollarının etkin bir soruşturma için yeterli olması"yla ilgili 13.maddenin
ihlal edildiği yönündeki Ataman'ın yaptığı şikayetlerin ele alınmasını kararlaştırdı.
AİHM kararları uyarınca şu ana kadar ödediği maddi tazminat miktarının 11 milyon doları
(yaklaşık 14.6 trilyon) bulduğu bildirildi. Türkiye, yine AİHM kararları gereği
yaklaşık 1.5 milyon dolar daha ödeyecek. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
(AKPM) Türk heyeti tarafından hazırlanan bir belgeye göre AİHM, 8 Kasım 2001'e
kadar Türkiye ile ilgili 255 davayı
karar bağladı. Bu davaların 244'ündetürkiye'nin insan hakları ihlalinde bulunduğu
görüşüne vardı.
Türkiye aleyhine AİHM'e yapılan bireysel başvuruların sayısı 4 bin
500'e ulaştı. Sonuçlananlar dahil bu başvuruların yarıya yakını, Güney Kıbrıs
Rum Kesimi'nden yapılan 2 bin 250 başvuruyu, bin 500 ile Güneydoğu Anadolu'daki
vatandaşlarımızca yapılan başvurular takip etti. Müracaatların 141'i Türkiye
aleyhine sonuçlandı. 377 tansında dostana çezüme gidildi. Türkiye lehie sonuçlanan
kara sayusı 9'da kaldı. AİHM, 33 başvuruyu kabul edilemez buldu. Milletvekili
Zeki Çelik'in önergesini cevaplandıran
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün verdiği bilgiye göre Türkiye, AİHM'de
kaybettiği davalar neticesinde 1 trilyon 60 milyar TL ceza ödedi. Türkiye'nin ödeyeceği
tazminat miktarı ise 13 trilyon TL'ye yaklaştı.,
Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye
aleyhine AİHM'de açılan 4 bin 128 davadan sadece 327'sinin polis sorumluluk bölgesini
kapsadığını açıkladı. Geri kalan 3 bin 801 dava ise jandarma bölgesine ait.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün, 2001 yılı değerlendirme raporunda, polisler için açılan
327 davadan 83'ü karara bağlandı, 244'ü ise hala sürüyor. Raporda 'İnsan Hakları
Faaliyetleri' başlığı altında sunulan rakamlara göre, 83 davadan 20'sinin 'ihlal'
kararıyla sonuçlandığı bildirildi. 37 davanın ise 'dostane çözüm' yoluyla son
bulduğu kaydedildi. Polis bölgesini kapsayan 16 başvurunun mahkemece kabul
edilmediği, 10 başvurunun da mahkeme tarafından kayıtlardan düşürüldüğü
bilgisine yer verildi.
İNSAN
HAKLARI POLİTİKALARI
Türkiye bir polis devleti oldu. Bütün
sivil toplum örgütlerinin başı şantaj altında. Sesini duyurmak için sokağa dökülen vatandaş "açım" dediği zaman üçer beşer
alınıp götürüldü. Bu iktidarın polis devleti uygulamasın sonunda vatandaş
kendini yaktığı zaman hastane yerine hapishaneye götürüldü. Sonrada İnsan
Haklarından, Kopenhang kriterlerinden, AB'den bahsediliyor. Soruyorum size Türkiye
ne zaman bu boyutlara ulaşmıştı.
Kadınların, yürüyüş yaparak serbest bırakılmasını
istedikleri pantalon artık kamu kurum ve kuruluşlarında giyilebilecek. Kamu
kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin kılık ve kıyafetine dair yönetmelikte
değişiklik yapılmasına ilişkin yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe
girdi. Değişiklik, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kadınların giyeceği kıyafetler
arasında pantalon da sayıldı. Ancak kadınlar, strech, kot ve benzeri pantolonları
giyemeyecekler.
Türkiye 11 Eylül saldırılarının ardından
dünyada yaşanabilecek olası değişiklikleri, gelecekte güvenlik ve siyasi açıdan
ne gibi tehditler getireceğini Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde oluşturulan
Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi (SAREM) aracılığıyla değerlendirecek. Orta
Asya'dan Avrupa'ya , Akdeniz'den Karadeniz'e, enerji hatlarının geçtiği bölgelerden
Türkiye'nin çıkarlarının bulunduğu bölgelere kadar geniş bir alanı izleyip
stratejiler üretecek olan SAREM, Dışişleri Bakanlığı, MGK Genel Sekreterliği, TİKA
ve üniversitelerle de yakın işbirliği içinde çalışacak. SAREM, irticai faaliyetlerle de ilgilenecek.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'un açılışını yaptığı SAREM'in,
11 Eylül saldırıları ışığında gereksinim duyulan stratejilerin üretileceği bir
merkez olması hedeflendi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu, SAREM'in görevlerini
açıklarken yaptığı konuşmada şunları kaydetti: SAREM, güvenlik bağlamında ve
geleceğe yönelik jeopolitik ve jeostratejik konularda araştırmalar yaparak
karar vericilere önemli veri tabanı, bilgiler ve alternatifler sunacaktır.
Yapacağı husus ise içi politikadır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekasını
ve milli gücünü doğrudan ilgilendirdiği için irticai ve bölücü faaliyetlere ilişkin
değerlendirmeler bu genellemenin dışında olup, bu konular doğal olarak bu
kurumun ilgi alanı içinde olacaktır."
TBMM İnsan Hakları Başkanı MHP
Manisa milletvekili Hüseyin Akgül, kadın kuruluşlarının meclise ayrı bir "Kadın Hakları
Komisyonu" kurulması için talep yağdırdığını belirterek " İnsan hakları bünyesinde
kadın haklarını irdeleyen bir kadın hakları alt komisyonu kurulabilir" dedi.
İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, 'Kürtçe
eğitim' talebiyle dilekçe vermenin Anayasa suçu olduğunu belirterek, Anayasa hükümlerinin
ihlalinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını istedi. Yücelen, 81 il
valiliğine ve Jandarma Genel Komutanlığına genelge gönderdi. Genelgede, PKK
tarafından Avrupa'da başlatılan sözde '2. Barış Hamlesi' olarak ifade edilen süreç
içerisinde belirlenen 'Sivil İtaatsizlik-Siyasal Serhildan' adı verilen yeni
strateji çerçevesinde özellikle "Kürt kimliğini öne çıkarma, Kürtçe eğitim ve öğretim
yapılması" gibi eylemlerin planlandığı belirtildi. Yücelen, "Herhangi bir üzücü olayın meydana gelmemesi için önlemlerin alınması gerektiğini"
belirtti.
Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu,
Anayasa'nın 42.maddesi gereğince, eğitim-öğretim kurumlarında, Türkçe'den başka
hiçbir dilin Türk vatandaşlarına ana dili olarak okutulamayacağını ve öğretilemeyeceğini
belirterek " Kürtçe eğitim talebi dilekçelerine olumlu cevap vermemiz mümkün değildir1
dedi. Bostancıoğlu, Anayasa'nın 42.maddesinde "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim
ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez"
hükmü bulunduğunu vurguladı. İçişleri Bakanlığı'nın da verilen dilekçeler
siyasi bir amaca yönelikse, onun için de gerekli işlem yapılır" dedi.
Başbakan Yardımcısı Yılmaz, Kürtçe eğitim
istemlerine ilişkin soruları yanıtladı. Bu yöndeki dilekçelerin Anayasa ve
yasalara göre işleme konulmasının mümkün olmadığını belirten Yılmaz, eylemlere
karşı daha ılımlı davranılması gerektiğini söyledi. MHP Genel Başkanı Bahçeli
ise partisinin grup toplantısında, Kürtçe eğitim istemlerini "tezgah" olarak
nitelendirdi. Abdullah Öcalan'ın yargılanmasından sonra bölücü örgütün strateji
değişikliğine gittiğini anlatan Bahçeli, sıcak terör yöntemi yerine siyasallaşma
taktiklerinin ön plana çıkarıldığını söyledi. Sıradan bir eylem görüntüsü
verilen Kürtçe eğitim kampanyasının aslında planlı bir oyunun parçası olduğunu
kaydeden Bahçeli şu görüşleri dile getirdi: "Bunun yanında dış dünyaya bazı
mesajlar verilmek istenmekte, akılları sıra ülkemizi köşeye sıkıştırma hesapları
yapılmaktadır. Ülkemizin birlik ve dirliği konusunda hassasiyet taşımayan ve
jeopolitik denklemleri dikkate almayan bazı çevrelerin bu tür eylemleri örtülü
biçimde de olsa meşru görme ve gösterme gayreti içinde olmaları ayrı bir üzüntü
kaynağı oluşturmaktadır. Ancak, böyle bir anlayışın bölücü yıkıcı unsurların
ekmeğine yağ sürmekten başka bir sonuç doğuracağı unutulmamalıdır."
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, uyum
yasalarında yeniden düzenlenen TCK 312.maddeyi eleştirdi. Selçuk, 312.maddenin
2.fıkrasında yapılacak değişiklikle getirilen 'Kamu düzenini bozma olasılığını
ortaya çıkaracak bir şekilde' ibaresinin, bu suçu, tehlike suçuna dönüştüreceğini
ileri sürdü. Selçuk, şunları söyledi: "'Olasılık' her olayda vardır ve bu madde
kapsamını daraltacağı yerde genişletmektedir. Düzenlemeye 'kamu düzenin bozacak
biçimde' ibaresi eklenmeli"
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, tartışmalı
uyum tasarısıyla, temel değerlerin korunduğunu, düşünce ve anlatım özgürlüğünün
genişletildiğini öne sürdü. Türk, tasarıyla ilgili yoğun eleştirilerden sonra
ise, düzenlemeyle özgürlüklerin genişletilmesi yönünde mütevazı da olsa bir adım
atıldığını vurgulayarak, " Bu benim kişisel tasarım değildir. Ancak varabildiğimiz
mutabakat bu yöndedir" dedi.
Türkiye, bir polis devleti oldu. Bütün
sivil toplum örgütlerinin başı şantaj altında. Sesini duyurmak için sokağa dökülen
vatandaş "açım" dediği zaman üçer beşer
alınıp götürüldü. Bu iktidarın polis devleti uygulaması sonunda vatandaş,
kendini yaktığı zaman hastane yerine hapishaneye götürüldü. Sonrada insan
haklarından Kopenhag kriterlerinden, AB'den bahsediliyor. Soruyorum size, Türkiye
nezaman bu boyutlara ulaşmıştı.
CNN Türk'te yayınlanan "Eğrisi Doğrusu"
programında, Taha Akyol'un sorularını yanıtlayan Ecevit, Kürtçe eğitimin bölücü akımın tertibi olduğunu vurgulayarak, çocuk
ve gençleri kullandığını ve bunun onlar açısından da zararlı olacağını söyledi.
Ecevit, Kürtçe televizyonla ilgili olarak da, teknolojik gelişmelerin denetimi
zorlaştırdığını dikkate alarak, çağın gerçeklerine uygun bir çözümün gecikmeden
bulunması gerektiğini kaydetti.
AİHM'de Türk yargıç Rıza Türkmen, 'Mini
Demokrasi Paketi'nde yer alan TCK 312.maddeye ilişkin öngörülen değişikliğin
yetersiz olduğunu söyledi. Değişikliğin Avrupa hukuku ile tam olarak uyum göstermediğini
belirten Rıza Türkmen, "312.maddeye 'şiddet kullanma' unsuru eklenseydi o zaman
AİHM ile tam bir uyum içinde olacaktı. Ancak şimdiki öngörülen değişiklik biraz
da hakimlerin bu maddeyi nasıl uygulayacağına bağlı olarak olumlu ya da olumsuz
olacak"dedi.
Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal
Haklar Sözleşmesi, Genelkurmay, Dışişleri Ve Adalet Bakanlığı'nın süzgecinden
geçmesine karşın Meclis'e takıldı. Meclise sevk edilen tasarıda sözleşmenin sakıncalı
maddelerine çekince konulduğu açıkça ifade edilmesine karşın, MHP ve DSP'li
milletvekilleri, 'Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerine aykırı' olduğu gerekçesiyle
onay vermedi. BM'nin 50.yılda sözleşmeleri imzalayın' çağrısıyla imzalanan 1966
tarihli sözleşme, AB'nin orta vadeli siyasi kriterleri arasında. Sözleşmenin
2002 sonuna kadar meclis'ten geçmesi gerekiyor. TBMM'ye sevk edilen tasarıda sözleşme,
BM Anlaşması'nın 1 ve 2.maddeleri esas alınmak kaydıyla onaylandı. Bu sayede Türkiye'nin
kendi mevzuatı sözleşmenin üstünde tutuldu. Bununla da yetinilmeyerek şu çekinceler
konuldu:imza atmakla, aynı sözleşmede imzası olan Kıbrıs Rum Kesimi tanınmış
anlamına gelmez.-Azınlıklar konusunda Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası hükümleriyle belirlenen haklar saklı tutulacak.- Başka dillerde yayın
konusunda Türkiye Tevhid-i Tedirsat Kanunu'nun dışına çıkmayacak. -Sözleşmede
yer alan 'self determinasyon' kavra Türkiye tarafından 'halkın kendisini temsil
ettiği bir yönetim şekli cumhuriyet ve demokrasi' olarak algılanmıştır. Başka
tanımlar tanınmaz. TBMM'de Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İlişkiler Komisyonu'nda
ele alınan sözleşme alt komisyona sevk edildi. Komisyonun MHP'li üyesi Mesut Türker,
"AB istedi diye boyumuzu ve cinsiyetimizi de değiştirelim olsun bitsin. Üniter
devlet yapımızı bozacak bu sözleşmeye geçit yok" dedi. Türker'e MHP'li Orhan Şen'in
yanı sıra DSP'liler de destek verdi. AKP'li üyeler ise anlaşmanın onaylanmasını istedi. Türker, "Dışişleri
Bakanı İsmail Cem gelip bilgi versin" diyerek tartışmayı kapadı.
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, işkence
olaylarında savcılarında sorumluluğu bulunduğunu belirterek, "Savcılar bu
sorumluluklarını daha fazla yerine getirmeliler" dedi.
Türkiye'nin, Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne bildiri yollayarak, OHAL bölgesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
(AİHS) 5.maddesini askıya alan beyanını geri çektiği bildirildi. Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Diriöz, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin terörle mücadelenin
yoğunluk kazandığı 1990'lı yılların başında 6 Ağustos 1990 tarihinde, AİHS'nin
gözaltını düzenleyen 5.maddesinin
uygulanmasını askıya aldığını hatırlatarak, "Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne
hükümetimiz adına yapılan bir bildirimle OHAL bölgesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
5.maddesini askıya alan beyanımız geri çekilmiştir. Askıya alma beyanımızın
geri çekilmesi, ülkemizde demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve insan hakları
alanında kaydedilen gelişmelerin anlamlı bir göstergesidir" diye konuştu. Gözaltı
süresinin 4 güne indirildiğini hatırlatan Diriöz, "Böylece bu konuda, Türk
mevzuatının AİHM içtihatlarına uygunluğu sağlanmıştır. Artık, askıya alma beyanımızın
gerekçesi de ortadan kalkmıştır" dedi.
İnsan haklarından sorumlu devlet bakanı
Nejat Arseven, uyum yasaları kapsamında TCK'nın 312 ve 159.maddelerinde yapılmak
istenen düzenlemeye katılmadığını
bildirdi. Öngörülen düzenlemenin mevcut halden daha kötü olduğunu belirten
Bakan Arseven, "Yanlıştan dönmek erdemdir" dedi. Bakan Arseven, tasarıların bu
haliyle yasalaşması halinde uygulamada sıkıntılar doğacağını ifade etti. "inşaalah
hakkımızın yüksek beklentilerine cevap verilerek gerekli düzenlemeler yapılır"
diyen Arseven, şöyle devam etti: "Bu maddelere şahsen ben katılmıyorum. Bu
maddeler bu haliyle geçerse yarın Türkiye'nin geleceği ile ilgili AB'yle karşı
karşıya geldiğimizde Kopenhag kriterlerinin siyesi ayağına uymadığını
belirtecekler; bu da bizi zor duruma
sokacak"
DÜNYA İNSAN HAKLARI RAPORU
Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü
(RSF), 2001 yılında bütün dünyada gazetecilerin kısıtlamalarla karşı karşıya
kaldığını bildirdi. Görevi başında geçen yıl 31 gazetecinin öldüğü;
tutuklamaların, tehditlerin, saldırıların ve sansür olaylarının sayısının arttığı
kaydedilen örgüt açılamasında şu ifadeler yer aldı: "Çok sayıda ülkede
(Bangladeş, Eritre, Haiti, Nepal, Zimbabve vb.) koşullarda belirgin bir kötüleşme
gözlendi. Basın özgürlüğü konusunda ise çok az rejim iyileşme kaydetti. 2001'de,
Afganistan'daki savaşı izleyen 8 gazeteci, 11 Eylül'de Dünya Ticaret Merkezi'ne
düzenlene saldırılarda 1 gazeteci ile Kuzey İrlanda, Ukrayna, Kosova İspanya,
Kolombiya ve Haiti'de de gazeteciler öldürüldü. 2000'de 329 gazeteci tutuklanırken
2001'de tutuklanan gazetecilerin sayısı 489'a çıktı. RSF'ye göre
hapishanelerinde en fazla sayıda gazeteci bulunana ülkeler arasında İran başı çekiyor
İran'ı Myanmar, Çin, Eritre ve Nepal izliyor.
Arap dünyasının ünlü gazetelerinden Aşhark
el Evsat artık Lübnan'da sansürden geçecek Lübnan Devlet Başkanı Emile Lahud'un bir suikast girişiminden
kurtulduğu yolunda haber yapan gazetenin 3 Ocak günkü sayısı ancak yetkililerin
sayfaları tek tek 'Başka sakıncalı haber var mı' diye aramalarının ardından satışa
sunuldu.
Kanadalı Uluslararası Sorunlar Hukukçusu
David Jacobs, "ABD'nin Küba'daki Guantanamo Askeri Üssü'ne uçaklarla getirilmesi süren Taleban ve El
Kaide tutsaklarına çok kötü davrandığını
ileri sürdü, "Sakalları kesilen, ağızları bantla kapatılan ve başlarına çuval
geçirilen tutsakların, Afganistan'dan kaçırıldığı" suçlamasını yapan Kanadalı
hukuk adamı, "ABD hükümetinin Afgan hükümetinin egemenliğini umursamadığını"
bildirdi. Jacobs, "Tutsakların sakallarını kesen ABD'nin Müslüman inanca
intikam duygusuyla hakaret ettiğini ve tutsakların Küba yolculuğuna çıkarken
morfinli iğnelerle uyuşturulmasının da uluslararası yasaları çiğnediğini"
bildirdi.
İnsan Hakları İzleme Komitesi'nin
(Human Rights Watch), 2002 raporunda Türkiye'ye yönelik suçlamalara yer verdi.
Komite, 66 ülkede insan hakları uygulamalarını değerlendirirken, Eylül ayında
yapılan Anayasa reformu sırasında Türkiye'nin;idam cezası ve ifade özgürlüğüne
ilişkin sınırlamaları yürürlükte bırakarak önemli bir fırsatı kaçırdığını öne sürdü.
Türkiye'de dinin ve ordunun rolüne ilişkin resmi görüşe karşı çıkanların hapse
konulduğu iddia edilen raporda, askeri mahkemelerin ifade özgürlüğü sınırlamaları
kapsamında sivilleri yargıladığı savunuldu. RTÜK'ün radyo ve TV'leri kapattığı,
BBC World Service ve Duetsche Welle yayınlarının 'ulusal güvenlik' gerekçesiyle
yasaklandığı kaydedildi. Türban yasağının katılaştığı öne sürülürken işkence ve
kötü muamelelerin arttığı iddiası da aktarıldı. Raporda eski TBMM İnsan Hakları
Komisyonu Başkanı Sema Pişkinsüt'ün gözaltına alınan çocuklarının yüzde 90'ının
işkenceye tabi tutulduğu açıklamasına da dikkat çekildi. Gözaltındaki kadınlara
cinsel taciz suçlamalarına yer verilen raporda işkence yapanlar için
dokunulmazlığın sürdüğü kaydedildi. F Tipi Cezaevlerinde gardiyanların
disiplini sağlamak için tutukluları vurduğu iddia edilirken, 250 binden fazla Kürt
köylüsünün evlerine dönmediği, sivillere yönelik siyasi cinayetlerin sürüdüğü
savunuldu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, ABD'nin,
petrol kaynaklarını garanti altına almak için, Suudi Arabistan'daki hak
ihlallerine göz yumduğunu duyurdu. Merkezi, Washington'da olan örgütün hazırladığı
raporda, krallıkta on yıllardır meydanda olan insan hakkı ihlallerinin, politik
reform vaatlerinin gerçekleşmemesi sebebiyle, halen devam ettiği belirtildi.
Suudi Arabistan'dan en kısa zamanda reformlar gerçekleştirilmesi istenen
alanlar ise; kadın hakları, ifade ve toplantı yapma özgürlüğü ve adalet olarak
sıralandı.
ABD:Chicago'da bir
mahkeme yakınları silahla öldürülen kişilerin silah şirketleri hakkında dava açabileceğini
bildirdi. Silahlı kişilerce öldürülen bir polisin ailesi ile 4 ayrı silahlı
saldırı kurbanının yakınları
Smith&Wesson'un da aralarına bulunduğu bir grup silah şirketi hakkında dava
açmıştı. Chicago'daki temyiz mahkemesinin kararı olayda kullanılan silah ve kurşunların
üreticisi hakkında dava açılmasına olanak tanıdı.
Baltimore/Washington havaalanında 17 yaşındaki
bir kızın başörtüsünü çıkarmadığı için polisin müdahalesine maruz kalması,
Amerikan-İslami İlişkiler Konseyi'nin
tepkisine neden oldu. Konsey,
Delta Airlines ve Northwest Airlines'ı kınarken, son dönemde havaalanlarında 12
Müslüman kadının başörtüsünü çıkarmaya zorlandığını, havaalanlarında 170 ırkçılık
vakasının yaşandığını duyurdu.
ABD'nin Missouri eyaletinde cinayetten
suçlu bulunan bir Vietnam Savaşı gazisi
idam edildi. Potosi Cezaevi sözcüsü , 52
yaşındaki James Johnson'un idam cezasının zehirli iğneyle infaz edildiğini söyledi.
ABD'de düzenlenen 11 Eylül terör saldırılarından
6 gün sonra Ohio eyaletinin en büyük
camisine aracıyla saldıran kişi 5 yıl hapse mahkum edildi. Olayla ilgili
davada, 29 yaşındaki Eric M. Richley, hırsızlık , gözdağı verme ve yıkıcılıkla
suçlandı. Cleveland'deki İslam Merkezi'ne
aracıyla girerek 90 santimetre uzunluğundaki duvarı yıkan, 3 sütunu
deviren ve sonunda aracıyla bir fıskiyenin üzerinde durabilen Richley suçunu
kabul etti.
ABD Afganistan'da ele geçirdiği Taliban
ve Kaide örgütü esirlerini dünyanın öbür ucundaki Küba'ya gönderirken,
uluslararası hukukun ayaklar altına alması endişeleri artırıyor. 13 Ocak gözlerden
uzak Guantanamo Üssü'ne nakledilen 30 esirle birlikte Küba'daki toplam esir sayısı
50'yi buldu. Uluslararası Kızılhaç Örgütü başta olmak üzere pek çok kurum ve
uzman Washington yönetimini savaş esirlerinin haklarını gözeten Cenevre
Konvansiyonu'nu saptırmakla suçluyor. ABD'nin
toplam 414 esiri bulunduğunu açıkladı. İkinci kafiledeki esirler de
ilkindekiler gibi zincirli ve gözleri bağlı şekilde 27 saat yol kat etti. 12
bin 800 km yıl gittikten sonra Küba'ya varan ikinci kafiledeki her esire
ilkindeki gibi iki muhafız eşlik etti. İkinci
esirlerin ilklerden farkı, burun ve ağzı kapatan ameliyat maskeleri de takıyor
olmalarıydı. Bunun gerekçesi olarak bazılarının verem olması gösterildi.
Amerikalı general Michael Lehnert ise ilk kafiledekileri 'en belalılar' diye
niteledi. ABD'nin yöntemleri de tartışma konusu. Esirlerin sakallarının nakil öncesinde
kesilmesinin Cenevre Konvansiyonu'nun savaş esirlerinin dini haklarını gözeten
maddesinin çiğnenmesi şeklinde yorumlanabileceği öne sürülüyor. ABD bunu hijyen
gerekçesiyle yaptığını belirtmişti. Kızılhaç ayrıca 361 esirin tutulduğu
Kandahar'daki Amerikan üssündeki durumun da konvansiyonun ihlali anlamına gelebileceğini belirtti. Zira
esirlerin mahremiyeti dikkate alınmıyor ve hepsi dondurucu soğukta korunmasız.
Ayrıca mahkumların gözlerini kapatmak 1984 tarihli işkenceyi ve insanlık dışı
muameleyi önlemeye yönelik konvansiyona da aykırı. Aynı şekilde zorla sakal kesmek
1966 tarihli medeni ve siyasi haklar hakkındaki uluslararası anlaşmanın ihlali şeklinde
de yorumlanabilir.
ABD'de başörtülü bir kadın Chicago'daki
O'Hare Ulusal Havaalanı'nda uçağa binmeden önce çırılçıplak soyulup üzerinin
aranmasından ötürü yetkililere dava açtı. Amerikan Ulusal Özgürlükler Birliği(ACLU)
ile işbirliği yaparak Illionis Ulusal Muhafızları ve O'Hare Ulusal Havaalanı
yetkililerine dava açan Samar Kaukab, "Sadece
başörtülü bir Müslüman olduğu için böyle bir muameleye maruz kaldığını" savunuyor.
Bu tür aramalar genellikle uyuşturucu kaçakçısı olduğundan şüphelenen kişilere
uygulanıyor. Kaukab ve ACLU üyesi Harvey Grossman, Chicago'da bir brifing düzenleyerek
davayla ilgili basına bilgi verdi.
ABD'nin terörle savaş kapsamında esir
aldıklarını Küba'daki Guantanamo Üssü'nde insanlık dışı koşullarda tutmasına
karşı ilk hukuki mücadele başlatıldı. Amerikalı sivil hak savunucularının oluşturduğu
bir grup, bir ABD bölge mahkemesine, Bush yönetiminin tutukluları Amerikan
mahkemelerinde yargılayarak resmen suçlaması gerektiği yönünde dilekçe verdi.
Tutukluların bu şekilde tutulmasının Cenevre Sözleşmesi ve ABD Anayasası'nı
ihlal ettiğini belirten dilekçe, ayrıca tutukluların Guantanamo'dan başka üslere
olası naklinin de durdurulmasını istiyor.
ABD ordusu, Müslüman ülkelerde görev
yapan Amerikalı kadın askere uygulanan, İslami kurallara uygun giyinme
zorunluluğunu kaldırdı. Kısa süre önce ABD'nin en yüksek rütbeli kadın savaş
jeti pilotu Yarbay Martha McSally'nin kıyafet kısıtlamasına karşı dava açmıştı.
Bunun üzerine ABD Merkez Komuta şefi General Tommy Franks, bir talimat yayınlayarak,
artık Müslüman ülkelerdeki kadın askerin çarşaf giymek zorunda olmadığını
duyurdu. Ancak talimatta kadın askerin bu kıyafetleri sürdürmesi 'hararetle tavsiye edildi.'
ABD, Küba'daki Guantanamo donanma üssüne
naklettiği Taliban ve Kaide esirlerini uluslararası hukuk yerine, kendi yasalarıyla
yargılamakta ısrarlı. Washington, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin (IRCR) üsse
bir teftiş ekibi göndermesine izin verdi, ancak IRCR'nin, hapis koşullarıyla
ilgili rapor 'gizli' kalacak. Hazırlanan rapor doğrudan ABD'ye sunulacak bu
durum, IRCR ekibinin hangi hukuki temele göre görev yaptığı ve söz konusu
raporun 'ne işe yarayacağı' konusunda soru işaretleri yarattı.
ABD'nin Georgia eyaletinde bir
soygun sırasında güvenlik görevlisini öldüren
62 yaşındaki mahkum zehirli iğneyle idam edildi. 1976 yılındaki soygun sırasında
Columbus bölgesinde Bill Watson adındaki görevliyi öldüren mahkum Ronald
Spivey, son sözlerinde kurbanın ailesinden özür dileyerek, ölüm cezasını eleştirdi
ve "Cezaevi'nde farklı bir insan olduğunu" söyledi.
ABD'nin Florida eyaletinde, bir güzellik
salonu sahibini öldürmek suçlamasıyla 1984 yılında ölüm cezasına çarptırılan ve
17 yıldır cezanın infazını bekleyen 50 yaşındaki Juan Roberto Melendez, avukatının
dosya dolabında şans eseri bulunan, aynı suçla ilgili başka bir kişiye ait bir
itirafın bulunması üzerine serbest bırakıldı. Hiçbir maddi kanıta dayanmadan 18
yıl süreyle Cezaevi'nde, üstelik ölüm cezasının infaz edilmesini bekleyerek
tutulan Puerto Rikolu göçmen işçi Melendez, Florida, Rainford'daki cezaevinden
salıverilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yapılan bu hatanın hiç bir meblağ
ile tazmin edilemeyeceğini söyledi.
Chicago kentindeki North Park Üniversitesi'nin
yayın organında Hz. Muhammed'e hakaret
edilmesi, Müslüman öğrenciler tarafından protesto edildi. Üniversitenin North
Park Press adlı gazetesinde yer alan ve misyoner eğitimi alan Benjamin
Seerberger'in yazısında, Hz. Muhammed ile İslam'ı rencide edici sözlere yer
verildi. Okul yönetimi, gazetedeki yazıyı savunarak, ABD'de ifade özgürlüğü
olduğunu, herkesin düşündüğünü yazarak yayınlayabileceğini açıklarken
gazetedeki yazıya karşılık bir Filistinli öğrenci tarafından hazırlanan
makaleyi ise yayınlanmadı.
ABD'de yayımlanan Wall Streeet Journal
(WSJ) gazetesinin Pakistan'da bulunan ve geçen çarşambadan beri kayıp olan
muhabirini kaçırdıklarını öne süren bir grup gazeteye, 4 fotoğrafla birlikte
yolladıkları e-mailde "Muhabirimizi, ABD'deki tutsaklar gibi gayri insani koşullar
altında tutuyoruz" mesajını verdi. 38 yaşında olan ve gazetenin Güney Asya büro
şefliği görevini yürüten Daniel Pearl'ün, gazeteye gönderilen resimlerin
birinde kafasına silah dayandığı görülüyor.
North Park Üniversitesi'nin yayın organı
North Park Press adlı gazetede Hz. Muhammed'den "terörist" diye sözedildi.
Benjamin Seerberger imzalı yazıda, "İslamiyet terörle doğmuştur" iddiasında
bulunuldu. Yazıda, Hz. Muhammed hakkında "kervanları soyduran eşkıya terörist" şeklinde
iftiralar atıldı.
Merkezi ABD'de bulunan, 2 İslami vakıf,
ABD yönetimini anayasal hakları çiğnendiği gerekçesiyle mahkemeye verdi.
Chicago'daki bürolarına baskın düzenlenen, mal varlıklarına el konan ve
hesapları dondurulan Uluslararası Hayırseverler
Vakfı ve Küresel Yardım Vakfı'nın avukatı, Hazine Bakanlığı, FBI, Adalet Bakanı
John Ashroft ve Dışişleri Bakanı Colin Powell'dan davacı oldu.
ABD'de 22 yıl önce81 yaşındaki bir kadını
öldürmekten idama mahkum edilen 48 yaşındaki Stephen Wayne Anderson'un, ABD'nin
Californiaeyaletindeki San Quentin
hapishanesinde zehirli iğneyle idam edildiği bildirildi. Anderson'un, hapiste
kaldığı süre içinde yazdığı şiirleri PEN yazarlar grubu tarafından iki kez ödüllendirilmişti.
Oklahoma eyaletinde ise mücevher dükkanında soygun yaparken dükkan sahibini öldürmek
suçundan idam cezasına çarptırılan bir mahkumun cezasının zehirli iğneyle infaz
edildiği infaz edildiği bildirildi. John Joseph Romano adlı idam mahkumu, 1985'de
soygun amacıyla girdiği Oklahoma City'deki mücevherleri ve kurbanının parasını
alarak kaçmıştı.
ABD'de yaşayan Müslüman bir kadın, çarşaf ve peçeli fotoğrafı
yüzünden sürücü belgesine el konulması üzerine
Florida eyaletini mahkemeye verdi. 11 Eylül sonrasında terör önlemleri çerçevesinde
ehliyet için peçesiz fotoğraf çektirmesi istenen 34 yaşındaki Sultaana Freeman,
"Peçeli resim çektirmek benim yasal hakkım" diyerek mahkemeye başvurdu.
Freeman, sürücü belgelerine sadece gözlerini açıkta bırakan peçeli fotoğraflarının kabul
edildiğini belirterek, "Sonradan fikir
değiştirdiler. Geçen Kasım ayında yüzüm açık fotoğraf çektirmemi istediler. Ben yabancılara yüzümü
göstermem" dedi. Florida Eyalet Yasası'na göre ehliyet için "yüzünü tam olarak
gösteren renkli vesikalık fotoğraf" verilmesi gerekiyor. Otoyol Güvenliği ve
Motorlu Araçlar Dairesi Sözcüsü Robert Sanchez açıklamasında, "Biz bu yasaya
uygun davranmak zorundayız" dedi.
AFGANİSTAN:Başkent Kabil
yakınlarında mayın patlaması sonucu 8'i çocuk olmak üzere 14 kişi yaşamını
yitirdi.
ALMANYA:Almanya'da yaşayan
Murat Bayrak isimli emekli bir işçi , AİHM'de açtığı davayı kazandı. Türkiye ve
Almanya vatandaşı olan ve şu anda Bonn kentinde yaşayan 1918 doğumlu Bayrak bir
banka ile kredi sorunundan doğan anlaşmazlık yüzünden Almanya'da açtığı davanın
8 yıldan fazla sürmesi sonucu AİHM'e başvurmuştu. AİHM, dava süresinin uzunluğu gerekçe gösterilerek yapılan başvuruda,
Almanya'nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
6.maddesinin 1.fıkrasını ihlal ettiği kararına vardı. Almanya, AİHM
kararı gereği Bayrak'a mahkeme masrafları da dahil olmak üzere toplam 25 bin
mark ödeyecek.
Almanya'nın Karlsruhe kentinde bulunan
Federal Anayasa Mahkemesi, kurban edilen hayvanların uyuşturulmadan
kesilebileceğine hükmetti. Bir Türk vatandaşının konuyla ilgili talebini görüşen
mahkeme, Müslümanların kendi inançlarına göre kurban kesebileceklerini açıkladı.
AZERBAYCAN:Azerbaycan'da
siyasi mahkumların affedilmesine ilişkin yasa tasarısını Devlet Başkanı Haydar Aliyev nihayet onayladı.
Çıkan af kararından 86 siyasi mahkum
yararlanacak Adalet Bakanlığı'ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada, Aliyev'in
af kararını onaylamasının hemen ardından 57 mahkumun serbest bırakıldığı, 29
tutuklunun da cezalarının hafifletildiği bildirildi.
AVUSTRALYA:Avustralya'nın
güneyinde, mültecilerin tutulduğu en geniş ve en yalıtılmış merkez olan Woomera
Merkezi'ndeki 834 mülteciden çoğu Afgan olan 186'sı-36 tanesi 18 yaşın altında
olan-, resmi süre dolmasına karşın sığınma taleplerine halen bir yanıt
gelmemesi üzerine açlık grevine girmişlerdi.
Bu mültecilerden 70 kadarı dudaklarını kapalı kalacak şekilde dikerken, diğerleri
deterjan içerek eylemelerini sürdürdü.
Avustralya'da insanlık dışı koşullar
altında hapsedilen mültecilerin mücadelesi sürüyor. Çoğunluğu Afgan olan mültecilerin
eylemleri, üç kampa yayıldı. Kamplardan birinde düzenlenen protesto gösterisinde
biri ağır 2 kişi yaralandı. Woomera kampında kalan 200 kadar mülteci, ellerinde
"ya özgürlük ya ölüm" yazılı pankartlarla çatıya çıktılar. Bu sırada kamptan kaçmaya
çalışanlar oldu. Göçmen Dairesi'nden bir yetkili, olaylarda bir mültecinin,
dikenli tellere tırmanırken ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldığını, ayrıca
bir kamp görevlisinin de yaralandığını söyledi
Avustralya'nın mültecilerden sorumlu
bakanı Philip Ruddock'un bildirdiğine göre, ülkenin güneyindeki Woomera mülteci
kampında, çoğunluğunu Afganların oluşturduğu yaklaşık 240 mülteci, iki haftadır
sürdürdükleri açlık grevini hükümet yetkilileriyle varılan anlaşmanın ardından
sona erdirdiler. Hükümetin, mültecilerin sığınma taleplerini daha net bir tavırla
ele alınıp inceleneceğine ilişkin taahütte bulunmasına karşın, açlık grevi
eylemi sürdürenlerin Güney Avustralya çölünde yer alan Woomera'dan daha merkezi
bir bölgeye taşınmaları talebine bir çözüm getirilmedi. Ruddock, yaptığı açıklamada,
bazı koşullar altında, Woomera'nın kapatılıp, burada tutulan mültecilerin başka
yerlere aktarılabileceğini söylese de, bu koşullar tam olarak açıklanmadığından
durum henüz netlik kazanmadı. Başta Kızılhaç örgütü olmak üzere ülkedeki insan
hakları kuruluşları ve kilise liderleri, hükümetin göçmen politikasını eleştirerek
Woomera kampının yalnızca acil durumlarda kullanılmasını, başvuruları
incelemeye konulmayan mültecilerin uzun süre yalıtım altında tutulmalarının
insan haklarına aykırı olduğunu belirttiler.
BATI
ŞERİA:Batı
Şeria'nın Nablus kenti yakınlarında yer alan Yahudi yerleşim birimi Şavei Şomron'da,
Filistinlilerin açtığı ateşte bir İsraillinin öldüğü, bir diğerininse yaralandığı
bildirildi.
Batı Şeria'da, 18 Ocak'ta son olarak
Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın mahsur kaldığı Ramallah'taki resmi
binasının çok yakınında meydana gelen çatışmada 22 yaşındaki bir Filistinli
hayatını kaybetti. Böylece 28 Eylül 2000'den beri ölenlerin sayısı 1148'e yükseldi.
BELÇİKA:Belçika'da Brüksel
Ceza Mahkemesi, internette ırkçı
fikirler savunan ve yabancı düşmanlığı yapan 25 yaşındaki bir Belçikalıyı
1 yıl hapis cezasına mahkum etti. Thiebault V. isimli Belçikalı, İnfoine şirketi abonesi olarak internetten
katıldığı diyalog ve tartışma forumlarında ırkçı fikirler savunarak diğer
abonelerin ve katılımcıların tepkisini çekti. Şirket tarafından uyarılan Belçikalı tavır değiştirmeyince,
mahkemeye verildi. Ceza Mahkemesi, hakkında 1 yıl hapis ve 12 bin 400 Euro para cezası verdiği Belçikalı'nın
derhal tutuklanmasını emretti.
Belçika'nın Charleroi bölgesinde, bir
yol kenarında bulunan cesedin üzerinden Türkiye pasaportu çıktığı açıklandı.
Charleroi kentinin Seneffe bölgesinde bulunan ve başında kurşun yarası olan
ceset üzerinde yapılan araştırma sonuçları gizli tutuluyor.
1982'de Filistinlilere yönelik Sabra
ve Şatila katliamlarıyla ilgili Belçika'da
açılan savaş suçu davası İsrail Başbakanı Arile Laron'un peşini bırakmıyor. Brüksel
İstinaf Mahkemesi, katliamdan kurtulan 23 filistinlinin açtığı davayı
görmeyi kabul edip etmemeye dair vereceği kararı erteledi. Ancak Şaron'un
avukatlarının davanın reddine yönelik talebini de geri çevirdi. Mahkeme karar günü
olarak da 6 Mart'ı açıkladı.
Belçikalı bir senatör, havaya uçan
otomobilinde ölen aşırı sağcı Lübnan milislerinin eski lideri Elias Hubeyka için,
"Sabra ve Şatila katliamı konusunda söyleyecekleri vardı ve kendisini tehdit
altında hissediyordu" dedi. Belçikalı senatör Josy Dubie, Lübnan'da yaptığı görüşmede
Hubeyka'nın, 1982 Sabra ve Şatila katliamına katılmadığını ve suçsuzluğunu gösterecek
kanıtlara sahip olduğunu söylediğini anlattı.
BOSNA
HERSEK:Bosna
Hersek'te yüksek mahkemenin serbest bıraktığı beş Cezayirli ile bir Yemenli'nin
Amerikan askerlerine teslim edilip Guantanamo Üssü'ne götürülmesinin yarattığı öfke
seli durulmuyor. Bosna hükümeti yasal davrandığını söylese de, Boşnaklar ve
insan hakları örgütleri aynı fikirde değil. BM İnsan Hakları Komisyonu'nun
Saraybosna ofisini yöneten Madeleine
Rees, "İnsan hakları öncelik olmaktan çıktı. İnandırıcılığımızın zerresi kalmadı"
diye yakınıyor. Yüksek mahkeme yargıçlarından Vlado Adamoviç, "Bir vatandaş
olarak söyleyebileceğim, bunun ekstra hukuki bir süreç olduğudur" diyor. Sıradan
vatandaşları ise Avrupa ülkeleri terör zanlılarını teslim etmezken hükümetlerinin
bunu yapmasını içlerine sindiremiyor. Ve ABD savaş suçluları Sırp liderler
Radovan Karaciç ile Ratko Mladiç'i yakalamazken, zamanında beşi Bosna vatandaşı
olmuş Araplara neden bu muamelenin reva görüldüğünü soruyor. Ama hükümet, gereğini
düşünüp, altı Arap'tan vatandaşlık statüsünü geri aldı. Hükümet, iç savaşta dünyanın
dört bir yanından yardıma koşan müslümanlara 1995 barış anlaşmasının ardından
vatandaşlık vermişti. ABD'nin Kaide'nin uyuyan hücresi olduğunu savunduğu altı
Arap içinde asıl zanlı, Cezayirli Bansayah Belkacem. 1995'te Bosna'ya gelen
Belkacem, geçen son baharda Kaide'nin üst düzey ismi Ebu Zübeyda'yla defalarca
telefonda görüşmekle suçlanıyor.
CAMMU
KEŞMİR:silahlı
kişiler yaptıkları saldırıda, bir Müslüman ailenin 11 ferdini öldürdü. Polis
Pakistan sınırı yakınında Müslüman nüfusun yoğun olduğu dağlık Poonch bölgesindeki
Mendhar'da düzenlenen saldırıda ölenlerden 8'inin çocuk olduğunu açıkladı.
CEZAYİR:Cezayir bağımsızlık
savaşında binlerce Cezayirliye işkence yapan, yüzlercesini de yargısız katleden
Fransız General Paul Aussaresses, aynı şartlar altında yine işkence yapabileceğini
söyledi. General Aussaresses, geçen yıl yayınlana 'Cezayir Özel Hizmetleri
1955-1957' isimli kitabında sadece kendisinin 24 gerilla zanlısını öldürdüğünü,
kendi döneminde 3 bin zanlının kaybolduğunu itiraf etmişti. Kitabı dolayısıyla
yargılanan Aussaresses 6.500 dolar ödemeye mahkum oldu. Bu tür bir yargılamanın
ilk kez yapıldığı Fransa'da verilen ceza sembolik olarak nitelendiriliyor.
Kitabı yayınlayan kitabevi ise 13.000 dolar ödemeye mahkum edildi. General
Aussaresses,mahkemedeki savunmasında, işkencenin 'faydalı' olduğunu ve hiçbir pişmanlık duymadığını
belirtmişti. Hareketlerinin meşru olduğunu iddia eden Aussaresses, 'Bugün olsa
yine işkence yaparım, mesela Usame bin Ladin'e' dedi.
ÇİN:Çin yeni yıla
adeti olduğu üzere idam dalgasıyla girdi. 2991'deki idam furyasını tamamlamak için
son haftada 40 mahkumu birden öldüren Pekin yönetimi, ayrıca Çin takvimine göre
şubatta başlayacak yeni yıla değinde
idam çarklarını hızla döndürecek.
Çin yönetiminin Doğu Türkistan Müslümanlarına
yönelik baskıları akıl almaz boyutlara yükseldi. Ramazan bayramının bütün İslam
dünyasında olduğu gibi 16 Aralıkta
kutlanmasını yasaklayan Pekin yönetimi, 18 yaşından küçüklerin camiye
girmelerini de yasakladı.
EKVADOR:Hükümetin gaz
fiyatlarını artırmasına yönelik protestolar sırasında bir öğrenci vurularak öldürüldü.
FİLİSTİN:Gazze Şeridi'ndeki
Beni Süheyla köyünde Filistinli mültecilerin kaldığı çadırda çıkan yangında 5 çocuk
öldü.
Filistin gazetesi El-Kudüs, 2001 yılı içinde
İsrail işgal birlikleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinli
çocuk sayısının 240 olduğunu bildirdi.
Gazete, 28 Eylül 2000 tarihinde başlayan son Filistin İntifadası'nda öldürülen
Filistinlilerin dörtte birinin çocuk olduğunu yazdı. İntifada boyunca, 1000'den
fazla Filistinli katledilmişti. Filistin Çocuklarını Koruma Derneği'nin
verilerine dayanan El-Kudüs, öldürülen çocukların 228'inin Gazze Şeridi'nde,
geri kalanın ise Batı Şeria'da katledildiğini belirtti.
İsrail uçaklarının Gazze kentine düzenlediği
bombardımanda 12 Filistinli hafif yaralandı.
İsrail güçlerinin,Filistin kontrolünde
bulunan Batı Yaka'daki Tel köyüne yaptıkları baskında bir Filistinliyi şehid
etti.
Filistinli bir militanın İsrail'in
kuzeyinde Hadera'da bir partiye düzenlediği ve altı kişinin öldüğü baskına
cevaben, Batı Şeria'da Filistin yönetimi binalarını kuşatan İsrail ordusu
Filistin'in Sesi radyosunun ana binasını havaya uçurdu.
Refah mülteci kampında 70 evi yıkan İsrail
tank ve buldozerleri, Gazze havaalanında işnaşındaydı. Daha sonra Refah'a yönelerek
kentin içlerinde üç km. ilerleyen tanklar, kente giden tüm yolları tuttu.
Gazze Şeridi'nde 24 Ocak günü meydana
gelen patlamada 2 Filistinli öldü.
İsrail yoğun intihar saldırılarına
maruz kalan Kudüs'teki işgalini daha da somutlaştırıyor. 1967 Savaşı'nda
Arapların olan Doğu Kudüs'ü işgal ve ilhak eden İsrail, Filistinlilerin Kudüs'e
girip çıkmasına getirdiği bin bir engelin üzerine güvenlik önlemlerinden oluşan
bir duvar inşa ediyor. Başbakan Ariel Şaron'un kabul etmesiyle güvenlik
kabinesinin onayına sunulan 'Kudüs'ü sarmalama planına göre, Batı Şeria'daki
Filistinlilerin Kudüs'e, Doğu Kudüs'te yaşayanların da Yahudilerin yaşadığı Batı
Kudüs'e girişi engellenecek. Plan çerçevesinde üç semavi dinin kutsal kenti Kudüs, gözetleme kuleleri,
elektronik kameralar, siperler ve kontrol noktalarıyla çevrilecek. Kuşatmaya
Filistinlilerin gelecekte başkentleri gördükleri Doğu Kudüs'te dahil olacak.
HİNDİSTAN:
Hindistan'ın
kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde, bir köye baskın düzenleyen Bodoland
Uluslararası Demokratik Cephesi'ne (NDFB) mensup ağır silahlı militanlar, 9'u
kadın 2'si çocuk toplam 16 kişiyi öldürdüler.
İRAN:İran'da
cinayetten suçlu bulunarak idama mahkum edilen bir kişinin cezası halk önünde
infaz edildi. Cumhuri İslami gazetesinin haberine göre, geçen yıl hırsızlık için
girdiği evde 28 yaşındaki kadın öğretmeni öldürmekten suçlu bulunan 22 yaşındaki
kişi, batıdaki İlam kentinde asılarak idam edildi.
İran'da yayınlanan "Gozareş-e Film" adlı
sinema dergisi kapatıldı. Nevruz gazetesinin haberine göre, Tahran Basın
Mahkemesi yargıcı Said Murtazevi, dergi hakkında, "kamuoyunda kargaşa yaratmak"
suçlamasıyla geçici kapatma kararı verdi. Aynı yargıç daha öncede Sinema ve
Cihan adlı sinema dergisini yalan bilgi yayınlama ve kamuoyunda kargaşa yaratma
gerekçesiyle kapatmıştı.
İNGİLTERE:İngiltere'nin
başkenti Londra'daki sıkı disipliniyle tanınan Belmarsh Cezaevi'nde tutulan sanık
Müslüman mahkumlara kötü muamele yapıldığı öne sürüldü. Sanıkların avukatları
tarafından ortaya atılan iddialar The Observer Gazetesi'nde geniş biçimde yer
alırken, cezaevi yönetimi iddiaları yalanladı. Terör sanıkların avukatı Gareth
Peirce, gazeteye yaptığı açıklamada, sanıkların havalandırma ve benzeri haklarının
ellerinden alındığını, sürekli kapalı tutulduklarını ve kötü muameleye maruz
kaldıkları belirtirken, tutukluluk koşullarını "barbarca" olarak nitelendirdi.
Peirce, "Bu kişilerin diğer tutuklu ve hükümlülerin kullandıkları bütün hakları
ellerinden alınıyor, bir başka deyişle, beton ve demirden yapılmış tabutların içine
diri diri gömülüyorlar. Neden yasal sürecin işlemediğini sorduklarında da
kendilerine 'Yasanın polise onları yargılamadan ömür boyu gözaltında tutma hakkı
verdiği' yanıtı veriliyor" dedi.
İSRAİL:İsrail
askerleri, Filistinli İnsan Hakları savunucusu Mustafa Barghouti, Avrupalı barış eylemcileriyle basın toplantısı yaptıktan
sonra gözaltına alındı. Barghouti'nin gözaltına alınma nedeninin, İsrail işgalindeki
Doğu Kudüs'e izinsiz girmek olduğu belirtildi.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi yakınlarındaki
Kerem Şalom kibutcuna (kolektif çiftlik) giren polis üniformalı
Filistinlilerin, İsrail askerlerine düzenlediği saldırıda 4 askerin öldüğünü açıkladı.
2 İsrail askerinin de yaralandığı saldırıda ölenlerden birinin subay olduğu
belirtildi.
İsrail ordusu, 16 aydır devam eden kanlı
çatışmaların başladığı 28 Eylül 2000 tarihinden beri ilk kez Batı Şeria'nın
Tulkarim kentini tamamen işgal etti. İsrail tank ve askerlerinin Tulkarim
kentinin büyük kısmını işgal etmesinin ardından meydana gelen çatışmada 1
Filistinli öldü, 9'u da yaralandı. Filistinli kaynaklar tarafından yapılan açıklamada,
19 yaşındaki Haldun Marik'in, kafasından vurularak öldürüldüğü belirtilirken diğer
9 Filistinli'nin ise yaralandığı kaydedildi.
İsrail'in Hadera kentinde bir
Filistinli'nin düğün salonuna düzenlediği saldırıda 7 kişi öldü, 33 kişi
yaralandı. İsrail ise Tulkarim bölgesini bombaladı. F-16 saldırılarında
Filistinli bir polis öldü, 40 kişide yaralandı.
Başkent Tel Aviv'de düzenlenen intihar
saldırısında 3'ü ağır 26 kişi yaralanırken Filistinli militan öldü.
İsrail'e yönelik üçüncü intihar saldırısı, Kudüs'ün kalabalık Yafa Caddesi'nde meydana geldi. Değişiklik
ise, Filistinli intihar bombacısının ilk kez kadın olmasıydı. Kadın militan
kendisiyle birlikte bir İsrailli erkeği öldürürken, ikisi ağır 40 kişiyi
yaraladı
İsrail'in 'şahin' Başbakanı Ariel Şaron,
Filistin Yönetimi lideri Yaser Arafat'ı 20 yıl önce elinde imkan varken öldürmediğine
yanıyor. 1982'de İsrail Savunma Bakanı olarak Lübnan'ı işgal eden İsrail
ordularını yönlendiren Şaron, Maariv gazetesiyle görüşmesinde, "Arafat'ın Lübnan'da
temizlenmesine kara verilmişti. Ondan kurtulmadığımıza üzgünüm" dedi. İsrail
orduları o tarihte Beyrut'u kuşatmış, Arafat ise Tunus'a kaçmıştı.
İsrail, ırkçılığa teşvik ettiği gerekçesiyle
Filistinlilerin saldırı düzenlediği bölgelerde
toplanarak, Arap karşıtı sloganlar atmayı yasakladı. Adalet Bakanlığı açıklamasında,
İsrail Başsavcısı Elyakim Rubinstein'ın, ifade özgürlüğü çerçevesinde "Araplara
ve terörist saldırılara hayır" gibi sloganların atılması yönündeki isteği yasadışı
bularak geri çevirdiği bildirildi. Irkçılığı teşvik eden bu sloganları atan kişilerin,
suçlu bulunmaları halinde 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacağı
belirtildi. Ayrıca, onlarca yedek İsrail askeri, İsrail'i Filistin'den çekilmeye
ve Yahudi yerleşimlerini kaldırmaya zorlayan bir dilekçeyi imzalayarak. Batı Şeria
ve Gazze Şeridi'nde hizmet etmek istemediklerini bildirdiler. Eylem grubunun sözcüsü Amit Moshiaç, 500 askerin desteğine sahip
olduklarını söyleyerek, işgalin bitmesi ve yerleşimcilerin çıkmasından başka
tercih olamayacağını belirtti. Dilekçeciler, her görevi yerine getireceklerini,
ama işgal ve baskı amaçlı görevlerin bu amaca hizmet etmediğini açıkladılar.
KOLOMBİYA:Gerillaların düzenlediği
saldırılarda 11 polis ve asker öldürüldü.
LÜBNAN:Başkent Beyrut'ta
meydana gelen şiddetli patlamada, Lübnan'lı eski bakan ve İsrail yanlısı sağcı
Hıristiyan milislerin eski şefi Elias Hubeyka öldü. Eski Enerji Bakanı Hubeyka'nın
evinin önündeki otomobili, büyük bir gürültüyle
infilak etti. Bölgedeki güvenlik güçlerinden alınan bilgiye göre, Hubeyka'dan
başka 3 kişi daha patlamada can verdi. Ölen diğer kişilerin, Hubeyka'nın
korumaları olduğu sanılıyor. Civar binalarda büyük hasar meydan geldi., yangın çıktı.
Hıristiyan milislerin eski lideri Elias Hubeyka, İsrail Başbakanı Ariel Şaron
ile birlikte, 20 yıl önceki Lübnan iç
savaşının nefret uyandırıcı eylemi olarak nitelenen Sabra ve Şatila katliamlarından
sorumlu tutulan isimlerden biri. Humeyka, İsrail'in 1982 yılında Beyrut'a düzenlediği
saldırıda, Sabra ve Şatila Filistin mülteci kamplarında İsrail komutası altında,
çocuklar da dahil yüzlerce kişinin katledilmesinde rol alan aşırı sağcı "Lübnan
Güçleri" milis grubunun liderliğini yapıyordu. Hubeyka, Sabra ve Şatila
katliamlarına ilişkin "emirleri yerine getiriyordum" ifadesini kullanmıştı.
NİJERYA:Silahlı
militanların bir köye yaptıkları misilleme saldırısında ilk belirlemelere göre
20 kişi öldü. Ülkedeki Müslüman "Hausa-Fulani" kabilesi adına Hıristiyan Dagwom
Turu köyüne saldıran 50 ağır silahlı militanın, 20 kişiyi de yaraladıkları
belirtildi.
NORVEÇ:Geçen yıl 26 Ocak'ta Oslo'nun Holmlia semtinde
neonaziler tarafından bıçaklanarak öldürülen 15 yaşındaki Benjamin Hermansen'in
üç katilinin yargılandığı dava sonuçlandı. 3 Aralık 2001'de başlayan ve Norveç
tarihinde bir ilk olan davada, Savcı Berit Sagfossen, 20 yaşındaki Joe Erlin
Jahr için 21 yıl, 22 yaşındaki Ole Nicolai Kvisler için 19 yıl 4 ay ve 18 yaşındaki
Veronica Andreassen içinde 2.5 yıl ceza istemişti. Mahkeme kararına göre Jahr
16 yıl, Kvisler 15 yıl, Andressen içinse 3 yıl hapis cezası aldı.
PAKİSTAN:Pakistan
Devlet Başkanı Perviz Müşerref, ülkesindeki islamcı grupları suçladığı konuşmasının
ardından, İslami cemaatlara ve eğitim kurumlarına karşı başlattığı geniş çaplı
operasyonları sürdürüyor. Pakistan polisinin ülkede yasaklanmış Müslüman gruplara mensup 1500'den fazla kişiyi
daha tutukladığı bildirildi.
RUSYA:
Rus
askerlerinin Tsatsan-Yurt köyüne gece boyunca açtığı ateşte, 6 sı kadın biri
bebek 10 kişinin öldüğü duyuruldu.
Kosova'da İbrahim Rugova'nın Kosova
Demokratik Birliği (LDK) partisine mensup bir milletvekilinin öldürüldüğü
bildirildi. Kosova'daki BM misyonu sözcüsü Andrea Angeli, Arnavut kökenli Smajl
Haydaraj'ın evinin önünde öldürüldüğünü belirtti.
ÜRDÜN:Maan kentinde,
17 yaşındaki bir gencin gözaltında kuşkulu şekilde ölümünü protesto eden yüzlerce
kişi, bir karakolu ateşe verdi.
VİETNAM:Vietnam'da 2'si
uyuşturucu kaçakçılığında suçlu bulunan
6 kişi idam edildi. Ülkenin güneyindeki
Hoşiminh Kenti'nde de cinayet ve hırsızlıktan idam cezasına çarptırılan 4 kişinin
cezası infaz edildi.
YUNANİSTAN:
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
4 Ocak
Birleşmiş Milletler, geçen hafta Gardez
yakınındaki Afgan köyüne Amerikan uçaklarının saldırısında 52 sivilin öldüğünü
bildirdi. Amerikalı yetkililer, B-1B ve B 52 bombardıman uçaklarının Taliban ve
El Kaide'nin mühimmat depolarını bombaladığını, saldırıda ölen sivil olmadığını
öne sürmüşlerdi. BM sözcüsü Stephanie Bunker, Kabil'de gazetecilere yaptığı açıklamada,
29 Aralık'ta vurulan köyde Taliban ve El Kaide savaşçılarının bulunduğuna dair delil olmadığını söyledi. Sözcü,
sivillerin öldüğüne dair bilgiyi güvenilir bir kayaktan aldıklarını belirtti. "aileler
52 cesedi teşhis etti" diyen Bunker ölenlerin 25'inin çocuk olduğunu söyledi. Aşiret
liderleri saldırıda 107 kişinin öldüğünü söylemişlerdi.
15 Ocak Cumhuriyet
ABD savaş uçakları Afganistan'ın doğusundaki
Zevar bölgesini bombalamayı sürdürürken bombardımana hedef olan bir köyde 15 kişinin
öldüğü iddia edildi. Nur Ali adlı kişi, Pakistan sınırı yakınındaki Paktia bölgesinin
Zevar yöresinde bombalanan yeraltı tünellerine üç kilometre mesafede bulunan köyüne
3 gün önce bombaların düştüğünü söyledi.
11 Ocak evrensel
11 Eylül saldırılarının ardından gözaltına
alınarak Amerikan cezaevlerine koyulan Suudi Arabistan vatandaşları, kötü
muamele gördüklerini açıkladılar. Serbest kalan Arap öğrenci Adil El Oteibi, geçen
hafta Riyad'a döndükten sonra yaptığı açıklamada, ABD'de havacılık eğitimi görmekteyken
gözaltına alındığını söyledi ve "FBI ajanları Florida'daki evime girdiler,
sanki katilmişim gibi beni yakaladılar ve cezaevine götürmeden önce elimi ayağımı
bağladılar" dedi. Defalarca sorgulandığını
söyleyen Oteibi aleyhine hiçbir delil bulunmadığını da sözlerine ekleyerek, "Bu
tam bir psikolojik savaştı, ancak şikayetçi olmayacağım" dedi.
30 Ocak y. Şafak
ABD askerlerinin Afganistan'da 21 köylüyü
öldürdükleri ortaya çıktı. New York Times gazetesine göre, Kandahar yakınlarında
bir köydeki operasyonda "El Kaide üyeleri değil, Kabil yönetiminin izin verdiği
silah deposunu koruyan silahlı köylülerin öldürüldüğü" belirtildi. Gazete, köyde
21 kişinin öldürüldüğünü yazdı.
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
İşitme sorunu yüzünden Diyarbakır SSK
Hastanesi'nden, Ankara SSK Hastanesi'ne sevk edilen Mekiye Polat adlı kadını, Türkçe
bilmediği için tedavi etmediği iddia edilen Dr. İlker Töral, Ankara Tabip Odası'nca
suçsuz bulundu. 5 uzman doktorun yaptığı soruşturma sonunda, "Töral'ın Mekiye Polat adlı hastanın tanı ve tedavisi süresince
tıbbi etik ve deontoloji kurallarına aykırı bir davranışta bulunmadığı"
kanaatine varıldığı belirtildi. Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Ümit Erkol imzasını
taşıyan Onur Kurulu kararında şöyle denildi:"Doktor onları Kürt kökenli
doktorlara muayene olmaları biçiminde yönlendirmiştir.
Yüksek ses tonu hakaret olarak algılanmıştır. Töral ikinci görüşmelerinde
hastayla iletişiminde biraz sert konuştuğunu kabul etmekle birlikte, ifadesinin
hakaret boyutunda olmadığını dile getirmektedir. Töral'ın 'hastasına din, dil
farklarını gözeterek ayrımcı muamelede bulunan hekim' yakıştırmasını hak edecek
bir davranışının bulunmadığı kanısındayız"
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
Feyzullah Arslan 2001 yılında 2 bin bir
polise çeşitli idari cezalar verildiğini açıkladı. Arslan düzenlediği
basın toplantısında 2001 yılında suç işleyen 310 polise meslekten çıkarma, 14
polise memuriyetten men, 198 polise uzun süreli durdurma, 637 polise kısa süreli
durdurma, 219 polise aylık kesimi, 355 polise kınama, 268 polise de uyarma
cezası verildiğini söyledi. Arslan yeni yılın ilk toplantısını 3 Ocak günü
yapan Disiplin Kurulu'nun ise 37 polisi meslekten çıkardığını, bir polise uzun,
dört polise kısa süreli durdurma, bir polise de aylık kesimi cezası verdiğini açıkladı.
AP muhabiri Charles J. Hanley'in, 'daha
müsamahasız bir dünya' başlığıyla hazırladığı haber-dosyada, terörle mücadelenin
bizzat kendisinin, 'terörizm' kadar endişe konusu olduğu belirtiliyor. 11 Eylül'den
beri hukukçuların fazla mesai yaptığının altı çizilirken, dünyadaki 'terörle mücadele'
adımlarının dökümü çıkarılıyor. ABD:Yabancı terör sanıkları, askeri
mahkemelerde yargılanacak, temyize gidemeyecek ve kimsenin haberi olmadan idam
cezası alabilecek. CIA ve FBI'ın hareket alanı ve bütçesi genişletildi. Halen yüzlerce
kişi, avukatlarıyla görüştürülmeden gözaltında tutuluyor. BRİTANYA:Yeni terör
yasası, polise şüphelileri sorgusuz sualsiz gözaltına alabilme, kişisel kayıtları
izleyebilme yetkisi tanıyor. ALMANYA:Terörizmle bağlantırılan pek çok İslami
grup yasaklanırken, polise kişisel ve kurumsal hesapları, kayıtları rahatça araştırabilme
yetkisi tanındı. İTALYA:Bazı kitapların yayımı, 'uluslararası terörizmi
desteklediği' gerekçesiyle yasaklandı. RUSYA:'Anti Terör' operasyonlarını eleştiren
yayınlara yasak getirildi. Böylece Çeçenya'daki operasyonlar da daha rahat yürütülmeye
başlandı. HİNDİSTAN ve AVUSTRALYA: Terör şüphelilerinin gerekçe gösterilmeden gözaltına
alınmasına, kanıt aranırken gözaltında tutulmalarına ve avukatlarıyla görüştürülmemelerine
olanak tanıyan düzenlemeler yapıldı. SİNGAPUR:Dış temsilciliklerindeki seçim
sandıkları, terörist tehdit gerekçesiyle kapatıldı. Bu olaylar muhalefete
yarayacaktı. DANİMARKA: Yargıçlar, Filistin bayrağıyla gösteri yapanları bile
ceza kapsamına soktu. AB:Terör listesi
hazırlayarak, IRA ve ETA gibi, 'meşrutiyeti tartışmalı' ayrılıkçı örgütleri
listeye kattı. Projeksiyonları arasına, göçmen yasalarını katılaştırmayı aldı.
BM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde çalışan 17 bağımsız hukuk uzmanı sesini yükseltti.
Uzmanlar, terörizmle mücadelenin insan haklarını ihlal etmemesi gerektiğini
duyurdu. ABD'deki uygulamaların kaygı verici olduğu vurgulanırken, 'ABD insan
haklarını ihlal ediyorsa, biz de ederiz' söylemine sığacak ülkeler olabileceğine
dikkat çekildi.