MAZLUMDER
ARALIK 2002 İNSAN HAKLARI
RAPORU
YAŞAMA HAKKI
Faili
Meçhul Cinayetler/Şüpheli Ölümler :
Çatışmalarda
Ölenler ve Yaralananlar:
Sivillere Yönelik Eylemler :
KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ
Kaçırma
ve Kayıplar :
Cinsel Taciz/Tecavüz:
İşkence/İşkence
İddiası :
Çeşitli Amaçlarla Yapılan Baskı ve Tehditler:
Gözaltılar
:
Tutuklamalar
:
Yerleşim
Merkezlerine Yönelik Baskılar :
Cezaevlerinde
Yaşanan Olaylar :
Cezaevlerinde Ölüm :
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ:
İstenen Ceza:
Verilen Ceza:
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Kapatılan/Toplatılan/Yasaklanan Yayın ve Etkinlik :
Gazetecilere Ve Yayın Organlarına Yönelik Baskılar :
Gözaltına Alınana Gazeteciler:
DİN ÖZGÜRLÜĞÜ:
Soruşturma Geçiren/Ceza Alan/Atılan Öğrenci :
Gayrimüslimlere Yönelik Baskılar:
Gözaltılar :
ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ:
Soruşturma Geçiren/Ceza Alan/Atılan Öğrenci :
ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ:
Sivil Toplum Örgütlerine Yönelik Baskılar :
SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER:
ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER
Ölenler :
Yaralananlar:
İşten Atılanlar :
SAĞLIK:
____________________
(*) MAZLUMDER İnsan Hakları İhlallerini İzleme Komisyonu'nca hazırlanmıştır.
MAZLUMDER
ARALIK 2002 İNSAN HAKLARI RAPORU
YAŞAMA HAKKI
FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER/ŞÜPHELİ ÖLÜMLER
1 Aralık 2002 tarihinde Batman'da, Bayındırlık Mahallesi'nde Nurullah Toğuç (15), henüz kimlikleri belirlenemeyen kişilerin şişli saldırısına uğrayarak olay yerinde öldü.
6 Aralık 2002 tarihinde İstanbul Güngören'de, Tozkoparan 19 Mayıs Parkı'nda kafasından vurularak öldürülmüş bir kişinin cesedini buldu. Yapılan ilk kontrolde, üzerinden kimlik çıkmayan bu kişinin travesti olduğu ve tek kurşunla vurularak öldürüldüğü belirlendi.
Karayazı'nın Aşağı İncesu
Köyü'ndeki evinden ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan 25
yaşındaki HADEP üyesi İbrahim Karakaş 6 Aralık 2002 tarihinde, ensesine sıkılan
tek kurşunla öldürülmüş olarak bulundu. (21 Aralık'tan alındı)
7 Aralık 2002 tarihinde Adana'nın Seyhan İlçesi'nde Karslı Köyü yakınlarında, tabancayla vurularak öldürüldüğü tespit edilen ve üzerinden kimliğini belirleyecek herhangi bir belge bulunmayan 18-19 yaşlarında bir gencin cesedi bulundu.
7 Aralık 2002 tarihinde İstanbul Beşiktaş'ta uzun süre denizde kaldığı anlaşılan ve parçalanmaya başladığı belirlenen 35 yaşlarındaki erkeğe ait ceset, olay yerine giden Deniz Polisi'nce kıyıya alındı.
Ankara Üniversitesi Öğretim
Görevlisi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını
kaybetti. Olay, 18 Aralık 2002 tarihinde saat 21.00 sıralarında Ankara
Dikmen Vadisi'nde meydana geldi. Evine giderken kimliği belirsiz kişi veya
kişilerce saldırıya uğrayan 1954 doğumlu Hablemitoğlu'nun olay yerinde hayatını
kaybettiği bildirildi. Olayın polise bildirilmesi üzerine inceleme yapan
uzamanlar, ilk belirlemelere göre Hablemitoğlu'nun kafasına iki merminin isabet
ettiğini tespit ettiler. Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü görevlileri
cinayetin işlendiği noktayı kordon altına alarak delil araştırmasına
başladılar. Emniyet yetkilileri olayla ilgili görgü tanıklarının bulunup
bulunmadığının belirlenmesine çalıştıklarını kaydettiler. Ankara Cumhuriyet
Savcısı Nuh Mete Yüksel de olay yerinde incelemelerde bulundu. Ermeni iddiaları
ve Alman Vakıfları ile ilgili çok sayıda eseri bulunan Hablemitoğlu'nun
uğradığı saldırıyla ilgili soruşturma sürüyor. Olaydan sonra İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu, olayı yakından takip etmeye başladı.
22 Aralık 2002 tarihinde Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi Döküm Bölümünde öğrenim gören Ümit Çapri'nin (20) cesedi Orhanlar Mahallesindeki evinde arkadaşları tarafından bulundu.
22 Aralık 2002 tarihinde Zonguldak'ta, Şükrü Beşe (70) adlı vatandaşın cesedi, Karpuz Mahallesindeki caminin tuvaletinde, görevliler tarafından bulundu.
24 Aralık 2002 tarihinde Ankara'da Sıhhıye çok katlı otoparkın yanındaki Halk Sokak'ın ortasında, üzeri yarı çıplak olan ve dövülerek öldürüldüğü anlaşılan bir kişinin cesedi bulundu. Cesedin üzerinin soyulmuş olması dikkat çekerken, polis şahsın kimliğine henüz ulaşılamadığını açıkladı.
YERİNDE İNFAZ ve İŞKENCE İLE ÖLÜM
Mersin'de, Ataş kavşağı yakınındaki bir hurda deposundan demir çalmak istediği iddia edilen Murat Gezici (16) adlı kişi, bekçi Ramazan K. (41) tarafından pompalı tüfekle vuruldu. Hastaneye kaldırılan yaralı, kurtarılamadı.
Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'ne bağlı Uğrak Köyü'nde, 26 Eylül 2002'de 3 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 kişinin de yaralandığı korucu saldırısı olayı hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan soruşturma tamamlandı. Savcı Abdi Cengiz tarafından hazırlanan iddianamede, Abdulvahap Güçlü, Hasan Güçlü, Zeydin Güçlü, İbrahim Güçlü, Ahmet Güçlü, Emin Güçlü, Zeki Güçlü ve Mehmet Gök hakkında, TCK'nin 448 ve 463. maddeler uyarınca 24 yıl ağır hapis cezası istemi ile dava açıldı.
Oğlunu tekmeleyerek öldüren polislerin yargılanması sonucu hukuk savaşı başlatan Süleyman Cadıroğlu'nun başına gelmedik kalmadı. Polislere soruşturma izni vermeyen Valilik hakkında tazminat davası açan baba Cadıroğlu hakkında, "sahtekarlık yaparak mahkemeyi yanılttığı" iddiasıyla 8 yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açıldı. Van'da işportacılık yapan 16 yaşındaki oğlu Şaban'ın 1999 yılının Ağustos ayında polislerle arasında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine aldığı tekme darbeleri sonucu hayatını kaybettiğini söyleyen Süleyman Cadıroğlu, Valiliğin soruşturma izni vermemesi nedeniyle polisler hakkında 3 yıldır dava açılmadığını kaydetti. Soruşturma izni vermeyen Valilik aleyhine 30 milyar liralık tazminat davası açtığını belirten Cadıroğlu, mahkemeye sunduğu fakirlik belgesindeki imzaların birbirine benzememesi nedeniyle sahtekarlık yaparak mahkemeyi yanılttığı iddiasıyla hakkında dava açıldığını bildirdi. Sorumluları hakim karşısına çıkarma çabası verirken sanık durumuna düşen Cadıroğlu, "Fakirlik kağıdı için muhtar ve iki azanın imzası gerekiyordu. Muhtarın onay verdiği belge, taziyeme gelen iki aza tarafından da imzalandı. Ancak daha sonra imzaların kime ait olduğu tespit edilemedi. Bu yüzden hemen dava reddedildi, hem de hakkımda dava açıldı. Şimdi 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyorum" dedi. Cadıroğlu'nun avukatı Abdulmenav Kıran da, olay sonrasında Adli Tıp Kurumunun ölümle ilgili otopsi raporlarını göndermediğini belirtti. Dosyanın Valilikte bulunması nedeniyle inceleyemediklerini ve soruşturmanın hangi aşamada olduğunu bilemediklerini ifade eden Kıra, "Yasal olarak dosyalara bakmamız gerekirdi. Ancak soruşturma aşaması olduğu gerekçesiyle dosyayı inceleyemiyoruz. Haklarında rapor tutulan polislerin bilgileri de Valilikte. Kaç polisin sorumlu tutulduğunu dahi bilmiyoruz" diye konuştu.
Sarkıntılık yaptığı iddiasıyla 2001 yılının Ağustos ayında gözaltına alınan ve Edremit Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde asılı halde ölü bulunan Özgür Ünal'la ilgili davada, İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubu tarafından hazırlanan alternatif raporda, davada işkence ve kötü muamele suçunun esas alınması istendi. Raporda, liseli Özgür Ünal'ın ölüm sebebinin Adli Tıp raporunda tam olarak açıklanmadığı belirtilerek, konuyla ilgili ciddi endişeler bulunduğu ifade edildi. Raporda, Türk Tabipler Birliğinin konuya ilişkin değerlendirilmesinin de kuşkuları kuvvetlendirdiği vurgulandı. Ünal'ın davasında bakan İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubunda görevli avukatlar, ölümün kuşkulu olduğuna dikkat çekerek, konuyla ilgili soruşturmanın derinleştirilmesini istedi. Avukatlar, Edremit Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapılacak duruşmada, dört polis hakkında görevi kötüye kullanma iddiasıyla açılan davanın işkence ve kötü muameleye dönüşmesi için itirazda bulunacaklarını açıkladılar.
Kamuoyunda Çiftehavuzlar Davası olarak bilinen, 1992 yılında Sabahat Karataş, Taşkın Usta ve Eda Yüksel'in polisler tarafından öldürülmesiyle sonuçlanan infaz davası Yargıtay'dan geri döndü. Operasyona katılan ve "kasten adam öldürmek" suçundan yargılanan 22 polis, haklarında verilen beraat kararı Yargıtay'ca bozulduğu için yeniden yargılanmaya başlandı. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşma öncesinde çok sayıda çevik kuvvet polisi, adliye içini ve çevresini abluka altına aldı. Duruşmaya davalı ve davacı avukatlarıyla haklarında beraat kararı verilen polisler katılmadı.
Malatya İdare Mahkemesi, 29 Kasım 1999 tarihinde minibüsünün PKK militanlarınca kaçırılması üzerine jandarmanın açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Süleyman Ekrem'in ailesinin maddi ve manevi tazminat talebini reddetti. Mahkeme, itirafçıların tanıklarına dayanarak bu kararı aldı. Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi'nin "Olayda ölen Süleyman Ekrem'in yasal bir siyasi partinin mensubu olduğu, PKK'lilerle yakınlığının bulunmadığı anlaşılmıştır. Ölümünden sorumlu bulunan kamu görevlileri saptanarak, kamu davası açılması bakımından takipsizlik kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir" kararını dikkate almayan Malatya İdare Mahkemesi'nin kararı şaşkınlık yarattı. Ekrem ailesinin avukatı Yıldız İmrek, kararı hukuk devleti adına üzücü bulduğunu ifade etti. İtirafçıların, Ekrem'in "PKK'ye defalarca yardım ettiği ve örgüt mensuplarına erzak götürdüğü" iddiasında bulunduğunu belirten Yıldız, Danıştay'a başvuracaklarını, sonuç alamazlarsa AİHM'e gideceklerini söyledi.
Sivas'ın Hafik ilçesinde, "Dur" ihtarına uymayan Nermin Karabulut'un "terörist" sanılarak öldürülmesiyle ilgili açılan davada biri emekli astsubay, 6 jandarma görevlisinin yargılanmasına başlandı. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmada, tutuksuz sanık emekli Jandarma Astsubay Mehmet Elagöz ile öldürülen genç kızın annesi Fadime ve babası Turan Karabulut katıldı. Davanın diğer sanıklarından jandarma görevlileri Fatih İnce, Adem Erdönmez, Levent Tarım, Salih Yıldırım ve Ergün Sungurtekin ise duruşmaya gelmedi. Sanık Mehmet Elagöz, Nermin Karabulut'un, "Dur" uyarısına uymadığını savunarak, "Elinde bulunan sopayı silah zannettik. 'Dur' ihtarına uymayınca, açtığımız ateşte yaralandı. Hastaneye götürdük, ama kurtarılamadı" dedi. Duruşma, eksik belgelerin tamamlanması ve tanıkların dinlenmesi için ertelendi.
ÇATIŞMALARDA ÖLEN VE YARALANANLAR:
ÖLENLER:
Tokat'ta, DHKP/C'ye yönelik sürdürülen operasyonda, örgütün sözde üst düzey sorumlusu olan "Yalçın" kod adlı Celalettin Ali Güler'in ölü ele geçirildiği bildirildi.
SİVİLLERE YÖNELİK EYLEMLER :
Van Iğdır il merkezinde bir grup korucu, Mustafa ve Nurettin Karadağ adlı iki köylüye saldırdı. Saldırıda 5 dişi kırılan Nurettin Karadağ, Iğdır Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
BOMBA
VE MAYIN PATLAMASI
İzmir'in Menemen İlçesi'ne bağlı Asarlık Beldesi'nin Gölcük Mahallesi'nde oturan ve hurda satarak geçimini sağlayan Halit Kaya ve üvey oğlu Abdullah Vahap Doğan, satmak istedikleri havan mermisinin patlaması sonucu parçalanarak hayatını kaybetti.
İstanbul Kartal'da Karlıtepe Mahallesi Fahri Korutürk Caddesi Milangaz Sokak'ta park halinde bulunan, inşaat malzemelerini satan Gazi Zeyrek'e ait 34 UTU 39 plakalı minibüse kimliği belirlenemeyen kişi veya kişilerce bombalı saldırı düzenlendi.
Şırnak'ın Beytülşebbap İlçesi'ne bağlı Bölecik Köyü yakınlarında koyunlarını otlatan bastığı mayının patlaması sonucu elleri ve ayakları kopan 14 yaşındaki Ömer Akdoğan adlı çoban, yaşamını yitirdi.
Tunceli'nin Mazgirt İlçesi'ne bağlı Ataçınar Köyü'nde mayın patlaması sonucu Hatun Yeşiltepe adlı bir köylü yaralandı. Bacağının dizinde aşağısını kaybeden Yeşiltepe'nin hayati tehlikeyi atlattığı öğrenildi.
Şırnak'ın İdil ilçesinde, CHP İlçe Başkanı Şeyhmus Kaplan'ın evine el bombası atıldı.
Tunceli Baro Başkanı Hüseyin Aygün, bölgede patlamamış mermi ve bombalar ile temizlenmeyen mayınların insanların hayatını tehlikeye soktuğunu söyledi. Aygün, yaptığı açıklamada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde, geçmişte yaşanan terör olayları nedeniyle döşenen mayınların temizlenmesini isteyerek, arazide bulunan patlamamış mermi ve bombalarında toplanarak imha edilmesi gerektiğini belirtti. Aygün şunları söyledi: "Patlamamış bomba ve mermiler ile mayınlar nedeniyle çocuklar, yetişkinler, askerler hayatını kaybedebiliyor, üzücü olaylar meydana gelebiliyor. Güvenlik güçleri, döşenen mayınları temizlemeli, patlamamış bomba ve mermileri toplamalıdır. Terk edilen köylere dönüşlerde daha trajik olaylar yaşanabilir."
Adana'daki Türk Amerikan Derneği dil kursunun giriş katına konulan ses bombası patladı. Patlamada binaların camları kırıldı.
Kadıköy'de Yapı Kredi Bankası şubesine atılan molotofkokteyli, maddi hasara neden oldu.
Adapazarı'nda Sakarya Caddesi Bekri Sustan Pasajı'nda faaliyet gösteren Sakarya Taksiciler, Taksi Dolmuşçuları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği lokaline, kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişilerce 2 molotofkokteyli atıldı. Atılan kokteyllerden alev alan bir kişi çevredekilerce söndürüldü.
KİŞİ
ÖZGÜRLÜĞÜ
KAÇIRMA/KAYIP
Muş'un Varto ilçesinde Astsubay Celal Şen ile ıssız bir yerde görüşmeye giden ve daha sonra kendisinden haber alınamayan Sıddık Kaya'nın akıbeti belli değil.
14 Aralık 2002 tarihinde, Rize'de Ramazan Bayramı'nın 2. gününden bu yana haber alınamayan taksici Ahmet Şahin'in cesedinin Artvin'in Hopa İlçesi Sugören Köyü Arıcılar mevkiine yakın bir yerde bulunduğu bildirildi. Taksinin de aynı mevkiinde bulunduğunu hatırlatan emniyet güçleri, kayıp taksici Ahmet Şahin'i kaçıranlardan birinin de yakalandığını bildirdi.
Diyarbakır'da kendisine ateş açan polislerden kaçan Yüksel Bozkurt'tan haber alınamıyor. Bozkurt'un babası Bozan Bozkurt, çocuğunun bulunması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. 26 Kasım günü evine gelen polislerin oğlunu sorduklarını belirten Bozkurt, "Evime gelen ve bana oğlum Yüksel'i soran polislere oğlumun nerede olduğunu bilmediğimi söyledim. Bunun üzerine evimizi aradılar. Ev araması bittikten sonra da diğer oğlum Necdet Bozkurt'u da yanlarına alarak Dicle Emniyet Müdürlüğü'ne götürüler" dedi. Polislere oğlunun aranma gerekçesini sorduğunu belirten Bozkurt, kendisine "Oğlun yasadışı işler ile uğraşıyor, ona üç el ateş ettik fakat ölmedi" yanıtı verdiğini belirtti. Baba Bozkurt, oğlunun daha önce cezaevinde kaldığını belirterek, "Ayrıca oğlum polislerce de gözaltına alınmış ve bize bilgi verilmiyor olabilir" dedi.
Gözaltında ilk "resmi" kayıp olarak kayıtlara geçen Cüneyt Aydınlar için 9 yıl aradan sonra suç duyurusunda bulunuldu. Avukat Naciye Kaplan tarafından İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na yapılan başvuruda, gözaltıyla ilgili inceleme başlatılması talep edilerek, görevli polisler hakkında da soruşturma açılması istendi.
Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde 1 Aralık günü Mehmet Bağru ve ismi öğrenilemeyen bir köylü ile birlikte avlanmak için Cudi Dağı'na giden Silopi Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Mustafa Yılmaz'dan ve Karadeniz Enerji'de görevli elektrik mühendisi Cihat Çatalkaç'tan bir daha haber alınamadı. Olay ile ilgili geniş soruşturma başlatan polisin, her iki köylüyü gözaltına aldığı, köylülerin çıkarıldıkları savcılıkça serbest bırakıldıkları öğrenildi.
Uşak'ın Sivaslı ilçesine bağlı Eldeniz köyünde 12 Aralık'ta ormanda kaybolan 2 yaşındaki Mehmet Kartal, bütün aramalara rağmen halen bulunamadı. Sıcaklığın gece saatlerinde eksi 10 dereceye kadar düştüğünü belirten yetkililer, saat 23.00'ten sonra arama yapamadıklarını ifade etti. Annesiyle birlikte palamut toplamak amacıyla gittiği ormanda, kaybolan küçük Mehmet'in izine halen rastlanamadı. Aradan 50 saat geçmesine rağmen bulunamayan çocuğun çalındığını düşünen anne Asiye Kartal, "Çocuğumun üzerinde siyah pantolon ve kırmızı mont vardı. Eğer kaybolmuş olsaydı, şimdiye kadar ölüsü ya da dirisi bulunurdu. Kesinlikle kaçırıldığını düşünüyorum ancak belki bulurum ümidiyle gece gündüz aramaya devam edeceğim." şeklinde konuştu.
Zonguldak'ın
Ereğli ilçesine bağlı Öğberler beldesinde, define aramaya giden kişilerden iki
yıldır haber alınamıyor. Eşi Mahmut Kızılboğa'yı iki yıldır aradıklarını
belirten 3 çocuk annesi Hatice, inşaatlarda çalışan kocasının "Define aramaya
gidiyorum" diyerek evden ayrıldığını ve geri dönmediğini söyledi.
Kayseri'de 24 yaşındaki Tuba Büyükkeçeci, hastanede muayene olmak için evinden ayrıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı.
F Tipi Cezaevleri'ne yönelik protesto eylemlerine katılan ve birkaç kez gözaltına alınan Eyüp Şahin'den haber alınamıyor.
İHD Gaziantep Şubesi'nde basın açıklaması yapan 23 yaşındaki Mehmet
Görür, 24 Kasım'da sivil giyimli polislerce kaçırıldığını belirtti. Görür, "25
Aralık İlköğretim Okulu" civarında kendilerini polis olarak tanıtan 2 kişi
tarafından kimliğinin sorulduğunu ve sahte olduğu gerekçesiyle Fıat Uno marka
bir araca zorla bindirilerek bilmediği bir yere götürüldüğünü söyledi.
Kendisine ajanlık yapması için para teklifinde bulunulduğunu belirten Görür,
"İHD ve Atılım gazetesine gidip gelmemi ve ne olup bittiğini kendilerine
bildirmemi karşılığında tüm ihtiyacımı karşılayacaklarını söylediler. Bana ve
ailemin başına bir şey gelirse Gaziantep Emniyet Müdürlüğü sorumlu olacaktır"
dedi.
İŞKENCE/İŞKENCE İDDİASI ve KÖTÜ MUAMELE
Batman Cumhuriyet Savcılığı, jandarma karakolunda gözaltında tutulan HADEP üyesi 3 sanığa işkence yaptıkları belirtilen karakolda görevli iki jandarma hakkında kamu davası açtı. Batman Beşiri Jandarma Karakolu'na bağlı askerlerce 7 ay önce yapılan kimlik kontrolleri sırasında bindikleri otomobilde silah bulunduğu belirtilen HADEP üyesi Seyithan Kırar, Mehmet Acar ve Mazhar Çınar gözaltına alındı. Karakoldaki sorgularının ardından çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece KADEK üyesi oldukları iddiasıyla tutuklanan sanıklar Batman Cezaevi'ne gönderildi. Beşiri Jandarma Karakolu'nda göz bağlama, kaba dayak, tazyikli su, falaka ve psikolojik baskı gibi işkence yöntemlerine maruz kaldıklarını belirten sanıklar, avukatları aracıyla Beşiri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. İncelemeyi tamamlayan Beşiri Cumhuriyet Savcılığı görevsizlik kararı vererek, dosyayı Batman Cumhuriyet Savcılığı'na gönderdi. Dosyayı Batman Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderen savcılık, Beşiri Jandarma Karakolu'nda görevli iki jandarma hakkında kamu davası açtı. Batman Ağır Ceza'da yapılan duruşmada sanık jandarmalardan biri ile mağdur avukatları Ümit Kılınç ve Bengi Yıldız hazır bulundu. Mahkeme heyeti, diğer sanık jandarma erinin de ifadesinin alınması için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
Eğitimini tamamlamak amacıyla 13 Eylül 2002'de Arnavutluk'tan Türkiye'ye gelen Erdıt Qendor isimli genç, Eskişehir'e gitmek için Esenler Otogarı'nda beklerken çantasını ve cep telefonunu çaldırdı. Qendor'un başvurusu üzerine polis, Esenler Otogarı'nda hamallık yapan Siirtli B.K. (16) ve otobüs yıkayarak geçimini sağlayan Edirneli Y.B.'yi (17) gözaltına aldı. Otogar Karakolu'na götürülen gençlerle mağdur Qendor yüzleştirildi. Gençlere bakan Qendor, "Emin değilim ama beni soyanlar bunlar olabilir" deyince 2 genç mahkemeye çıkarılıp tutuklanarak Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne konuldu. Haklarında "geceleri gasp" yapmaktan 10 yıldan 20 yıla kadar ağır hapis cezası sitemiyle dava açılan iki genç, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmalarına çıktıklarında ilginç gelişmeler yaşandı. Duruşmaya katılan mağdur Erdıt Qendor, "Beni soyanlar kesinlikle bunlar değil. Beni soyanlar daha iri yapılı ve yaş olarak da daha büyüktüler. Olayın kızgınlığının verdiği dikkatsizlikle, polise, beni soyanların bu gençler olabileceğini söylemiştim. Ama yanılmışım" dedi.. Ancak Mahkeme Heyeti, Qendor'un bu ifadesini dikkate bile almayarak tahliye taleplerini reddetti. Tahliye edilmeyen gençler, duruşmaya getirilip götürülmeleri sırasında dövüldüklerini öne sürerek avukatları İlhami Sayan aracılığıyla Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'nde görevli jandarmalar hakkında suç duyurusunda bulundular. B.K. ve Y.B., "Kötü muamele" gördükleri iddiasıyla yaptıkları suç duyurusunda, sadece mahkemeye geliş-gidişlerde değil, cezaevinde de kötü muameleyle karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekerek şunları kaydetti: "Cezaevine getirildiğimiz ilk gün, daha kapı girişinde jandarma timleri bize tekme-tokat giriştiler. Bir müddet bizi bu şekilde hırpaladıktan sonra elbiselerimizi çıkarmamızı söylediler. Çırılçıplak soyduktan sonra da sopalarla dövmeye başladılar. Sonra da en zor spor hareketlerini yaptırdılar. Son olarak adliyeye gidiş-gelişte de aynı şiddete ve küfürlere maruz kaldık." Avukat İlhami Sayan, müvekkillerinin yargılandığı davada en ufak bir şüphenin dahi, cezanın ortadan kaldırılması için bir sebep teşkil ettiğini, ancak bunun dikkate alınmadığını belirtti. Sayan, mağdur Qendor'un ifadesiyle birlikte müvekkillerinin büyük oranda suçsuz olduğunun ortaya çıktığını savunarak şöyle konuştu: "Bu iki gencin bırakılmaması haksızlıktır. Bunda sanırım şunun da etkisi vardır; son zamanlarda, kapkaç ve gasp olaylarının artması ve bunların daha çok toplumun üst kısmındaki insanları hedef alması, bu sanıkları adeta lanetli hale getirdi. Bu sanıklara karşı yargılama aşamasında bile çok ciddi bir önyargı var. Savcının da hakimin de bu konularda önyargılı davrandığını düşünüyorum. Müvekkillerim de bu önyargının kurbanıdır."
Polisler tarafından evlerine düzenlenen baskında evde bulunan eşyaların tahrip edildiğini belirten Yusuf Uğur, Şırnak Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Uğur suç duyurusunda, arama esnasında evdeki herkese hakaret edildiğini ve evlerinin arama izni olmadan arandığını belirtti.
Konak Kaymakamı Veli Aslan, Alsancak Devlet Hastanesi'nde Yusuf Ertekin adlı hizmetliyi döven polis Seyfi Uysal hakkında açılmak istenen soruşturmaya, "yeterli delil elde edilemediği" gerekçesiyle izin vermedi. Manisa Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okulda hizmetli olarak çalışan Yusuf Ertekin, ehliyet raporu almak için 27 Eylül günü Alsancak Devlet Hastanesi'ne gittiğini belirterek, "Milli Eğitim Müdürlüğü'nden sevkli olduğum halde, hastanede fiş kesilerek para istendi. Buna karşı çıktım ve evraklarımı geri istedim. Bunun üzerine doktorlar hastanede görevli polisleri çağırdı. Polis memuru Seyfi Uysal bana hakaret etmeye başladı. Ben de olayı anlamadan hakaret eden polisi uyardım. 'Benimle düzgün konuş. Ben de senin gibi devlet memuruyum' dedim. Ama o hakaret ederek, üzerime saldırmaya başladı. Hastanede bulunanlar olaya müdahale etti ve beni polisin elinden zor kurtardılar." Saldırı sonrasında yarım saat içinde Adli Tıp Kurumu'na ardından da İzmir Cumhuriyet Savcılığı'na başvuru yaptığını anlatan Ertekin, Adli Tıp Kurumu'ndan iki gün işgöremez raporu aldığını söyledi. Ertekin, suç duyurusunda bulunmak istemesine karşın, savcının kendisini dinlemediğini ifade ederek şöyle devam etti, "Ben ısrarla olay yerine polis gönderilmesini ve olaya şahit olanlar bulunduğunu söylediğim halde savcı bana, 'Gerek yok, biz soruşturma açar, öğreniriz' dedi. Suçun üzeri örtüldü."
Yargıtay, işkence sonucu ölüme sebebiyet verdikleri gerekçesiyle 6 polise verilen hapis cezalarını onadı. Mahkeme, onama gerekçesinde, çağımızda işkencenin insanlık dışı alçaltıcı bir muamele olarak nitelendirildiğini vurguladı. 1993 yılında terör örgütü DHKP-C'nin Ege ve Akdeniz sorumlusu olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Baki Erdoğan'ın işkence sonucu ölümüne sebep olan 6 polis, Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 yıl 6 ay 20'şer gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Karara karşı yapılan temyiz istemini sonuçlandıran Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını onadı. Daire, bu kararında bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan bireyin, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında işkence, onur kırıcı ve aşağılayıcı bir işleme maruz kalmamasının en önemli insan haklarından olduğunu vurguladı. Gözaltına alınan kişinin, devletin güvencesinde olduğunu ve gözaltına alındıktan sonra yapılacak tüm işlemlerde yasal kuralların özellikle devlet görevlilerince gözetilmesi gerektiğine dikkat çekilen kararda, "Çağımızda işkence, insanlık dışı alçaltıcı bir muamele olarak nitelenmekte ve evrensel anlayış ve kabulde bu yönde bulunmaktadır." denildi. Kararda, Anayasa'nın 17. maddesi ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler işkenceyi, diğer zalimane gayri insani, küçültücü ceza ve muameleleri yasakladığı belirtildi. Bu olgulardan, dosyadaki bilgi ve belgelerden yola çıkılarak yapılan değerlendirmede, Baki Erdoğan'ın gözaltı sırasında sorgusunu yapan polislerce işkenceye maruz bırakıldığı ve bunun sonucunda da ölmüş olduğunun kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşıldığı belirtilen kararda, yerel mahkemenin 6 polisi 5 yıl 6 ay 20'şer gün hapis cezasına mahkum ettiği kararının onandığı kaydedildi.
Sigara istediği polis Ahmet Ünlü tarafından vurularak öldürülen Bora Sezik'in ağabeyi ve arkadaşları Beyoğlu Polis Karakolu'na bağlı polislerce gözaltına alınarak dövüldü. Yaşları 12 ile 25 arasında değişen 7 gencin gözaltında tutulduğu 27 saat boyunca maruz kaldığı işkence fotoğraflarla belgelenirken gençler polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayar, insan hakları konusunda duyarlı olduklarını ifade ederek, "Hemen şimdi insan hakları...Bizim ve Türkiye'nin sloganı budur" dedi. AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun, gündem dışı söz alarak işkence iddialarına ilişkin görüşlerini açıkladı. Türkiye'de işkenceyi önleyen Anayasa ve yasa hükümlerinden örnekler sunan Torun, buna karşın gözaltına alınan bütün vatandaşların işkence gördüklerini iddia ettiklerini söyledi. Emniyet güçlerinin sorgulama yöntemleri ve işkence iddialarının gözden geçirilmesini isteyen Torun, "Bütün vatandaşlar karakolda işkence gördüğünü söylüyor. Ya bütün insanlarımız yalan söylüyor veya kolluk güçlerimiz yasa dışı sorgulama yapıyor" diye konuştu. Torun, emniyet kayıtlarında işkencenin nedenlerine ilişkin açıklamalar yer aldığını ifade ederek, bu kayıtlarda emniyet güçlerinin adalet mekanizmasına güvenmediklerinin yer aldığını iddia etti.
Bir kadını birçok kişinin gözleri önünde yerlerde sürükleyen, bir kişiyi de tanınmaz hale getirinceye kadar döven Altındağ TEM polisleri "kötü muamele yapmak" suçundan yargılanıyor. İşkenceye uğrayan İpek Avcı, "olayın şokunu üzerinden atamadığını" söylerken, görgü tanıkları da "Devletin polisi böyle yer basıp, adam kaçırır mı? Demokrasi nerede?" diye soruyorlar. Altındağ TEM polislerinin işkencesine maruz kalan İpek Avcı ve Yener Aslan İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği'ne (ÇHD) başvurdu. İHD ve ÇHD'nin suç duyuruları üzerine, polisler hakkında "kötü muamele yapmak" suçundan Ankara 16. ve 18. Asliye Ceza Mahkemelerinde iki ayrı dava açıldı. 3 polisin yargılandığı iki ayrı davanın birleştirilmesi bekleniyor. 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlayan davada, sanık polisler Yener Aslan'ın "Kendi kendini dövdüğünü, duvarlara başını çarptığını" iddia ederken, müştekiler Aslan ve Avcı da polislerin kendilerine işkence yaptığını söylediler. Polislerin tanığı engin Doğan mahkemedeki ifadesinde "Aslan'ın kendisine yumruk attığını" ileri sürmekle birlikte, işkence mağduru Yener Aslan tanık Doğan'ın da dayak yediğini anlattı. Tanık Engin Doğan'ın okuma yazma bilmemesi de dikkat çekti. Müştekiler, bir dahaki duruşmada tanıklarını getireceklerini beyan ettiler. Duruşma, 30 Aralık 2002 tarihine ertelendi. Polisleri sanık sandalyesine oturtan işkence olayı ise şöyle gelişti; 26 Şubat'ta İpek Avcı'nın Demetevler'deki işyerine gelen Altındağ TEM polisleri, Avcı'nın eski eşi ile ilgili bilgi almak istediler. Ancak, polislerin Avcı'ya yönelik saldırgan davranışları üzerine o esnada işyerinde bulunan Yener Aslan, polislere "kibar olun" uyarısında bulundu. Bunun üzerine daha da saldırganlaşan polisler, Avcı'yı yerlerde sürüklerken, müdahale eden Aslan'ı da feci şekilde dövdüler. Dayakla da yetinmeyen polislerden biri hızını alamayarak işyeri önünde havaya bir el ateş ederek, çevreye de korku yaydı.
Silivri'nin Akören köyünde kendi aralarında ettikleri kavga nedeniyle gözaltına alınan 16 ile 20 yaşlarındaki 7 gencin jandarmada kötü muamele gördüğü iddia edildi. Gençler, Silivri Asile Ceza Mahkemesi'ne kötü muameleye maruz kaldıklarını gösteren doktor raporlarıyla dava açtı. 7 gencin, 3 Eylül'de gözaltına alınarak götürüldüğü Silivri Jandarma Karakolu'nun bodrumunda Uzman Çavuş Aydın Kaçmaz tarafından copla ve ıslak havlu ile dövüldüğü ileri sürüldü. Kötü muamele gördükleri ve kendilerine dayak atıldığı iddiasıyla Silivri Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açan gençlerden F.K. (18), karakolda bodruma indirildiklerini ve Uzman Çavuş Kaçmaz'ın "suç aletini aramak" amacıyla giysilerini çıkarttıklarını ifade etti. F.K., daha sonra ellerine ve ayaklarına copla, ayrıca ıslak bir havlu ile vücutlarının çeşitli yerlerine vurulduğunu söyledi. Gençlerin avukatı Leyla Dilbaz da doktor raporlarıyla kötü muamelenin belgelendiğini belirterek "Gençler karıştıkları kavgadan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar" dedi. Dilbaz, 7 gençten yalnızca 4'ünün davacı olduğunu, diğerlerin korktukları için dava açmak istemediğini kaydetti.
Yargıtay 8. ceza Dairesi, Aydın'da, 1993 yılında DHKP-C'nin Ege ve Akdeniz sorumlusu olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Baki Erdoğan'ın "işkence sonucu ölümüne neden olan" 6 polise verilen 5 yıl 6 ay 20'şer gün hapis cezasını onadı. Yargıtay 8. ceza Dairesi, Aydın 1. Ağır Ceza mahkemesinin, sanık polisler hakkında "işkence ile ölüme sebebiyet vermek" suçundan verdiği mahkumiyet kararlarının temyiz istemini sonuçlandırdı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını oy çokluğu ile onadı. Sanık polisler İbrahim Türedi, Ayhan Erdal, Abdurrahman Çetinkaya, Cahit Sandıkçı, Ali Kumral ve Necmettin Aydın Kaya, infaz yasası hükümlerine göre 2 yıl 2 ay 20 gün cezaevinde kalacaklar.
Van Başkale'nin Bilgeç Köyü'nde ikamet eden Mevlüt Aytekin, bayram harçlığını çıkarmak için 3 Aralık Salı günü 2 keçisini köy minibüsüne bindirerek Van'a harekete etti. Başkale yakınlarındaki Bebleşin Karakolu'nda görevli jandarma minibüsü durdurarak arama yaptı. Arama yapan jandarma veterinerlikten "sağlık raporları" alınmadığı gerekçesiyle Aytekin'in keçelerine el koymak istedi. Keçilerini bırakmak istemeyen Aytekin ile askerler arasında tartışma çıktı. Aytekin, tartışmaların ardından karakola götürülerek yarım saat gözaltında tutulduğunu ve tekme tokat dövüldüğünü iddia ederek, olayın sonrasını şöyle anlattı: "Askerler keçiler için veterinerlikten sağlık raporunu istedi. Ben de '50 milyon lira masrafı göze alamadığım için rapor almadım' dedim. Böyle deyince de hakaret etmeye başladılar, küfür edip bağırdılar. Komutanın emir üzerine de karakol nezarethanesine götürdüler. Burada yaklaşık yarım saat tokat ve dizleriyle vurdular. Bayılana kadar dövdüler. Ben ayıldıktan sonra da oradan geçen bir minibüse teslim ettiler. Keçileri de iade ettiler. Bu sırada da karakol komutanı minibüs sahibine 'Kardeşim bu adamı buradan götür, sağlık-mağlık raporunu istemiyoruz, yeter ki buradan uzaklaştır' dedi. Minibüs sahibinin yardımı ile keçileri yükleyerek Van'a geldim." Kaburgalarında büyük ağrılar olduğunu belirten Aytekin, Bebleşin Karakol Komutanı hakkında savcılığa da suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Karakol yetkilileri ise böyle bir kişinin gözaltına alınmadığını ve olaydan haberdar olmadıklarını söylediler.
Hakkari'de Resul Çiftçi ve Nadir Çiftçi ile birlikte gözaltına alındıktan sonra 22 Kasım günü Asliye Ceza Mahkemesi'nce tutuklanarak Hakkari Kapalı Cezaevi'ne konulan Kemal Ege, gözaltında işkence gördüğüne dair yaptığı şikayet üzerine Hakkari Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Yapılan kontrolde, vücudunun değişik bölgelerinde morarmalara rastlanan Ege'ye, üç günlük "işgöremez" raporu verildi.
Antalya'nın Serik ilçesinde bir ilköğretim okulu müdürünün gözaltına alınması ve ardından öğretmenevi müdürünün dövülmesiyle ilgili olarak İçişleri Bakanlığı tarafından inceleme başlatılırken, Serik Kaymakamı Mehmet Aydın da, polis ve öğretmenler arasında yaşanan gerginlikle ilgili olarak, "Benim endişem ve üzüntüm, camiaların karşı karşıya getirilmesi." dedi. Kaymakam Aydın, 1 Aralık'ta, Cumhuriyet İlköğretim Okulu'na gelen polislere kimlik soran Okul Müdürü Ergin İpteç'in gözaltına alınması ve ona bakmak için karakola giden Öğretmenevi Müdürü Servet Kaş'ın da, polis tarafından dövüldüğünü iddia etmesiyle başlayan olaylar üzerine gazetecilere açıklama yaptı. Olayların, her iki tarafın da hatalarından kaynaklandığını söyleyen Kaymakam Aydın, valilik kanalıyla Mülkiye ve Milli Eğitim'den müfettiş istediğini belirtti. Aydın, "Bu olaylara sebep olanları mutlaka ortaya çıkaracağız. Böyle bir olayın yaşanması büyük talihsizliktir. Emniyet binası içinde görüntülü kayıt sistemi var. Savcılık tarafından inceleniyor. İçeride, küfürleşme ve arbede yaşandığı iddia ediliyor. Bu, araştırılıp ortaya çıkarılacak." açıklamasında bulundu. Öte yandan İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada da olayla ilgili olarak gerekiyorsa soruşturma açılması için mülkiye başmüfettişi görevlendirildiği kaydedildi.
Gözaltında ölen Limiter-İş Sendikası üyesi Süleyman Yeter'in de aralarında bulunduğu 15 kişiye işkence yaptıkları gerekçesiyle 5 yıldır yargılanan 9 polis memurundan 4'üne 11 ay 20'şer gün hapis cezası verilirken, ceza, mahkeme tarafından ertelendi. 5 polis de beraat etti. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasına sanıklar katılmazken, sanık avukatı ve müdahil avukatları hazır bulundu. Mahkeme, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, hakkında işkence yaptıklarının anlaşıldığı için 1'er yıl, bunu birçok kişiye yaptıklarından artırılarak 1'er yıl 2 ay hapis cezasına ve 3 ay memuriyetten men edilmesine karar verdi. Davada hafifletici sebepler bulunduğu gerekçesiyle mahkeme sanık polisler hakkında cezaları 11'er ay 20'şer gün hapis cezasına ve 2 ay 27'şer gün memuriyetten men cezasına çevirirken, sanıkların "bir daha aynı suçu işlemeyecekleri kanaati"yle cezalarını erteledi. Mahkeme kararı, üye hakim Mehmet Uysal'ın, karşı oy gerekçesinde; ceza alan sanıkların işledikleri suçun sabit olduğunu ve bu sanıkların işkenceyi bir yöntem olarak seçtiğinin anlaşılması üzerine suçlarına hafifletici maddeler değil, kuvvetlendirici maddelerin uygulanmasını istedi. Bu aşamadan sonra dava Yargıtay'a götürülecek ve Yargıtay'ın da 1 yıl 3 ay içinde karar vermemesi durumunda dava zaman aşımına uğrayacak. Gözaltında ölen Limiter-İş Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter'in de aralarında bulunduğu 15 kişiye "işkence yaptıkları" iddiasıyla yargılanan 9 polisten 5'i beraat etti. 11'er ay 20'şer gün hapis cezasına çarptırılan 4 polisin de cezası ertelendi. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya sanık polisler katılmadı. Duruşmada kararını açıklayan mahkeme heyeti; Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz adlı polis memurlarını 11'er ay 20'şer gün hapis ve 2 ay 27'şer gün memuriyetten men ceazsına çarptırdı. Ancak, polislerin bir daha suç işlemeyeceği kanaati sebebiyle cezaları ertelendi. Mahkeme heyeti 5 polisin de beraatine karar verdi. Bu karara üye Hakim Mehmet Uysal muhalefet şerhi koydu. Hakim Uysal, suçun sabit olması sebebiyle polislerin cezalandırılması gerektiğini söyledi. Yeter'in avukatı Keleş Öztürk, kararı temyiz edeceklerini belirtti. Davanın sanıkları arasında bulunan Bayram Ali Kartal, Yusuf Öz ve Sedat Selim Ay, "İşkence" suçundan yine İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen başka bir davanın 25 Eylül 2002 tarihli duruşmasında 1yıl 2'şer ağır hapis ve 3 ay 15'er gün memuriyetten men cezasına çarptırılmış ve bu cezaları ertelenmemişti. Limiter-İş Sendikası eğitim uzmanı Süleyman Yeter, 5 Nisan 1999'da gözaltında ölümünden kısa süre önce emniyette işkence gördüğü iddiasıyla sanıklardan şikayetçi olmuştu.
İçişleri Bakanlığı başmüfettişlerince, Serik Emniyet Müdürlüğü'nde Serik Öğretmenevi Müdürü Servet Kaş'ın polisler tarafından tartaklandığı yönünde başlatılan soruşturma kapsamında, Serik İlçe Emniyet Müdürü Selman Kerimoğlu ile polis memuru Mehmet Atasiper açığa alındı.
Ankara'da 6 Kasım'da Yüksek Öğretim Kurulu'nu protesto gösterilerinde yaşanan öğrenci olaylarıyla ilgili polis müfettişlerinin sunduğu raporu inceleyen Ankara İl İdare Kurulu kararını verdi. Kurul, müfettişlerin polisleri suçsuz bulan kararının aksine iki Çevik Kuvvet polisinin Veli Kaya adlı öğrenciyi gözaltına alıp depoya götürmelerinde anlaşıldığını, bu sebeple yargılanmaları gerektiğini belirtti. YÖK protestosu sonrasında polisin olaylara müdahale tarzı yoğun eleştiriler almış, Emniyet Genel Müdürlüğü de polisin olaylara müdahale tarzını incelemek üzere soruşturma açmıştı. Soruşturma sonrasında müfettişler, Veli Kaya'yı dövdüğü öne sürülen polisleri değil, Kaya'yı serbest bırakan polis müdürünü suçlu bulmuştu.
YÖK'ü protesto gösterisinde, 6 Kasım 2002'de, polisler tarafından dövüldüğünü belirten Veli Kaya, Ankara Valiliği İl İdare Kurulu'nun konuyla ilgili kararına Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nde itiraz etti.
Ankara Genelevi'nde seyyar satıcı olan Haydar Durmaz'a 17 Ağustos 2002 tarihinde işkence yapan polislerden Tayfun Nalçakar ve Ali Gültepe'nin yargılandığı davaya 16 Aralık'ta Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmada, sanık polisler ile Durmaz'ın avukatı İmam Buğu hazır bulundu. Duruşmada, sanık polislerin gösterdiği tanıklar dinlendi. Tanıklardan Çetin Acar, olay tarihini tam olarak hatırlayamadığını belirterek, olayı anlattı. Acar'ın ifadesi üzerine Mahkeme hakimi, "Polislerin dövüp dövmediğini biliyor musun? Olayın tarihini hatırlamıyor musun?" sorusunu yöneltti. Acar da, "Günümü tam bilmiyorum, ama Durmaz'ı ben dövdüm" dedi. Tanık Ahmet Aslan'a da, mahkeme hakimi "Yaz mıydı, kış mıydı biliyor musun?" diye sordu. Aslan da, "Bilmiyorum, ben şimdi hangi ayda olduğumu da bilmem" dedi. Tanık Erol Boz da, polislerin Durmaz'ı dövmediğini ileri sürdü. Duruşmada söz alan Durmaz'ın avukatı İmam Buğu ise "Dinlenen tanıkların hepsi o çevrede iş yapan kişilerdir. Ticari işleri nedeniyle polislerin etkisi altındadırlar. Tanık beyanlarını kabul etmiyoruz" dedi. Duruşma eksikliklerin giderilmesi için 6 Şubat 2003 tarihine ertelendi.
İran'a geçtikleri için jandarma tarafından gözaltına alınan Hakkarili Resul Çiftçi, Nadir Çiftçi ile Kemal Ege, Pasaport Kanunu'na muhalefet ettikleri gerekçesiyle para cezasına çarptırılıp serbest bırakıldı. Ancak bu kez Hakkari Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınıp sorgulandı. Sorgunun ardından üç kişi 22 Kasım'da çıkarıldığı Hakkari Asliye Ceza Mahkemesi'nce "PKK/KADEK'e yardım ve yataklık ettikleri" gerekçesiyle tutuklanarak Hakkari Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Hakkari Devlet Hastanesi'nden üçer gün iş göremez raporu alan tutuklular kendilerine işkence yapan polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Hakkari savcılığı da suç duyurusu üzerine her üç tutukluyu savcılığa çıkararak "müşteki" olarak ifadelerine başvurdu. Hakkari Kapalı Cezaevi'nden Bitlis Cezaevi'ne konulmak üzere Van Kapalı Cezaevi'ne geçici olarak sevk edilen tutuklular 7 Aralık akşamı yakınlarını cezaevinden telefonla arayarak, Van ve Hakkari'den gelen iki ayrı polis ekibinin, suç duyurusuna ilişkin ifadelerinin geri alınması için kendileriyle görüşmek istediğini ve baskı altında olduklarını açıkladı. Tutuklu yakınlarından Musa Çiftçi cezaevinden gelen telefon üzerine Van Kapalı Cezaevi müdürü ve savcı ile görüştüğünü söyledi. Cezaevi müdürünün, polislerin cezaevine geldiğini doğrularken, savcının ise böyle bir gelişmeden haberdar olmadığını söylediğini belirten Çiftçi, yakınlarının bilinçli olarak Van Cezaevi'nde tutulduğunu ileri sürdü. İHD Van Şube Başkanı Abdulvahap Ertan da, iddialar üzerine Van Kapalı Cezaevi yetkilileriyle görüştü. Ertan, yetkililerin, polislerin cezaevine geldiğini doğruladığını ancak, tutukluların gelen sürpriz ziyaretçileri kabul etmek istememesi üzerine görüşmenin gerçekleşmediğini ifade etti. Polis, işkence şikayetinden vazgeçme çabaları sürdürürken Hakkari savcılığı, yürüttüğü soruşturmadan takipsizlik kararı verdi. Savcılık 6 Aralık tarihli takipsizlik kararının gerekçesinde, "Sanıkların cezaevine girdikten sonra Hakkari Devlet Hastanesi'nden aldıkları raporlar kollukla ilişkili raporlar değildir" denildi. Avukat Mikail Demiroğlu, savcılığın takipsizlik kararının kaldırılması için Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz edeceklerini söyledi. Dosyada işkence raporları bulunduğu halde takipsizlik kararı verildiğine dikkat çeken Demiroğlu, hazırlık evrakının eksiklerle dolu olduğunu kaydetti. Av. Demiroğlu, "İşkence yapan polislerin ne isimleri var ne de ifadeleri alınmış. Savcı ifadeleri almadan böyle bir kararı veremez. Dosyada suç duyurusuna muhatap olarak da 'Hakkari Emniyet Müdürlüğü TEM Şube personeli' diye geçiyor."
Burdur Cezaevi'nde 5 Temmuz 2000'de yaşanan kanlı operasyona katılan gardiyanların yargılanmasına izin verilmedi. Operasyonda, hükümlü Veli Saçılık'ın kolu bir iş makinesiyle koparılmış, kopuk kol Isparta'da bir köpeğin ağzında bulunmuştu. Tutuklu ve hükümlüler uğradıkları işkence ve kötü muameleyi fotoğraflarla kamuoyuna duyurmuşlardı. Operasyonla ilgili olarak avukatlar iki yıl önce Burdur Cumhuriyet Savcılığı'na 117 infaz koruma memuru hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Yürütülen soruşturma sonucunda bu kişilerin yargılanmasına gerek olmadığına karar verildi. Hazırlık evrakında, operasyon öncesinde ve sonrasında hükümlülere kötü muamele yapıldığı, kadın hükümlülere tecavüz edildiği iddialarının araştırıldığı belirtilerek, operasyondan önce tutukluların mahkemelere gitmemesi nedeniyle operasyonun gerçekleştiği ve infaz memurlarının görevlerini aşan davranışlarda bulunmadığı iddia edildi. Karar metninde, "Yapılan geniş çaplı soruşturma sonucunda olay sırasında muhtelif aşamalarda görev alan cezaevi görevlilerinin iddiaları doğrulayacak biçimde görev sınırlarını aşarak gerek operasyon sırasında, gerekse operasyon sonrası hükümlülerin sevk işlemleri sırasında isyana katılanlara karşı fena muamele yaptıklarına, kadın hükümlülere tecavüz ve cinsel tacizde bulunduklarına ilişkin hiçbir delil elde edilememiştir" denildi. Burdur Valiliği de 2001 yılında operasyonda görevli jandarmaların soruşturulmasına izin vermemişti. Valilik, operasyonda, "hukuki ve insan haklarına duyarlı bir biçimde" davranıldığını ileri sürerek, kopan bir kolu, tutukluların tecavüze uğradığı yönündeki ifadelerini ve kamuoyuna ulaşan işkence fotoğraflarını delil olarak kabul etmemişti. Burdur Savcılığı da valilik ile aynı şekilde davranarak, iddialar hakkında delil olmadığını savundu.
Kızıl Bayrak dergisi okuru Levent Atasert'in 16 Aralık günü kaçırılarak işkence gördüğü açıklandı. Dergi tarafından yapılan açıklamaya göre olay şöyle gelişti: Atasert saat 10.00'da evinden çıkarken kimliği belirsiz dört kişi tarafından zorla arabaya bindirilerek, gözleri bağlı bir şekilde tenha bir yere götürüldü. Burada kendisine resimler gösterildi ve sorular soruldu. 14.00'e kadar da işkence yapıldı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in; aralarında DHKP-C ve PKK'lıların da bulunduğu 99 mahkumu affetmesine rağmen, sağ tarafı tamamen felçli olan Cengiz Sarıkaya hakkında af yetkisini kullanmaması dikkat çekiyor. Hayali İslami Hareket Örgütü elemanı olarak tutuklanıp daha sonra gözaltında işkence sonucu komalık edilen, şu anda sağ tarafı felçli olan ve konuşması dahi anlaşılmayan Cengiz Sarıkaya; ceza verilmesine rağmen, Cumhurbaşkanı Sezer tarafından hala affedilmedi. 7 Eylül 2001 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada Cengiz Sarıkaya'nın hakkındaki hükmün temyiz aşamasında olduğunu ve kararın kesinleşmediğini açıklayan Cumhurbaşkanı Sezer'in, müebbet hapis cezasına çarptırılan Cengiz Sarıkaya'nın dosyasını hala incelememesi dikkat çekici bulunuyor.
Yeniden Özgür Gündem'in dağıtımcısı Murat Şen, polis tarafından kendisine işkence yapıldığını söyledi. Murat Şen, Şahinbey İlçesi'ne bağlı Yukarıbayır Mahallesi'nde polisler tarafından gözaltına alındığını söyledi. Şen, olayı şöyle anlattı: "Cumartesi akşamı eve dönerken kendilerinin polis olduğunu söyleyen birkaç kişi tarafından gözlerim bağlanarak bilmediğim bir yere götürüldüm. Polisler duvarlara pankart astığımı söylüyorlardı. Gazete dağıtımcısıyım, asla böyle bir şey yapmadım, dedim. İki gün boyunca gözlerim kapalıydı ve işkence yapıldı." Şen, 23 Aralık, sabahı serbest bırakıldığını ifade etti.
Zamanaşımının son kurbanları gözaltında işkence gören ve kamuoyunda "2. Manisa Davası" olarak bilinen 11 genç. Skandal üstüne skandalin yaşandığı dosya ile ilgili olarak esas hakkındaki mütalaasını veren savcı, 5 ay önce zamanaşımı dolan davanın düşürülmesini istedi. Savcı, dava dosyasına ek mütalaa ile adı eklenen ve bu nedenle zamanaşımı dolmayan başkomiser M.S'ye ise bir kişiye işkence yapmaktan ceza verilmesini talep etti. Dosya kapsamında yargılanan M.S'ye ilişkin zamanaşımı ise 14 Nisan 2003 tarihinde dolacak. Gözaltında 11 gence işkence yaptıkları Adli Tıp raporlarıyla da belgelenen 6 polisin yargılandığı davaya İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. İlginç gelişmelerin yaşandığı davanın 25 Aralık günü yapılan celsesinde savcı, dava kapsamında yargılanan 5 polis hakkındaki suçlamanın zamanaşımı dolduğu için düşürülmesini istedi. Oysa davanın zamanaşımı 5 ay önce dolmuş ve o dönemin bu durumu gündeme getiren avukatlara mahkeme heyeti, zamanaşımını dava dosyasına ek mütalaa ile adı eklenen M.S. üzerinden hesaplanacağı söylenmişti. Savcı, esas hakkındaki mütalaasında başkomiser M.S. hakkında ise 11 mağdurdan 7'sine işkence yaptığına ilişkin delil bulunamadığı, 3'üne işkence yapıldığına ilişkin delil olduğu ancak bunun M.S'nin yaptığının ispat edilemediğini ileri sürdü. Savcı, M.S'nin sadece Bülent Gedik'e işkence yaptığının ispatlandığını belirterek TCK'nın 243. maddesi kapsamında cezalandırılması istendi. Dava karara bağlanmak üzere 5 Şubat 2003'e ertelendi. Eski savcı Kamil Hondu'nun hazırladığı mütalaasında sanıklardan M.P'nin 12 kez, A.B, F.B. ve M.Ç'nin 4 kez, Y.K'nin 2 kez gençlere işkence yapmak suçundan cezalandırılmasını istemişti.
Pendik'te, yakaladığı bir hırsıza suçunu itiraf ettirmek için işkence yaptığı iddiasıyla hakkında dava açılan Pendik Merkez Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Kamil Kıtay'a, 1 yıl ağır hapis ve 1 yıl süreyle memuriyetten mahrumiyet cezası verildi. Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmaya tutuklu sanık Kamil Kıtay, işkence gördüğünü ileri süren Ramazan Demir ile avukatlar katıldı.
Kiraya verdiği evin kombisinin çalınması üzerine götürüldüğü Üsküdar Asayiş Büro Amirliği'nde işkence gördüğünü iddia eden emlakçi Osman Karademir, şimdi de haklarında davacı olduğu polisler tarafından davasından vazgeçmesi için ölümle tehdit edildiğini ileri sürüyor. Mahkemelere taşınan olay; Karademir'in kiraya verdiği bir evin kombisinin hırsızlar tarafından çalınması üzerine 25 Mayıs 2002 günü işyerinden polisler tarafından ifadesi alınmak üzere karakola götürülmesi ile başladı. Çinili Polis Karakolu'nda kombiyi çalmakla suçlanan Karademir, daha sonra Üsküdar Asayiş Büro Amirliği'ne götürüldü. Karademir burada Başkomiser Remzi Akıncı'nın talimatıyla 4 polis memuru tarafından bir gece boyunca çeşitli işkencelere maruz kaldığını ifade etti. Çırılçıplak soyulduktan sonra kendisine elektrik verildiğini ve dövüldüğünü iddia eden Karademir, bir gün sonra çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı. Olaydan 3 gün sonra gittiği Adli Tıp Kurumu'nda 3 günlük iş görmez raporu alan Karademir, 5 polis hakkında önce İstanbul Valiliği'ne, sonra Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı ile Üsküdar Kaymakamlığı'na şikayette bulundu. Üsküdar Kaymakamlığı'nın, işkence yapıldığına dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle polisler hakkında soruşturma açılmamasına karar vermesi üzerine Karademir, İstanbul İdare Mahkemesi'ne polisler hakkındaki yürütmenin durdurulması talebiyle başvuruda bulundu. İdari mahkemenin bu ay içinde polislere tebligat yapması üzerine, aylar önce unutulan işkence olayı bu sefer başka bir boyutuyla ortaya çıktı. Karademir, Akıncı'nın kendisini davasında vazgeçmesi için iki, kez ölümle tehdit ettiğini ileri sürdü. Karademir, Başkomiser Akıncı'nın kendisine "İtimiz kopuğumuz çok. Seni birisine öldürtürüm. Kimsenin haberi bile olmaz" dediğini iddia ediyor. Baş komiser Akıncı ise, Karademir'in daha öncede hırsızlıktan birçok sabıkasının olduğunu ifade ederek "O adam yalan söylüyor. Bizi birçok yere şikayet etti. Adli ve İdari bütün soruşturmalarda temize çıktık. Şimdi nereye şikayet ederse etsin. Umurumda değil. İsterse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitsin" diye konuştu.
ÇEŞİTLİ AMAÇLARLA YAPILAN
BASKI VE TEHDİTLER
DEHAP Bursa Gençlik Kolları Üyesi Ergin Güven, polis tarafından kendisine ajanlık teklif edildiğini öne sürdü. Güven, şunları söyledi: "Terörle Mücadele polisleri 15 Aralık günü Işıktepe Mahallesi'ndeki işyerime gelerek patronumla konuştular. Sonra beni dışarı çıkardılar ve 'Özgür Gündem okuyor musun? Medya TV izliyor musun? DEHAP'a gidiyor musun?' gibi sorular sordular. 'Biz devletiz. Bizimle işbirliği yapmazsan her şeyi yaparız. İşyerini kapatıp seni ekmeksiz bırakırız' dediler ve tekrar geleceklerini söyleyerek ayrıldılar. 18 Aralık günü saat 17.00'de tekrar geldiler. Beni 34 TS 7410 plakalı araca zorla bindirerek DEHAP'ı bırakmamı söylediler."
Van'ın Saray İlçesi'nde 23 köy muhtarı, gıda ve giyecek yardımı sırasında kendileriyle tartışan Kaymakam İsmail Ustaoğlu'nun "Saray halkı şerefsizdir" diyerek halka hakaret ettiğini ileri sürerek, hakkında işlem yapılması için İçişleri Bakanlığı ve Van Valiliği'ne başvurdu. Bunun üzerine Kaymakam Ustaoğlu'nun, 23-25 Aralık tarihlerinde muhtarları makamına çağırarak şikayetlerinden vazgeçmelerini istediği ileri sürüldü.
GÖZALTILAR
?????: Sabri Gedik ve ailesi, kızları Birsel Gedik yüzünden sürekli olarak gözaltına alınıyor. Gedik, iki yıl önce evden ayrılan ve nerede olduğunu bilmediği kızları yüzünden gözaltına alınmalarının hayatlarını zora soktuğunu söylüyor. Eşinin ve oğlunun da kendisi ile birlikte gözaltına alındığını, bazı gözaltılarının iki günü geçtiğini dile getiren Sabri Gedik, "Polisler bir hafta gelmese, diğer hafta geliyorlar. Suçlu olmadığımız halde bu durum bizi suçlu durumuna düşürüyor. Komşularımız bile bu durumdan rahatsız. Sürekli olarak neden gözaltına alındığımızı soruyorlar" diyor. Kızlarının neden arandığını da tam olarak bilmeyen Sabri Gedik, bu duruma ilişkin olarak "iki yıl önce kızım bildiri ile yakalandı ve gözaltına alındı, sonrasında ise serbest bırakıldı" diyebiliyor sadece. Birsel Gedik'in serbest bırakıldıktan sonra ortadan kaybolduğunu ve bir daha haber alamadıklarını anlatan baba Gedik, polise kızlarının yerini bilmediklerini söyledikleri halde sürekli gözaltına bir anlam veremiyor. Her gözaltına aynı şeyleri söyleyen Sabri Gedik, daha fazla rahatsız edilmek istemediklerini söylüyor.
?????: Ölüm orucu eyleminde hayatını kaybeden Feride Harman'ın cenazesi Küçükarmutlu Cemevine götürülmek istenirken polisin müdahalesi sonucu çok sayıda kişi;
DİYARBAKIR: HADEP Gençlik Kolları üyesi 5 kişi; HADEP Diyarbakır İl Gençlik Kolları Başkanı Kamuran Yüksek, yönetim kurulu üyeleri Rukiye Erdemir ve Mahmut Duman ile parti üyesi Hacı Karakuzu; Lice İlçesi'ne bağlı Feyzo Köyü'nde evlere düzenlenen baskında 8 kişi;
EDİRNE: Yunanistan'a gitmek isteyen 41 yabancı uyruklu; Yasadışı
yollardan sınırı geçmek isteyen yabancı uyruklu 75 kişi ile bunlara kılavuzluk
eden 2 Türk vatandaşı;
İSTANBUL: "19 aralık katliamını unutmadık" yazılı pankart açarak İstiklal Caddesi'nde toplanan Mücadele Birliği Platformu üyelerinden 12 kişi; HADEP Esenler İlçe Örgütü üyesi 3 kişi evleri basılarak;
İZMİR: Cennetçeşme ve Kadifekale'de oturan HADEP'lilerin evlerine yapılan baskınlarda Serkan Okumuş, Hasan Manduz, Hüseyin Manduz, Mehmet Tanaş, Yasin Tanaş, Servet Demirkıran, TAYD-DER Yönetim Kurulu üyesi Evin Tunç ile soyadları öğrenilemeyen Emrah ve Mustafa; Urla İlçesi'nde yasadışı yollardan yurtdışına kaçmak isterken insan tacirleri tarafından dolandırılarak, 2 gün dağda bırakılan 20 mülteci;
MUĞLA: Marmaris'te yerel bir TV kanalında söyleşiye katılan Sinan
Kara, polis ekiplerince, kaldığı otelin önünde;
SİVAS: Cumhuriyet Üniversitesi öğrencisi 16 kişi;
ŞIRNAK: Toptepe köyünde Emin Göngen, Serhan Katar, İdris Katar, Çetin Bayat,
Tahir Göngen, Beşir Mamed ve Hüsnü Uğur ile adı öğrenilemeyen 5 kişi;
TOKAT: İşçi-Köylü gazetesi çalışanlarından Sefagül Keskin ve Derya
Gökmen;
VAN: HADEP Bostaniçi Belde Örgütü yöneticisi Hamza Özkan, üyeler Abdulhakim İta, Abdullah Kaçan, Nuriye Gencer, Halime Kamiş ile Filiz Şaybak gözaltına alındı.
TUTUKLAMALAR
SİVAS: Cumhuriyet Üniversitesi'nde basın açıklaması yapmak isterken polisin izin vermemesi ile yaşanan arbede sonucunda gözaltına alınan; ancak daha sonra çıkarıldıkları adli makamlarca serbest bırakılan 23 öğrenciden 10'u; Cumhuriyet Savcılığı'nın yaptığı itiraz üzerine tekrar tutuklanarak cezaevine gönderildi.
GÖZALTINDA ÖLÜM
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alınan Limiter-İş Sendikası Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter'in gözaltındayken ölümüne sebebiyet verdikleri gerekçesiyle 1'i gıyabi tutuklu 3 polisin yargılandığı davada karar çıkmadı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, mahkeme heyeti eksik belgelerin tamamlanmadığı gerekçesiyle duruşmayı bir kez daha erteledi.
YERLEŞİM MERKEZLERİNE YÖNELİK
BASKILAR
?????: Pertek'e bağlı Gülbahçe Köyü'nde 31 Ekim 2002 tarihinde mezarları tahrip edilen Özgür İmak ve Nuran Azak'ın yakınlarının, mezar taşlarının Pertek İlçe Jandarma Komutanlığı'nca tahrip edildiği iddiasıyla savcılığa yaptığı başvuru sonuçlandırıldı. Pertek Cumhuriyet Savcısı İhsan Özbay, jandarma hakkında yürüttüğü soruşturmada dava açmaya gerek görmediğine ilişkin takipsizlik kararını şikayetçi Kazım İmak ve Hanım Azak'a tebliğ etti. Savcı İhsan Özbay, soruşturma çerçevesinde 14 Kasım'da mezarlıkta keşif yapıldığını ve tanık jandarmaların dinlendiği belirtildi. Savcı Özbay, tanık jandarmaların, fotoğrafların kaldırıldığı esnada yere düşerek camının kırıldığı, olayda herhangi bir kastın bulunmadığı ifadesini verdiğini kararında yer verdi. Savcı konuyla ilgili olarak da ilginç bir bilirkişi görüşüne başvurdu. Savcı Özbay, Pertek Müftüsü İbrahim Özer'in "Fotoğrafın mezarda olmasında ne dini ve ne örfi yön var" yönündeki görüşünü de takipsizlik kararına ekledi. Savcı Özbay, "Bu eylemin kasıtlı olmadığı, fotoğrafların mezarların ne dini, ne örfi unsuru olmadığı anlaşıldığından tahkikata yer olmadığı anlaşılmıştır" şeklinde gerekçelendirdi. Baba Kazım İmak, kendilerinin ifadelerine başvurulmadığına dikkati çekerek, "Kendi kendilerine şahit bulmuşlar. Köylüler ve bizlerin ifadesi alınmadı" dedi. İmak ve Azak'ın avukatı Kenan Çetin ise, karara itiraz edeceklerini belirtti.
DİYARBAKIR: Köylerine geri dönüş yapan ailelere kurşun yağdırarak, 3 kişinin ölümüne sebep olmaktan yargılanan koruculardan 6'sı tahliye edildi. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde köylerine dönüş yapan 2 aileye silahlı saldırı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdükleri ve 4 kişiyi de yaraladıkları gerekçesiyle 10 köy korucusunun yargılanmasına başlandı. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 27 Aralık günü görülen duruşmada, tutuklu sanıklar Emin, Ahmet, Süleyman, Hanefi, İbrahim, Hasan, Abdulvahap, Zeki ve Zeydin Güçlü ile Mehmet Gök hazır bulundu. Duruşmada ilk olarak iddianame okundu. İddianamede, sanıkların, planlı olarak ve faili belli olmayacak şekilde saldırarak öldürmeye tam teşebbüs suçunu işledikleri gerekçesiyle TCK'nın 448, 463 ile 461. maddeleri uyarınca 30'ar yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmaları istendi.
Bismil
ilçesine bağlı Uğrak köyüne geri dönerken, arazilerine el koyan korucuların
saldırısı sonucu 3 kişinin ölümü, 4 kişinin de yaralanmasıyla ilgili soruşturma
tamamlandı. Toplam 10 korucu hakkında, 24'er yıla kadar ağır hapis cezası
istendi. Soruşturma sonucunda Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Abdi Cengiz
tarafından hazırlanan iddianamede, saldırının eskiye dayanan kan davasının
devamı olduğu savunuldu. Köylerine dönmek için Bismil Kaymakamlığı'ndan izin
alan Tangüner ve Tekin aileleriyle birlikte aralarında sorun olan Güçlü
ailesinin önceden jandarma tarafından uyarıldığı belirtildi. Ancak jandarmanın
köyden ayrılmasının ardından korucubaşı muhtar Mehmet Emin Güçlü ile diğer
korucuların olayı planladıkları ifade edildi. Emin ve Hanifi Güçlü'nün, küfür
ederek "Bu köy onlara mı kalacak" dediği ve diğer korucularla birlikte
Kalaşnikof silahlarla köylülere saldırdıkları belirtilirken, sanıklar herkese
"öldürme amacıyla ateş etmekle" suçlandı. Ateş sonucu Tekin ailesinin aracının
yanması üzerine sanıkların patlama tehlikesine karşı köyden kaçtıkları iddia
edildi. Sanıkların ifadelerinde iki silah kullandıklarını söylemelerine karşın
olay yerinde 248 boş kovan bulunduğuna dikkat çekildi. Aralarında muhtar Mehmet
Emin Güçlü'nün de bulunduğu biri firar, 9'u tutuklu toplam 10 korucunun, İkram,
Mehmet Nezir ve Agit Tekin'i "faili belli olmayacak şekilde öldürmek", Veysi,
Mazlum, Erhan ve Güzel'i de "öldürmeye teşebbüs etmek", olaydan yara almadan
kurtulan 24 kişiyi de "öldürmeye eksik teşebbüs" suçlarını işledikleri
gerekçesiyle TCY'nin 448 ve 463. maddeleri uyarınca 24'er yıla kadar ağır hapis
cezasıyla yargılanmaları istendi.
Hani ilçesine bağlı Yukarı Sıralı, Topçular, Damlatepe köylerinde yaşayan köylüler, köylerine yabancı kişilerin girdiğini ileri süren korucuların kendilerine baskı uyguladığını bildirdiler. Köylüler, korucuların geceleri tek tek evleri arayarak bazı isimler sorduğunu kaydettiler.
Lice İlçesi'ne bağlı Feyzo Köyü'ne 20 Aralık günü Lice ve Hani Jandarma Karakol Komutanlığı'na bağlı jandarma birlikleri tarafından baskın düzenlendi. Tüm evlerde arama yapan jandarma, daha sonra köylüleri dışarıya çıkarttı. Karlı havada saatlerce köylüleri dışarıda bekleten jandarma, köyde silah olduğuna dair ihbar aldıklarını ve silahların teslim edilmesini istedi. Köylüler, "Ancak aramalar sonucu köyde herhangi bir silah bulunamadı. Askerler herkesi evlerden dışarı çıkardı. Öğlen saatlerinden akşam saat 21.00'e kadar dışarıda bekledik" dediler. Köylüler, askerlerin daha sonra köyden 8 kişiyi gözaltına aldığını ve karakolda bir süre beklettikten sonra ikinci kez karakola çağırdığını bildirdi.
ŞIRNAK: 6 Aralık'ta Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Andaç Köyü'nde, askerlerin hakaretlerine uğrayan köylüler, önce ilçe merkezine yürüdü ardından sınıra giderek baskıların devamı halinde Güney'e geçeceklerini açıkladı. Olay yerine giden Gülyazı Alay Komutanı köylülerden özür dileyince, eylem son buldu.
Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'nde 1994 yılında boşaltılan Akarsu Köyü sakinlerinden Şemsettin Abi'ye, Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla geri dönüş talebini ilettiği Şırnak Valiliği tarafından boş yer bulunmayan geçici konutlara yerleşme önerisi yapıldı. Bölgede yaşanan çatışmalar gerekçe gösterilerek, zorunlu göçe tabi tutulan Şemsettin Abi, muhatap bulamamaktan yakındı. Daha önce köyde hiçbir sıkıntısının bulunmadığını, çatışmaların bahane gösterilerek köylerinin boşaltılıp yakıldığını belirten Abi, başvurmadığı kurum ve kuruluşun kalmadığını söyledi. Önce Kaymakam daha sonra Şırnak Valisi, daha sonra da İçişler Bakanlığı'na başvurduğunu anlatan Şemsettin Abi, muhatap bulamayınca son çare olarak Cumhurbaşkanlığı'na başvurduğunu kaydetti. Valiliğin konut önerisine tepki gösteren Abi, ne zaman boşalacağı belirsiz olan geçici konut istemediğini, sadece köyüne dönmek istediğini söyledi.
CEZAEVLERİ
Tutuklu
Hükümlü Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUHAD-DER) Başkanı Nursel Aydoğan,
cezaevlerinde siyasi tutuklulara yönelik baskıların arttığını söyledi. 10-17
Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle dernek binası önünde basın açıklaması
yapan Aydoğan, "Görüşe giden tutuklu ailesinin karşı karşıya kaldığı hak
ihlalleri üst boyuttadır. Ailelerin görüş hakları sudan sebeplerle
engellenmekte, tacize varacak düzeyde üst araması yapılmaktadır" dedi.
Edirne F Tipi Cezaevi'nde bulunan ve müebbet hapis cezasına çarptırılan Nihat Dondar (28), cezaevi idaresinin bütün haklarını elinden almasıyla birlikte tek başına kaldığı hücresinde ölüm orucuna başladı. Battaniye ve radyosu da cezaevi idaresi tarafından elinden alınan Dondar, 49 gün önce başlattığı eylemini sürdürüyor. Dondar ile görüşen yakınları, Dondar'ın halsiz ve bitkin bir vaziyette ayakta durmakta güçlük çektiğini belirttiler.
Tunceli'de 21 Şubat 2001 tarihinde, PKK'lilere erzak taşıdıkları iddiasıyla tutuklanarak, Tunceli Cezaevi'ne konulan 77 yaşındaki Emine Kıyançiçek'in sağlık durumunun ciddileşmesi üzerine Av. Hüseyin Aygün, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'na yeniden başvuruda bulundu. Şeker ve tansiyon hastalıkları bulunan Kıyançiçek'e Elazığ ve Tunceli Devlet Hastaneleri ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Hastanesi tarafından, 'cezaevinde yatamaz' raporu verildiğini hatırlatan Av. Aygün, CMUK'un 'Cezaların infazı sağlık koşulları nedeniyle mümkün değilse ertelenir' hükmünü düzenleyen 399. maddenin işletilmesini istedi.
Kandıra F Tipi Cezaevi'nde, içme sularının içilemeyecek derecede kötü olduğu, ziyarete ve avukat görüşüne giderken arandıkları, kantindeki fiyatların pahalı olması, hastane ve mahkeme sevklerinde kötü muamele yapılması gibi sorunları gidermek için verilen dilekçelere karşılık olarak 60 tutukluya bir aylık mektup almama cezası verildi. Adalet Bakanlığı'na yazılan dilekçelerin cezayla engellenmesini düşünce engeli olarak yorumlayan tutuklulardan ölüm orucunda sakatlananların tedavileri de yapılmıyor. Bunun yanında 399. maddeye göre 6 aylığına serbest bırakılmasına karar verilen Turan Talay, Bilal Şimşek, İlhan Kozanlı, Hasan Gülbahar ve soyadı öğrenilemeyen İdris isimli tutuklular savcılığın keyfi tutumu nedeniyle halen tutuklu durumdalar.
"Hayata dönüş" adı altında cezaevlerine düzenlenen operasyon sırasında Ümraniye Cezaevi'nde bulunan 399 tutuklu ve hükümlüye açılan davanın görülmesine devam edildi. Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, "Cezaevi idaresine karşı silahlı ayaklanma", "patlayıcı madde bulundurma", "adam öldürme ve yaralama" iddialarıyla açılan davanın 9 Aralık günü celsesine tutuklu 4, tutuksuz yargılanan 3 kişi katıldı. Operasyon mağduru sanıklar ifadelerinde kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmediklerini söyleyerek, asıl suçluların operasyona katılanlar ile operasyon emrini verenler olduğunu ifade ettiler. Mağdur avukatları ise, beş celsedir tekrarladıkları talepleri yinelediler. Avukatların taleplerini tekrar reddeden mahkeme heyeti, diğer sanıkların dinlenmesi için duruşmayı 21 Nisan 2003 tarihine erteledi.
.Nazilli Cezaevi'nde kendilerine KADEK'li diyen tutuklular, cezaevi müdürü ve savcısı tarafından provokasyon ortamı yaratılmak istendiğini ileri sürdüler. Nazilli Cezaevi'nde bulunan tutuklular adına A. Haydar Aşkın ve Zeki Bayhan tarafından yapılan yazılı açıklamada, insan onuru ve hukukla bağdaşmayan uygulamaların bir yıl önce Edirne F Tipi Cezaevi 1. Müdürü iken Nazilli Cezaevi'ne 1. Müdür olarak atanan Halil Özsan ve cezaevi savcısı Levent Savaş'ın göreve başlamasıyla başladığı ifade edildi. DİHA'da yer alan açıklamada, Adalet Bakanlığı genelgelerinin uygulanmadığı kaydedilerek, KADEK'li tutuklulara yaklaşımda sergilenen ideolojik ve önyargılı tutumların bir sonucu olarak hemen her konuda keyfiyet yaşandığı belirtildi.
Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevindeki siyasi tutuklular, genel açık görüşler öncesinde ziyaretçiler üzerinde yapılan aramanın gayri insani ve gayri hukuki boyutlara ulaştığını öne sürdüler. Ziyaretler öncesi güvenlik kontrolleriyle ilgili bir açıklama yapan siyasi tutuklu ve hükümlüler, cezaevinin dış güvenliğinden sorumlu birimlerin ellerinde kamera ile kadın-erkek ayrımı yapmaksızın çeşitli profillerden yapılan çekimler sırasında bazen mahkum yakınlarını tartaklandığını savunarak, "Zaten tutuklu ve hükümlü yakınları aileleri ziyaret mahalline alınırken cezaevi yönetimince kimi zaman insan hak ve onuruyla bağdaşmayacak boyutlara ulaşan arama ve kontroller yapılmaktadır. Birde bunun üzerine kamera çekimleri eklenince durum ziyaretçiler açısından çekilmez hale gelmektedir" dediler. Tutuklu ve hükümlüler uygulamalarla ilgili olarak gerekli birimler nezrinde girişimde bulundukları ancak olumlu bir sonuç alamadıklarını da bildirdiler.
Hüseyin Yıldırım, 26 Mayıs 2001'de geçirdiği trafik kazası sonrasında felç oldu ve yürüyemez, ellerini kullanamaz, başını da oynatamaz hale geldi. Kazadan bir buçuk ay sonra tedavisi devam ettiği halde gözaltına alınan ve çıkarıldığı İstanbul DGM'nce tutuklanan Yıldırım, doktorların aksi yönde görüş bildirmelerine rağmen Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde tutuluyordu: 11 Ocak 2002'de Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi uzman hekimleri "cezaevi koşullarında yaşayamayacağı, sürekli bir başkasının bakım ve yardımına ihtiyacı olacağı" diyerek Yıldırım'ın cezasının, CMUK'un 399. maddesi uyarınca bir yıl ertelenmesini istemiş, Tekirdağ Devlet Hastanesi Sağlık Kurula da cezaevine götürüldükten kısa bir süre sonra Yıldırım'ın özel bakıma ihtiyacı olduğunu belirterek, acilen cezasının ertelenmesi gerektiğini belirtmişti. Doktorların bu yöndeki kararını şimdiye kadar "Sanıkların cezaevinde bulundukları sırada hastalıklarından dolayı tedavilerinin ve bakımlarının cezaevi idaresi tarafından yerine getirileceği" iddiasıyla dikkate almayan, İstanbul 6 No'lu DGM 11 Aralık 2002 tarihinde şaşırtıcı bir karar verdi ve Yıldırım'ı müebbet ağır hapis cezasına çarptırdı. Kamuoyu gündemine, iki askerin kollarında getirildiği mahkemede düştüğü andaki görüntüleriyle yerleşen Yıldırım, kendisine cezaevi idaresinin değil hücre arkadaşlarının baktığını söylüyordu.
İHD Ankara Şubesi'nde basın toplantısı düzenleyen bir çok tutuklu ve hükümlünün avukatları Zeki Rüzgar ile Betül Vangölü, müvekkillerinin tedavi taleplerinin Ankara Numune Hastanesi tarafından keyfi gerekçelerle reddedildiğini ileri sürdüler. Hastanede tedavi edilen tutuklu ve hükümlülerin durumunun ise daha da ağırlaştığını belirten avukatlar, hastaneye sevk edilen tutukluların yüzde 80-90'ının sakat olarak hastaneden ayrıldığına dikkat çekti. Hastanede can güvenliğinin olmadığı ifade eden avukatlar, Adalet Bakanlığı'na çağrı yaparak, Ankara'daki F Tipi cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin başka bir hastaneye sevk edilmesi veya hastanede tutuklulara bakan "özel ekibin" dağıtılarak, tutukluların normal hastaları tedavi eden hekimler tarafından tedavi edilmesini istedi.
Yüzlerce tutuklu ve hükümlünün ölümüne, yüzlercesinin de dönüşü olmayan kalıcı hastalıklara yakalanmalarına sebep olan F tipi cezaevleri, "Treatman" (Islah) amaçlı olup, kamuoyunda tutukluların birbirleriyle olan ilişkilerin bitirilmesine ve yabancılaşmaya yönelik tecrit evleri olarak biliniyor. Cezaevinin dört bir yanına yerleştirilen kameralar sayesinde tutuklu ve hükümlüler günün her saatinde idarece gözetlenebiliyor. Işıkları yakıp söndürme idarenin keyfine bırakılıyor. Birkaç adımlık havalandırma ise gökyüzüne açılan bir tüneli andırıyor ve hiçbir sportif faaliyete imkan vermeyecek kadar küçük boyutlarda tasarlanmış. Tutukluların psikolojilerini alt üst eden hücre sistemi sonucunda çok sayıda hastalık baş gösteriyor. F tipi cezaevlerinde hak ihlalleri ve tutukluların yasadışı psikolojik sorunlar ise başka bir gerçeği gözler önüne seriyor. Birbirleriyle ilişkileri kesilen tutuklular yaşadıkları psikolojik bunalımdan dolayı intihara yöneliyor. Sincan F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Halil Koçyiğit, kaldığı tek kişilik hücresinde kendini asarak intihar etti. Yine Kocaeli F Tipi Cezaevi'nde 10'a yakın tutuklu ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne kaldırıldı. F Tipi cezaevlerinde kalan tutukluların çoğunda "19 Aralık Sendromu" yaşanıyor.
Sivas Davası'nda haksız isnatlarla yargılanan ve halen Tokat'ın Zile İlçesi'ndeki kapalı cezaevinde kalan Ali Kurt ile Durmuş Tufan açlık grevine baladılar. Durumu öğrenen Kurt ailesi, mahkumların Sivas'a yakın bir cezaevine gönderilmesini istedi. Aile, "Yetkililer bu konuda harekete geçmezse, bizler de evimizde açlık grevine gireceğiz" dedi. Ali Kurt'un abisi Mustafa Kurt şöyle konuştu: "Kardeşim Sivas'ta yatarken, Tokat'ın Zile İlçesi'ne gönderildi. Ziyaretine sürekli olarak gidemiyoruz. Gittiğimizde ise 5 saatlik uğraş sonrasında sadece 10 dakika görüşebiliyoruz. Şu an Zile'de 3 tutukludan 2 tanesi açlık grevi yapıyor. Kardeşim bizi sürekli görmek istiyor. Ancak maddi durumumuz iyi değil. Her gittiğimizde görüşemiyoruz. Yakın akrabalarımız gittiğinde ise, soyadı tutmadığından kimseyle görüştürmüyorlar. Ayrıca mahkumlar Sivas olayları ile ilgili olduğu için kimse Zile'ye gitmemizi istemiyor. Bu nedenle birçok tehdit telefonu alıyoruz. Zile'ye geldiğimizde öldürüleceğimizi söylüyorlar. Onun için ziyarete gittiğimizde hiçbir can güvenliğimiz yok. Bu nedenle kardeşimin ve diğerlerinin Sivas'a yakın bir cezaevine gönderilmesini istiyoruz."
Ankara Numune Hastanesi'nde bulunan ve halen ölüm orucunu sürdüren Özlem Türk, Yusuf Arıcı, Tanju Mete'nin ciddi sağlık sorunları yaşadıkları bildirildi. Numune Hastanesi'nde ölüm orucundayken zorla tıbbi müdahale yapılan Talat Şanlı'nın da hafızasını yitirdiği kaydedildi. Tedavileri yapılmayan, Ulucanlar Cezaevi'nde Sevinç Şahingöz ve Mehmet Emin Akdağ; Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde Zeki Şahin ve Hüseyin Yıldırım; Muş Cezaevi'nde Sabiha Sunar; Sincan F Tipi Cezaevi'nde Enver Yanık ve Kemal Yarar, İstanbul'da Sema Türkdoğan, Filiz Gülkokuer, Lütfü Topal ve Mesut Deniz ile tedavi için Ulucanlar Cezaevi'ne getirilen Şermin Dorak'ın ölüm sınırına dayandığını bildiren yakınları, tedavilerin bir an önce yapılmasını istediler.
KADEK üyeliğinden İstanbul DGM'de yargılanan ve tutuklanarak, 2002 Nisan ayından itibaren önce Adana Kürkçüler Cezaevi'ne, ardından da Ulucanlar Cezaevi'ne konulan Şermin Dorak'ın, tutuklanmadan önce başlayan ve tutukluluk döneminde cezaevindeki ağırlaşan troid hastalığı hayati tehlike aşamasına geldi. İstanbul DGM'de yargılanan ve duruşmaları 5 kez ertelenen Dorak'ın henüz kesinleşmiş hapis cezası bulunmuyor. Dorak'ın 20 Aralık'ta son olarak çıkarıldığı mahkemede, rahatsızlığını dile getirmesi ve tedavi talebinde bulunması üzerine İstanbul DGM Başsavcılığı'nın, Dorak'ı Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne havale ettiği bildirildi. Savcılık yazısında, Dorak'ın sağlık durumunun rapor edilmesini ve dışarıda tedavi edilmesinin gerekip gerekmediğinin sorulduğu kaydedildi. Bu arada yazı henüz Ankara'ya ulaşmaması nedeniyle tedaviye başlanamıyor.
Batman Özel Tip Cezaevi'nde tutuklu bulunan eşi Tahir Kaygusuz'un gözaltında gördüğü işkence nedeniyle ruh sağlığını yitirdiğini ve tek kişilik hücreye konulduğunu belirten Ayşe Kaygusuz, "Eşim bir an önce ya tedavi edilmeli ya da serbest bırakılmalı" dedi. Ayşe Kaygusuz, eşi Tahir Kaygusuz'un 1996 yılında PKK üyesi olduğu gerekçesiyle Batman'da tutuklandığını ve 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldığını söyledi. Batman Terörle Mücadele Şubesi'nde bir hafta kalan eşinin gördüğü işkence nedeniyle iki kaburgasının kırıldığını ve psikolojinin bozulduğunu kaydeden Kaygusuz, eşi Tahir Kaygusuz'un durumunun 3 yıl önce de ağırlaştığını dile getirdi. Kendisini peygamber olarak görmeye başlayan eşinin "Yıldızları ben yarattım, çocuklarım yok, kendi kendime var oldum" gibi şeyle söylediğini aktaran Kaygusuz, Tahir Kaygusuz'un ziyaretlere çıkmadığını bildirdi. Eşinin 2001 yılında Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde müşahade altına alındığını anlatan Kaygusuz, hastanede kesin tanı konulmadan tedavinin yarım bırakıldığını ileri sürdü. Eşinin cezaevinde bulunan arkadaşlarına saldırması üzerine tek kişilik hücreye konulduğunu ifade eden Kaygusuz, "Tüm sorunlar gözaltına alındıktan sonra oldu. İlk önce bizleri tanımamaya başladı. Çocuklarını dahi tanımıyor. Kimseyle konuşmuyor. Ziyarete çıkmıyor. Bazen yemek bile yemiyor. Eşimin hayatından endişe ediyorum ve bir an önce serbest bırakılmasını ya da iyi bir tedavinin yapılmasını istiyorum" dedi. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı'na eşinin durumuna ilişkin başvuru yaptıklarını söyleyen Kaygusuz, "Eşim o dönem Batman Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Hastanede yapılan muayenenin ardından hastane başhekimi eşimin hiçbir şeyi olmadığına dair rapor verdi. Halbuki eşim beni çocuklarımı bile tanımıyor" diye konuştu. Devlet hastanesinden sevk verilerek eşinin tam teşekkülü bir hastanede tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Kaygusuz, hastanenin bilinçli olarak rapor vermediğini iddia etti.
Abdullah Öcalan'ın cezaevi koşullarını protesto etmek için Ağrı Diyadin Kapalı Cezaevi'nde açlık grevine giren tutuklular, cezaevi yönetimi tarafından tehdit edildiklerini ileri sürdü.
F Tipi Cezaevleri'nde bulunan ve çeşitli sol örgütlerin davalarından yargılanan sanıklar duruşmalara getirilmeleri sırasında yapılan "onur kırıcı aramaları" protesto etmek için DGM'lere ayakkabısız geliyor. Ring araçlarından indirilen sanıklar yağan yağmura, kara, aşırı soğuğa, yerin suyuna, çamuruna, buzuna aldırmadan ayakkabısız, hatta çorapsız çıkıyorlar hakimin karşısına. Cezaevi katliamının ardından başlayan ve ikinci yılını dolduran eyleme katılan tutuklu ve hükümlüler F Tipi'ndeki hücrelerinden alınıp cezaevi araçlarına konulana kadar 3 arama noktasından geçtiklerini belirtiyor. Bu noktalarda X-Ray cihazlarının ötmemesine rağmen ayakkabılarının içinin bile arandığını belirten tutuklular, bu işlemlerin insan onurunu kırmaya yönelik olduğunu belirterek protesto için ayakkabılarını giymeden DGM'ye geldiklerini söylüyorlar. Yalınayak protestoyu sadece DGM'ye gelişlerde değil avukat ve aile görüşlerine çıkışta da uyguladıklarını belirten eylemciler, onur kırıcı uygulamalardan vazgeçilene kadar bu eylemden vazgeçmeyeceklerinin altını çiziyorlar.
CEZAEVLERİNDE ÖLÜM
F tipi cezaevlerini protesto amacıyla ölüm orucu yapan Zeliha Ertürk eyleminin 551. gününde yaşamını yitirdi.
İzmir'in Buca İlçesi Kırıklar beldesindeki F Tipi Cezaevi'nde 8 ay önce ölüm orucu eylemine başlayan, bir süredir de Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mahkumlar Koğuşu'nda kalan Feridun Yücel Batu (33) hayatını kaybetti.
Diyadin Kapalı Cezaevi'nde kulübesinde nöbet tutan Özcan Avcı, G-3 silahını kafasına dayayarak intihar ettiği bildirildi. Bursa nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenilen Avcı'nın neden intihar ettiği bilinemezken, arkadaşlarının Avcı'nın son birkaç gündür düşünceli olduklarını söyledikleri öğrenildi.
Metris Cezaevi'nde tutuklu Mehmet Zorlu henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı çıkan kavgada öldürüldü.
Aksaray Kapalı Cezaevi'nde, gasp ve cinayet suçlularının kaldığı 5. koğuştaki mahkumlar arasında iç hesaplaşma yüzünden kavga çıktı. Kavgada şişlenen Abdullah Akgün cezaevinde öldü. Yaralanan Bilal Ateş ise kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Olayda yaralanan bir diğer mahkum Bilal Genç ise cezaevi revirinde tedavi altına alındı.
"F" tipi cezaevi uygulamasını protesto amacıyla "ölüm orucu" eylemi yapan Feride Harman (29), eyleminin 512. gününde hayatını kaybetti.
Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde ölüm orucuna başlayan Berkan Abatay (27) adlı tutuklu, tedavi gördüğü Şişli Etfal Hastanesi'nde öldü.
Sincan F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Halil Koçyiğit, kaldığı tek kişilik hücresinde kendini asarak intihar etti.
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
İstanbul İl Emniyet Komisyonu, Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde basın açıklamasına yasak getirdi. 1999 yılında Başbakan Bülent Ecevit'in talimatıyla kurulan İl Emniyet Komisyonu, vali, emniyet müdürü, cumhuriyet başsavcısı, ilçe kaymakamları, MİT bölge başkanı ve jandarma alay komutanından oluşuyor. Komisyon tarafından alınan ve üzerinde 'Çok Gizli' yazılı kararların 11. maddesinde yer alan 'Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü ile basın açıklamasının yasaklandığı' genelge, emniyet birimlerine dağıtıldı. İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, "İfade özgürlüğü önünde güvenlik sorunu ön plana çıkarılıyor." derken İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, valilik yetkisinde bazı yerlerin gösteriye kapatılabileceğini, ancak basın açıklamasının yasaklanmasının yasalara aykırı olduğunu kaydetti.
Peri Yayınları Sahibi Ahmet Önal hakkında, yayınladığı çok sayıda kitap nedeniyle 3713 sayılı yasanın 8. maddesi ile TCK'nin 312 ve 159. maddeleri uyarınca İstanbul DGM'de dava açıldı. Önal yaptığı açıklamada, 58. hükümetin başkalarını "ikiyüzlülük"le suçladığını ancak Türkiye'yi "özgürlükler ülkesi yapacağız" söylemlerine rağmen basın üzerindeki baskı ve cezalandırmaların devam ettiğini söyledi. Önal, yazarlığını Mahmut Baksi'nin yaptığı, "Teyre Baz-Bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin" adlı kitap nedeniyle İstanbul 5 No'lu DGM'de, TCK'nin 312/1-2 maddesi gereğince 2 yıl hapis cezası aldı. Hapis cezası 1 milyar 840 milyon para cezasına çevrildi. Aynı kitap nedeniyle Önal'ın Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde TCK'nin 158 ve 159. maddeleri uyarınca aldığı 5 yıl 4 ay hapis cezası, 3 milyar 370 milyon para cezasına çevrildi ve ceza Yargıtay'da bozuldu. Önal'ın Hayri Argav'ın "Batı'nın Yeni Doğu Seferi" adlı kitabından 3713 sayılı yasanın 8/1-2 maddelerinden aldığı bir yıllık hapis cezası ise 1 milyar 250 milyon para cezasına çarptırıldı.
Gazeteci-yazar Ahmet Altan, hakkında "Askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif" iddiasıyla açılan 2 ayrı davada beraat etti. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, Aktüel Dergisi'nde yayınlanan 2 yazı sebebiyle açılan 2 ayrı davanın sırayla yapılan duruşmalarına Ahmet Altan katılırken, davaların diğer sanığı olan, yazıların yayınlandığı tarihlerdeki derginin Sorumlu Yazıişleri Müdürü Murat Tunalı gelmedi. Aktüel Dergisi'nin 9-15 Kasım 2000 tarihli sayısında yayınlanan, Altan'ın "Bu generalleri yargılayın, bu yazarları açıklayın" başlıklı yazısından dolayı açılan davanın duruşmasında, Mahkeme Heyeti Başkanı Ahmet Ulucak, Genelkurmay Başkanlığı'na gönderilen yazıya cevap geldiğini belirtti. Başkan Ulucak, cevapta, "istenilen belgenin mevcut olmadığının tespit edildiğinin" bildirildiğini tutanağa geçirdi. Oysa; o tarihlerde, bazı komutanlar tarafından hazırlanan "Andıç listeleri" gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanmıştı. Bunun üzerine söz alan Ahmet Altan'ın avukatı Gülçin Çaylıgil, gelen cevabi yazıyı kabul etmediklerini, daha önce söz konusu belgenin fotokopilerini dosyaya koyduklarını söyledi. Çaylıgil, bu belgenin 2. sayfasında "yasal süreç başlatılmasından" bahsedildiğini, bunun hemen arkasından da müvekkili hakkında 6 dava açıldığını ifade etti. Esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Orhan Erbay, bazı gazetelerde 2000 yılı Kasım ayı ve öncesinde yayınlanan yazılarda "Andıç" adlı bir belgeden bahsedildiğini kaydetti. 3 general tarafından hazırlandığı ifade edilen belgede adının geçtiğini öğrenen Altan'ın, kendi isminin yıpratılması için karar alındığına inanması üzerine, duyduğu infiali yazısında dile getirdiğini, sızlanma ve yakınmalarda bulunduğunu belirten Savcı Erbay, eleştiri sınırları içinde kalan yazıdan dolayı sanıkların beraatlarına karar verilmesini istedi. Esas hakkındaki savunmasını yapan Ahmet Altan da beraatını isteyen savcıya teşekkür ederek, "Ben bu yazıyı sızlanmak ya da yakınmak için yazmadım. Ben bu generallerin iftira attıklarına inanıyorum ve bu nedenle yargılanmalarını istiyorum. Onların yargılanması gerekirken ben yargılanıyorum. Bu hukuka ve adalete aykırıdır" diye konuştu.
"Düşünceye Özgürlük-Herkes İçin" adlı kitapçıkla ilgili soruşturma kapsamında, SP'nin 7 milletvekili, Ankara DGM'de ifade verdi. Eski milletvekilleri Yasin Hatiboğlu, Zeki Çelik, Niyazi Yanmaz, Fethullah Erbaş, Sacit Günbey, Mustafa Geçer ve Latif Öztek, Ankara DGM'ye geldiler. Şanal Yurdatapan tarafından kaleme alınan "Düşünceye Özgürlük- Herkes İçin" adlı kitaba imza attıkları gerekçesiyle milletvekili oldukları dönemde İstanbul DGM tarafından haklarında fezleke düzenlenen SP'liler, dosyaların gönderdiği Ankara DGM'de Savcı Cengiz Köksal'a ifade verdiler. Yasin Hatiboğlu, DGM'den ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, düşünceyi ifade edenlere destek verdiklerini belirtti. "İki tür suç var. Bunlardan birisiyle anılmak gurur verici" diyen Hatiboğlu, soygun ve talan gibi eylemlerle suçlanan milletvekillerinin kolay kolay ifade vermek için mahkemelere gelmeyeceklerini söyledi. Düşünceyi ifade etmenin suç olmaması gerektiğine inandıklarını belirten Hatiboğlu, "Neşeyle, gülerek geldik, neşeyle gidiyoruz" diye konuştu.
Türkiye, düşünceye ceza alanında rekor kıran ülke olarak tescil edilme tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Yayıncı Ünsal Öztürk, tümü de yayımladığı kitaplar nedeniyle sabıka sayısının 100'ü bulması üzerine Guinness Rekorlar Kitabı'na girmek için kolları sıvadı. Ünsal Öztürk, 'dünyada en çok kitabı toplatılan, hakkında en çok dava açılan, en çok mahkum edilen, en çok sabıkası olan yayıncı' rekorunun kendisine verilmesini istedi.
Yazar Gülçiçek Günel Tekin hakkında, "Dilimiz Kimliğimizdir" isimli kitabında dava açıldı. İstanbul 6 nolu DGM'nin yazılı talimatı üzerine Tekin'in İzmir DGM tarafından ifadesi alındı. Aram Yayınları arasında çıkan ve hakkında İstanbul 6 nolu DGM'de "Dilimiz Kimliğimizdir" adlı kitabının 117 ve 120. sayfalarında "halkı ırk farkı gözeterek kin ve nefretle tahrik ettiği" iddiasıyla dava açılan Almanca öğretmeni Gülçiçek Günel Tekin, aynı mahkemenin talimatı üzerine İzmir DGM'de ifade verdi. Avukatı Mustafa Rollas'la birlikte İzmir DGM'ye gelen Tekin, yaptığı yazılı savunmada suçlamayı reddetti. Tekin, kitabının çok dilli, çok kültürlü bir yapıya sahip olan ülkemizdeki dil ve kültür sorunlarına çözüm öneren bilimsel ve akademik bir çalışma olduğunu belirtti. Dünyada dil ve kültür haklarının öncelikle insani boyutta ele alındığını kaydeden Tekin, anadilde eğitimin uluslar arası sözleşmelerde de hukuki olarak garanti altına alındığını vurguladı. AB'ye girmek isteyen Türkiye'nin bu konuda yeterli olmasa da önemli adımlar attığını belirten Tekin, şunları kaydetti: "Benim yazdığım kitap, bırakın suç unsuru taşımayı tam aksine önerdiği çözümlerle ülkemizdeki dostluğu ve kardeşliği sağlayacaktır.Bu kitabı yazmak benim hem eğitimci hem de bir aydın olmamın gerektiği bir görevdi."
İHD Genel Başkan Yardımcısı Eren Keskin, Fransa'nın Marsilya kentinde yayımlanan iki gazetede yer alan röportaj nedeniyle, 'Yabancı ülkede Cumhuriyeti neşren tahkir ve tezyif etmek' suçundan yargılandığı davada beraat etti. 19-22 Nisan 2001 tarihinde iki Fransız gazetesine verdiği demeçler nedeniyle yargılanan Keskin'in davası Kartal 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmada, Keskin ve avukatı Ali Talipoğlu hazır bulundu. Keskin duruşmada, "Düşüncelerim nedeniyle, 18 yıldır yaptığım avukatlık mesleğinden geçici bir süreliğine uzaklaştırıldım. Buna rağmen düşüncelerimi her yerde dile getirmekten çekinmiyorum. Türkiye'de işkence ve cinsel taciz söz konusudur. Ben bir insan hakları savunucusuyum. Türkiye'de bir hak ihlali gördüğümde, dile getiririm. Türkiye'ye hakaret olmasın diye görüşlerimden vazgeçemem. Söz konusu gazetelere belirttiğim görüşlerimi aynen tekrarlıyorum" diye konuştu.
İzmir'de Türkiye İnsan Hakları Vakfı temsilciliğinde çalışan insan hakları savunucusu psikiyatri doktoru Alp Ayan'na 21 dava açıldı, bunların birinde de 1 yıl hapis cezasına, çarptırıldı. Dr. Ayan hakkında açılan ve 30 Aralık günü görülecek olan davaya ise birçok insan hakları örgüt temsilcisi katılacak. Aynı zamanda "Hücre Karşıtı Platform"un aktif çalışanlarından olan Dr. Alp Ayan hakkında "Cumhuriyeti, adliyeyi, askeriyeyi küçük düşürüp hakaret etme" fiilini düzenleyen TCK'nin 159'uncu maddesine muhalefetten 4 dava açıldı. 159'dan açılan iki dosyadan beraat eden Dr. Ayan, bir dosyadan 10 Haziran 2002'de "F Tipi cezaevlerinde işkence uygulamalarının sürdüğü" yönündeki demeci nedeniyle "Adalet Bakanlığı'nın tahkir ve tezyif edilmesi" yorumu ile 1 yıl 1 gün hapis cezasına çarptırıldı. Bu dosya halen Yargıtay aşamasında bulunuyor. 159'dan açılan dördüncü dava ise halen İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 30 Aralık Pazartesi günü görülecek. Ölüm orucunda hayatını kaybeden bir kişinin cenazesine katıldığı gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefetten İzmir DGM'de açılan davası ise beraatla sonuçlandı. Bu davada toplam 51 kişi yargılanıyordu. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten açılan 16 davadan 14'ü beraatla sonuçlandı. İki dava ise sürüyor.
Amerikalı yazar Margaret Kahn'ın Avesta Yayınlarından çıkan "Cinlerin Çocukları-Kürtler ve Ülkelerinin İzinde" adlı kitap, İstanbul 4 nolu DGM tarafından "yayın yoluyla bölücülük propagandası" yaptığı iddiasıyla toplatıldı.
Yazar Mehmet Bayrak'ın "Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları" ile "Geçmişten Günümüze Kürt Kadını" adlı kitapları Ankara DGM tarafından toplatıldı. Ankara 1 No'lu DGM'nin Yedek Üyesi Rüstem Çiloğlu tarafından verilen toplatma kararında kitapların, "Mevcut haliyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan ibareler içerdiği" belirtildi. Daha önce hakkında, benzer çalışmaları nedeniyle verilen mahkumiyet kararı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran Bayrak, Türkiye'yi 11 bin euro tazminat ödemeye mahkum ettirmiş, hükümet AİHM'ye gönderdiği bilgilerde, yasaların anti-demokratik olduğunu kabul ederek, hızla düzeltileceğini bildirmişti.
İSTENEN CEZA
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Asya Gazetesi'nin sahibi Mehmet Kutlular'ın mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin yaptığı açıklamada, Yargıtay 8. Ceza Dairesi Başkanı Naci Ünver ile üyelere "hakaret ettiği" iddiasıyla eski SP İstanbul Milletvekili Bahri Zengin hakkında dava açtı. Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Levent Tacer tarafından hazırlanan iddianamede, eski SP İstanbul Milletvekili Zengin hakkında, 8 aydan 4 yıla kadar hapis cezası istendi.
VERİLEN CEZA
Kalp damarı tıkalı ve sağ ayağı felçli olan, çevresindekiler tarafından "Hüseyin Hoca" olarak tanınan Hasan Basri Aydın (75), "Cumhurbaşkanı, hükümet ve TBMM'ye hakaretten" kasım ayından beri Metris Cezaevi'nde yatıyor. Hiç tanımadığı iki genç hakkında Adalet Bakanlığı'na dilekçe yazan Aydın, ölüm orucundaki karaciğer hastası Murat Dil ve kalbine yakın bir yerde kurşun bulunan Sevgi İnce'nin tedavilerinin yapılmasını isteyerek, "Devlet güçleri başlarını kumdan çıkarıp gerçekleri görsünler. Burası hukuk devletiyse böyle uygulamaların olmaması lazım. Hukuk devleti değilsek de bilelim, ona göre davranalım" demişti. Bu dilekçe üzerine İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada, Hasan Basri Aydın'ın "Cumhurbaşkanı'nı devekuşlarına benzettiği, olayların suçlarını görmek istemediği ve böylece gıyabında hakaret ettiği"ne karar verildi. Ayrıca 'Bu nasıl hukuk devletidir' diye başlayan sözlerle Bakanlar Kurulu ve TBMM üyelerini, "ölüm hücreleri kurmakla, işkenceyi yaygınlaştırmakla, ülkenin dış politikasını ve ekonomik yönetimini uluslararası kuruluşlara ve yabancı devletlere bırakmakla" suçlayarak hakaret ettiğine hükmetti. Mahkeme, Aydın'ı toplam 3 yıl 4 ay hapse mahkum etti.
"İbo-İbrahim Kaypakkaya" adlı kitapta "yasadışı bir örgütün propagandasını yaptıkları" iddiasıyla yargılanan Yazar Turhan Feyizoğlu 1 yıl 1 ay 10 gün hapis, Yayıncı Mustafa Demir ise 1 milyar 300 milyon lira ağır para cezasına çarptırıldı. Sanıklara verilen cezalar ertelendi. Yargıtay'ın beraat kararını bozması üzerine İstanbul 4 No'lu DGM'de görülmesine devam edilen davanın duruşmasına, tutuksuz sanıklardan Turhan Feyizoğlu katıldı. Diğer tutuksuz sanık Ozan Yayıncılık'ın sahibi Mustafa Deniz ise gelmedi. Duruşmada son savunmasını yapan Feyizoğlu, kitabı belge ve tanıklara dayalı olarak yazdığını belirterek, suçlamayı kabul etmedi. Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, Turhan Feyizoğlu'nun yazdığı, Mustafa Deniz'in de yayınladığı "İbo-İbrahim Kaypakkaya" adlı kitapta, İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları tarafından kurulan TKP-ML adlı örgütün propagandasının yapıldığı kanaatine vardı. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca Feyizoğlu'na 1 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 1 milyar 110 milyon lira, Demir'e de 6 ay hapis ve 1 milyar lira ağır para cezası veren mahkeme heyeti, Demir'in hapis cezasını daha sonra 300 milyon lira ağır paraya çevirdi. Mahkeme heyeti, sanıkların hapis ve para cezalarını 4744 ve 4421 sayılı yasalar uyarınca erteledi.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Star Televizyonu'nda hazırladığı "İtiraf" adlı programa çıkmak üzere 14 yaşındaki Y.Ö'yü Taksim Riva Oteli'nde 5 gün alıkoyduğu öne sürülen sunucu Reha Muhtar ve Star Televizyonu Yayın Yönetmeni Dilek Cansevgisi hakkında İHD'li kadınlar ve çeşitli kadın örgütleri suç duyurusunda bulundu.
RTÜK
RTÜK, başka bir medya kuruluşu aleyhindeki yayınları nedeniyle Star Televizyonu'na 15 gün yayın durdurma cezası verdi.
Fatih Altaylı'nın "Babıali Yokuşu" adlı programından ötürü Radyo D'nin 7 gün yayın durdurma ile cezalandırılması kararlaştırıldı.
KAPATILAN/TOPLATILAN/YASAKLANAN
YAYIN VE ETKİNLİK
İstanbul İl Emniyet Komisyonu, Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde basın açıklamasına yasak getirdi. 1999 yılında Başbakan Bülent Ecevit'in talimatıyla kurulan İl Emniyet Komisyonu, vali, emniyet müdürü, cumhuriyet başsavcısı, ilçe kaymakamları, MİT bölge başkanı ve jandarma alay komutanından oluşuyor. Komisyon tarafından alınan ve üzerinde 'Çok Gizli' yazılı kararların 11. maddesinde yer alan 'Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü ile basın açıklamasının yasaklandığı' genelge, emniyet birimlerine dağıtıldı. İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, "İfade özgürlüğü önünde güvenlik sorunu ön plana çıkarılıyor." derken İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, valilik yetkisinde bazı yerlerin gösteriye kapatılabileceğini, ancak basın açıklamasının yasaklanmasının yasalara aykırı olduğunu kaydetti.
Odak Dergisi Sahibi ve Yazıişleri Müdürü Kemal Aydeniz yaptığı yazılı açıklamada, dergilerinin 13. Sayısı'nın toplatıldığını belirti. Açıklamada derginin 3 Aralık 2002 tarihli sayısının "19 Aralık katliamını unutmadık, unutmayacağız" başlıklı yazıda, "Yayın yoluyla yasadışı örgüte yardım" edildiği gerekçesiyle İstanbul 5 No'lu DGM tarafından toplatıldığı kaydedildi.
Müzik Grubu Kızılırmak'ın Şanlıurfa'da vereceği konser 'güvenlik önlemleri' gerekçe gösterilerek iptal edildi. Müzik grubunun Çankaya'da bulunan Çağdaş Düğün Salonu'nda vereceği konsere "salon güvenliği sağlanamayacağı" gerekçesiyle Emniyet Müdürlüğü tarafından izin verilmedi.
GAZETECİLERE VE YAYIN
ORGANLARINA YÖNELİK BASKILAR / KISITLAMALAR
Adana'da 2 nolu DGM, "Filistin çatışması nasıl çözülür" adlı programda "halkı kin, nefret ve ırk ayrımı gözeterek ayrımcılığa sevk ettiği" iddiasıyla hakkında dava açılan Radyo Dünya Genel Yayın Yönetmeni Sabri Ejder Öziç hakkında beraat kararı verildi. Davanın duruşmasında Sabri Ejder Öziç ile avukatı Meriç Tümer hazır bulundu. 6 Nisan 2002 tarihinden itibaren Öziç'i yargılayan Mahkeme Heyeti, son duruşmada canlı yayın kasetini dinledi. Kasette konuşan kişinin Öziç olmadığına kanaat getiren Mahkeme Heyeti, Öziç hakkında beraat kararı verdi.
İstanbul 2 No'lu DGM'de 27 Aralık günü görülen duruşmada Alınteri gazetesinin 20. sayısında yer alan "19 Aralık'ı unutma" başlıklı yazı nedeniyle Yazıişleri Müdürü Sakine Yalçın, 7 milyar para cezasına çarptırıldı. Alınteri gazetesi tarafından yapılan açıklamada, para cezasının verildiği önceki duruşmalarda olduğu gibi, yine Sakine Yalçın'ın savunması alınmadan karar verildiği belirtildi.
Batman Expres gazetesi imtiyaz sahibi ve Çevre Gönüllüleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Şah Ayaz Fatih Mahallesindeki evinin önündeki 3 kişinin taşlı ve sopalı saldırısına uğradı. Kimliği belirsiz kişilerin saldırısı sonucunda Ayaz, başından ve kolundan yaralandı. Saldırının ardından Ayaz, Şehit Hasan Gül Karakolunda verdiği ifadesinde, kimseden şikayetçi olmadığını söyledi. Ayaz, saldırının gerekçesini ise, Batman'da geçen yıl kurulan Termik Santralın kapatılmasına ilişkin kendisinin dava açması ve gazetesinde santralın halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkisini sürekli gündemde tutması olarak açıkladı.
OHAL'in kalkmasının ardından
Diyarbakır'a girişi serbest olan Özgür Gündem gazetesi dağıtımcılarından Hanifi
Kama'ya, 3 Aralık'ta bir araba çarparak kaçtı. Kama, "Lise Caddesi üzerinde
gazete satıyordum. Karşıdan karşıya geçtiğim sırada karşı yönden gelen bir araç
birden hızını arttırdı ve sol kalçamdan bana çarpıp hızla uzaklaştı. Çarpmanın
etkisi ile vücudumun çeşitli yerlerinde kanamalar ve sıyrıklar oluştu" diye
konuştu. Aracın plakasını alamadığını belirten Kama, "Ancak çevredekilerin
söylemine göre aracın plakası, 06 ND
Kültür Sanat Yaşamında Tavır dergisi sahibi Muharrem Cengiz ile Yazıişleri Müdürü Ahu Zeynep Görgün'ün yargılanmasına başlandı. İstanbul DGM'deki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan derginin Yazıişleri Müdürü Ahu Zeynep Görgün katıldı. Derginin sahibi olan diğer tutuksuz sanık Muharrem Cengiz ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada ifadesi alınan Görgün, Satılmış Lüker'in kaleme aldığı öykü ve makaleleri bir suç unsuru görmediği için yayınladığını söyledi. Söz konusu yazılarda toplumsal gerçeklerin yer aldığını ifade eden Görgün, dergide ayrıca ünlü şair Pablo Neruda'nın 1960 yılında Enver Gökçe tarafından Türkçe'ye çevrilen "Oğulları Ölen Analara Türkü" adlı bir şiirinin de bulunduğunu vurguladı. Görgün; "Bu derginin toplatma kararı, şiirleri dünyaca tanınan, çeşitli dillere çevrilen Neruda'nın anısına yapılmış büyük saygısızlıktır. Bu, Neruda'nın şiirine, çevrilmesinin ardından geçen 40 yıl içerisinde getirilen ilk yasaktır" dedi. Mahkeme, diğer sanık Cengiz'in ifadesinin alınması için duruşmayı erteledi.
Batman'da yayımlanan GAP gazetesi sahibi Mansur Obut, Meydan Mahallesi'ndeki gazete binasında otururken, içeriye giren ve henüz kimlikleri belirlenemeyen 2 kişinin, sopa ve şişlerle saldırısına uğradı. Kafasına ve beline aldığı darbelerle yaralanan ve Batman Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Obut'a 10 günlük işgöremez raporu verildi. Ayakta tedavisi yapılan Obut, daha sonra taburcu edildi.
Leman Dergisi yazarlarından Cezmi Ersöz'ün başına ilginç bir olay geldi. Bir konuşma sırasında kızım olursa adını Berivan koyacağım diyen Ersöz hakkında dava açıldı. Dema Nu (Yeni Dönem) Gazetesi'ne konuşan Ersöz, "Geçtiğimiz günlerde Siirt'te bir konuşma yaptım. Orada dedim ki; Bir kızım olursa, adını Berivan koyacağım. Birkaç gün önce eve polisler geldi ve Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hakkımda soruşturma açtığını söyledi. Ben evli değilim. Üstelik bir kızım da yok."
Gazeteci Sinan Kara hakkında Basın Yasası'na muhalefetten verilen 3 aylık hapis cezasının infazı ertelendi. Datça Sulh Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, Sinan Kara'nın avukatı, Basın Yasası'na muhalefetten daha önce kesinleşmemiş bulunan para cezasının ödenmemesi sebebiyle alınan 3 aylık hapis cezasının duruşma yapılmadan ve temyiz yolu açılmadan verildiğini belirterek itiraz etti. Datça Cumhuriyet Savcısı'nın bu itiraz üzerine infazın ertelenmesi yönünde görüş belirtmesi üzerine Mahkeme Başkanı Hakim Suat Aslan, Kara hakkındaki hapis cezasının infazını erteledi.
Yeniden Özgür Gündem'in dağıtımcısı Murat Şen, polis tarafından kendisine işkence yapıldığını söyledi. Murat Şen, Şahinbey İlçesi'ne bağlı Yukarıbayır Mahallesi'nde polisler tarafından gözaltına alındığını söyledi. Şen, olayı şöyle anlattı: "Cumartesi akşamı eve dönerken kendilerinin polis olduğunu söyleyen birkaç kişi tarafından gözlerim bağlanarak bilmediğim bir yere götürüldüm. Polisler duvarlara pankart astığımı söylüyorlardı. Gazete dağıtımcısıyım, asla böyle bir şey yapmadım, dedim. İki gün boyunca gözlerim kapalıydı ve işkence yapıldı."
Habertürk Gazetesi'nin 26 Aralık tarihli sayısında "Sansürlendik" başlığıyla sürmanşette verdiği haberinde, hazırlanan "İhlas Dosyası" konulu habere daha yayınlanmadan Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce ihtiyadi tedbir kararı konulduğunu bildirdi. Sözkonusu kararın İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören'in başvurusuyla alındığına dikkat çekilen haberde, kararın "Kişilik haklarını ihlal edici nitelikte yayın yapma tehlikesi vardır" gerekçesiyle alındığı belirtildi. Alınan kararın Anayasa'nın 28. Maddesi'nde yer alan "Basın özgürdür, sansür edilemez" hükmüne aykırı olduğu vurgulanarak şöyle denildi: "Hukukun temeli de, 'Yargılama yapılmadan hüküm kurulmaz' diyor. Kararı veren hakim ne yapacağını bilmiyordu. Yargılamasız hüküm kurdu. Yeni Anayasa ve hukuk ihlal edildi. Maalesef sansür kararını aldıran da medya patronu, Enver Ören'di. Peki neden korkuyor? Açıklanacak gerçeğin ne olduğunu, nereden biliyor? Gereken yasal yola başvurulacak".
Özgür Gelecek gazetesinde çıkan bir yazı nedeniyle 15 yıl hapis cezasına mahkum olan İşçi Köylü Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Memik Horuz'un davası Yargıtay'da görülmeye başlandı. Ankara DGM'nin aksi delillere rağmen verdiği kararın bozulmasını isteyen Horuz'un avukatları, itirafçı beyanlarına dayandırılarak yapılan yargılamanın adil olmadığını belirttiler. Davayı izleyen Amsterdam Uluslararası Hukuk Kliniği avukatları da Horuz'un adil yargılanmadığı görüşü doğrultusunda rapor hazırladı. Hazırlanan raporda ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin sanığın adil yargılanma hakkını garanti ettiğine işaret edilerek, Horuz hakkında verilen mahkumiyet kararının, bu hakla bağdaşmadığı ifade edildi. Raporda, "Hollanda hukuk sisteminde, sadece tek bir kişinin tanık olarak verdiği ifade üzerinden, sanık mahkum edilmez. Mahkemenin içtihadına göre, tek bir ifadeye dayalı mahkumiyet kararı, bazı koşullar sağlandığında mümkündür" denildi. Raporda, Horuz'un yargılanmasının adil olmadığı kararını destekleyebilecek çeşitli faktörleri olduğu belirterek, savunmanın tanığın ifadesini sorgulamak için tam bir fırsata sahip olmadığının görüldüğü de belirtildi.
GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER
İşçi-Köylü gazetesi çalışanlarından Sefagül Keskin ve Derya Gökmen gözaltına alındı.
Gazeteci Sinan Kara, tutuklanarak Ula Cezaevi'ne konuldu. 26 Aralık akşamı Marmaris'te yerel bir TV kanalında söyleşiye katılan Sinan Kara, polis ekiplerince, kaldığı otelin önünde gözaltına alındı. Marmaris Adliyesi'ne getirilen Kara, hakkındaki Datça İnfaz Savcılığı'nın tutuklama kararı, yüzüne okunarak "vicahiye" çevrildi. Kara, 3 ay 10 günlük hapis cezasını çekmek üzere Ula Cezaevi'ne konuldu.
DİN ÖZGÜRLÜĞÜ
Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından seçilen İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Regaip ve Miraç kandilleri dolayısıyla yayımladığı mesajlar sebebiyle Serez mahkemesinde "yasadışı resmi unvan kullandığı" suçlamasıyla iki ayrı davada yargılanan Aga, toplam 6 ay hapis cezası aldı. Mahkemenin kararını temyize götüren Aga, serbest bırakıldı. Aga, yaptığı açıklamada, Batı Trakya'da Türk Azınlığın din özgürlüğü ihlalinin sürdüğünü belirtti.
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süheyl Batum, başörtüsü yasağı konusunda çok çelişkili uygulamaların yapıldığını ifade etti. İmam Hatip Liselerinde uygulanan başörtüsü yasağının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden Batum, "İmam Hatip Liselerinin sayısının bazı dönemlerde çok artırılmasını ve her tarafta İmam Hatip Lisesi açılmasını eleştirebiliriz. Ama madem dini eğitime ağırlık verilmesi için bu okullar açıldı, o zaman bu okulun gereklerine de saygılı olmak zorundasınız. İmam Hatip Okullarında okuyan öğrencilerin, kendi bölümleri dışındaki bölümlere girmeleri zor. Sadece kendi alanlarına yönelebiliyorlar. Bu okullarda okuyan öğrencilerin, kamu hizmetinin gereklerine aykırı davrandıkları açıkça saptanmadıkça, başörtüsü takamazlar gibi genel bir sınırlamada bulunmak hukuken doğru değil. 'Başını açacaksın' demek, hem din ve vicdan özgürlüğüne hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. Maddesi'yle uyuşmuyor. Bence saçma bir uygulama" dedi.
Bakanlar Kurulu'nun tek bayan bakanı Turizm Bakanı Güldal Akşit, "Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. Herkes, bu sorunun temel hak ve özgürlükler bağlamında değerlendirilmesinden yana...Öyle ise, herkes istediği gibi giyinebilmeli ve dolaşabilmeli" dedi.
58. Hükümet, Avrupa Birliği'ne girebilmek için birbiri ardına demokratikleşme ve özgürlük konularında uyum paketlerini üst üste Meclise sevk ederken; Türk Silahlı Kuvvetleri, Orduevleri Disiplin Yönetmeliği'nin Ek-27. maddesinde ilginç bir değişiklik gerçekleştirdi. Resmi Gazete'nin 11 Aralık 2002 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren yeni Ek-27. maddeye göre; yabancı uyruklular, ancak başları açık olarak düğünlere katılabilecekler. Diğer taraftan, eğer yabancı uyruklu sakallı ya da kendi ülkesinin yöresel kıyafetlerini giyiyorsa, yine orduevlerine giremeyecek. Orduevlerindeki düğünlerde yabancıya başörtüsü yasağı uygulanırken, Cumhurbaşkanlığında yapılan devlet törenlere yabancı uyruklu kişiler, başörtülü, sakallı veya kendi ülkelerinin milli kıyafetleri ile katılabiliyor.
Başörtülü oldukları gerekçesiyle okula alınmadıkları için kendilerini Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin demir parmaklarına zincirleyen 10 öğrenci ve 2 velinin yargılanması 13 Aralık günü yapıldı. Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmaya, öğrenci ve veliler katıldı. Öğrenciler, kılık-kıyafetlerinden dolayı eğitim haklarından mahrum bırakıldıklarını belirterek, okuma taleplerini kendilerini okulun kapısına zincirleyerek dile getirdiklerini söylediler. Mahkeme, 6 Şubat 2002 tarihine ertelendi. Kadıköy İmam Hatip Lisesi'nin önünde çocuklarına destek verdiği için 21 gün tutuklu bulunan ve 25 Kasım 2002 tarihinde tahliye edilen öğrenci velilerinin duruşması Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Mahkeme, olay günü çekilen görüntülerin izlenmesi için 24 Ocak 2003 tarihine ertelendi. Öğrenci velileri, çocuklarının ağızlarına yapıştırdıkları bantlarla yasağa tepki göstermesine destek olmuştu. Söz konusu olayda; Makbule İbrahimoğlu adlı öğrenci velisinin gözaltına alınması esnasında 7 Çevik Kuvvet polisini yaraladığı iddia edilmişti. Sanıkların avukatları, asılsız tutanak hazırlayan polisler ve darp almadığı halde rapor veren Kadıköy Adli Tıp Kurumu Başkanı Uzman Doktor Mehmet Çin'in yargılanmasını talep ediyor.
Fatih 5. Asliye Ceza Mahkemesi, Mücahid Bahçe adındaki bir vatandaşa, evinde yapılan aramada "16 adet sünger yatak ve ilköğretim çağında 3 çocuk bulunduğu tespit edildiği" için izinsiz Kur'an kursu açmak suçundan 6 ay hapis cezası verdi. Mahkeme Mücahid Bahçe hakkındaki kararı verirken açıkladığı gerekçede ise Türk hukuk tarihine geçecek bir değerlendirmede bulundu: "Her ne kadar sanık suçunu inkar etmişse de bir evde 16 tane sünger yatak bulunması olağan dışı olup bulunan eşyalara göre sanığın izinsiz Kur'an kursu işlettiği kanaatine varılmış ve sanığın cezalandırılmasına karar verilemesi gerekmiştir."
ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ
Antalya'nın Serik ilçesinde, Cumhuriyet İlköğretim Okulu'na giden sivil kıyafetli 3 kadın polis ile Okul Müdürü arasında yaşanan tartışma, polislerle öğretmenler arasında gerginliğe yol açtı. Cumhuriyet İlköğretim Okulu Müdürü Ergin İpteç, 30 Kasım 2002 günü öğleden sonra okula gelen üç kadını "sınıfların önünde dolaşmamaları" yönünde uyardığını, ancak kadınların "Biz sana kim olduğumuzu biraz sonra gösteririz" diyerek okuldan ayrıldıklarını söyledi. İpteç, daha sonra bu kadınların, sivil kıyafetli polis olduklarını ve aralarından birinin de İlçe Emniyet Müdürü Selman Kerimoğlu'nun polis eşi Serpil Kerimoğlu olduğunu öğrendiğini söyledi. Müdür İpteç, olay sonrası Kaymakamlık önünde gözaltına alındı. Bunun üzerine öğretmenler, Emniyet binası önünde toplandılar. Bu sırada, Serik Öğretmenevi Müdürü Servet Kaş, bina içine çağrıldı. Bir süre sonra Emniyet'ten çıkan Kaş'ın yüzünde yaralanmalar olduğu görülürken, Kaş, Emniyet Müdürü Selman Kerimoğlu'nun yanına götürüldüğü sırada, bazı polisler tarafından tartaklandığını söyledi. Kaş, 3 günlük rapor aldı. Bu arada, Okul Müdürü Ergin İpteç de ifadesi alındıktan sonra Emniyet Müdürlüğü binasından çıktı ve öğretmenlerle birlikte buradan ayrıldı. Olayla ilgili olarak Cumhuriyet İlkokul Okul Müdürü Ergin İpteç, Öğretmenevi Müdürü Servet Kaş, İlçe Emniyet Müdürü'nün eşi polis memuru Serpil Kerimoğlu ve isimleri açıklanmayan 2 kadın polis memuru ile Öğretmenevi Müdürü'nü tartakladığı iddia edilen polis memuru Mehmet Atasiper, Cumhuriyet Savcılığı'nda ifade verdiler.
Eskişehir'de YÖK protestosuna katılan 30 öğrenciye soruşturma açıldı.
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde YÖK'e, öğrencilere açılan soruşturmalara, savaşa ve cezaevlerindeki tecride karşı basın açıklaması yapmak isteyen öğrencilere polis müdahale etti. 40 öğrenci gözaltına alınmak istendi. Öğrencilerin direnişi üzerine gözaltına alınmak istenen öğrenciler serbest bırakıldı.
Tunceli Fırat Meslek Yüksekokulu'nda sınav esnasında okul müdürü Prof. Salih Özçelik'in oğlu Hüseyin Özçelik ile tartışan ve daha sonra öğretim üyelerinin saldırısına uğradığı bildirilen üniversite öğrencisi Z. Ali Karaboğa'ya 5 günlük "iş göremez raporu" verildi. Z. Ali Karaboğa, 28 Kasım'da Teknoloji Bilgisi dersi sınavında Hüseyin Özçelik ile tartıştı. Bunun üzerine devreye giren müdür Özçelik, öğretim üyeleri Önder Su, Derya Su, Cevat salman ve Göngür Yıldırım, dersliğin kapısını kapatarak Karaboğa'yı dövmeye başladı. Olayın duyulmasında sonra üniversiteye gelen polis, Karaboğa ile birlikte 20 öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan öğrenciler akşam saatlerinde serbest bırakılırken, Karaboğa gözaltından çıktıktan sonra Tunceli SSK Hastanesi'ne başvurarak, yüzüne aldığı darbelerden dolayı 5 günlük "iş göremez raporu" aldı. Karaboğa, 29 Kasım'da da Tunceli Cumhuriyet Savcılığı'na başvurarak, okul müdürü ve öğretim üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.
İçişleri Bakanlığı başmüfettişlerince, Serik Emniyet Müdürlüğü'nde Serik Öğretmenevi Müdürü Servet Kaş'ın polisler tarafından tartaklandığı yönünde başlatılan soruşturma kapsamında, Serik İlçe Emniyet Müdürü Selman Kerimoğlu ile polis memuru Mehmet Atasiper açığa alındı.
İstanbul Üniversitesi 2002-2003 dönemi açılış toplantısında Rektör Kemal Alemdaroğlu'nun konuşmasını keserek slogan atan, aralarında hakim kızı Başak Şahin'in de bulunduğu 19 sanığın yargılanmasına başlandı. İstanbul 13. Asliye Ceza'da 9 Aralık'ta görülen davanın duruşmasına 19 öğrenciden 14'ü katıldı. Davanın iddianamesinde, sanıkların Alemdaroğlu'nun konuşması sırasında slogan atarak toplantının huzurunu kaçırdıkları iddia edildi. Eylemci öğrenciler hakkında 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten 3 yıla kadar hapis cezası istendi. Sanıklar haklarındaki suçlamaları reddetti. Duruşma, diğer 5 sanığın ifadesinin alınabilmesi için ileri bir tarihe ertelendi.
Kürtçe ders için dilekçe hakkında af çıkarılması gündemde iken daha önce "usule aykırı ceza" veren Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörlüğü bu kez "usulüne" göre 175 öğrenciye yeniden ceza verdi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü, anadilde eğitim taleplerini içeren dilekçe verdikleri için disiplin cezası verdiği 175 öğrencinin Van İdare Mahkemesi'nde açtığı iptal davasını kazanması üzerine harekete geçti. Van Bölge İdare Mahkemesi'nin "ceza isteyenler ile cezayı veren disiplin kurulu üyelerinin aynı kişiler olduğuna" dikkat çekerek, cezaların usule aykırı olduğuna karar vermesi üzerine Rektörlük, kararın iptaline yol açan Disiplin Kurulu üyelerini değiştirdi. Rektörlük, öğrencilerin ifadesini alan soruşturmacılar ile kararı veren disiplin kurulu üyelerini ayırdı. Yeni Disiplin Kurulu da, 26 öğrenciyi okuldan uzaklaştırdı, 149 öğrenciye de bir hafta ile bir dönem uzaklaştırma cezası verdi.
Anadilde eğitim talebiyle dilekçe veren öğrenciler mahkeme kararına rağmen tekrar cezalandırıldılar. Rektörlük 26 öğrenciye okuldan atma, 30 öğrenciye 1 yıl, 300 kadar öğrenciye de 6 ay uzaklaştırma cezası verdi.
Cumhuriyet Üniversitesi öğrencisi 16 kişi gözaltına alındı. YÖK'e, savaşa ve tecride karşı basın açıklaması yapmak isterken polis saldırısına uğrayan ve saldırıyı kınamak için EMEP Sivas il binasında basın açıklaması düzenleyen öğrenciler gözaltına alındı.
Cumhuriyet Üniversitesi'nde basın açıklaması yapmak isterken polisin izin vermemesi ile yaşanan arbede sonucunda gözaltına alınan; ancak daha sonra çıkarıldıkları adli makamlarca serbest bırakılan 23 öğrenciden 10'u, Cumhuriyet Savcılığı'nın yaptığı itiraz üzerine tekrar tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Çanakkale Erkek Öğrenci Yurdu'nda kalan öğrenciler, öğrenci olmadığı halde yurda rahatlıkla girip çıkan "ülkücü" öğrencilerin kendilerini baskı yaptığını ve tehditlerde bulunduğunu belirtti. İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi'nde basın toplantısı düzenleyen öğrenciler, yurt idaresine defalarca 'can güvenlikleri' olmadığını bildirmelerine karşın idarenin sessiz kaldığı ve şahısların yurda girmesine engel olmadıklarını ifade etti. Öğrenciler, yurt idaresinin maruz kaldıkları taciz ve tehditleri durduramamasının yanı sıra dört arkadaşlarına da yurttan uzaklaştırılmak istemesine tepki gösteriyor.
ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ
Van'ın Çatak ilçesinde DEHAP'a oy verdiği belirlenen koruculara fazladan nöbet tutturulduğu iddia edildi. Kaçit, Akçabuk, Alaçayır, Sözveren ve Taygo köyü korucularına, yol, köprü ve karakol yakınlarında nöbet tutturulduğu bildirildi. Adını açıklamak istemeyen Alaçayır köyü korucusu, Çatak İlçe Jandarma Komutanı'nın seçimlerde DEHAP'a oy verdiği için devletin artık koruculara güvenmediğini belirttiğini savundu.
Sendikalaşma mücadelesi veren Gökçesu maden işçilerine, direniş yerinde 'davul çaldıkları' gerekçesiyle 90 milyon lira para cezası verildi.
HADEP Diyarbakır İl gençlik Kolları Başkanı Kamuran Yüksek, yönetim kurulu üyeleri Rukiye Erdemir ve Mahmut Duman ile parti üyesi Hacı Karakuzu, Terörle Mücadele Şubesi polislerince gözaltına alındı.
Diyarbakır, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası'nı OHAL'siz kutlamaya hazırlanırken, Hakkari'de hafta dolayısıyla yapılmak istenen etkinliğe valilikçe izin verilmedi. İHD Hakkari Şubesi'nce İnsan Hakları Haftası dolayısıyla yapılmak istenen şölene, Hakkari Valiliği izin vermedi. Valilik, İHD Şube Başkanı Naif Kayacan'ın başvurusuna gerekçe göstermeksizin olumsuz yanıt verdi.
Memur-Sen'e bağlı Diyanet-Sen Eskişehir Şube Başkanı Cengiz Kesimli, Türk Kamu-Sen aleyhine konuştuğu gerekçesiyle önce kınama cezası aldı ardından da Kırşehir'e sürgüne gönderildi. Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Dairesi Başkanlığı tarafından Diyanet-Sen Şube Başkanı Kesimli'ye gönderilen yazıda şöyle denildi: "Eskişehir il merkezinde Diyanet-Sen kurulmasından ve bu sendikanın temsilcisi olmanızdan bir müddet sonra, Kamu-Sen'e bağlı Türk Diyanet Vakıf-Sen aleyhine konuşmaya başladığınız, bu sendikaları kötülemeye çalıştığınız, Türk Diyanet Vakıf-Sen'in bir siyasi partinin yan kuruluşu gibi gösterdiğiniz, zaman zaman da Kamu-Sen'e bağlı T. Eğitim-Sen ve Sağlık-Sen gibi sendikaları eleştirdiğiniz, bu şekilde propaganda yaparak sendika ile siyaseti birbirine karıştırdığınız gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun değişik 125'inci maddesinin (B) bendinin (d) alt bendi gereğince kınama cezası almanız uygun görülmüştür."
İstanbul Üniversitesi, sendika yöneticisi ve sendika temsilcisi olarak faaliyetlerde bulunan araştırma görevlileri hakkında bir dizi soruşturma başlattı. İÜ yönetimi, KESK'in 5 Eylül 2002 tarihinde gerçekleştirdiği, "yarım günlük iş bırakma eylemi"ne katılan Araştırma Görevlisi Ertan Ersoy hakkında soruşturma açtı. Ersoy, aynı zamanda Eğitim-Sen Üniversiteler İstanbul 6 No'lu Şubesi Yönetim Kurulu üyesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde görevli Ersoy için açılan soruşturma, Personel Şube Müdürü Hacer Öğüt ve memur Afşin Tosunlar'ın birlikte yazdıkları tutanak üzerine başlatıldı. Ertan Ersoy da karşı taraftan şikayetçi oldu ancak, verdiği dilekçe işleme dahi konulmadı. Daha önce de keyfi soruşturmalara uğrayan Ersoy, konuyu Eğitim-Sen'in gündemine taşıdıklarını ve bu konuyla ilgili olarak, merkezi kararlar alacaklarını söyledi. Soruşturma açılan araştırma görevlilerinden diğeri ise Barış Çoban. İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin tarafından, bir süredir hedef alınan Çoban'a açılan soruşturma için ileri sürülen iddia ise 3 gün göreve gelmemek. Oysa bu gerekçenin hiçbir gerçekliğinin olmadığı belirtiliyor.
Sendikal haklarını savunmak için alanlara çıkan kamu emekçilerine 10 Aralık İnsan Hakları Günü'nde ceza yağdı. 7 Haziran 2001'de Kızılay Meydanı'nda yapılan eyleme katıldıkları için haklarında dava açılan 35 kişiye 15'er ay hapis cezası verildi. Polis, cezaya gerekçe gösterilen eyleme gaz bombaları ve panzerlerle saldırmıştı. Ceza alan yöneticiler: Murat Algün, Ali Kitapçı, Irgaz Emek Kitapçı, Ergül Cengiz, Abdullah Aydınlı, Gülnaz Ulusoy, Gülseren Sarıpınar, Nazım Alkaya (Eğitim-Sen Basın-Yayın Sekreteri), Mahmut Konuk, Mümtaz Başar, Erkan Sümer (SES Ankara Şube Başkanı), Esin Yelekçi, Timur Aytek, Veysel Yıldız, Yusuf Kenan Kaya, Cem Bilici (BES yöneticisi), Yusuf Uyan, Cengiz Faydalı (Yapı Yol Sen Başkanı), Sefa Koçoğlu (ESM yöneticisi), Bedri Tekin (Yapı-Yol Sen Genel Sekreteri), Kazım Arslan, Abidin Kandeğer (TÜMTİS Ankara Şube Sekreteri), Nedime Kormaz (BES yöneticisi), Nurettin Kılıçdoğan (TÜMTİS Ankara Şube Başkanı), Sezai Kaya (Tarım Orkam-Sen Başkanı), Alaaddin Dinçer (Eğitim-Sen Genel Başkanı), Hasan Hayır, Vehmet Karaaslan, Sevil Erol (KESK eski Genel Sekreteri), Cevat Han, Hüseyin Gül, Haydar Kaya (EMEP Genel Başkanı), Yıldırım Kaya (ÖDP eski Genel Başkan Yardımcısı), Ahmet Turan Demir (HADEP Genel Başkan Yardımcısı) ve Turgut Koçak (TSİP eski Genel Başkanı).
Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) Mersin Şube Müdürü Servet Özkan, "PKK'ye yardım yataklık ettiği" iddiasıyla 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. 12 Temmuz 2000 tarihinde "PKK tarafından finanse edildiği" iddiasıyla MKM Mersin Şubesi'ne düzenlenen baskında TCK'nın 169. maddesinden 10 ay Kürkçüler Cezaevi'nde yattıktan sonra tahliye edilen Şube Müdürü Servet Özkan, şube çalışanı Rıfat Duman, Cezmi Kenan Alışık'ın Adana 2 No'lu DGM'de yargılanmasına devam edildi. Mahkeme, Duman ve Alışık'ın beraatına karar verirken, Özkan'a ise 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası verdi.
Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi, Eğitim-Sen genel Başkanı Alaaddin Dinçer'in de aralarında bulunduğu 35 sendikacıyı, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet etmek suçundan 1 yıl 3'er ay hapis cezasına mahkum etti. Davanın 10 Aralık karar duruşmasına, Dinçer ve Eğitim-Sen Basın Yayın Sekreteri Nazım Alpkaya ile avukatları katıldı. Dinçer, kararın açıklanmasından sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, mahkemenin "başından itibaren önyargılı davrandığını" öne sürdü. Mahkumiyeti "siyasi bir karar" diye değerlendiren Dinçer, kararla, Türkiye'nin demokratikleşme yol haritası önüne engel çıkarıldığını savundu ve kararı temyiz edeceklerini söyledi.
Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Bingöl Şube Başkanı Muharrem Aydınalp ve eşi Mevlüde Aydınalp Erzurum'a sürgün edildi. Sendikal faaliyetlerden dolayı sürgün kararı verildiğini anlatan Aydınalp, "Çalıştığım kurumun amiri Gülten Uzuner hakkında yasalara aykırı davrandığı için 24 Mayıs tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundum. İdari soruşturma başlatılması için de Bingöl Valiliği'ne başvurdum. Fakat Valilik soruşturma izni vermedi. Cumhuriyet Başsavcılığı Bölge İdari Mahkemesi'ne başvurdu ve Bölge İdari Mahkemesi de soruşturma izninin verilemesini istedi" diye konuştu. Bu konudan dolayı Ağustos ayında müfettiş istenerek kendisi hakkında soruşturma yapıldığını kaydeden Aydınalp, soruşturmanın ardından hiçbir suç unsuru bulunmadığı halde sürgün kararının çıkarıldığını kaydetti.
Mersin'de Göç ve İnsani Yardım Vakfı (GİYAV) kurucu üyeleri ve yönetim kurulu üyeleri hakkında "yasa dışı örgüte yardım ve yataklık" ettikleri iddiasıyla Adana DGM tarafından dava açıldı.
İzmir Cennetçeşme ve Kadifekale'de oturan HADEP'liler evlerinden alınarak Bozyaka Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldü. Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Serkan Okumuş, Hasan Manduz, Hüseyin Manduz, Mehmet Tanaş, Yasin Tanaş, Servet Demirkıran, TAYD-DER Yönetim Kurulu üyesi Evin Tunç ile soyadları öğrenilemeyen Emrah ve Mustafa.
DEHAP Eruh İlçe Örgütü'ne üye olmak isteyen 3 kişi, kendilerine ikametgah belgesi vermeyen Fatih Mahallesi muhtarı korucubaşı Abdulaziz Teğin hakkındaki suç duyurusundan sonuç çıkmaması üzerine İHD Siirt Şubesi'ne başvurdu. Siirt'e bağlı Eruh İlçesi'nde 1 Eylül 2002'de açılan DEHAP İlçe Örgütü'nün Yönetim Kurulu üyesi olmak isteyen Hacı Deniz, Sıddıka Teğin ile Ramazan Taş, Fatih Mahallesi Muhtarı Abdulaziz Teğin'in kendilerine belge vermediğini belirtti. Muhtarlıktan belge alamadıkları için DEHAP'a üye olamayan Deniz, Teğin ve Taş, hakları engellendiği gerekçesiyle Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyurusundan sonuç alamadı. Savcılık'tan ret cevap gelmesi üzerine Taş, Deniz ve Teğin, 15 Aralık günü İHD Siirt Şubesi'ne başvuruda bulunarak, ilgili kişi hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılması için kendilerine yardımcı olunmasını istedi.
BES Kilis eski Temsilcisi Kıyasettin Aslan, Memur-Sen'e bağlı Din-Bir-Sen üyelerinin saldırısına uğradı. Üç kişi tarafından gece geç saatte, ıssız bir sokakta feci şekilde dövüldüğünü belirten Aslan, kafasından ve vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandı. 7 günlük rapor alan Aslan, sorumlular hakkında da suç duyurusunda bulundu.
HADEP Diyarbakır Gençlik Kolları üyesi 5 kişi gözaltına alındı. HADEP Diyarbakır Gençlik Kolları yöneticileri; Veysi Akbaş, Ömer Akbey, Murat Önen'i önceki gece Ofis semtinde bulunan HADEP İl binası çıkışında gözaltına alındı. Polisler Gençlik Kolları yöneticisi 2 kişiyi daha gözaltına alarak Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne götürdü. Adı geçen kişilerin hangi gerekçe ile gözaltına alındığı konusunda herhangi bir açıklama yapılmadı.
Diyarbakır İdare Mahkemesi, memur eylemine katıldığı için maaş kesintisi cezası verilen öğretmenin itirazını haklı buldu. Aralarında Neşat Zerin'in de bulunduğu Ergani İlçesi'nde görevli 70 öğretmen, Diyarbakır İdare Mahkemesi'ne ayrı ayrı verdikleri dilekçede, memur eylemine katıldıkları gerekçesiyle verilen maaş kesme cezasına itiraz ettiler. Mahkeme "Memurların içerisinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sıkıntıların kamuoyuna duyurulması amacıyla etkinlik göstermelerini doğal ve hoşgörü ile karşılamak gerekir" diyerek ve kesintinin yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine karar verdi.
HADEP Diyarbakır İl Gençlik Kolları'nın, üyelerine yönelik gözaltıları protesto etmek için düzenlemek istediği basın açıklamasına polis müdahale etti. HADEP'li gençler 5 arkadaşlarının 18 Aralık'ta gözaltına alınmasını protesto etmek için HADEP Diyarbakır İl Örgütü önünde toplandı. Basın açıklamasına izin vermeyen çevik kuvvet polisleri gruba müdahale etti.
Adana Valiliği, Irak'a saldırı hazırlıklarının protesto edileceği mitinge ilde ABD üssü ve elçiliği olduğu gerekçesiyle izin vermedi.
3 Kasım seçim çalışmaları kapsamında düzenlenen şölende Kürtçe konuşma yapan HADEP Gevaş İlçe Başkanı Muzaffer Yıldız hakkında, "Türkçe dışındaki dillerde propaganda yaparak Seçim Kanunu'na muhalefet ettiği" iddiasıyla dava açıldı.
DYP'li Midyat Belediyesi'nde santral görevlisiyken işine son verilen Veli Güneş, işten çıkarılma gerekçesinin, seçim sürecinde DEHAP'ta çalışması olduğunu ileri sürdü. DYP'li Belediye Başkanı Şeyhmus Nasiroğlu'nun seçimlerde herkesin DYP'ye çalışmasını istediğini, çalışmayanı işten çıkarmakla tehdit ettiğini belirten Güneş, "Asıl işten atılma gerekçem DEHAP'lı olmam ve seçim sürecinde DEHAP çalışmalarına katılmamdır" dedi. DEHAP'ın çalışmalarına katıldığı için sürekli Başkan Nasiroğlu tarafından ikaz edildiğini söyleyen Güneş, şunları anlattı: "Son nokta bayram günü yaşanan ziyaretler oldu. Midyat Belediyesi'ni ziyaret eden Emniyet Müdürü ve Kaymakam'a Kürtçe 'Cejna we piroz be' demiştim. Bir süre sonra görevime son verildiğine dair bir tebligat aldım." Güneş, Ankara'da bulunan Başkan Nasiroğlu ile dönüşünde görüşme yapacağını, sonuç alamaması halinde yargı yoluna başvuracağını söyledi.
Van'ın Bostaniçi beldesinde jandarma tarafından düzenlenen operasyonda 6 HADEP'li gözaltına alındı. Van İl Jandarma Alay Komutanlığı askerleri tarafından 20 Aralık gecesi evlere düzenlenen operasyonlarda HADEP Bostaniçi Belde Örgütü yöneticisi Hamza Özkan, üyeler Abdulhakim İta, Abdullah Kaçan, Nuriye Gencer, Halime Kamiş ile Filiz Şaybak gözaltına alındı. İl Jandarma Alay Komutanlığı'na götürüldüğü belirtilen HADEP'lilerin, Abdullah Öcalan lehine düzenlenen gösterilerle ilgili oldukları iddiasıyla gözaltına alındıkları öğrenildi.
EMEP eski Genel Başkanı ve DEHAP İstanbul milletvekili adayı Levent Tüzel ve HADEP eski Genel Başkanı Murat Bozlak hakkında 24 Ekim günü Sakarya'da yaptıkları konuşmalar nedeniyle Sakarya Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı. DEHAP Sakarya İl Binası önünde 24 Ekim günü partililerle bir araya gelen Bozlak ve Tüzel, burada birer konuşma yapmışlardı. Polisler tarafından, "yolu trafiğe kapattılar" iddiasıyla tutulan tutanağı dikkate alan Sakarya Cumhuriyet Savcılığı da "yetkili yerlere başvurmaksızın propaganda yapmak" suçu işledikleri iddiasıyla Tüzel ve Bozlak'ın ifade vermesini istedi.
Diyarbakır DGM Savcısı Süleyman Karaca, Nusaybin HADEP ilçe örgütünün açılış töreni ile ilgili olarak yürüttüğü soruşturmanın iddianamesinde, 1 Eylül 2001 Dünya Barış Günü'nde İstanbul Zeytinburnu HADEP binasında apartman boşluğuna düşerek yaşamını yitiren HADEP üyesi Zeynel Durmuş'u "KADEK üyesi" olarak gösterdi. Savcı Karaca, söz konusu tarihte KADEK'in henüz kurulmadığını da unutarak "Üyemiz ölümsüzdür" şeklinde slogan atan partililere "seyirci kalan" HADEP'li 3 yönetici hakkında ise "KADEK'e yardım ve yataklık ettikleri" iddiasıyla dava açtı.
HADEP Van İl Binasında sürdürdükleri açlık grevinde gözaltına alındıktan sonra 70 gün boyunca cezaevinde kalan 45 kişinin devlet aleyhine açtığı tazminat davası karara bağlandı. Van Asliye Ceza Mahkemesi, devleti toplam 20 milyar lira tazminat ödemeye mahkum etti. 1998 yılının Kasım ayında Van İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube ekipleri, açlık grevi yaptıkları gerekçesiyle HADEP binasını basarak 500 kişiyi gözaltına almış 45 kişi "PKK'ya yardım ve yataklık ettikleri" iddiasıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Toplam 70 gün tutuklu kalıp, daha sonra beraat eden HADEP'liler, Van Asliye Ceza Mahkemesi'nden "haksız yere tutuklandıkları" gerekçesiyle 1.5 milyarlık maddi ve manevi tazminat davası açmıştı.
İçişleri Bakanlığı, HADEP'li Küçük Dikili Belediye Başkanı Mehmet Yaşık hakkında, "İlköğretim okulundaki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmadığı" gerekçesiyle soruşturma başlattı. Yaşık ise, Vilayetin düzenlediği kutlamaya katıldığını belirterek, "Davet edilmedim, katılmamak da suç değil" dedi. Başçavuş Bahtiyar Doğan ile yüz yüze görüştüğünü kaydeden Başkan Mehmet Yaşık, şunları söyledi: "Başçavuş Bahtiyar Doğan'a kendisinin de kutlamalara katılmadığını söyledim. Zaten o da, 'Evet, ben de katılmadım' dedi. Ayrıca, ortada bir suç varsa eğer, ikimiz de bu suçu işledik. Neden sadece benim hakkımda soruşturma açıldığını belirttim. Suçsa ikimiz de aynı suçu işledik, dedim. Kendisi ise 'Milli İstihbarat Teşkilatı'nın emri ile bunu yaptım' dedi."
2001 yılında katıldıkları bir eylemden dolayı yargılanan KESK'e bağlı sendika şube başkan ve yöneticilerine 26 Aralık 2002'de sonuçlanan mahkemede ceza yağdı. Eğitim-Sen eski Şube Başkanı Kemal Tumar ile sendika üyesi Kazım Ünlü, eski Enerji Yapı Yol-Sen Genel Mali Sekreteri Cemal Söylemez, Tüm Bel-Sen Tunceli Temsilcisi Mazlum Doğan ve SES Tunceli Şube Başkanı Hasan Toprak, 304 milyon 200 bin lira ağır para ve 3 ay memuriyetten uzaklaştırma cezalarına çarptırıldılar.
KESK Genel Merkezi'nin aldığı karar doğrultusunda 15 Ağustos 2002'de başlatılan ve uyuşmazlıkla sonuçlanan "toplugörüşmeleri" protesto etmek amacıyla, düzenlenen basın açıklamasına katıldıkları ve slogan attıkları gerekçesiyle Tüm-Bel-Sen üyesi 7 kamu emekçisi hakkında dava açıldı. Siirt Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Tüm Bel Sen Siirt Şube Başkanı Mehmet Demir, üyeler Mehmet Beşir Aksu, Hayrettin Şalcı, Mahmut Hakimoğlu, Yıldırım Baykara, Mehmet Munir Nas ve Cemal Batur'un 5 Eylül 2002 tarihinde Siirt Belediye binası önünde yapılan açıklamaya katılarak "Dernekler Kanunu'na muhalefet ettikleri" ileri sürüldü.
Tez Koop İş Sendikası Genel Sekreteri Faruk Üstün, Alman sermayeli Metro Grosmarket şirketinin, sendikalı oldukları gerekçesiyle bazı çalışanları işten çıkardığını ileri sürdü. Türk-İş'e bağlı Tez Koop-İş Sendikası Genel Sekreteri Faruk Üstün, yaptığı açıklamada, 1998 yılından bu yana İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Adana'daki Metro Alışveriş Merkezlerinde örgütlü sendika olduklarını söyledi. Metro Grosmarket Şirketi'nin, bu işyerlerinde çalışan işçileri, Tez Koop-İş'e üye oldukları gerekçesiyle işten çıkardığını iddia eden Üstün, şöyle konuştu: "Son yıllarda Metro Grosmarket işyerlerinde çalışan bin 500 işçinin işine son verildi. Geçtiğimiz hafta da Ankara'daki işyerinde 2 üyemize gerekçe gösterilmeden çıkış verildi. Almanya ve Avrupa ülkelerinde, iş güvencesi konusundaki kanunlara uyan Alman sermayeli Metro Grosmarket, Türkiye'de işçi haklarına ve kanunlara uymuyor.
HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ile İlçe Yöneticisi Ebubekir Deniz'in gözaltında kaybolmasını protesto etmek için basın açıklaması yapan 40 HADEP'liden 9'una izinsiz gösteri yaptıkları gerekçesiyle 1 yıl üç ay hapis cezası verildi.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE
YÖNELİK BASKILAR/SALDIRILAR
SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER
Yunanistan'a gitmek isteyen 41 yabancı uyruklu, jandarma devriyelerince yakalandı. Edirne'nin İpsala ilçesine bağlı Karpuzlu ve Paşaköy'deki askeri yasak bölgede, Yunanistan'a geçmeye çalışan 27 Irak, 6 Hindistan, 3 Filistin, 2 Pakistan, 2 Ruganda ve 1 İran vatandaşı gözaltına alındı.
BM, 2002'nin ilk 10 ayında iltica başvurusu yapanlar arasında Türklerin 3. sırada yer aldığını açıkladı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yapılan açıklamada, sanayileşmiş 28 ülkeden alınan verilere göre iltica taleplerindeki aylık artış oranlarında da Türkiye, Kongo ve Romanya ile ilke 3'e girdi. Rapora göre söz konusu sürede iltica talebinde bulunan Türk vatandaşı sayısı 21 bin 068 olarak gerçekleşti. Türkiye bu rakamla Irak ve Yugoslavya'nın ardından 3. oldu. Bu rakam, 2001'de 19 bin 986 olarak gerçekleşti. Türkiye'den iltica talebinde yüzde 5 bir artış kaydedildi.
Edirne'de, yasadışı yollardan sınırı geçmek isteyen yabancı uyruklu 75 kişi ile bunlara kılavuzluk eden 2 Türk vatandaşı yakalandı. Jandarma ve sınır devriye ekipleri tarafından yapılan kontrollerde, Meriç ilçesine bağlı Küplü beldesinde, Ç.Y. ile V.Ç., 44 Irak, 6 Afganistan, 5 İran ve 2 Filistin vatandaşı Meriç Nehri'nden Yunanistan'a botla geçirmek isterken suçüstü yakalanarak gözaltına alındı. Olayla ilgili C.B'nin yakalanması için de çalışmalara başlandı.
İzmir'in Urla İlçesi'nde yasadışı yollardan yurtdışına kaçmak isterken insan tacirleri tarafından dolandırılarak, 2 gün dağda bırakılan 20 mülteci, donmak üzereyken jandarma tarafından kurtarıldı. Urla Devlet Hastanesi'nde doktor kontrolünden geçirilen mültecilerden Fazıl Hasan'ın (40) aşırı soğuklardan ve yürümekten dolayı kangren olan iki ayağının kesilmesi gerektiği belirtildi. İfadeleri alınan 20 mülteci, Savcılık talimatıyla İzmir Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü'ne teslim edildi.
ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER
Memur-Sen'e bağlı Diyanet-Sen Eskişehir Şube Başkanı Cengiz Kesimli, Türk Kamu-Sen aleyhine konuştuğu gerekçesiyle önce kınama cezası aldı ardından da Kırşehir'e sürgüne gönderildi. Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Dairesi Başkanlığı tarafından Diyanet-Sen Şube Başkanı Kesimli'ye gönderilen yazıda şöyle denildi: "Eskişehir il merkezinde Diyanet-Sen kurulmasından ve bu sendikanın temsilcisi olmanızdan bir müddet sonra, Kamu-Sen'e bağlı Türk Diyanet Vakıf-Sen aleyhine konuşmaya başladığınız, bu sendikaları kötülemeye çalıştığınız, Türk Diyanet Vakıf-Sen'in bir siyasi partinin yan kuruluşu gibi gösterdiğiniz, zaman zaman da Kamu-Sen'e bağlı T. Eğitim-Sen ve Sağlık-Sen gibi sendikaları eleştirdiğiniz, bu şekilde propaganda yaparak sendika ile siyaseti birbirine karıştırdığınız gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun değişik 125'inci maddesinin (B) bendinin (d) alt bendi gereğince kınama cezası almanız uygun görülmüştür."
TCDD Haydarpaşa Elektrikli Sinyal Şefliği'nde Tesisler Sürveyanı (onarım denetçisi) olarak görev yapan Soner Önal, Başbakanlık ve çalıştığı işyerine dilekçe yazınca başı derde girdi. "Gıcıklık olsun" diye dilekçe yazıldığını düşünen TCDD yetkilileri, Önal hakkında hemen soruşturma başlattı. Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi olan Soner Önal, bundan bir süre önce Başbakanlığa dilekçe yazarak; "tesisler sürveya"nın görev ve yetkililerinin belirlenmediği, bunun da çeşitli sorunların yaşanmasına neden olduğuna dikkat çekerek durumun düzeltilmesini talep etti.
Avcılarda, Ambarlı'daki bir fabrikanın kanalizasyon bağlantısı çalışması sırasında göçük meydana geldi. Göçük altında kalan Mehmet Deliktaş (38) adlı işçi, olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin çalışmaları sonucunda kurtarıldı. Avcılar Hastanesinde tedavi altına alınan Deliktaş'ın sağ bacağının kırıldığı ve genel sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.
Daha önce çok sayıda memur hakkında soruşturma açan İstanbul Üniversitesi
yönetimi, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde çalışan Muazzez Köse Tepeci, Ayla
Ermiş Sarı, Ebru Erdoğdu ile Özlem Akar adlı memurları, Sapanca ve Silivri'ye
sürgün etti.
Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Bingöl Şube Başkanı Muharrem Aydınalp ve eşi Mevlüde Aydınalp Erzurum'a sürgün edildi. Sendikal faaliyetlerden dolayı sürgün kararı verildiğini anlatan Aydınalp, "Çalıştığım kurumun amiri Gülten Uzuner hakkında yasalara aykırı davrandığı için 24 Mayıs tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundum. İdari soruşturma başlatılması için de Bingöl Valiliği'ne başvurdum. Fakat Valilik soruşturma izni vermedi. Cumhuriyet Başsavcılığı Bölge İdari Mahkemesi'ne başvurdu ve Bölge İdari Mahkemesi de soruşturma izninin verilemesini istedi" diye konuştu. Bu konudan dolayı ağustos ayında müfettiş istenerek kendisi hakkında soruşturma yapıldığını kaydeden Aydınalp, soruşturmanın ardından hiçbir suç unsuru bulunmadığı halde sürgün kararının çıkarıldığını kaydetti.
İskenderun'da "öğrenci velisi öğretmene saldırdı" iddiasını soruşturan müfettişin hazırladığı rapor üzerine 5 öğretmen Kırıkhan ve Hassa ilçelerine sürgün edildi. Müfettiş raporunda, "öğretmenlerin öğrencileri terbiye etmek amacıyla dövebilecekleri" ifadesi de tepkiyle karşılandı. Eğitim-Sen İskenderun Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Mithatpaşa İlköğretim Okulu'nda geçen yıl bir öğrenci velisinin bir öğretmene fiili saldırıda bulunduğu iddiasının yargıya intikal ettiği belirtilerek, olayın tanıkları olan Eğitim-Sen üyeleri Fuat Çiçek, Gülhan Kasapoğlu, Doğan Çöloğlu ve Muzaffer İlter ile birlikte 5 öğretmen hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldığı kaydedildi. Öğretmenlerin gördüklerini olduğu gibi müfettişlere aktardığı ifade edilen açıklamada, hiçbir somut delile dayanmayan düzmece bilgilerle müfettişin hazırladığı rapordan sonra öğretmenlerin Kırıkhan ve Hassa ilçelerine sürgün edildiği belirtildi.
Nevşehir'in Gülşehir ilçesine bağlı Dadağı köyündeki alçılar Kömür Ocağı'nda çalışan Mithat Gürlek'in üzerine bir kaya parçası düşmesi sonucu kolundan yaralandı.
Eğitim-Sen'in İstanbul 6 No'lu Şubesi'nin
İÜ'deki Üniversiteler Şube Baştemsilcisi Barış Çoban'ın görevine herhangi bir
gerekçe göstermeksizin son veren Alemdaroğlu, yine aynı şubenin Üniversiteler
Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Araştırma Görevlisi Ertan Ersoy hakkında soruşturma
başlattı. Görevi 29 Aralık 2002'de sona erecek İletişim Fakültesi Halkla
İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'nde araştırma görevlisi olan Çoban, geçirmiş olduğu
bir soruşturma nedeniyle kıdem durdurma cezasına çarptırılmasına rağmen
görevine son verilmesinin ikinci bir ceza olduğunu söylüyor. Çoban, hangi
gerekçelerle görevine son verildiğini öğrendikten sonra idare mahkemesinde dava
açacak. Hakkında dava açılan bir diğer kişi ise Eğitim-Sen'in İstanbul 6 No'lu
Üniversiteler Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Arş. Gör. Ertan Ersoy. Ersoy, İÜ'de
sendikalarına yönelik baskı ve saldırıların arttığını iddia ederek, "Bu baskı
ve soruşturmalar furyası geçtiğimiz bahar gerçekleştirdiğimiz servis eylemleri
sonrasında ortaya çıktı." diye konuşuyor. Ersoy, kendisi hakkında da açılmış
soruşturmalar bulunduğuna değindi.
Sendikalaşma mücadelesi veren Gökçesu maden işçilerine, direniş yerinde 'davul çaldıkları' gerekçesiyle 90 milyon lira para cezası verildi.
ÖLENLER:
Zonguldak'ta Türkiye Taşkömürleri Kurumu Karadon Müessesesi'nde meydana gelen kömür patlamasında İrfan Karabak (37) ve Mehmet Güllü isimli 2 maden işçisi hayatını kaybederken, kurtarma çalışmalarına katılan Alaattin Gündem ve Hasan Kaymak isimli 2 işçi de metan gazından zehirlendi.
TPAO Batman Bölge Müdürlüğü'nde işçi olarak çalışan Cemal Özhan (34), Batı Raman Petrol Üretim sahasında arızayı gidermek için elektrik direğine çıktı. Çalışma sırasında dengesini kaybederek düşen Özhan, olay yerinde öldü.
Kayseri'de Pınarbaşı ilçesine
bağlı Demircili köyü yakınlarındaki "Elmalı Madencilik A.Ş."ye ait krom maden
ocağında işçi olarak çalışan Nuh Doğan (42),
Kocaeli'nin Gebze İlçesi'nde faaliyet gösteren ve çelikten çatı malzemesi üretimi yapan USKON Uzay Çatı Fabrikası'nda gaz sıkışması nedeniyle patlama meydana geldi. Patlamada, 1 kişi hayatını kaybederken, 2 kişi de yaralandı.
Van'ın İskele Caddesi üzerindeki bir helva fabrikasında meydana gelen patlamada, işçilerden Gül Bakır, Necmiye Değmez ve Mithat Esendağ'ın öldü, Eser Bakır ve Seda Konan'ın da yaralandı.
Kırşehir-Ankara Karayolu üzerinde kurulu ÇEMAŞ Çelik Döküm Sanayi ve Ticaret A.Ş'de çalışan Fatih Aydın, metal dikiş makinesine kafasını kaptırdı. Arkadaşları tarafından ağır yaralı olarak kurtarılan Fatih Aydın (25), hastaneye kaldırılırken yolda öldü.
İŞTEN ATILANLAR:
NTV ile CNBC'nin havuza dönüş operasyonu çerçevesinde 49 çalışanın işine son verildi. 40 kişi İstanbul'dan çıkarılırken, 9 kişi ise Ankara'dan atıldı.
DYP'li Midyat Belediyesi'nde santral
görevlisiyken işine son verilen Veli Güneş, işten çıkarılma gerekçesinin, seçim
sürecinde DEHAP'ta çalışması olduğunu ileri sürdü. DYP'li Belediye Başkanı
Şeyhmus Nasiroğlu'nun seçimlerde herkesin DYP'ye çalışmasını istediğini,
çalışmayanı işten çıkarmakla tehdit ettiğini belirten Güneş, "Asıl işten atılma
gerekçem DEHAP'lı olmam ve seçim sürecinde DEHAP çalışmalarına katılmamdır"
dedi. DEHAP'ın çalışmalarına katıldığı için sürekli Başkan Nasiroğlu tarafından
ikaz edildiğini söyleyen Güneş, şunları anlattı: "Son nokta bayram günü yaşanan
ziyaretler oldu. Midyat Belediyesi'ni ziyaret eden Emniyet Müdürü ve Kaymakam'a
Kürtçe 'Cejna we piroz be' demiştim. Bir süre sonra görevime son verildiğine
dair bir tebligat aldım." Güneş, Ankara'da bulunan Başkan Nasiroğlu ile
dönüşünde görüşme yapacağını, sonuç alamaması halinde yargı yoluna
başvuracağını söyledi.
Tez Koop İş Sendikası Genel Sekreteri Faruk Üstün, Alman sermayeli Metro Grosmarket şirketinin, sendikalı oldukları gerekçesiyle bazı çalışanları işten çıkardığını ileri sürdü. Türk-İş'e bağlı Tez Koop-İş Sendikası Genel Sekreteri Faruk Üstün, yaptığı açıklamada, 1998 yılından bu yana İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Adana'daki Metro Alışveriş Merkezlerinde örgütlü sendika olduklarını söyledi. Metro Grosmarket Şirketi'nin, bu işyerlerinde çalışan işçileri, Tez Koop-İş'e üye oldukları gerekçesiyle işten çıkardığını iddia eden Üstün, şöyle konuştu: "Son yıllarda Metro Grosmarket işyerlerinde çalışan bin 500 işçinin işine son verildi. Geçtiğimiz hafta da Ankara'daki işyerinde 2 üyemize gerekçe gösterilmeden çıkış verildi. Almanya ve Avrupa ülkelerinde, iş güvencesi konusundaki kanunlara uyan Alman sermayeli Metro Grosmarket, Türkiye'de işçi haklarına ve kanunlara uymuyor.
Tunceli Belediyesi'nin atölye bölümünde çalışan EMEP İl Başkanı Salih Gündoğan ve yine belediyenin personellerinden Hacer Zencidi adlı işçilerin iş akitleri, Belediye Başkanı Hasan Korkmaz tarafından tek taraflı olarak feshedildi.
SAĞLIK
5 yaşındaki bir çocuk, ailesi ameliyat parasını ödeyemediği için Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 3 gün rehin tutuldu. Aile, çocuklarına kaymakamın kefil olması sayesinde kavuşabildi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yayımladığı genelgede, hastane başhekimlerine, "Hiçbir hasta, masrafları ödeyemediği için rehin tutulmayacak." talimatı vermişti.
Yalova Devlet Hastanesi'nde bayramdan bir gün önce doğum yapan Ayşe Çelik, 500 milyon lira tutan hastane masrafı ödenmediği için bayramı bebeğiyle birlikte hastanede geçirdi. Eşi ve bebeği hastanede rehin kalan işsiz Yakup Çelik, 500 milyonu ödemesinin mümkün olmadığını belirterek, "Senet imzalayayım, bayramdan sonra borcumu öderim" dedi. Ancak önerisi kabul edilmedi.
Zonguldak'ta, doğumundan bir gün sonra çocukları ölen Sevim ve Bülent Kaçmaz çifti, doktorların ihmali bulunduğu gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hasatlıkları ve Doğum Bölümü'nde, 11 Aralık'ta doğum yapan Sevim Kaçmaz (25), bebeğinin gününde doğmaması nedeniyle kendisine uygulanan suni sancının sona erdirilerek yerine sezaryen yapılmasını istediğini, ancak doktorların kabul etmediğini savundu. Hamileliği süresince hastaneye sürekli kontrole geldiğini, doktorları bebeğinin sağlık durumunun iyi olduğunu gözlemlediğini ve normal doğum yapacağını da kendisine söylediklerini belirten Kaçmaz, şöyle konuştu: "Hastanede beş gün yattıktan sonra gerçekleşen doğum sırasında, doktorlar karnıma doğru bastırdılar. Yaklaşık üç saat sonra doğan bebeğim, nefes almıyordu ve beyin kısmında ezilmeler ile vücudunda morartılar vardı. Çocuk servisine götürülen yavrumun, doğum sırasında çok hırpalandığını öğrendik. Bir gün sonra da çocuğum öldü. Bebeğim, doktorların ihmaline kurban gitti. Bu işin peşini bırakmayacağız. Adalet önünde sorumlular hesap verecek."
Eskişehirli Gülhan Önder, yeni Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın 'Bundan sonra hiç
kimse hastanelerde rehin kalmayacak.' sözüne rağmen Tıp Fakültesi Hastanesi'nde
bir haftadır rehin durumdaki bebeğini göremiyor, evine götüremiyor. Yaklaşık
bir ay önce doğum sancıları tutan anne Gülhan Önder, Eskişehir SSK Hastanesi'ne
kaldırıldı. Burada doğum yapamayan Önder, daha sonra Osmangazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi Hastanesi'ne sevk edildi. Önder, Tıp Fakültesi'nde çocuğunu
sezaryenle dünyaya getirdi. Önder çifti, bu duruma çok sevindi; ancak bu
sevinçleri bir süre sonra hüzne dönüştü. Çünkü hastane, Bağ-Kur'lu olan İbrahim
Önder'den, Bağ-Kur'la anlaşmaları olmadığı gerekçesiyle doğum masraflarının
karşılanmasını, aksi takdirde eşi ile çocuğunun hastaneden çıkartılmayacağını
söyledi. İbrahim Önder istenen 3,5 milyar lirayı ödeyemeyince eşi ve bebeği
hastanede tutuldu. Eşini ve çocuğunu kurtarmak için borç para toplayan Önder,
eşinin masraflarının karşılığı olan 1 milyar 400 milyonun yarısını peşin ödedi.
Kalan kısmını da senet yaparak eşini hastaneden çıkarttı. Ancak minik bebekleri
Melike'nin kuvöz bakım masrafları için çıkartılan faturanın karşılığı olan 2
milyar lirayı ödeyemeyince bebek hastaneden çıkartılamadı.
Van Araştırma Hastanesi, doğumdan üç saat sonra ölen bir bebeğin cenazesini rehin aldı. 1 milyarlık doğum masrafları ödenmediği gerekçesiyle eşi ve ölen bebeği hastanede rehin kalan Mehmet Sağlam, hastane giderini karşılamak için çalmadık kapı bırakmadı. Van'ın Erciş İlçesi'nde oturan anne Mecbure Sağlam, doğum sancılarının artması üzerine 14 Aralık günü Erciş Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Daha sonra Van Doğumevi Acil Servisi'ne kaldırılan Sağlam, sezeryanla doğum yapmayı kabul etmeyince doktorlar tarafından Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi. Sağlam, Kadın Doğum Servisi'nde 15 Aralık akşamı bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Ancak solunum yetersizliği bulunan bebek, doğduktan üç saat sonra yaşamını yitirdi. Yaşadıklarını DİHA muhabirine anlatan baba Mehmet Sağlam, bebeğin öldükten sonra görevliler tarafından morga kaldırıldığını söyledi. Eşinin taburcu edilmesi ve çocuğunun da morgdan çıkartılması için kendisinden hastane tarafından bir milyar lira para istendiğini kaydeden Sağlam, istenen parayı bulamadığı için de bebeğin 15 Aralık'tan bu yana morgda tutulduğunu kaydetti.
Batman Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde 18 Aralık günü ard arda yaşanan iki
ölüm, kafalarda soru işaretleri bıraktı. İddialara göre saat 16.00 sıralarında
Batman Devlet Hastanesi'ne kaldırılan akciğer ödemisi Ali Acar, hastanede
bulunan nöbetçi doktor tarafından muayene edildi. Müdahalenin ardından durumu
ağır olan Acar'a gerekli müdahalede bulunması için icapçı doktor M. Kemal Gül'e
haber verildi. Dr. Gül'ün hastaneye gelmemesi üzerine Ali Acar yaşamını
yitirdi. Acar'dan yarım saat sonra hastaneye kalp rahatsızlığı teşhisiyle
getirilen Menzil Bektaş da ilk muayenenin ardından Dr. M. Kemal Gül'ün gelmesi
için bekletildi. 1 saat kadar bekleyen Bektaş da Acar gibi yaşamını yitirdi.
Bektaş'ın yeğeni Ramazan Aygüç, Batman Cumhuriyet Savcılığı'na Dr, Gül hakkında
"görevi ihmalden" suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti. Olayla ilgili
hastane yetkilileri açıklama yapmazken, Dr. Gül ise, olayda ihmalinin
bulunmadığını ifade etti.
Van Araştırma Hastanesi'nde ölen bebeği ile birlikte 7 gündür rehin kalan anne Mecbure Sağlam, bürokratik işlemler tamamlanamadığı için hala taburcu edilmedi. Hastane masraflarının 8 takside bağlandığını belirten Mecbure Sağlam'ın eşi Mehmet Sağlam, önceki gün bir yetkili bulamadığı için taburcu işlemlerinin bitmediğini söyledi.
Erzincan Devlet Hastanesi'nde doğum yaptıktan sonra hastane masraflarını ödeyemeyen anne Sevgül Yıldız ve kayınpederi Hamza Yıldız, üç günlük bebeği ile birlikte hastaneden kaçarak camiye sığındı. Kazım Karabekir Mahallesi'nde bulunan Süleymaniye Camii'nin avlusuna sığınan aileye cami cemaati sahip çıkarak donmaktan kurtardı. Sağlık Müdürü Güven Hocaoğlu ise aileyi ambulansla aldırarak Devlet Hastanesi'ndeki tedavilerinin tamamlanmasını sağladı. Çayırlı İlçesi'ne bağlı Çayönü köyünde çobanlık yapan ve tek odalı evde 15 nüfusa bakan Hamza Yıldız, 338 milyon liralık hastane masrafını ödeyemediği için kardeşinin eşi Sevgül Yıldız ile üç günlük çocuğunu hastaneden kaçırmak zorunda kaldığını söyledi. Faturayı görünce şoke olduğunu anlatan Yıldız, hastaneden kendilerine yemek verilmediğini savundu. Camiye sığındıktan sonra yerel gazetelerde kendileriyle ilgili haber çıktığını ve tekrar ambulansla hastaneye götürüldüklerini ifade eden Yıldız, "Tekrar hastaneye gittik; ama hastaneden ayrılırken yetkililer bana 338 milyon liralık senet imzalattı. Ben bu parayı ödeyemeyeceğimi Başhekim Yusuf İzzettin Öskay'a defalarca ilettim; ama kale almadılar. Ayda 80 milyon liralık gelirimle 15 nüfusa bakıyorum. 15 gün içerisinde bu parayı ödemezsem icraya vereceklerini söylediler." diye konuştu.
Şanlıurfa'da yanlış teşhis sonucu kolu kesilen 70 yaşındaki kadın ile Antalya'da hastane hastane gezdirilip parasızlık yüzünden tedavi edilmeyerek parmağı kangren olan 5 yaşındaki çocuk, kelimenin tam anlamıyla dram yaşıyor. Güle Karaçalı isimli yaşlı kadın, Harran Üniversitesi Araştırma Hastanesi ve kendisine yanlış teşhis koyan Dr. Haşim Çoruk hakkında suç duyurusunda bulundu. Yaşlı kadın, Şanlıurfa'da hastane hastane dolaştırıldığını ve yanlış teşhis konulduğu için kolunu kaybettiğini söyledi. Çalışmak için Antalya-Kumluca'ya giden Mehmet Ekerbiçer'in 5 yaşındaki çocuğu Tahsin'in parmağı parasızlık yüzünden tedavi edilmeyince kangren oldu. Antalya'da hastane hastane dolaştırıp sonunda "Yeşil Kart" için memleketi Gaziantep'e gönderilen baba, "Elektrik çarpması sonucu yaralanan Tahsin'in parmağının tedavisi, Kumluca ve Antalya Devlet Hastaneleri'nde yapılmadı. Gittiğimiz Gaziantep'te kangren olan parmağın kesileceğini söylediler" şeklinde konuştu.
Geyve ilçesinde oturan dört çocuklu Yılmaz ailesi, ishal olan 6.5 aylık oğulları Mehmet Can'ı Adapazarı SSK Hastanesi'ne getirdi. Hastanenin acil servisinde nöbetçi doktor Ümit Numanoğlu, iddiaya göre Mehmet Can'ı muayene ettikten sonra, "Şimdi yatıracak yerimiz yok. Yarın sabah gelin" diyerek evine gönderdi. Sabaha karşı fenalaşan Mehmet Can, hastane yolunda öldü. Abdullah ve Filiz Yılmaz, ölümden hastane yönetimini ve nöbetçi doktoru sorumlu tuttu.
YARGI HABERLERİ
Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığı'ndan askeri malzeme çaldıkları ileri sürülen 4 çocuğun yargılandığı "postal davası"nda ilginç bir gelişme yaşandı. Çalındığı iddia edilen postalların zimmet kayıtları bulunmadığı belirlendi. Dördü de ilköğretim okulu öğrencisi olan R.Ç. (14), E.Ç. (14), İ.Ç. (12) ile N.S. (12), 24 Kasım 2001 tarihinde Otluca Köyü'ndeki Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığı yakınlarındaki askeri çöplükte 3 çift yırtık postal ile 2 çift eldiven buldu. Ancak askeri malzemeleri çaldıkları suçlamasına maruz kalan çocuklar, askerlerce evlerine düzenlenen baskında gözaltına alındı. İl Jandarma Komutanlığı'nda bir gün gözaltında tutulan çocuklar, daha sonra yaşları küçük olduğu gerekçesiyle savcılığa çıkarılmadan serbest bırakıldı. Savcılığa bir yazı gönderen Dağ Komando Tugayı, çocukların tugayın tellerini keserek, hurda deposuna girdiği, "3 adet sandalye, bir çuval postal, 2 sarım kablo, parka, eldiven 3 adet hücum yeleği, 4 adet yağmurluk, bir çuval sürahi, demir bardak ve eski karavana tabağı, bir ocak, bir uyku tulumu ve bol miktarda tarihi geçmiş konserve" çaldığını iddia etti. Tugay, söz konusu malzemelerin arama sırasında çocukların evinde bulunduğunu da ileri sürdü. Bunun üzerine ifadeleri alınan çocuklar, 3 postal ile 2 çift eldiveni çöplükte bulduklarını anlattı. Çocuklar, hırsızlık yaptıkları iddiasıyla TCK'nın 493. maddesi uyarınca "Hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka bir yere kaldırmak için duvar, kapı, pencere ve demir kapı gibi muhafazaları kırmak ve yıkmak" suçundan Hakkari Asliye Ceza Mahkemesi'nde 3 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis istemiyle yargılanmaya başlandı. Mahkeme, 18 Haziran 2002'deki duruşmada görevsizlik kararı vererek dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Dosyayı alan Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi ise, 10 Ekim 2002'de yaptığı duruşmada, Tugaydan "çalındığı iddia edilen malzemelerin defter kayıtlarının bulunup bulunmadığını ve artık niteliği taşıyıp taşımadığını sorulmasını" kararlaştırdı. Çocukların psikolojik dengelerinin sarsılmasına neden olan davanın bir sonraki duruşmasında ilginç bir gelişme yaşandı. Tugay Komutanlığı, mahkemeye gönderdiği cevabi yazıda, söz konusu malzemelerin askeri malzeme olduğunu belirttikten sonra, "Kayıt silme işlemi yapıldığından dolayı imha edilmek üzere Tugay hurdalığında toplanmıştır. Malzemelerin defter kayıtları yoktur. Malzemeler hurdalıkta bulundukları yerden çalınmıştır" denildi. Bunun üzerine mahkeme ikinci kez bir yazı yazarak Tugay'dan iddialara netlik kazandırılmasını istedi. "Çalındığı ileri sürülen malzemelerin kaydının nasıl olmadığının açıklanmasını" isteyen mahkeme, "Belirtilen malzemelerin askeri eşya niteliğinde olup olmadığı, defter kayıtlarının bulunup bulunmadığı, kayıtlardan düşülerek hurda vasfı ile artık niteliği taşıyıp taşımadığının tespiti ile mahkememize bildirilmesi istenmiş ise de ilgili (b) yazınız ile söz konusu malzemelerin kayıttan düşüldüğünden bahsedilmesine rağmen defter kaydı ya da zimmet belgesinin nasıl olmayacağının açıklanması, kayıt yoksa nereden düşüldüğünün tespiti, hurdalıktaki hali ile tüm malzemelerin askeri malzeme olup olmadığı"nın duruşma öncesinde bildirilmesini istedi. Şimdi gözler, 4 küçük çocuğun duruşmasının yapılacağı 10 Aralık Dünya İnsan Hakları günündeki duruşmaya çevrildi.
Savunma
kurumu olduğunu unutan İstanbul Barosu, Alman vatandaşı olduğu gerekçesi ile
bir kişiyi avukat tayin etmedi. Kazım Kolcuoğlu başkanlığındaki yeni yönetimin
bu tutumu pek çok kişinin tepkisine neden olurken İstanbul Barosu Yönetim Üyesi
ve CMUK Servisi sorumlusu olan Osman Aydın Şahin, avukat tayin etmeme
gerekçelerini "emperyalist ülke vatandaşı" şeklinde açıkladı. Şahin, söz konusu
başvurunun yoksul olarak adlandırılabilecek ülke vatandaşı birinden gelmesi
halinde kabul edebileceklerini, ama başvurucunun Alman olması nedeniyle
yapmadıklarını açıkladı. Şahin, bu tutumları ile Türkiye'yi savunduklarını
iddia etti. İstanbul Barosu eski Başkanı Doç. Dr. Yücel Sayman, olayı "hukuk
cinayeti" olarak nitelendirerek tepki gösterdi.
Bilal Akyıldız, iki yaşında iken Bayburt'a bulunan köyünde tandıra düştüğü için başının yanık kaldığını, bunun için saç çıkmadığını söyledi. Akyıldız, 1996 yılında ise görünümünün güzel olması için ağabeylerinin zorlamasıyla peruk kullanmaya başladığını ve inşaatlarda soğuk demirci olarak çalıştığını belirtti. Bilal Akyıldız'ın avukatı Mehmet Yavuz ise, 27 gündür Bilal'ı hapiste tutanlar ve sapık diye yayın yapanlar hakkında maddi manevi tazminat davası açacaklarını söyledi. Avukat Yavuz, "Bu, insan hakları ihlalidir. Gerekirse konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar götüreceğim." dedi. Müvekkilinin kendisine atılan çamurun etkisi altında yaşayacağını ifade eden Yavuz, "Çamur atılınca yargı aklasa da insanlarda izi kalıyor." diye konuştu. Ümraniye sapığı olarak medyada yer aldıktan sonra Bilal Akyıldız ile ailesinin, komşuları ve toplum tarafından dışlandığı belirtildi. Cezaevinden çıktıktan sonra mahallede kimsenin yüzüne bakamayacağını düşünen Akyıldız, İstanbul'dan başka bir ilde yaşamını sürdürmek istiyor. Akyıldız'ın ailesi ve kardeşleri tahliyeye sevinirken, "Keşke bu çamur bize hiç atılmasaydı. Bu olaylardan sonra çok sıkıntı çektik." şeklinde konuştu. Bilal Akyıldız, 16 Kasım 2002'de Samandıra bölgesinde Jandarma ekipleri tarafından iki küçük kız çocuğunu alıkoymak istediği ve Ümraniye sapığı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Polisin, ölüm orucu eylemlerine dışarıdan destek verenlere yönelik Küçükarmutlu'da gerçekleştirdiği operasyon sırasında yaralanan Kelime Eroğlu'na yardım eden Hasan ve Arife Engin çiftinin başı davalarla dertte. Daha önce "Görevli memurları yaralamak"tan dava açılan Engin çifti hakkında, şimdi de yaralanan polislerin tedavisi için harcanan paraların tazmini için dava açıldı. Hasan Engin ve Arife Engin hakkında "Görevli memurları yaralamak" suçundan Sarıyer Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan dava devam ederken, İçişleri Bakanlığı da operasyon sırasında yaralanan polislerin tedavisinde ödediği parayı almak için harekete geçti. Bakanlık, polislerin tedavilerinde verilen 4 milyar 893 milyon 450 bin lirayı geri almak için Hasan ve Arife Engin'in de aralarında bulunduğu 13 kişi hakkında Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tazminat davası açtı.
AİHM
AİHM,
Türkiye aleyhindeki üç ayrı insan hakları ihlali davasında Türkiye'yi 196 bin
640 euro maddi ve manevi tazminata mahkum etti. Diyarbakır'ın Tepecik Köyü'nü
basan asker ve korucular, 1961 doğumlu Mahmut Demir'in evine dört el bombası
fırlatmış, yapılan saldırıda evi yakılan Demir'in iki kuzeni ölmüş ve babası
ağır yaralanmıştı. AİHM'e yapılan deklarasyon sorumluluğu kabul ettiğini ve
olaydan dolayı üzüntüsünü bildiren Türkiye, 184 bin 140 euro tazminat ödemek
kaydıyla dostane çözüm talebinde bulundu. AİHM, öneriyi kabul ederek davayı
kayıttan düşürdü. Olayla ilgili Türkiye'de başlatılan soruşturmadan sonuç
çıkmayınca Demir, kuzenlerinin öldürülmesi, babasının ağır yaralanması ve
evinin yıkılmasından ötürü AİHM'e başvurmuştu. Öcalan ile 1992'de yaptığı
söyleşiyi "Kürt Bahçesinde Sözleşi" adlı kitapta yayınlayan Prof. Dr. Yalçın
Küçük davasında ise AİHM, Türkiye'yi düşünce özgürlüğünü çiğnemekten mahkum
etti. Sivil demokrasinin bulunduğu bir toplumda düşünce suçunun olamayacağı ve
söz konusu kitabın "kin, nefret ve halkı devlete karşı isyana davet eden bir
içerikten uzak olduğu" da kararın gerekçeli bölümünde yer aldı. AİHM bu davada
Türkiye'yi Yalçın Küçük'e verilmek üzere 4 bin 500 euro para cezasına mahkum
etti. Prof. Yalçın Küçük ise Ortadoğu'da Öcalan ile görüştükten sonra Aralık
1992'de Türkiye'ye dönerken İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alınmış ve
söyleşiyi içeren elindeki video kasetlerine el konulmuştu. Hakkındaki dava ise
kasetler yayınlanmadığı için düştü. Ancak Küçük, yaptığı görüşmeyi Nisan
1993'te "Kürt Bahçesinde Sözleşi" isimli kitapta toplayınca, hakkında yeniden
dava açıldı. Bölücülük propagandası yapmaktan DGM'de yargılanan Küçük, 2 yıl
hapis cezası ve 250 milyon TL para cezasına çarptırıldı. 27 Ekim 1995'te, 4126
sayılı yasa yürürlüğe girdikten sonra ceza 1 yıl hapis ve 100 milyon TL para
cezasına düşürüldü ve ceza Yargıtay tarafından onandı. Küçük, davasında
Türkiye, AİHS'nin düşünce özgürlüğünü koruyan 10. maddesini ihlal etmekten
yargılanıyor. Aynı söyleşi daha sonra Ertürk Yöndem tarafından Perde Arkası
programında TRT'de çarptırılarak bir bölümü yayınlanmıştı. Av. Sevil Dalkılıç
davasında ise AİHM Türkiye'nin AİHS'nin 5. maddenin 3, 4 ve 5. bendlerini ihlal
ettiği kararına vardı ve Türkiye'yi toplam 7 bin euro maddi ve manevi tazminata
mahkum etti. İHD ve SHP üyesi olan Dalkılıç, 15 gün gözaltında sorgulanmış ve 7
Şubat 1995'te çıkarıldığı DGM'de, silahlı örgüt üyeliği ve eylem hazırlığı
yaptığı iddiasıyla mahkum edilmişti.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel başvuru yapılması hükmünün kabul
edildiği 1987 yılından bu yana, Türkiye aleyhine 4 bin 570 kişisel başvuruda
bulunuldu. Adli Tıp Kurumu'nda görevli Dr. Esin Akgün, hazırladığı uzmanlık
tezinde, 'Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Kararlarında Yaşam Hakkı ve
İşkence Yasağı İhlali Olgularının Adli Tıp Boyutu'nu irdeledi. Tezde, Adalet
Bakanlığı'ndan alındığı belirtilen bilgilere göre, 1987 yılı ile 15 Nisan 2002
tarihleri arasında AİHM'ye, Kıbrıs Rum Kesimi'nden mülkiyet haklarının ihlal
edildiğine dair 2 bin 250, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden 1500, Yüksek Askeri
Şura kararıyla TSK'dan uzaklaştırılan 60, devlet başvuruları için 2, parti
kapatma davalarıyla ilgili 8, mülteci başvurularıyla ilgili 23, kamulaştırmayla
ilgili 701, 12 Eylül dönemi davalarıyla ilgili 26 kişisel başvuru yapıldı.
Bunlar arasında yaşam hakkının ihlaline ilişkin 148, işkence iddialarıyla
ilgili de 330 kişisel dava var. Türkiye'nin aleyhine sonuçlanan davalar için 9
milyon 274 bin 905, dostane yolla çözüme ulaşılanlar için ise 6 milyon 671 bin
998 dolar tazminat ödenmek zorunda kalındı. Toplam tazminat tutarı Türk Lirası
karşılığı yaklaşık 25 trilyon oldu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DEP yöneticilerinin yaptığı şikayet başvurusunda Türkiye'yi suçlu buldu. AİHM, Türkiye'nin 1994 yılında DEP'i kapatarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) dernek ve topluluk kurma hakkı özgürlüğünü ihlal ettiği görüşüne vardı. Strasbourg Mahkemesi kararında, DEP'in kapatılmasının demokratik toplumlarda gerekli olmadığı gerekçesiyle Türkiye'nin AİHS'nin 11. maddesini ihlal ettiği görüşüne varıldı. AİHM kararı gereği, Türkiye, DEP adına başvuru yapan Mehmet Hatip Dicle'ye mahkeme masrafları da içinde olmak üzere 210 bin euro maddi tazminat ödeyecek. Hatip Dicle ve diğer dört arkadaşı, 1994 yılında DGM tarafından terör örgütüne bağlı olmak suçundan çeşitli ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardı. AİHM, daha önce cezaevinde bulunan Leyla Zana ve arkadaşlarının DGM'de adil yargılanmadıkları gerekçesiyle Türkiye aleyhinde bir karar daha almıştı. AİHM'nin bu kararından sonra Avrupa Konseyi'nin karar organı Bakanlar Konseyi, Türkiye'den Zana ve arkadaşlarını tekrar yargılanmasına imkan sağlayacak gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını istemişti.
İNSAN HAKLARI POLİTİKALARI
Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayar: "İnsan işkence mağdurlarının hikayesini dinleyince, işkencecilere karşı hoşgörüsü kalmıyor. Birçok mağdurun avukatlığını yaptım. İşkence affı olamaz. Dava ve cezanın infazında zaman aşımı olamaz. İşkenceyle uğraşanların durumlarını biliyorum. Yapılan fiilleri de gördük. İşkence mağdurlarının çektikleri acıyı, bu acının bıraktığı kalıcı fiziksel ve psikolojik travmaları biliyoruz. İşkencecilerin, sokak ortasında vurulduklarını da gördük. Tüm bunların tekrarlanmasını istemiyoruz. O yüzden işkenceci, davası 15 yıl sürüncemede kalınca kurtulamayacak. İşkenceci, 50 yıl da geçse yargının karşısına çıkacağını bilecek." dedi. Yalçınbayar, üniversite öğrencilerine getirilecek af konusunda ise, anadilde eğitim için dilekçe verdiği için okuldan uzaklaştırılanlardan yana tavır koydu. "Bana göre bu türden bir dilekçe veren cezalandırılmamalı. Yabancıların bile dilekçe verme hakları var" diyen Yalçınbayar, eyleme dökülmemiş hiçbir düşüncenin suç sayılmaması gerektiği ilkesinden hareket ettiğini de sözlerine ekledi.
Genelkurmay Başkanlığı, Başbakan Abdullah Gül ve hükümetin kurmay kadrosuna verdiği Türkiye'ye yönelik iç ve dış tehditleri konu alan brifingde, irticayla mücadele vurgusu yaptı. Edinilen bilgiye göre brifingde, iç ve dış tehditler ayrıntılı olarak hükümete aktarıldı. Brifingin son bölümünde 'iç tehditler' başlığı altında, irticai faaliyetlere karşı sürdürülen mücadele anlatıldı ve 28 Şubat süreci "İrticayla mücadele, irticanın 1997'de Türkiye Cumhuriyeti ile açık bir hesaplaşmaya girişmesi üzerine başlatılmıştır" denilerek anımsatıldı. Bu kapsamda TSK'nın istekleri dört başlık altında sıralandı. Bunların başında Başbakanlık Takip Kurulu'nun görevlerine işaret edildi ve BTK'nın çalışmalarını yeni dönemde de mutlaka sürdürmesi gerektiği vurgulandı. Askerilerin ikinci isteği ise irticai faaliyetlere katılan devlet memurlarının işine son verilmesini sağlayacak yasal düzenlemenin bir an önce Meclis'ten çıkartılması oldu. Kamuda irticai faaliyete katılan 13 bin kişilik bir kadro bulunduğu, bunların memuriyetten çıkarılmasını kolaylaştıran düzenlemenin yasalaştırılması gerektiği belirtildi. Askerler irticai sermayenin kapsamına da dikkat çekti. Hükümetten bu tür sermaye hareketlerine destek vermemesi istenirken, irticai sermayenin hacminin 45 milyar dolar seviyesinde olduğu ifade edildi. Genelkurmay'ın dördüncü isteği de TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın türbanlı eşiyle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i uğurlaması ve karşılamasıyla yeniden gündeme gelen türban konusunda oldu ve "Kılık-kıyafet yönetmeliğine kesinlikle dokunulmaması" gerektiği vurgulandı.
Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlığı'nca düzenlenen 'Polis Uygulamaları ve İnsan Hakları' panelinde konuşan Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal, Türkiye'nin AB adaylığını etkileyecek en önemli unsurlardan birinin insan hakkı ihlalleri olduğunu söyledi. Önal, "Batı standartlarına ulaşma yönünde büyük bir çaba gösterilmekle birlikte, bu konuda giderilmeye çalışılan bazı eksikliklerin olduğu da bir gerçektir" dedi. Türkiye'deki ihlalleri yaygın teröre bağlayan Önal, şöyle devam etti: "Bu eksiklerin giderilmesini güçleştiren en büyük engel, Türkiye'nin çok uzun yıllardır yaşamakta odluğu, hiçbir çağdaş Batı ülkesinin karşılaşmadığı ölçüdeki yaygın şiddet ve terör olaylarıdır. Emniyet teşkilatı insan haklarının düşmanı değil, koruyucusudur. Ancak bu hassas denge kurulmaya çalışılırken gücümüz tartışılmamalı, gücümüz azaltılmamalıdır. Bu dengeyi sağlayacak hem hukuki hem de teknik olanaklar sağlanmalıdır."
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayar, insan hakları konusunda duyarlı olduklarını ifade ederek, "Hemen şimdi insan hakları...Bizim ve Türkiye'nin sloganı budur" dedi. AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun, gündemdışı söz alarak işkence iddialarına ilişkin görüşlerini açıkladı. Türkiye'de işkenceyi önleyen Anayasa ve yasa hükümlerinden örnekler sunan Torun, buna karşın gözaltına alınan bütün vatandaşların işkence gördüklerini iddia ettiklerini söyledi. Emniyet güçlerinin sorgulama yöntemleri ve işkence iddialarının gözden geçirilmesini isteyen Torun, "Bütün vatandaşlar karakolda işkence gördüğünü söylüyor. Ya bütün insanlarımız yalan söylüyor veya kolluk güçlerimiz yasa dışı sorgulama yapıyor" diye konuştu. Torun, emniyet kayıtlarında işkencenin nedenlerine ilişkin açıklamalar yer aldığını ifade ederek, bu kayıtlarda emniyet güçlerinin adalet mekanizmasına güvenmediklerinin yer aldığını iddia etti. Torun, konuşmasında 20 Kasım 2002 tarihinde Varto'da kaybolan Sıddık Kaya'nın durumunu da gündeme getirerek, Kaya'nın Astsubay Celal Şan ile görüştükten sonra kaybolduğu iddialarını dile getirdi. AKP'li Torun, 11 Aralık 2002 tarihinde de Şırnak'ta Hüsnü Uğur adlı vatandaşın evine baskın düzenlendiğini ve ailesi ile beraber işkenceye maruz kaldıkları yolundaki iddiaları da TBMM Genel Kurulu'nda dile getirdi.
TBMM Dilekçe Komisyonu, 22. Dönem'deki ilk toplantısını yaparak, çalışma ilkelerini belirledi. Komisyon, geçmiş dönemlerden sarkan ve sonuçlanmayan yaklaşık 400 dilekçeyi de karara bağladı. Komisyon Başkanı Yahya Akman, yaptığı açıklamada, "yaptırım olmayan" bir komisyon olmaktan çıkarak vatandaşların hak arama mücadelesine destek olacaklarını bildirdi. Kurumlar üzerinde denetim görevi yapabilmek için bazı yasa değişikliklerini de gerçekleştirme arzusunda olduklarını belirten Akman, yapılması gereken yasal düzenlemelerin başında dilekçelere cevap vermeyen kurum ve kişiler hakkında yaptırım uygulanması geldiğini anlattı. Akman, bu durumda suç duyurusunda bulunabildiğini; ancak daha özel bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu kaydetti.
İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Anayasa değişikliklerini veto etmesini, "değişikliklerin saikine yöneltilmiş ve öznel nedenlere dayalı" olarak değerlendirdi. Öndül yaptığı açıklamada, Anayasa değişikliğinden Recep Tayyip Erdoğan'ın yararlanacak olmasının veto gerekçesi olamayacağını dile getirerek, "Benimsenen düşünce-benimsenmeyen düşünce ayrımı yapılamaz. Değişiklik ihtiyacı Erdoğan'dan kaynaklansa da söz konusu değişiklikle aynı durumda olan başka insanlar da aynı yasal olanaklara kavuşmaktadır" dedi. Değişikliklerin siyasi özgürlük alanının sınırlarını genişlettiğini kaydeden Öndül, değişikliklerden kimlerin yararlanacağının önemli olmadığını ifade etti.
DÜNYA İNSAN HAKLARI RAPORU
Irak'ın BM'ye sunduğu kitle imha silahı programına ilişkin 12 bin sayfalık raporun tüm diğer BM Güvenlik Konseyi'nin üyelerinden önce ABD'nin eline geçmesi, tartışma yarattı. ABD'nin, raporun Güvenlik Konseyi'nin dönüşümlü başkanlığını elinde tutan Kolombiya'yı ikna ederek ilk kopyasını Washington'a götürdüğü, raporun kopyalarının çıkarıldığı belirtiliyor. ABD'nin bu tavrı, diğer Konsey üyelerinin tepkisini çekti.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Afganistan saldırısı sırasında misket bombası kullanan ABD'yi eleştirdi. Örgütün yayınladığı raporda, bu bombaların başta çocuklar olmak üzere sivillerin ölümüne ve yaralanmasına yol açtığı belirtildi. Raporda, Körfez Savaşı sırasında 61 bin misket bombası atan ABD'nin Afganistan'a 1228 misket bombası attığı, bu bombalar nedeniyle en az 25 kişinin hayatını kaybettiği ifade edilirken, 12 bin 400 mayının da ölüm tehlikesi yaymaya devam ettiği kaydedildi.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ), Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl'ün katledilmesinin, 67 gazetecinin öldürüldüğü 2002 yılında gazetecilerin yoğun olarak hedef alındığına dikkati çektiğini kaydetti. Merkezi Brüksel'de olan FIJ, hazırladığı yıllık raporda, Kolombiya, Rusya ve Pakistan'ı gazeteciler için en tehlikeli ülkeler olarak sıraladı. Raporda, "Eğer bütün yıl boyunca geçen tek bir korkunç konu varsa, o da gazetecilerin izledikleri olaylar nedeniyle hedef seçilmeleridir" denildi. Raporda, Hindistan, Rusya, Bangladeş, Bolivya, Meksika, Brezilya, Filipinler ve Kolombiya'daki gazeteci cinayetlerine de yer verildi. FIJ Genel Sekreteri Aidan White, medya gruplarından ve hükümetlerden gazetecilerin daha fazla korunmasını istedi. White, gelecek yıl medya örgütleri, işçi sendikaları ve diğer örgütlerle çalışarak, güvenlik bilinci oluşturmak için bir uluslararası haber güvenlik kurumu kurulacağını kaydetti. FIJ, 100'den fazla ülkedeki 500 binden fazla gazeteciyi temsil ediyor.
ABD: Guantanamo'da esir bulunan 16 kişinin avukatları, müvekkillerinin avukat ve aileleriyle görüşebilmesi gibi temel gözaltı haklarını elde edecek hukuki savaş sürecini sürdürebilmek için Amerikan federal mahkemesine başvurdular. Avukatlardan Thomas Wilner, Guantanamo'da ki 16 kişinin en temel haklarını aradığını, adil bir mahkeme hakkı istediklerini söyledi. 16 kişinin 12'si Kuveytli, 4'ü ise İngiltere ve Avustralya vatandaşı.
Merkezi ABD'nin New York kentinde bulunan İnsan Haklarını İzleme Örgütü, yayınladığı raporda Taliban rejiminden sonra Afganistan'da kadınların cinsel tacize maruz kalmaya devam ettiğini duyurdu. Cinsel tacizlerinin sorumlusunun çoğunlukla askerler ya da yetkililer olduğu ortaya kondu.
BM insan hakları sorumlusu Sergio Vieira de Mello, Küba'daki Guantanamo üssündeki esirlerin ya yargılanmalarını ya da serbest bırakılmalarını istedi. Cenevre'de basın toplantısı yapan de Mello, "Amerikan hükümetinin topraklarını ve halkını koruma hakkını anlıyorum, ama bana öyle geliyor ki, kişiden kişiye değişse de makul bir süre sonunda bir sonuca varılmalı" dedi. "Bir kişi suçsuzsa ve bildiklerinin hepsini söylemişse, kendisi suç işlememişse serbest bırakılmalı" diyen BM yetkilisi, "Şayet suçlama sürüyorsa bu kişi, Amerikan hükümetinin sunacağı kanıtlarla yargılanmak üzere kendi ülkesine gönderilmeli ya da sivil bir Amerikan mahkemesine çıkarılmalı" diye konuştu. İnsan hakları sorumlusu şöyle dedi: "Hükümetler, bizler ve hükümetlerarası sistem yeterince önleyici tedbir almamakla, gizli servislerin muhtemel saldırılara ilişkin raporlarını gerektiği gibi incelememekle eleştiriliyoruz. Hükümetler, yeni saldırıları önlemek bakımından yararlı olacak bilgileri toplamalı, bu onların meşru hakkı. Ama bir kimseyi hukuk boşluğunda ne kadar zaman tutabilirsiniz?" De Mello, bu düşüncesini Amerikan hükümetine ilettiğini, ancak henüz cevap almadığını da belirtti.
Teksas eyaletinde karısını ve erkek kardeşini öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılan mahkumun cezası zehirli iğneyle infaz edildi. Leonard Rojas adlı 52 yaşındaki mahkum, karısı ile ilişkisi olduğunu düşündüğü erkek kardeşi ve eşini öldürdüğünü itiraf etmişti. Rojas, bu yıl içinde eyalette cezası infaz edilen 32. idam mahkumu oldu. Böylece Teksas'ta, 1982 yılından bu yana 288 kişi idam edilmiş oldu.
Florida eyaletinde 74 yaşında bir kadını kaçırdıktan sonra öldürmekten idam cezasına çarptırılan, 63 yaşındaki mahkumun cezası zehirli iğneyle infaz edildi. Mahkum, bu yıl içinde Florida eyaletinde cezası infaz edilen 3. idam mahkumu oldu. Bu son idamla birlikte Florida eyaletinde idam cezasının tekrar yürürlüğe konduğu 1976 yılından beri 54 kişi idam edilmiş oldu. Eyalette 366 mahkum daha ölümü bekliyor.
11 Eylül terörist saldırılarıyla ilgili olarak tutuklanan ancak daha sonra
masum olduğu anlaşılan Mısırlı öğrenci, kendisini yanlış ifade vermeye zorlayan
FBI görevlisi aleyhine 20 milyon dolarlık tazminat davası açtı. Abdullah Higazy
adlı 31 yaşındaki Mısırlı öğrencinin ayrıca Hiltonotel zinciriyle, yetkililere
Higazy'nin odasında uçaklarda kullanılan haberleşme cihazı bulunduğu yönünde
yanlış ifade veren eski otel güvenlik görevlisi aleyhinde de dava açtığı
belirtildi. Higazy, Aralık 2001'de gözaltına alınmasının ardından odasında
bulunan radyo cihazının kendisine ait olduğu iddialarını reddetmiş ancak daha
sonra yalan makinesiyle yapılan sorgusu sırasında, cihazın kendisine ait
olduğunu itiraf etmişti. Higazy daha sonraki ifadesinde, Michael Templeton adlı
FBI görevlisinin, "ailesinin Mısır'daki hayatını cehenneme çevirmekle" tehdit
ederek göz dağı verdiği için bu itirafı yapmak zorunda kaldığını
belirtmişti.
Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI, ABD'deki üniversitelerden, yabancı öğrenci ve öğretmenlerin fişlemeleri için talimat gönderdi. FBI, üniversitelerden alacağı bilgilerle, yabancı öğrenci ve öğretmenlerin İslami gruplarla bağlantılı olup olmadığını araştıracak. Washington Post gazetesinin haberinde, okullardan alınan bu bilgilerin, bilinene ya da şüpheliler hakkında veri temeli oluşturan, Adalet Bakanlığı'na bağlı Yabancı Terörist İzleme Görev Gücü'nün elindeki bilgilerle birleştirileceği bildirildi. FBI bölge bürolarından okullara gönderilen mektuplarda, yabancı öğrenci ve öğretmenlerin "adları, telefon numaraları, adresleri, doğum yerleri ve tarihleri" gibi bilgiler isteniyor. Kaç okuldan bilgi istendiği ve hangilerinden istenen bilgilerin geldiği konusunda ayrıntı vermeyen FBI yetkilileri, istemeyen okulun bilgi vermeye zorunlu tutulmadığını vurguladı. Haberde, bazı okul yetkililerinin, yabancı öğrenci ve öğretmenler hakkında bilgi vermenin federal yasalara aykırı olduğunu söyledikleri belirtildi. Amerikan üniversitelerindeki kayıt ve öğrenci ilişkileri çalışanlarının bünyesinde barındıran dernek de, 10 bin üyesine, FBI'a istenen bilgiyi vermenin federal yasaları ihlal anlamına geleceğini bildirdi. Dernekten yapılan açıklamada, FBI'ın istediği bilginin mahkeme kararı olmadan verilemeyeceğinin altı çizildi. Ülkede 11 Eylül sonrası uygulanmaya başlanan yeni terörle mücadele politikası aleyhinde dava açıldı. ABD'de Müslümanlar'ı temsil eden vatandaşlık hakları kuruluşları, ABD'de bulunan Ortadoğu kökenlilere yönelik geniş tutuklama kampanyası başlatan hükümet aleyhine dava açtı. Müslümanlar'ı temsil eden, Arap Asıllı Amerikalılar, İran Asıllı Amerikalılar ve Pakistan Asıllı Amerikalılar adlı vatandaşlık hakları kuruluşları, ABD Hükümeti aleyhine dava dilekçesini, Los Angeles'teki bir federal mahkemeye verdiler. Dilekçede, 11 Eylül saldırılarından sonra konulan kurallar uyarınca gelecekte yapılması olası tutuklamaların engellenmesi sitendi. ABD yönetimi 700'den fazla Müslüman'ı tutukladı. Müslümanlar'a ait ev ve işyerlerine yönelik baskınlar devam ediyor.
ABD'de yayımlanan Washington Post gazetesi, Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü'nün (CIA) Afganistan'da esir aldığı "düşmanları" sorgulama sırasında insanlık dışı yöntemler kullandığını yazdı. Gazetenin haberinde, Afganistan'daki Amerikan güçlerinin karargahının bulunduğu Bagram Hava Üssü'nde, CIA'nın metal konteynerleri bir araya getirerek gizli sorgulama merkezi oluşturduğu kaydedildi. Haberde, CIA'nın "baskı ve zorlama" tekniklerini uyguladığı sorgulamalar sırasında, işbirliğini reddeden esirlerin saatlerce onurlarını incitici ve ağrı verici konumlarda tutulduğu ifade edildi. Bu durumdaki esirlerin gözleri bağlı şekilde saatlerce ayakta ya da dizlerinin üstünde tutulduğu ve 24 saat boyunca yoğun ışık altında uykusuz bırakıldığı anlatılan haberde, işbirliğine razı olan esirlere ise "vücutlarını rahatlatıcı" olanaklar sunulduğu, dost gibi davranıldığı, saygı gösterildiği ve bazı durumlarda para verildiği kaydedildi. Gazete, George Bush başkanlığındaki Amerikan yönetiminin teröre karşı olarak niteleyerek yürüttüğü çok yönlü küresel savaşta, zanlıların gözaltına alınması ve sorgulamanın şeffaf olmadığına, gözaltına alınanların adları, sayıları ya da nerede tutulduklarının kamuoyuna pek açıklanmadığına ve sorgulama yöntemlerinden hemen hemen hiç söz edilmediğine dikkat çekti.
Teksas ve Mississippi eyaletlerinde cinayetten mahkum olan James Colier'ın (56) ve Jessie Williams (51) adlı iki kişi, zehirli iğneyle idam edildi.
ABD'deki 11 Eylül kamikaze dalışlarını bahane ederek bazı Müslüman ülke vatandaşlarına kısıtlamalar getiren ABD yönetimi, ülkede yaşayan Suudi Arabistan ve Pakistan vatandaşlarının da fişlenmesine karar verdi. ABD Göç ve Vatandaşlık Dairesi'nin (INS) kararına göre, bundan sonra ABD'de bulunan 16 yaşından büyük erkek Suudi Arabistan ve Pakistan vatandaşları, INS bürolarına kayıtlarını yaptırarak düzenli aralıklarla oturma durumlarını bildirmek zorunda kalacak. Suudi Arabistan ve Pakistan'ı kapsayan bu adım, INS'nin benzer yöndeki 3. dalga önemini oluşturuyor. Ekim ayında başlayan uygulamada önce Irak, İran, Libya, Sudan ve Suriye vatandaşları bu uygulamaya tabi tutulmuş, ardından Afganistan, Cezayir, Bahreyn, Eritre, Lübnan, Fas, Kuzey Kore, Umman, Katar, Somali, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen vatandaşlarına da aynı zorunluluk getirilmişti. Uygulama, bu ülkelerin diplomatlarını ve çalışma iznine sahip yeşil kart sahiplerini kapsamıyor.
ABD'nin
ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerin vatandaşları için uygulamaya koyduğu
"fişleme" işlemi çerçevesinde, California eyaletinde ilgili dairelere kayıt
yaptırmak isteyen 500'den fazla Müslüman'ın tutuklanarak cezaevlerine
götürüldüğü bildirildi. ABD'deki Müslüman ve göçmen dernekleri tarafından
medyaya çapılan açıklamalarda, tutuklamaların son üç günde Los Angeles, San
Diego ve Orange County'de olduğu bildirildi. ABD Göç ve Vatandaşlık Dairesi
(INS) bürolarına parmak izi ve fotoğraf vermek üzere gelen yüzlerce Müslüman'ın
tutuklanarak cezaevlerine götürüldüğü yönündeki haberler, protestolara yol
açtı. Çoğunluğunu İran asıllarının oluşturduğu göstericiler, Los Angeles'daki
ISN bürosunun önünde tutuklamaları protesto ederken, "Bundan sonra bizi toplama
kamplarına mı atacaksınız" şeklinde sloganlar attılar. INS yetkilileri,
tutuklanan kişilerin sayısıyla ilgili açıklama yapmazken, Adalet Bakanlığı da
duruma ilişkin bilgi vermedi. ABD'deki insan hakları derneklerinin yetkilileri,
bu tutuklamaları, İkinci Dünya Savaşı'nda Japon asıllı Amerikalıların özel
kamplarda zorla tutulmalarına benzettiler.
AFGANİSTAN: Batıda, Peştun ve Tacik komutanlar arasında çıkan yeni çatışmada, en az 11 kişinin öldüğü ve 15 kişinin yaralandığı bildirildi.
Bir kişi yerde bularak eline aldığı bombanın patlamasıyla öldü. Pakistan sınırı yakınındaki Spin Boldak'taki eski bir mühimmat deposu civarında meydana gelen patlamada, 2 Afgan askeri ve 2 sivil de ağır yaralandı.
Başkentte, 2 ABD askeri ve bir Afgan tercüman, araçlarına düzenlenen bombalı saldırıda ağır yaralandı. Hayati tehlike içinde bulunan yaralılar, Afganistan Güvenlik Destek Gücü ISAF'ın hastanesinde tedavi altına alındı.
Pakistan-Afganistan sınırındaki
bir Afgan mülteci kampında, bayramdan bu yana toplam 41 çocuk soğuktan donarak
öldü. Yüksek bir noktada kurulu bulunan ve hava sıcaklığının -15 dereceye kadar düştüğü kampta, hiçbir korunma,
ısınma ve giyecek ihtiyacının karşılanmadığı belirtiliyor. Görgü şahitlerinin
ifadelerine göre, soğuktan büzüşmüş halde yatan çocuklarını uyandırmak isteyen
Afgan aileler, onların kaskatı kesilmiş
bedenleriyle karşılaştılar. Ölenler arasında kundaktaki çocukların da bulunduğu
ifade ediliyor. Pakistan sınırının
Başkent Kabil'deki bir askeri eğitim alanında mayına basan iki çocuk öldü, ikisi ağır yaralandı.
Afganistan'da bulunan ABD özel kuvvetleri, Kandahar kenti yakınlarında Afgan direnişçi gruplarla çatıştı. Aralıksız süren çatışmalarda her iki taraf 11 kayıp verdi, binlerce sivil de kaçmak zorunda kaldı.
Güneybatıdaki Pakistan sınır kasabası Çaman yakınında bulunan bir mülteci kampında en az 6 çocuk soğuktan öldü. Bir süre önce kamptan ayrılarak Çaman'a gelen bir mülteci, Associated Press'e yaptığı açıklamada, sınırın Afganistan tarafında bulunan Spin Boldak mülteci kampında, son birkaç günde en az 6 çocuğun öldüğünü söyledi. Abdullah, kamptaki yaklaşık 35 bin mültecinin düzgün yiyecek ve ısınma imkanı bulunmadığını belirtti. Pakistan yetkilileri, güvenlik ve ekonomik sebeplerle Afgan mültecilerinin ülkeye girişini temmuz ayında durdurmuştu.
Taliban'ın Afganistan'da yakaladığı 18 Amerikan askerini idam ettiği, 7 Ekim 2001 ile Eylül 2002 arasında çıkan çatışmalarda 152 Amerikalının öldürüldüğü, 215'inin de yaralandığı belirtildi. Bu bilgileri kısmen doğrulayan ABD, Afganistan'daki kayıplarını gizliyor.
Aybaşından bu yana 40'tan fazla mülteci çocuğunun soğuktan öldüğü bildirildi. Pakistan insani yardım kuruluşları yetkililerinin bildirdiğine göre, Pakistan sınırı yakınlarındaki Spin Boldak bölgesinde bulunan üç mülteci kampında, 4 Aralık'tan bu yana en az 40 çocuk soğuktan can verdi. Muhammed İkbal adlı yetkili, mülteci kamplarında insanların çok zor koşullar altında yaşadıklarını belirtti. Bölgede hava sıcaklığı, geceleri sıfırın altında 15'e kadar düşüyor. Spin Boldak civarındaki kamplarda 10 binden fazla mülteci yaşıyor.
Amerikan ordusu Afgan askerlerine havan eğitimi verirken 4 çocuk öldü, 3'ü yaralandı. Amerikan ordu sözcüsü, Bagram üssünde düzenlediği basın toplantısında, olayın 14 Aralık günü Kabil yakınlarında meydana geldiğini bildirdi. Sözcüye göre, olay, yeni Afgan ordusunun askerlerine Kabil'in doğusundaki askeri akademi yakınlarında 82 mm'lık havan eğitimi verilirken meydana geldi.
Başkent Kabil'de, Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'ne (ISAF) ait bir kampın önünde düzenlenen bombalı saldırıda ölenlerin sayısı 3'e yükseldi. Fransız askeri kaynakları, patlamada, saldırıyı düzenleyen Afgan'ın dışında, Fransız bir sivil toplum örgütü için çalışan bir Afgan tercümanın ve kimliği belirlenemeyen bir kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Patlamada, aynı örgüt için çalışan 2 Fransız'ın da yaralandığı belirtildi.
Doğuda meydana gelen iki ayrı çatışmada bir ABD askeri öldü, bir diğeri ise yaralandı.
Doğuda meydana gelen çatışmada Amerikalı bir askerin yaralandığı bildirildi. ABD ordusundan yapılan açıklamada, Pakistan sınırı yakınında çıkan çatışmada, Amerikalı askerin Kalaşnikof otomatik tüfeğiyle vurulduğu kaydedildi.
Güneybatıda düzenlenen saldırıda, yerel polis gücünden iki kişi öldürüldü, üç kişi yaralandı.
ALMANYA: Polis Stuttgart, Freiburg ve Mannheim kentlerindeki çok sayıda camide arama yaptı. Baden-Württemberg Eyaleti İçişleri Bakanlığı, yasadışı örgütlerin, camileri ve cami derneklerini, birbirine sahte belge vermek ve böylece polisten gizlenerek, suç eylemleri hazırlamak için kullandıklarını öne sürdü. Eyalet Kriminal Daire'nin (LKA) bir sözcüsü de aramalara çok sayıda polisin katıldığını, operasyonlara 14 Aralık günü cuma namazından sonra başlandığını belirtti. Baskınlarda kaç kişinin gözaltına alındığı belirtilmedi.
Bir Türk genci Almanya'da kobay olarak kullanıldığını ileri sürdü. Çalışmak için gittiği Almanya'da zorla alıkonularak hastanelerde üzerinde bir takım ilaçlar kullanıldığını iddia eden İbrahim Ariç, kendini "kobay" olarak kullandığını iddia ettiği Alman makamları hakkında Eyüp Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Kobay olarak kullanıldığını savunan Ariç, uğradığı haksızlığı gidermek için sonuna kadar uğraşacağını söyledi. 1995 yılında çalışmak için gittiği Almanya'da bazı kişiler tarafından alınarak ismini bilmediği bir takım ilaçlarını içirildiğini ve 4 yıl boyunca kobay olarak hastanelerde kullanıldığını iddia eden İbrahim Ariç, daha sonra dövülerek Almanya'dan Türkiye'ye geri gönderildiğini anlattı. Yaşadığı bu olayların ardından psikolojisinin bozulduğunu söyleyen Ariç, yaşadığı kötü muamele ile ilgili hukuki işlem başlatmak için yeniden Almanya'ya gittiğini ve burada bir Alman yardım kuruluşu Amt ile görüşmeye çalıştığını ama başarılı olamadığını ifade etti. İbrahim Ariç, ikinci defa kaçak yollarla girdiği Almanya'da gözaltına alınıp hapse atıldığını ve 8 ay hiçbir açıklama yapılmadan cezaevinde yattığını söyledi. Karşılaştığı muamelelerden dolayı dengesinin bozulduğunu ifade eden Ariç, "Gördüğüm muameleler yüzünden psikolojik yapım bozuldu ve tedavi görmeye başladım. Mahkemeye yaptığım başvurunun ardından sevk edildiğim Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde ruh sağlığımın bozulduğu raporla tespit edildi. Şimdi Alman makamlarının maddi ve manevi tazminat ödemeleri için dava açtım" şeklinde konuştu.
BANGLADEŞ: 4 sinemada meydana gelen bombalı saldırılarla ilgili olarak 4 hükümet muhalifin tutuklandığı bildirildi. Yetkililer, 1974 yılında çıkarılan ve uyarıda bulunmaksızın polise tutuklama yetkisi veren Özel Güçler Kanunu kapsamında tutuklanan 4 kişinin mahkemeye çıkarılacaklarını belirtti. Bu arada, 4 sinemada aynı anda düzenlendiği belirtilen bombalama eylemlerinde ölenlerin sayısının 18'e yükseldiği, 12'si ağır 200'den fazla yaralının olduğu kaydedildi. Tutuklananların muhalefet liderinin yardımcısı Hüseyin Çovduri, öğrenci lideri Safi Ahmed, yazarlar Muntasir Mamun ve Şerriyar Kabir olduğu belirtildi.
BOSNA HERSEK: Bosna'daki Sırp cumhuriyetinin eski lideri Bilyana Plavsiç, Lahey'deki uluslararası mahkemede yargılanmaya başladı. 90'lı yıllardaki savaşta insanlık suçu işlediğini ekimde itiraf eden 72 yaşındaki Bayan Plavsiç'in davası bir anlamda "formalite icabı" olacak. Tarafların mahkemeye sunacakları kanıtlar ve dinletecekleri tanıklar, sadece yargıçların Plavsiç hakkında en uygun cezayı vermelerine yardımcı olacak.
BULGARİSTAN: Yargıtay başsavcısı Nikolay Kolev, başkent Sofya'da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
CEZAYİR: Bukadir kentinde bir pazaryerine düzenlenen bombalı saldırıda 4 kişi öldü, 16 kişi yaralandı.
Başkentin
ÇİN: ABD ile Çin arasında insan hakları konusundaki görüşmeler 16 Aralık'ta başladı. Pekin'deki Amerikan kaynaklarından alınan bilgiye göre, görüşmelerde özellikle Sincan bölgesinde yaşayan Müslümanların hakları gündeme gelecek. ABD heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakan Yardımcısı Lorne Corner, 18 Aralık tarihinde Sincan'ın başkenti Urumçi'ye giderek, eyalet üniversitesinde konuşma yapacak. Çin-Amerikan diyalogu, 1999'da Belgrat'taki Çin Büyükelçiliği'ni bombalaması üzerine askıya alınmıştı.
26 Aralık günü 11 idam mahkumunun cezası infaz edildi. Yerel bir Çin gazetesinin haberine göre, çoğu cinayetten suçlu bulunan mahkumlar, ülkenin orta kesimlerindeki Vuhan'da halkın gözü önünde idam edildi. Çin, dünyada idam sıralamasında başı çekiyor. İdamlar, genellikle enseye tek kurşun sıkılarak infaz ediliyor. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, Çin'de geçen yıl 2468 kişi idam edildi.
ERMENİSTAN: Merkezde 29 Aralık'ta akşam saatlerinde silahlı saldırıya uğrayan Ermenistan Public (kamu) Televizyon ve Radyosu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Tigran Nadalyan, yaklaşık 2,5 saat süren ameliyata rağmen kurtarılamadı.
ETİYOPYA: Batıda bulunan bir mülteci kampında meydana gelen etnik çatışmalarda en az 35 kişinin öldüğü bildirildi. Mülteciler Yüksek Komiserliği, Gambella bölgesindeki Fugnido mülteci kampında geçen ay sonunda meydana gelen etnik çatışmalarda ölen 35 Sudanlının yanı sıra yaklaşık 20 kişinin de yaralandığını bildirdi.
Etiyopya hükümeti, ülkede 11 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu belirterek uluslar arası kuruluşlardan acil olarak 1.5 milyon ton gıda yardımı yapılmasını istedi. Birleşmiş Milletler, nüfusunun yaklaşık beşte biri açlıkla mücadele eden Etiyopya'ya önümüzdeki yılın başına kadar yetecek gıda stoku bulunduğunu açıkladı. Ancak, 2003 yılının kalan kısmı için yeterli gıda stoku henüz sağlamış değil. Etiyopya Başbakanı Meles Zenavwi, Dünya Bankası'nın uluslararası bağışlar zamanında ulaşmaması durumunda 100 milyon dolar borç sözü verdiğini söyledi. BM Çocuk Fonu yöneticilerinden Carol Bellamy, dünyayı, yardım bekleyen insanlar açlıktan ölmeden yardım etmeye çağırdı.
FAS: Batı Sahra'daki
Laayoune kenti kıyısında 32 ceset bulundu. Sahile dağılan cesetlerin birkaçının
Afrikalı göçmen olduğu tahmin ediliyor. Faslı yetkililer, kurbanların
uyruklarını tespit etmeye çalışıyor.
FİLİPİNLER: Maocu, gerillalarla ordu birlikleri arasında çıkan çatışmalarda, 8 askerin öldürüldüğü bildirildi.
Güneydeki Mindanao Adası'nda, Toronto Venture adlı Kanadalı maden şirketinde çalışan 12 Filipinli işçi pusuya düşürülerek öldürüldü. Yetkililer, "Moro İslami Kurtuluş Cephesi" tarafından pusuya düşürüldüğü sanılan Filipinlilerden 9'unun da yaralandığını açıkladı.
FİLDİŞİ SAHİLİ: Hükümetle isyancılar arasındaki ateşkesi denetlemekle görevli Fransız askerler, ülkenin batısındaki bir köyde, içinde yüzden fazla ceset olduğu belirtilen bir toplu mezar bulduklarını bildirdi. Cesetleri gömen köylüler, gazetecilere, mezarda bulunanların çoğu yabancı siviller olduğunu ve asker olduğu sanılan silahlı kişilerin ateşi sonucu öldüğünü söyledi.
FİLİSTİN: Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Lahiya kentine giren İsrail askerleri, bir Filistinliyi öldürdükten sonra geri çekildi. Filistinliler, hayatını kaybeden kişinin saldırıyı balkondan seyreden
bir sivil olduğunu belirtiler. Bu arada, İsrail askerleri Filistinlilere ait birçok evi yıktıkları belirtildi. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde yaptığı saldırıda evi dinamitle yıkılan 72 yaşında bir Filistinli öldü. Filistinlinin cesedi, Beyt Lahiya şehrindeki evinin enkazı arasında bulundu.
İsrail askerleri, Batı Yaka'da bir Filistinliyi şehit etti. Filistin kaynakları, öldürülen Filistinlinin HAMAS üyesi olduğunu bildirdiler.
İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde 9 yaşında bir kız çocuğunu öldürdüğü bildirildi. Bu arada, Filistinli bir kameraman ve 2 sivilin İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'nin güneyinde açtıkları ateş sonucu yaralandığı bildirildi.
İsrail'in Gazze'nin kuzeydoğusunda düzenlediği füze saldırısında, Filistinli 4 kişi yaralandı. Filistinli güvenlik yetkilileri, İsrail'e ait bir Apaçi helikopterinden, Beyt Lahiya kentiyle Cebelya mülteci kampı arasında, HAMAS mensubu 3 kişinin bulunduğu araca atılan 2 füzenin, 4 kişinin yaralanmasına yol açtığını bildirdi.
Batı Şeria'nın kuzeyindeki Cenin'de bir Filistinli çocuğun, İsrail askerlerinin ateşinde öldüğü bildirildi. Filistinli hastane kaynakları, 16 yaşındaki Motaz Uda'nın Cenin'deki eski mahalleye giren İsrail tanklarına taş attığı sırada askerlerin otomatik silahla ateş açması sonucu vurularak öldüğünü belirtti. Aynı kaynaklar, şiddetli çatışmaların çıktığı kentte, 2'si ağır 6 Filistinlinin yaralandığını ve İsrail askerlerinin bir evi kuşattığını kaydetti. Bu arada, Gazze Şeridi'nde çıkan çatışmada, İsrail askerlerinin bir Filistinliyi öldürdüğü bildirildi. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, bir grup silahlı Filistinlinin, Yahudi yerleşim birimi Netzarim yakınında nöbet tutan askerlere ateş açması sonucu çıkan çatışmada 1 Filistinlinin öldürüldüğü, 1 İsrail askerinin de hafif yaralandığı kaydedildi.
Ramallah'ta bir Filistinli kadının İsrail askerlerince şehit edildiği bildirildi.
Filistinli yetkililer Gazze'de tutuklanan bir grubun, kendilerini el- Kaide terör hücresi olarak tanıtmaları için İsrail gizli servisi Mossad'dan emir aldıklarını belirtti. Filistinli liderler, Ariel Şaron'un, Filistin davasını lekelemek ve İsrail ordusunun Filistin topraklarında yürüttüğü harekatı haklı göstermek için çaba harcadığını da savundular. Bu arada Gazze'de biri kadın olmak üzere 5 Filistinli İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
İsrail güçleri, Gazze Şeridi'nin güneyinde bir Yahudi yerleşim birimi yakınlarında bulunan 4 Filistinliyi şehit etti. İsrail ordu radyosu, şehit edilen 4 Filistinlinin silahlı olduğunu, 2 Filistinlinin ise kaçtığını iddia etti. Gazze ve Batı Yaka'daki Yahudi yerleşimcilerin sözcüsü, olayın, Rafah yakınındaki Yahudi yerleşim birimi Rafah Yam civarında meydana geldiğini söyledi. Bu arada; İsrail askerlerinin Gazze Şeridinde 4 Filistinliyi şehit ettiği haberinin ardından; Filistin kaynakları, işgalci askerlerin ayrıca Filistinli kadını öldürdüğünü, 2 çocuğunu da ağır yaraladığını açıkladı. Filistinli görgü tanıkları da, İsrail askerlerinin RafianYam Yahudi yerleşim birimi yakınındaki Tel Sultan mülteci kampına ateş açtıklarını, kurşunların, sokakta çocuklarıyla yürüyen bir kadına isabet ettiğini söyledi. Olayda Filistinli kadının öldüğü, 2'si ağır 3 çocuğunun yaralandığını belirtti.
Batı Şeria'nın Nablus kentinde Filistinli 25 yaşında bir kadının İsrail askerlerince öldürüldüğü bildirildi.
Gazze'nin güneyinde Hamas mensubu bir Filistinlinin, İsrail askerleri tarafından katledildiği bildirildi. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, aranan Hamas mensubu Yasin El Rah'ın, Han Yunus yakınlarında görev yapan sınır muhafızları özel birliği ve askerler tarafından açılan ateş sonucu vurulduğu belirtildi. Bununla yetinmeyen askerler, bölgedeki Filistinlilere ait 4 evi yıktılar. Son yaşanan olayla, Eylül 2000'de başlayan Filistin intifasından bu yana meydana gelen olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 758'e yükseldi.
İsrail işgal ordusuna bağlı askerlerin, Filistin'de çalışmalarını yürüten Birleşmiş Milletler Yardım Örgütü'ne (UNRWA) ait bir otobüse ateş açtığı bildirildi. Konuya ilişkin bir açıklama yapan BM sözcüsü Paul McCann Gazze şehrinde bulunan UNRWA'ya ait bir okulun öğrencilerini evlerine taşıyan otobüse bir durakta İsrail ordu birliklerince otomatik silahlarla ateş açıldığı ve bir öğrencinin sırtından yaralandığını belirtti. Olayda yaralanan İbrahim Ebu Şalof (19) adındaki öğrencinin durumunun ağır olmadığını belirten McCann, İsrail askerlerinin hangi sebeple otobüse ateş açtığının bilinmediğini söyledi. İsrail ordusu ise olayla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.
İşgalci saldırganlardan kalabalık bir gurup, Beleta mülteci kampını kuşatmaya aldılar. Sonra da kampta ikamet eden 28 yaşındaki Hasan Bedre'nin evine girerek, kendisini tutuklamak istediler. Bu amaçla adı geçen kişinin üç katlı evine baskın düzenlediler. Saldırganlar baskın esnasında evin merdiveninin üst tarafında bulunan Usame adlı genci kurşunlayarak yaraladılar. Sonra da yaralı haliyle tutuklayıp götürdüler. Ardından eve girip Hasan Bedre'yi yaraladı., sonra onu da tutukladılar. Fakat tutukladıktan sonra kurşunlayarak şehit ettiler.
İşgal devletinin askerleri Gazze'de Filistinlilere saldırdı ve biri çocuk beş kişi yaralandı. İşgalci saldırganlar Gazze'nin güneyinde bulunan Rafah'ın Salahuddin kapısı ile Kassa mıntıkalarında ve Han Yunus kasabasında ağır otomatik silahlarla meskun evlere ateş ettiler. Siyonist güçler, bu kış gününde Filistinlileri evinden etti. Özerk yönetim güvenlik teşkilatının verdiği bilgilere göre, işgalci saldırganlar meskun evlerin üzerine yoğun bir şekilde rastgele ateş ettiler. Saldırılarda biri 12 yaşındaki Ali Abdulal adlı çocuk olmak üzere beş kişi yaralandı.
İsrail askerleri, Gazze Şeridi'nde silahsız 5 Filistinliyi öldürdü. İsrailli bir askeri kaynak, "Gece, Karni sınır geçişi yakınlarındaki sınır çitine doğru sürünen şüpheli kişiler tespit edildi. Bu bölge Filistinlilere yasak ve içeri sızma girişimleri olacağına ilişkin kesin uyarılar vardır" dedi.
İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Yahudi yerleşim birimi Guş Katif'te silahlı bir Filistinliyi öldürdü. Yine Gazze'de İsrail ordusuna ait bir cipin altına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu bir asker hafif yaralandı.
Batı Şeria'nın El Halil kentinde 2 İsrail askerinin öldürülmesi sonrası İsrail saldırıya geçti. 2 kişinin de yaralandığı saldırı sonrası harekete geçen İsrail ordusu Gazze Şeridi'nden ülkeye sızan bir Filistinli'yi öldürdü. Kimliği açıklanmayan Filistinli'nin çıkan çatışmada öldürüldüğü öne sürüldü.
Gazze bölgesinde, üç Filistinli genç şehit oldu. Bu iki gencin 24 yaşındaki Muhammed Mahmud Advan ile 20 yaşındaki Abdulkerim Şebat olduğu bildirildi. İşgalciler iki genci yoğun bir şekilde top ateşine tuttular ve gençler orada hayatlarını kaybettiler. İşgalcilerin şehit edilen gençlerin cesetlerini aldıkları ve henüz ailelerine teslim etmedikleri bildirildi. 16 Aralık sabahı Hasan Ferehat Şelule adlı üçüncü bir genç de Gazze bölgesinin güneyinde işgalcilerin saldırılarına maruz kalarak hayatını kaybetti. İşgalci saldırganlar 16 Aralık akşamı Gazze'nin güneyindeki Rafah şehrinde Filistinlilere karşı yine bir vahşi saldırı gerçekleştirdiler. Saldırıda 2'si kız çocuk, 8 Filistinli bayan yaralandı. Yaralanan iki kız çocuğun kardeş oldukları ve birinin durumunun ağır olduğu bildirildi.
İsrail, 26 Aralık'ta 6 Filistinliyi şehit etti. İslami Cihad'ın Kabatiye sorumlusu İsrail askerlerince öldürüldü. İsrail askerleri 35 yaşındaki Hamza Ebu Hob'un evini kuşatma altına aldı, daha sonra Hob'u öldürdü ve evini tank ateşiyle yıktı. Batı Şeria'da bir Filistinli İsrail askerleri tarafından öldürüldü. İsrail askerleri daha sonra, Tulkarim yakınlarında El Fetih'e bağlı El Aksa Şehit Tugayları mensubu Cemal Nadir'i öldürdü. Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde 12 Filistinliyi esir alan İsrail askerleri, Ramallah'da 2, Gazze Şeridi'nde de 1 Filistinliyi şehit etti.
İsrail askerleri, 5 Filistinliyi katlederken onlarcasını yaraladı. İşgal güçleri ayrıca 10'dan fazla Filistinliyi esir aldılar. Nablus kentinde 16 yaşındaki Filistinli gencin İsrail askerlerinin ateşinde vurulduğu bildirildi. Filistinli hastane kaynakları, kimliği açıklanmayan Filistinli gencin kalbinden vurulduğunu, çıkan çatışmada ayrıca 2'si genç kız, 3 Filistinlinin yaralandığını kaydetti. İsrail askeri kaynakları, karşılıklı ateş açılması esnasında biri ağır olmak üzere, 4 İsrail askerinin de yaralandığını duyurdu. Öte yandan, İsrail askerleri, Ramallah kentinde 2 Filistinliyi öldürdüğü bildirildi. Güvenlik kaynakları, İsrail askerlerinin Ramallah'ta kent merkezinde 2 kişiyi daha öldürdüğünü belirtirken, İsrail kaynakları, askerlerin Ramallah'ta seyir halinde bir araca ateş açtığını ve Hamas üyesi olduğu belirtilen bir kişinin açılan ateşte öldüğünü, araçta bulunan bir başka Hamas üyesinin de yakalandığını söylediler. Görgü tanıkları, Ramallah'ta öldürülen Filistinlinin yaşı öğrenilemeyen Bassam El Aşkar olduğunu belirtirken, Filistinli hastane kaynakları, aynı çatışmada yoldan geçen 19 yaşındaki Mehdi Samir Ebu Ubeyd'in de öldüğünü duyurdu.
İsrail askerleri, Gazze Şeridi'ndeki Rafah'ta, 11 yaşındaki Filistinli kız çocuğunu şehit etti. Filistinli güvenlik kaynakları, Nada Madi adlı çocuğun, evinde bulunduğu sırada, İsrail askerlerinin otomatik silahlarla açtığı ateşte, göğsünden vurulduğunu söylediler.
İsrail işgal ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinde 15 yaşındaki Muhammed Asdudi isimli bir Filistinli'yi ve Han Yunus'ta da 16 yaşındaki Cevad Zidan isimli Filistinli'yi öldürdüğü bildirildi.
İşgalci siyonist askerlerinin, Batı Yaka'nın Cenin Kenti yakınlarında iki Hamas üyesini şehit ettiği bildirildi. Filistinli güvenlik yetkilileri, şehit edilenlerden birinin, örgütün, İsrail tarafından aranan üst düzey üyelerinden Şaman Sobih olduğunu kaydettiler. Sobih'in Cenin yakınlarındaki Burkin köyünde bulunan evinin, İsrail birliklerince iki ay önce yıkıldığını belirten yetkililer, şehit edilen iki Hamas üyesinin de Mustafa Fash olduğunu bildirdiler.
İsrail askerleri, Batı Yaka ve Gazze'de 2 Filistinliyi şehit etti. İşgalci İsrail ordusunun açıklamasında , Gazze Şeridi'ni İsrail'den ayıran güvenlik duvarını geçen silahlı bir Filistinlinin ateş açması üzerine, askerlerin karşılık verdiği belirtildi. İsrail ateşinde ölen Filistinlinin üzerinde tüfek, el bombası ve şarjörler bulunduğu kaydedildi. Bu arada görgü tanıkları, İsrail askerlerinin, Batı Yakanın Nablus kentinde, kendilerine taş atan bir Filistinliyi öldürdüğünü söyledi. Molotof kokteyli ateşlemeye çalıştığı sırada başından vurulan Cemal Zabara adlı Filistinlinin hastanede öldüğü belirtildi.
İsrail tankları, Gazze Şeridi'nde bulunan Deyr El Balah Filistin kasabasına girdi. Filistinli görgü tanıkları, İsrail askerlerinin girdikleri Deyr El Balah'ta, İslami Cihad mensubu olduğu belirtilen bir kişinin evini kuşattığını ve çıkan çatışmada 1 Filistinlinin şehit olduğunu açıkladı. Bu arada, Gazze Şeridi ile İsrail toprakları arasındaki Kisufim geçiş noktasında, bir Yahudi yerleşimcinin öldürüldüğü bildirildi.
Batı Şeria'nın Cenin kenti yakınlarında, İsrail askerlerinin ateş açması sonucu aracında bulunan bir Filistinli öldü. Filistin güvenlik kaynakları, İsrail tanklarının ateş açmasının, 23 yaşındaki Abdullah Rabaya'nın ölümüne, araçtaki bir başka Filistinlinin de yaralanmasına yol açtığını duyurdu. Rabaya'nın ölümüyle, Filistin intifadasından başladığı 2000 yılının Ekim ayından bu yana resmi rakamlara göre İsrail-Filistin çatışmalarında ölenlerin sayısı 2778'e yükseldi.
Batı Yaka'nın kuzeyindeki Tulkarim kentinde, işgalci İsrail askerlerinin ateş açması sonucu 11 yaşındaki bir Filistinli çocuk şehit oldu. Filistin hastane kaynakları, okuldan evine dönen Abdülkerim Selame'nin, askerlerin ateş açması sonucu şehit olduğunu, bir başka çocuğun da bacağından yaralandığını duyurdu. Askerlerin neden ateş açtıkları belirtilmedi. Bu arada, Gazze Şeridi'nin güneyinde devriye gezen İsrail askerlerine Filistinliler tarafından tanksavar roketi atıldığı ve saldırıda 2 askerin yaralandığı bildirildi.
İsrail, Christmas kutlamalarına imkan tanımak için boşalttığı Beytüllahm kentini yeniden işgal etti. Böylelikle şehirde iki gün süren özgürlük havası yerini yeniden sokağa çıkma yasağına bıraktı. İsrail ordusu ayrıca Savunma Bakanı Shaul Mofaz'dan aldığı 'Filistinliler üzerindeki baskı ve kontrolün artırılması' yönündeki bir emirle bütün Filistin kentlerinde operasyonlara girişti ve gün boyunca çıkan çatışmalarda iki Filistinli öldürüldü.
Batı Yaka'da iki Filistinli'nin Otniel Yahudi sitesine ateş açması sonucu ölenlerin sayısı 4'e yükseldi. Saldırıyı gerçekleştiren iki Filistinli de İsrail güvenlik güçlerince şehit edilirken, eylemin sorumluluğunu İslami Cihad örgütü üstlendi. İsrail askeri kaynakları, eylemde yararlanan İsrailliler'den birinin daha hayatını kaybettiğini ve ölen İsraillilerin sayısının 4'e yükseldiğini bildirdi. İsrail devlet radyosu da, saldırıya karışan bir Filistinli'nin daha İsrail askerlerince öldürüldüğünü duyurdu. İlk eylemcinin öldürülmesi ardından kaçan ikinci eylemcinin, Otniel yakınlarındaki Filistin köyü Dahiriya çevresinde öldürüldüğü belirtildi. İsrailli yetkililer, ikinci Filistinli'yle girişilen çatışmada, biri ağır olmak üzere 3 askerin de yaralandığını söylediler.
FRANSA: "Radio Mediterranee" (Radyo Akdeniz) isimli cemaat radyosunun Paris'te yayın yaptığı binanın girişi, kimliği belirsiz kişilerin saldırması sonucu zarar gördü.
Paris İş Mahkemesi, başörtüsü taktığı gerekçesiyle işten atılan Cezayir kökenli kadının şikayetini haklı buldu. Mahkeme, kadının yeniden işe alınmasını ve kendisine işten atıldığı Temmuz ayından bu yana alınması gereken toplam ücretin yanı sıra mağduriyeti dolayısıyla bin euro maddi tazminatın ödenmesini kararlaştırdı. Davanın duruşmasında, şikayet başvurusunda bulunan Dallila Tahri adlı kadın ile işyerinin avukatlarının görüşleri dinlenmişti. Genç kadının çalıştığı "Teleperformance" adlı pazarlama şirketinin avukatları, kadın çalışanın türban takarak "siyasi gösteri" yaptığını ileri sürmüş, Tahri'nin avukatları ise 8 yıldır türban takan müvekkillerinin iş yeri tarafından dini ayırımcılığa uğradığını iddia etmişlerdi.
HİNDİSTAN: Kuraklığın hüküm sürdüğü Racastan eyaletinde, 40 kabile mensubu açlıktan ölürken, pek çok kişi de hayatta kalmak için ot yiyor. Eyalet hükümeti ise daha önce hiç görülmemiş bir kıtlığın yaşandığı eyaletin güneydoğu bölgelerinde 25 kişinin öldüğünü, ancak bunların açlıktan değil hastalıktan yaşamlarını yitirdiklerini öne sürdü.
Cammu Keşmir eyaletinde bir otobüs durağında düzenlenen el bombalı saldırıda, ilk belirlemelere göre 26 kişi yaralandı.
2001 yılında parlamentoya düzenlenen kanlı saldırıyla ilgili davada üç kişiye ölüm cezası verildi. Terörle mücadele mahkemesinde görülen davada yargıç, hafta başında "ülkeyi savaşa itmek için komplo kurmaktan" mahkum ettiği, biri yüksekokulda okutman, 3 kişiyi "saldırı sırasında 9 kişinin öldürülmesinden sorumlu olmak" suçuyla ölüm cezasına çarptırdı. Davada, ölüm cezası alanlardan birinin eşi olan tek kadın sanık ise saldırıdan önce polis ihbarda bulunmamaktan 5 yıl hapse mahkum oldu. Savcılar, parlamentoya düzenlenen saldırıda bizzat yer almayan idam mahkumlarını, saldırının planlanmasına yardım etmek ve saldırıya lojistik destek sağlamakla suçlamıştı.
Carhand eyaletindeki ormanlık bölgede, Maocu gerillaların polis otobüsüne pusu kurması sonucu çıkan çatışmada 18 polisin öldüğü bildirildi.
Ülkenin batısındaki Gucarat eyaletinde çıkan Hindu-Müslüman çatışmasında 2 Müslüman'ın bıçaklanarak öldürüldüğü, 9 kişinin yaralandığı bildirildi.
Batıda, bir sol örgüt üyelerinin, rakip örgüt sempatizanı bir aileye yönelik saldırısında, 3'ü çocuk ve 4'ü kadın olmak üzere 8 kişi katledildi.
Cammu Keşmir eyaletindeki bir köyde, bir Hint savaş uçağının düşmesi sonucu yerdeki 2 sivilin öldüğü bildirildi.
Kuzeydeki Gauhati kentinde kalabalık bir pazar yerine düzenlenen roketli saldırıda ilk belirlemelere göre 2 kişi öldü, 20 kişi yaralandı.
Ülkenin güvenliğine tehdit oluşturdukları gerekçesiyle 11 binden fazla Pakistanlıyı sınır dışı edeceğini açıkladı. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı C. Vidyasgaro Rao, ülkede oturma izni bulunmayan 11 bin 208 Pakistanlı olduğunun tespit edildiğini ve tüm eyaletlere, bu kişilerin yakalanarak sınır dışı edilmeleri yönünde talimat gönderildiğini belirtti. Rao, Hindistan'daki terör ve şiddet olaylarının artması nedeniyle ülkede yasadışı olarak bulunan Pakistanlıların yerlerinin tespit edilmesinin ve bu kişilere karşı hakarete geçilmesinin önem kazandığını kaydetti. Yeni Delhi yönetimi, Pakistan'ı, Hindistan'daki terör eylemlerini desteklemekle suçluyor.
HOLLANDA: Hollanda hükümeti, sığınma başvuruları reddedilen 37 Nijerya ve Kamerun vatandaşını uçakla sınır dışı etti. Söz konusu kişilerin, özel bir charter uçağıyla, güvenlik görevlileri eşliğinde ülkelerine gönderildiği belirtildi. Hollanda hükümeti, bu son uygulamayla, bu yıl 25. kez, sığınma başvuruları geri çevrilen yabancıları kiraladığı özel uçaklarla ülkelerine gönderdi.
IRAK: ABD ve İngiliz savaş uçaklarının Irak'ın güneyindeki Basra şehrinde gerçekleştirdikleri bombardımanda en az 8 kişinin öldüğü, 27 kişinin de yaralandığı bildirildi.
Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (IKYB) bağlı kuvvetlerle Ensar el İslam adlı kuvvetler arasında Kuzey Irak'ta bir haftadır süren çatışmalarda 51'den fazla ölü olduğu bildirildi. Kimliğini açıklamayan bir IKYB yetkilisi, AFP muhabirine, çatışmalarda Ensar el İslam'ın saflarındaki 21 üyenin öldürüldüğünü, 25'inin yaralandığını söyledi. Aynı kaynak, 4 Aralık'ta Halepçe kasabası yakınlarında patlak veren çatışmalarda IKYB'nin de 30'dan fazla kayıp verdiğini bildirdi.
Güneydeki tesislere saldıran Amerikan ve İngiliz uçakları 3 kişinin ölümüne 6 kişinin de yaralanmasına yol açtı.
İNGİLTERE: Uluslararası Af Örgütü, İngiltere'yi muhtemel bir askeri harekata haklılık kazandırabilmek için Irak'taki insan hakları ihlallerini çarptırarak kullanmakla suçladı. Daha önce Başbakan Tony Blair vasıtasıyla Irak'ın kitle imha silahları bulundurduğuna dair "delil dosyalar" ortaya koyan İngiltere, bu sefer de Dışişleri Bakanı Jack Straw aracılığıyla Irak rejimini "işkence ve tecavüz rejimi" olmakla suçlayan dosyalar yayınladı. Straw, İngiliz hükümetinin istihbarat kaynaklarına dayanarak hazırlanmış en ayrıntılı dosya olduğunu belirttiği Irak dosyasında "Saddam Hüseyin rejiminin halkı baskı altına alabilmek için en tipik yöntemler olan işkence ve tecavüze başvurduğunu" belirtiyor. Saddam Hüseyin'in "halkı terörize ettiğini" ifade eden Straw, "Bu rejim uluslararası sorumluluklarını da yerine getirmemektedir." dedi. Irak halkının korku ve baskı altında tutulduğunu söyleyen Straw, "Irak'ı silahsızlandırarak sadece bölgedeki Irak tehdidi altında yaşayan ülkelere yardım etmekle kalmayıp, Saddam'ın Irak halkını korku ve baskı altında tutmasını sağlayan gücü de almış olacağız." diye konuştu. Uluslararası Af Örgütü ise, "Straw sadece muhtemel bir askeri harekata haklılık kazandırabilmek adına Irak'taki insan hakları ihlallerini hesaplı ve bilinçli şekilde çarptırarak kullanmaya kalkışıyor" suçlamasında bulundu. Af Örgütü Genel Sekreteri Irene Khan, ABD ve İngiliz hükümetlerinin, daha önce kendileri tarafından hazırlanan ve Körfez Savaşı öncesinde Irak'ta yaşanan geniş insan hakları ihlallerini içeren raporları görmezden geldiklerini kaydetti. Khan, "Kendileri, binlerce Kürt sivil 1988'de Halepçe'de öldürüldüğüne sessiz kalmışlardı." şeklinde konuştu.
İSRAİL: BM Dünya Gıda Programı (WFP), İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'ndeki bir gıda deposunu havaya uçurduğunu açıkladı. WFP'den yapılan açıklamada, 6 İsrail tankının 30 Kasım gecesi Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Lahiya kasabasında bulunan gıda deposunu sardığı, askerlerin içeriyi kontrol ettiği ve sonra depoyu dinamitle havaya uçurduğu belirtildi. Açıklamada, kendilerine ait olduğu açıkça belli olan depoda, 40 binden fazla yoksul Filistinliye dağıtılması planlanan 271 bin dolar değerinde yiyecek bulunduğu kaydedildi. İsrail ordusu iddiayı araştıracağını açıklarken, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, New York'ta yaptığı açıklamada, soruşturma açılmasını istedi. BM yardım görevlisi Iain Hook, 22 Kasım'da Cenin mülteci kampında İsrail askerlerince vurularak öldürülmüştü.
İsrail askerlerinin 6 Aralık'ta erken saatlerde Gazze'deki el-Bureyc mülteci kampına düzenlediği saldırıda 10 Filistinli öldürüldü, onlarcası yaralandı ve birkaç ev de yerle bir edildi. İsrail askerlerinin 40 tank ve ABD'nin İsrail'e hibe ettiği özel Apaçi helikopterleri desteğiyle Gazze Şeridi'nin iç kesimlerinde bulunan Bureyc mülteci kampına girdiği bildirildi. Filistinli görgü tanıkları ise İsrailliler'in etrafa rasgele ateş açtığını, can kaybının bir bölümünün, bir ev tank ateşine hedef olunca meydana geldiğini bildirdi.
İsrail askerlerini taşıyan aracın, Lübnan yakınlarında mayına çarpması sonucu 2 askerin yaralandığı bildirildi. İsrailli askeri kaynaklar, İsrail- Lübnan sınırı yakınlarındaki Zarit bölgesinde meydana gelen olayda yaralanan ve hastaneye kaldırılan askerlerden birinin durumunun ağır olduğunu kaydetti.
Gazze Şeridi'nde yaklaşık 30 bin kişi Hamas örgütünün 15. kuruluş yıldönümünü kutlarken, İsrail askerlerinin, Batı Şeria'nın Tulkarim kasabasında düzenlediği baskında örgütün askeri kanadının liderlerinden biri öldü. Filistinli güvenlik kaynakları, İsrail askerlerinin Nur Şams mülteci kampında düzenlediği baskında, Hamas liderlerinden Tarık Abd Rabbo'nun öldüğünü, 6 kişinin ise yaralandığını belirtti.
İsrail askerleri, 4 Filistinliyi daha katletti. İsrailli ve Filistinli görgü tanıkları, daha önce İsrail topraklarına Gazze Şeridinin kuzeyinden girmeye çalışırken vuruldukları açıklanan gerillaların yanı sıra, Gazze'nin güneyinde bir Yahudi yerleşim birimini koruyan İsrail askerleriyle Filistinliler arasında çıkan çatışmada Filistinli bir çiftçinin öldüğünü bildirdi. Refah'ta Mısır sınırı yakınında devriye gezen orduya ait araca yaklaşan bir Filistinlinin öldürüldüğü belirtildi.
İsrail işgal devletinin, 1948'de işgal edilmiş bölgede yaşayan Filistinli Araplara yönelik ırkçı uygulamaları zaman zaman değişik vesilelerle gündeme gelmektedir. Son olarak er-Remle mahkemesinin 10 Filistinli (bunlara İsrail vatandaşı kimliği verildiğinden işgalciler tarafından "İsrailli Araplar" denmektedir) genç aleyhine verdiği kararın haksız olmasına rağmen İsrail Yargıtayı tarafından hiçbir incelemeye tabi tutulmadan onaylanmasıyla bu gerçek gözler önüne serildi. Yargıtay, dava dosyasını yeniden inceleme kararını ancak, Vatandaş Hakları Derneği adlı bir insan hakları kuruluşunun ısrarla olayın üzerine gitmesinden sonra verebildi.
Ortadoğu barışı için uzun yıllardır çaba gösteren ABD'li eski milletvekili Wayne Owens, İsrail'de bir sahilde ölü bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Bürosu sözcüsü Stuart Patt, Owens'ın cesedinin 19 Aralık gecesi Tel Aviv'deki bir sahilde bulunduğu bildirdi. Patt, Owens'ın ölümüyle ilgili ayrıntılı bilgi verilmedi.
İslami Cihad örgütünün, Otniel Yahudi yerleşimine düzenlediği saldırıda 4 kişi öldü. İsrail, misillemesinde 3 Filistinliyi öldürdü.
Batı Şeria'da, İsrail güçleriyle Filistinliler arasında çıkan çatışmalarda 2 Filistinli öldürüldü. İsrail ordusunun açıklamasına göre, Semir Halil Şomani adlı Filistinli, Ramallah'ta kendilerine Filistinli süsü veren İsrail özel birliğine mensup askerlerle girdiği çatışmada öldürüldü. Filistin güvenlik kaynakları da Batı Şeria'nın kuzeyindeki Tulkarim'de, 65 yaşındaki bir Filistinlinin İsrail askerlerinin fırlattığı ses bombasının yanında patlaması sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Selim Maraveh adlı Filistinlinin kesin ölüm nedeni belirtilmedi.
İTALYA: Güneydeki Sicilya Adası'nın Palermo kenti açıklarında, bir teknede 211 kaçak yakalandı. Mültecilerin çoğunun Irak, Pakistan, Liberya vatandaşı olduğu ve sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi. İtalyan polisi ise, gemideki 4 kişiyi gözaltına aldı.
KEŞMİR: Cammu-Keşmir eyaletinde, Hint askerleriyle Laşker-i Taybe grubuna bağlı kişiler arasında çıkan çatışmada, 4 kişi öldü.
Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir eyaletini ayıran ateşkes hattı yakınlarında, Hint güvenlik güçleri ile Keşmir'in bağımsızlığı mücadelesi veren Müslümanlar arasında çıkan çatışmada 5 mücahit şehit oldu.
Keşmir polisi, Müslüman gerillalar ile Hindistan askerleri arasında cereyan eden bir çatışmada 2 askerin öldürüldüğünü bildirdi. Bir diğer olayda ise bomba yüklü bir aracın infilak etmesi sonucu biri polis iki kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi.
Cammu- Keşmir eyaletinde, polis
ile ayrılıkçılar arasında 25 saat süren çatışmada 3 kişi öldü. Eyaletin yazlık
başkenti Şrinagar'ın
Hindistan işgalindeki Cammu-Keşmir eyaletinde, cami çıkışında silahlı saldırıya uğrayan meclis üyesi Abdül Aziz Mir öldü. Cuma namazından sonra yanına yaklaşan 2 kişinin yakın mesafeden ateş etmesi sonucu ağır yaralanan Mir, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. İktidardaki koalisyon hükümetinde yer alan Halkın Demokrasi Partisi üyesi Mir'e düzenlenen suikastı henüz üstlenen olmadı. Eyaletin başka bölgelerinde de 5 sivilin saldırılarda öldürüldüğü belirtildi.
KOLOMBİYA: Bir gazetecinin, ülkenin güneyindeki Gigante bölgesinde çalıştığı radyonun binasından çıkarken vurulduğu açıklandı. Saldırıda 32 yaşındaki gazetecinin eşinin de yaralandığı, ancak durumunun iyi olduğu belirtilirken, saldırganlar hakkında bilgi verilmedi. Bu son olayla birlikte Kolombiya'da yıl başından beri öldürülen gazeteci sayısı 9'a yükseldi. Kolombiya'da son 20 yılda ise, 150'den fazla gazeteci katledildi.
Hava kuvvetlerin, ülkenin batısında gerillalara ait bir kampı bombalayarak, en az 40 gerillayı öldürdüğü bildirildi. General Hector Fabio Velasco, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri'ne (FARC) ait bir kampın, Guainia eyaletinde keşfedildiğini ve 9 Aralık sabahı uçaklarca bombalandığını söyledi.
Başkent Bogota'da bir araca yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 32 kişi yaralandı.
Kolombiya'nın güneyinde bir telefon kulübesine yerleştirilen bombanın patlaması
sonucu bir kişi öldü. 20 kişi yaralandı.
Cucuta kentinde bomba yüklü aracın infilak etmesi sonucu 4 kişi öldü, 3 kişi de yaralandı.
KOSOVA: 7 Aralık'ta bir el bombası ve mayının patlaması sonucu 2'si çocuk 4 kişi öldü. Kosova'nın Vitina kasabası yakınlarında el bombasının patlaması sonucu 7 ve 9 yaşlarında iki çocuk hayatını kaybetti, 2 çocuk da yaralandı. Kosova'nın Arnavutluk sınırında ise mayına basan iki Arnavutluk vatandaşı öldü. BM Polis Gücü (UNMİK), cenazeleri Arnavutluk yetkililerine teslim etti. Mayın Temizleme Grubu'nun kayıtlarına göre, Kosova'da savaştan sonra 300'e yakın kişi mayın patlaması sonucu hayatını kaybetti.
Başkent Priştine'nin Dardaniya semtinde bir kafeterya önündeki otomobile yerleştirilen bombanın patlaması sonucu çok sayıda kişi yaralandı. Polis ve Kosova Barış Gücü (KFOR) askerleri, olay yerini kordon altına alırken, çok sayıda cankurtaran, yaralıları hastaneye taşıdı. BM Polis Gücü, olayla ilgili henüz resmi açıklama yapmadı. Görgü tanıkları, 20'den çok yaralı olabileceğini bildirdiler.
Batıdaki İpek kentinde, bir aileyi hedef alan bombalı saldırıda bir kişi öldü, iki kişi yaralandı. BM Polis Gücü'nün açıklamasında, saldırıda Adem Zekay (55) adlı kişinin öldüğü, eşinin ve oğlunun yaralandığı belirtildi. Açıklamada, saldırganların yakalanmaya çalışıldığı kaydedildi. Bu arada, Noel gecesi başkent Priştine'nin merkezinde bir otomobilin ateşe verildiği açıklandı. Priştine'de bir otomobile yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 30'a yakın kişi yaralanmış, önemli maddi zarar meydana gelmişti.
MISIR: Temyiz Mahkemesi, demokrasi ve insan hakları konularındaki yazılarıyla "Mısır'ın imajını bozmaktan" suçlu bulduğu Sosyolog Sadettin İbrahim hakkında verilen mahkumiyet kararını bozarak, İbrahim'in yeniden yargılanmasına karar verdi. İbrahim'in kararı daha önce de bozulmuş, ama yeniden yargılanan İbrahim yine aynı cezaya çarptırılmıştı.
NEPAL: Batı destekli monarşiyi yıkmak isteyen Maocu gerillaların gece yarısı bir karakola düzenlediği saldırıda 6 polis öldürüldü.
ÖZBEKİSTAN: Birleşmiş Milletler'in işkenceyle ilgili raportörü Theo Van Boven, Özbekistan'da 24 Kasım'dan bu yana yaptığı incelemeleri tamamladı. Boven, BM'nin Taşkent Temsilciliği'nde düzenlediği basın toplantısında, Özbekistan'da işkencenin sistematik bir karakter kazandığını gördüğünü söyledi.
PAKİSTAN: Güneydeki Karaçi kentinde
bulunan Makedonya Konsolosluğu'na yapılan bombalı saldırı sonucu 3 kişi öldü.
Pakistan'ın kuzeybatısında, aynı aileden 14 kişiyi taşıyan kamyonetin mayına çarpması sonucu 4 kişi öldü, 10 kişi yaralandı.
Pakistan istihbarat görevlileri, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile ortak yürütülen operasyon çerçevesinde, Taliban ve diğer İslami grupların üyelerini tedavi ettiği iddiasıyla bir doktoru gözaltına aldı. İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Dr. Cavit Ahmet'in 19 Aralık sabahı Lahor'daki evinde gözaltına alındığını belirttiler. Dr. Cavit Ahmet, Pakistan'da Taliban ve El Kaide mensuplarını tedavi ettiği gerekçesi ile gözaltına alınan ikinci doktor oldu. Böylece evrensel bir kural olan "Tedavinin vazgeçilmezliği" prensibine uyan doktorlar skandal bir şekilde gözaltına alınmış oldular.
İran sınırından gizlice geçmeye çalışırken mayına basan 5 kişi öldü. Aynı gruptan 11 kişi de yaralandı.
Lahor kenti yakınlarındaki Daska kasabasında bulunan bir kiliseye el bombalarıyla düzenlenen saldırıda en az bir kişi öldü, 7 kişi yaralandı.
Pencap eyaletinde Presbiteryen Protestan kilisesine yapılan el bombalı saldırıda, 3 kişi öldü, en az 10 kişi de yaralandı.
RUSYA: Çeçen mücahitlerin eski komutanlarından "Yalnız Kurt" lakaplı Salman Raduyev, 1996 senesindeki rehin alma operasyonundan dolayı verilen müebbet hapis cezasını çektiği hapishanede Ruslar tarafından öldürüldü.
14 Aralık Cumartesi günü hapishanede ölen ve mahkumiyeti sırasında da ağır
sağlık sorunları devam eden Çeçen komutan Salman Raduyev'in, ölmeden birkaç
saat önce gardiyanlar tarafından ağır biçimde dövüldüğü bildirildi. Kommersant
gazetesinde 16 Aralık'ta verilen manşete göre, Perm'deki hapishanenin adı
açıklanmayan bazı yetkilileri, şu bilgileri verdiler: "14 Aralık günü
gardiyanlar, mahkumların hücrelerinde arama yapıyorlardı. Raduyev'in bulunduğu
hücreye geldiklerinde kendisine yere yatmasını söylediler. Raduyev bunu yerine
getirmeyince sopa veya yumrukla karnına, böbreklerinin üzerine birkaç kez
vurdular. Yandaki mahkumlardan birinin ifadesine göre, gardiyanlar gittikten
sonra Raduyev sürekli inlemeye başladı ve üç saat kadar sonra bu inlemeler
bitti. Gardiyanlara haber verildi ve görevliler geldiğinde Raduyev'in ölmüş
olduğunu gördüler." Raduyev'in sağlık durumu, savaş sırasında birçok kez
yaralandığı için zaten çok kötü durumdaydı. Hapishane yönetimi ise gazeteye
yaptığı resmi açıklamada, bu ihtimalin gerçek dışı olduğunu ileri sürdü. Gazete
ise "biz, elde ettiğimiz bilgilerin doğruluğuna güveniyoruz" ifadesini
kullandı. Yetkililer, iç kanama olduğunu, ancak bunun kendiliğinden ortaya
çıktığını ileri sürüyorlar. Bazı yetkililer, "oruç tuttuğu için zayıfladı ve
öldü" derken, bazıları da "kendisine hediye olarak lokum getirilmişti ve bundan
zehirlenerek bitkin düşmüştü" görüşünü savunuyorlar.
Rusya'da kaldığı hapishanede gardiyanlar tarafından ağır şekilde dövülerek şehit edilen Çeçn komutan Salman Raduyev'in cesedinin bilinmeyen bir yere gömüldüğü bildirildi. Ajans Kafkas'ın verdiği habere göre, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yuri Kalinin, Rus kanunlarına göre Raduyev'in cesedinin bakanlık görevlileri tarafından gömüldüğünü açıkladı. Kalinin yaptığı açıklamasında, "Talimatlara göre ölen kişinin akrabaları tarafından üç gün içerisinde müracaat olmazsa ceset kanunlar doğrultusunda gömülür" dedi. Bakanlık yetkilisi cesedin gömüldüğü yer hakkında ise hiçbir bilgi vermedi. Salman Raduyev'in eşi Lidiya Raduyeva, Raduyev'in 13 Aralık'ta ölmesine karşılık Rusya savunma Bakanlığı'nın 3 gün sonra kamuoyuna duyurduğunu ve kendilerinin daha önce bundan haberdar edilmediğini söyledi.
Çeçenistan'ın başkenti Caharkale'de Rus yanlısı yerel hükümet binasına karşı düzenlenen saldırıda ölü sayısının 80'e ulaştığı bildirildi. Çeçen hükümet kaynaklarının ORT televizyonuna verdiği bilgiye göre, hastaneye kaldırılanlar arasında ölenler oldu. Yetkililer, yaralı sayısını da 152 olarak verdi. Caharkale hastanesinde yatan, ayrıca Mozdok ve Moskova'ya taşınan yaralılar arasında 15'inin durumunun oldukça ağır olduğu kaydedildi.
Rusya Acil Durumlar Bakanlığı, Çeçenistan'ın başkenti Caharkale'de, bomba yüklü iki araçla hükümet binasına düzenlenen eylemde ölenlerin sayısının 55 olduğunu açıkladı. Eylemde 123 kişinin de yaralandığını belirten bakanlık açıklamasında, enkaz kaldırma çalışmalarının hala sürdüğü ve ölü sayısının artabileceği bildirildi. Interfaks ajansı da yaralılardan büyük bölümünün durumunun ağır olduğunu duyurdu.
SOMALİ: Bir öğrenci servis otobüsüne düzenlenen silahlı saldırıda 5 öğrenci ve 2 koruma görevlisinin öldüğü bildirildi. Okul yönetiminin yaptığı açıklamaya göre, başkent Mogadişu'daki saldırıda saldırıda 10 öğrenci de yaralandı.
TACİKİSTAN: Tacikistan'ın Özbekistan ile olan sınırı yakınında patlayan mayın, iki çocuğun ölümüne neden oldu. Tacik sınır görevlilerinin verdiği bilgiye göre, ülkenin kuzeyindeki İsfar yöresinde odun toplamaya çıkan 13 ve 15 yaşlarındaki iki erkek kardeş, üzerine bastıkları mayının kurbanı oldular. Bölge, şeriatçı gurupların Tacikistan'dan sızmasını önlemek amacıyla 2001 yılında mayınlanmıştı. İki yıl içinde 60 kadar Tacik bu mayınlara basarak hayatlarını kaybetti.
YEMEN: İki şüpheli ile polis çatıştı. Olayda iki kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı.
Yemen Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Carallah Ömer, vurularak öldürüldü. Ömer'in, İslamci Islah (Reform) Partisi'nin başkent Sana'daki bir spor salonunda düzenlenen yıllık kongresinde konuk olarak yaptığı konuşmanın ardından yerine oturduktan hemen sonra, bir kişinin düzenlediği silahlı saldırı sonucu öldüğü bildirildi.
Yemen'de, 1'i doktor 3 Amerikalı
öldürüldü. Güvenlik yetkilileri, başkent Sana'nın
YUNANİSTAN: İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Regaip ve Miraç kandilleri dolayısıyla yayımladığı mesajlar nedeniyle Serez mahkemesinde "yasadışı resmi unvan kullandığı" suçlamasıyla iki ayrı davada yargılanan Aga, toplam 6 ay hapis cezası aldı. Mahkemenin kararını temyize götüren Aga, serbest bırakıldı. Aga, yaptığı açıklamada, Batı Trakya'da Türk Azınlığın din özgürlüğü ihlalinin sürdüğünü belirtti.
Türkiye-Yunanistan sınırındaki Yunan köyü yakınlarında, bir Afrikalı göçmen donarak öldü. Kimliği belirtilmeyen, Meriç nehrini geçtikten sonra Dimetoka'nın kuzeyindeki Sofiko köyüne kadar ilerlediğini belirtilen Afrikalının donan cesedinin, köy sakinleri tarafından bulunduğu kaydedildi.
Ege Denizi'nde, çoğunluğunu Afgan ve Güney Kürdistanlıların oluşturduğu 70 kişinin bulunduğu bir tekne battı. Olaya yerine gelen Yunan Sahil Güvenlik ekipleri 58 mülteciyi kurtarırken bir kişinin de cesedini buldu. Kayıp olan 11 kişiyi arama çalışmaları sürdürülürken, batan teknenin kaptanı Yunan makamları tarafından tutuklandı.
Orta Ege'deki Sakız (Hios) adası açıklarında göçmen taşıyan bir teknenin batması sonucu 3 kişi boğuldu. Sakız adası açıklarındaki "Venetiko" adacığı yakınlarında, içinde kaç kişi olduğu henüz bilinmeyen bir sürat teknesinin batması sonucu 3 kişi öldü, biri yaralı olmak üzere 14 kişinin kurtarıldığı duyuruldu.
AZINLIK HAKLARI
Türkiye'de yaşayan Protestanların uğradıkları hak ihlallerine ilişkin hazırlanan raporda, hükümet görevlilerinden, emniyet mensuplarına kadar bir çok kesimin Türkiye'de yaşayan Hıristiyan azınlığına karşı potansiyel suçlu muamelesi yaptığı ifade edildi. Türkiye Protestan Kiliseler Birliği'nin Eylül ayında hazırladığı, ancak geçtiğimiz günlerde çeşitli sivil toplum kuruluşlarına gönderilen raporda, Hıristiyan ve Protestanların karşılaştıkları hak ihlalleri açıklandı. Türkiye'de yaşayan Hıristiyanlara potansiyel suçlu gibi davranıldığı ileri sürülen raporda, gayri-müslimlerden sadece Yahudi azınlığın oluşturduğu kesime karşı hoşgörülü davranıldığı vurgulandı. Raporda, "Protestanlar, Kiliselerin önünde tehditkar gösterilere tanık oluyorlar, ibadetleri sırasında polisin kameralarına alınıyorlar, nüfus cüzdanlarında ki din hanesini değiştirmek için bin bir güçlük ile karşılaşıyorlar" denildi. Protestanların ibadetlerini yaparken dahi suçlu göründüklerine dikkat çekilen raporda şunlar ifade edildi: "Protestanlar, İncil dağıtırken yakalanıp tutuklanıyorlar, Hıristiyan olduğu için ebeveynleri polis tarafından sorguya çekildi, gözaltında dayak yediler, bütün bir cemaat ibadet ettikleri sırada gözaltına alındı." Raporda ayrıca, tarafsız olması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da Hıristiyanları aşağıladığı ileri sürüldü. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan dergilerden alıntılar yapılan raporda, bir dergide, "Türkiye'de Hıristiyanlığın yayılması konusunda girişilecek her faaliyet milli bekamız için büyük bir tehlike teşkil ettiği gibi bu faaliyetlerin sadece dini değil aynı zamanda emperyalist bir gayesinin de bulunduğu bilmek mecburiyetinde olduğumuzu bir kere daha vurgulayalım" denildiği kaydedildi. Raporda, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı bir konuşma ile misyonerliği aşağıladığına dikkat çekiliyor. Tantan'ın 9 Mart 2000 günü yaptığı konuşmada, şunları söylediği ifade ediliyor: İnsanların fakirlikten kaynaklanan tuzak içerisinde misyoner hareketlerinin kucağına süratle itilmekte ve bu büyük bir tehlike olarak önümüze gelmektedir." İçişleri Bakanlığı tarafından 17 Ağustos 2001 tarihinde, tüm il valiliklerine gönderilen bir genelgeden sonra Hıristiyan azınlığın kilise açma ve ibadet etme özgürlüklerinin kısıtlandığı ileri sürüldü. Raporda, genelgede ibadet yerinin açılmasına ilişkin imar kanunun ilgili maddeleri gösterildiği belirtilerek, "Bu maddelerde camiinin açılması için il ve ilçelerde müftünün izninin alınması gerekir. Yani burada kilise geçmiyor bir an kilise için olduğunu varsaysak dahi, müftünün iznini almak Hıristiyanlar için geçerli olmayacaktır. Bu uygulama bir dinin başka bir din üzerinde otorite olarak kabul edileceğini ortaya koyar" denildi. Birleşmiş Milletleri'nin (BM) konu ile ilgili tespitleri olduğu belirtilen raporda, BM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve BM İnsan Hakları Komisyonu Dinsel Hoşgörüsüzlük Özel Raportörü Abdulfettah Amor'un, Türkiye'de yaptığı gözlemlere de yer veriliyor. Amor'un gözlemlerine göre; "Gayri-müslimlerin durumu söz konusu olduğunda hoşgörü ve ayrımcılığın yapmama prensipleri bağlamında bazı problemlerin ortaya çıktığını belirtiyor. Raporun sonuç bölümünde ise, Protestanların karşılaştıkları hak ihlallerinin çözümlenmesi istendi. Somut taleplerinin içerdiği sonuç bölümünde, "Protestan Kiliselerinin kapatılmasına son verilmelidir. Her türlü Dinsel Hoşgörüsüzlük biçiminin ortadan kaldırılması için mücadele edilmelidir. İbadet yerlerinin açılması ile ilgili yasal mevzuat gözden geçirilmeli. Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi çıkartılmalı" denildi.
KADIN HAKLARI
BM ile bağlantılı olarak çalışan "Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler" Platformu yayınladığı bir raporla, kadınların tabi oldukları ayrımcılıklar ve eğitim özgürlüklerine yönelik problemleri ile sağlık sorunları konusunda Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmediğini gözler önüne serdi. Raporda; Türkiye'nin yerine getirmediği taahhütlerinden birisinin, "kadınların tüm eğitim imkanlarından erkeklerle eşit şekilde yararlanmasının sağlanması olduğu" belirterek, bu konuda bir ilerleme sağlanamadığı vurgulandı. Nairobi Stratejileri'nde 2000 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere koyulmuş, hedeflerinin birçoğunun, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkelerde hala yerine getirilemediği ifade edilen raporda, "eğitimde ve eğitim hizmetlerine ulaşma konusundaki eşitsizlik ve yetersizlikler ile kız çocuklarına karşı ayrımcılık ve kız çocuklarının haklarının ihlali"nin yeniden değerlendirme ile "acil eylem planı"na dahil edilmesine rağmen, yine de olumlu sonuç alınmadığı kaydedildi. Raporda, kadınların siyasette aktif rol alması konusunda da Türkiye'nin taahhüt ettiği yasal düzenlemeleri yerine getirmediği vurgulandı.
KÜLTÜREL HAKLAR
Okullarda çocuklarına Kürtçe eğitim verilmesi talebiyle Avcılar, Bağcılar, Esenler, Kadıköy, Ümraniye İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine dilekçe verdikleri için "PKK'ya yardım ve yataklık yaptıkları" iddia edilen 39 kişinin yargılanmasına devam edildi. Duruşmada, tutuklu yargılanan sanığın çocuğunu tanık olarak dinleyen mahkeme heyeti, "Evde PKK bayrağı var mı?" diye sordu. İstanbul 3 nolu DGM'de görülen duruşmaya sadece Bayrampaşa Cezaevinde tutuklu bulunan DEHAP üyesi Sabri Yavuz, tutuksuz olarak yargılanan eşi Zübeyde Yavuz tanık olarak çağrılan çocukları Yılmaz Yavuz katıldı. Duruşmada tanık olarak dinlenen Yımaz Yavuz annesinin verdiği dilekçeyi kendisinin yazdığını doğruladı. Yılmaz Yavuz, heyetin, evde PKK bayrağının bulunup bulunmadığı yönündeki sorusunu ise, "Evde PKK bayrağı yok" şeklinde yanıtladı. Sabri Yavuz'un tahliye talebini reddeden mahkeme heyeti, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için duruşmayı erteledi.
Siirt'in Baykan İlçesinde Yeşil Kart almak için Veysel Karani Jandarma Komutanlığına müracaat eden M. Ali İvdil, karakolda görevli Uzman Çavuş İbrahim Oral'ın çocuklarına Kürtçe isim verdiği için kendisine hakaret ettiğini iddia etti. Jandarma Komutanlığının kendisi hakkında yaptığı araştırma sonrası ayda 800 milyon lira geliri olduğuna dair bir tutanak düzenlediğini belirten İvdil, bu gerekçeyle Yeşil Kart alma talebinin reddedildiğini ifade etti. Tutanağı düzenleyen Uzman Çavuş Oral'ın, "Sen seçimlerde DEHAP'a çalışıp, DEHAP'a oy verdin mi?" şeklinde sorular yönelttiğini belirten İvdil, Uzman Çavuş'un kendisine "Sizler teröristsiniz, gidin Yeşil Kartı DEHAP versin size, Ayrıca çocuklarına verdiğin Mizgin, Berivan ve Hogır isimleri de terörist ismi. Siz vatan hainisiniz o yüzden işini yapmıyorum" dediğini söyledi. İvdil, Uzman Çavuş Oral'ın şahit gösterdiği mahalle sahiplerinden A. Halim Gülmez'e de boş kağıda imza attırarak tutanağı sonradan yazdırdığını iddia etti. Halim Gülmez ise şahit olarak söz konusu karakola İvdil tarafından götürüldüğünü belirterek, tutanağı okumadan imzaladığını ifade etti. Olay sonrası Oral hakkında savcılığa şikayette bulunduğunu belirten İvdil, ayrıca İHD Siirt Şubesine başvurarak mağduriyetinin giderilmesini istedi.
DEHAP Hakkari İl Örgütü
tarafından düzenlenen ve parti genel başkanlarının da katıldığı mitingde Kürtçe
şarkılar söylendiği ve "Biji DEHAP" sloganı atıldığı gerekçesiyle soruşturma
başlatıldı. Murat Bozlak, Akın Birdal ve Mehmet Abbasoğlu konuşmalarından,
Ferhat Tunç ile Koma Azad üyeleri de Kürtçe türkü söylemekten ifade verecek.
Kürtçe'nin seçmeli dersler kapsamına alınması için dilekçe vermek isterken Dicle Üniversitesi Rektörlüğü tarafından 1 yıl okuldan uzaklaştırma cezası alan 3 öğrencinin cezaların iptaline ilişkin İdare Mahkemesi'ne açtığı davada, "yürütmenin durdurulması" talebi reddedildi. Anadilde eğitim talebini içeren dilekçeleri geçtiğimiz yıl Dicle Üniversitesi Rektörlüğü'ne vermek isteyen Abdurrahim Demir, Hamit Koçak ve Ahmet Turan adlı öğrenciler hakkında "dilekçe vermeye teşebbüsten" birer yıl okuldan uzaklaştırma cezası verilmişti. Öğrenciler hakkında diğer yandan da,"Terör örgütüne yardım ve yataklık etme" suçundan DGM'de dava açılmış, ancak DGM öğrencilerin beraatına karar vermişti. Demir, Koçak ve Turan,üniversite idaresi tarafından verilen 1 yıl uzaklaştırma cezasının iptaline ilişkin 7 ay önce Diyarbakır İdare Mahkemesi'ne yürütmenin durdurulması talebiyle birlikte dava açtı. Ancak, öğrencilerin yürütmenin durdurulması talebi İdare Mahkemesi tarafından kabul edilmedi. Öğrenciler, yürütmenin durdurulmasının kabul edilmemesi üzerine Bölge İdare Mahkemesi'nin de taleplerinin kabul etmemesi durumunda AİHM'e başvuracak. İdare Mahkemesi'nin kararını değerlendiren öğrencilerin avukatı Cihan Aydın, kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü. Dilekçe davalarının, TBMM'den geçen AB Uyum Yasaları ile konusuz kaldığını hatırlatan Av. Aydın, "TBMM tarafından çıkarılan 4771 sayılı kanun ile Yabancı Dille Eğitimi ve Öğretimi Kanunu'nun 2. maddesinde değişiklik yapılmış ve böylece Türk vatandaşlarının Türkçe dışındaki dilleri öğrenmesi konusunda düzenleme yapılmıştır. Bu durumda dava konusu işlem esas olarak konusuz kalmıştır" dedi. İdare Mahkemelerinin konu hakkında sürekli değişik kararlar verdiğini ifade eden Av. Aydın, "Müvekkillerim DGM kapsamında da aynı suçtan yargılanmış ancak beraat etmişlerdir. İdare Mahkemesi'nin verdiği ret kararı sonucunda müvekkillerim okullarına dönemediler" dedi.
.
Kürtçe ders için dilekçe hakkında af çıkarılması gündemde iken daha önce "usule aykırı ceza" veren Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörlüğü bu kez "usulüne" göre 175 öğrenciye yeniden ceza verdi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü, anadilde eğitim taleplerini içeren dilekçe verdikleri için disiplin cezası verdiği 175 öğrencinin Van İdare Mahkemesi'nde açtığı iptal davasını kazanması üzerine harekete geçti. Van Bölge İdare Mahkemesi'nin "ceza isteyenler ile cezayı veren disiplin kurulu üyelerinin aynı kişiler olduğuna" dikkat çekerek, cezaların usule aykırı olduğuna karar vermesi üzerine Rektörlük, kararın iptaline yol açan Disiplin Kurulu üyelerini değiştirdi. Rektörlük, öğrencilerin ifadesini alan soruşturmacılar ile kararı veren disiplin kurulu üyelerini ayırdı. Yeni Disiplin Kurulu da, 26 öğrenciyi okuldan uzaklaştırdı, 149 öğrenciye de bir hafta ile bir dönem uzaklaştırma cezası verdi.
Anadilde eğitim talebiyle dilekçe veren öğrenciler mahkeme kararına rağmen tekrar cezalandırıldılar. Geçtiğimiz yıl Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü'ne anadilde eğitim talebiyle dilekçe veren öğrenciler okuldan atılma ve uzaklaştırma cezalarına çarptırılmışlardı. Mahkeme kararıyla cezaları durduran öğrenciler, YYÜ Rektörlüğü'nce tekrar aynı cezalara çarptırıldı. Rektörlük 26 öğrenciye okuldan atma, 30 öğrenciye 1 yıl, 300 kadar öğrenciye de 6 ay uzaklaştırma cezası verdi.
Mersin Nüfus Müdürlüğü, 4 yaşındaki kızına "Zozan" (yayla) ismi vermek isteyen Ali Aşkan'ın talebini "yasaklı isimler listesini" gerekçe göstererek reddetti.
Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi'nin düzenlediği etkinlikte 4'ü enstrüman çalan, 2'si ise Kürtçe şarkılar söyleyen 6 öğretmen ile Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi'nin 2 eski yöneticisi, Diyarbakır DGM tarafından haklarında açılan "yasadışı örgüte yardım ve yataklık" davasından beraat ettiler. 4 No'lu DGM'de görülen duruşmada, tutuksuz yargılanan sanık öğretmenler hazır bulundu. Mahkeme Başkanı Şükrü Bozer, sanıkların okudukları Kürtçe şarkıların bölücü içerikte olup olmadığı yönündeki tespit için istenen bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Mahkeme heyeti, toplanan delillere göre TCK'nın 169. maddesinde belirtilen "terör örgütüne yardım yataklık" suçunun oluşmadığını belirterek, tüm sanıkların ayrı ayrı beraatlarına karar verdi. İddianamede, sanıkların sivil itaatsızlık eylemlerine uygun olarak; anadilde Kürtçe eğitim kampanyasını destekleyen konuşmalar yaptıkları ve toplantı salonunda bunu destekleyen pankart astıkları, 'terör örgütünü' övücü nitelikte konuşmalar yaptıkları, bu suretle örgüte yardım ettikleri belirtilerek, sanıkların TCK'nın 169. maddesine göre 5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyordu.
KESK'in 8. kuruluş yıldönümü nedeniyle Diyarbakır'da düzenlediği resepsiyonda 'Kürtçe' krizi yaşandı. Resepsiyonda yapılan Kürtçe konuşmalar üzerine polis müdahale etme tehdidinde bulundu. Kürtçe ve Türkçe sunum ile başlayan geceye müdahale eden Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler, "Kürtçe konuşma devam ederse müdahale ederiz" tehdidinde bulundu. Bunun üzerine Kürtçe konuşmanın programdan çıkarıldığı anons edildi. Kürtçe konuşmanın yasaklandığının açıklanması davetliler tarafından alkışlarla protesto edildi.
3 Kasım seçim çalışmaları kapsamında düzenlenen şölende Kürtçe konuşma yapan HADEP Gevaş İlçe Başkanı Muzaffer Yıldız hakkında, "Türkçe dışındaki dillerde propaganda yaparak Seçim Kanunu'na muhalefet ettiği" iddiasıyla dava açıldı.
Leman Dergisi yazarlarından Cezmi Ersöz'ün başına ilginç bir olay geldi. Bir konuşma sırasında kızım olursa adını Berivan koyacağım diyen Ersöz hakkında dava açıldı. Dema Nu (Yeni Dönem) Gazetesi'ne konuşan Ersöz, "Geçtiğimiz günlerde Siirt'te bir konuşma yaptım. Orada dedim ki; Bir kızım olursa, adını Berivan koyacağım. Birkaç gün önce eve polisler geldi ve Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hakkımda soruşturma açtığını söyledi. Ben evli değilim. Üstelik bir kızım da yok."
Çocuğuna "Rozerin" ismini vermek isteyen Mehmet Sert'in talebi Dicle Nüfus Müdürlüğü'nce reddedildi. Bunun üzerine Dicle Kaymakamlığı'na giden Sert, "Rozerin, Abdullah Öcalan'ın korumasının ismi" denilerek geri çevrildi.
ÇOCUK HAKLARI
UNICEF'in 2003 raporuna göre, ABD'nin saldırı hazırlıkları yaptığı Irak'ta, Körfez Savaşı'ndan bu yana bebek ölümleri yüzde 166 arttı. Irak'ta her bin bebekten 133'ü hayatını kaybediyor. Rapordan çarpıcı notlar: 1990 yılından bu yana savaşlar yüzünden 2 milyonu aşkın çocuk öldü, 6 milyon kadar çocuk da yaralandı; Dünyada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin ilgi alanına giren 22.3 milyon mülteci var ve bunların 11 milyonu çocuk; Mülteci çocuklar silahlı çatışmalara yasa dışı yollardan sokulma konusunda büyük risk altında; Her yıl 1.2 milyon çocuk kaçırılmakta, alınıp satılmakta; Tüm dünyada yaşamlarını sokaklardan sağlamaya çalışan çocukların sayısı 100 milyona ulaşıyor; İlkokul çağındaki 120 milyon çocuk okula gitmiyor ve bunların yüzde 53'ü kız çocuğu; 5-17 yaş grubundaki yaklaşık 180 milyon çocuğun en kötü biçimde çalıştırıldığı tahmin ediliyor. Bu tüm dünyada 8 çocuktan biri anlamına geliyor; Bugün 15 yaşından küçük olup ana babasından birini ya da her ikisini birden AIDS yüzünden yitiren 14 milyon çocuk var.
Birleşmiş Milletler (BM), uluslar arası sözleşmelere aykırı biçimde çocukları silah altına alan ülkeleri açıkladı. BM Genel Sekreter Kofi Annan tarafından Güvenlik Konseyi'ne sunulan bir raporda adları yer alan bu ülkeler arasında Kolombiya, Filipinler, Uganda, Myanmar, Nepal, Sudan, Uganda ve Sri Lanka başta geliyor. Raporla ilgili olarak açıklamada bulunan BM Özel Temsilcisi Olara Otunnu, çocukların askere alınmasını önleme konusunda ciddi olduklarını ve çocuk asker kullanan ülkeleri yakından izlediklerini söyledi. Otunnu, hükümetlerin yanı sıra militanlarında çocukları askere aldıklarını, ayrıca, ayrıca hamal ve seks kölesi olarak kullandıklarını açıkladı. Öte yandan, BM Çocuk Fonu UNİCEF, dünya çapında 40 ülkede yaklaşık 300.000 çocuğun silah altına alındığını açıkladı. UNİCEF'in açıklamasında, çocukların özellikle Afrika ve Asya ülkelerinde yaygın olduğuna işaret edildi.