İNSAN HAKLARI AÇISINDAN OCAK 2001
Türkiye, 19 Aralık 2000 günü cezaevlerine yönelik olarak gerçekleştirilen ve "Hayata Dönüş" adı verilen operasyonlarda yaşamını yitirenler ve devam eden ölüm oruçları eylemlerinin gölgesi altında 2001'e girdi. Ocak ayı ise ülkenin en iyi korunduğu söylenen yetkililerinden Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan ve 5 polis memurunun güpegündüz Diyarbakır kent merkezinde öldürülmesinin doğurduğu şaşkınlık ve tartışmalarla geçti. Bir gün sonra Diyarbakır'ın Bağlar beldesinde güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonda, Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polis memurunun öldürülmesi olayına karıştığı ileri sürülen Hasan Sarıağaç adlı şahıs evinde "ölü ele geçirildi". Aynı gün HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ile İlçe Sekreteri Ebubekir Deniz'in Silopi Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı'na çağrıldıkları ve bir daha geri dönmedikleri öğrenildi. Önce Tanış ve Deniz'in gözaltında oldukları kabul edilmedi; bir hafta sonra ise Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Şırnak Valisi, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in Jandarma tarafından ifadelerinin alındığını, ancak bu iki kişinin daha sonra serbest bırakıldığını öne sürdüler.
Ankara Tabip Odası, H.T. adlı mahkumun Sincan F tipi Cezaevi'ne getirildiği gün copla tecavüze uğradığını açıkladı. Cezaevi Savcısı Tayfun Sağıroğlu, söz konusu iddiayı reddetti. Şanlıurfa'da ise korsan gösteri yaptıkları iddiasıyla tutuklanan ve yaşları 13-19 arasında olan 28 çocuğun ailesi, çocuklarına işkence yapıldığını ve baskıyla ifade imzalattırıldığını iddia ettiler. Konuyla ilgilenmek üzere Viranşehir Cezaevi'ne giden Diyarbakır Barosu Sekreteri Av. Mahmut Vefa, çocukların gözaltında özel timlerin kaba dayağına ve hakaretlerine maruz kaldıklarını anlattıklarını söyledi.
Öte yandan cezaevinden çıktıktan 3 gün sonra "şüpheli" olarak yeniden gözaltına alınan Durmuş Baysal (20) adlı şahıs, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'nde kendisine işkence yapıldığını iddia etti. Vücudunda darp izleri bulunan Baysal, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü Araştırma Birimi'nde görevli resmi ve sivil polisler hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.
"Hayata Dönüş" operasyonunu ve F Tipi Cezaevlerini protesto amaçlı gösteri yapmak isteyenlerden 219 kişi gözaltına alınıp,16 kişi tutuklanırken, Türkiye'nin değişik yerlerinde toplam 707 mülteci gözaltına alındı. Yazar Burhan Kavuncu'nun hangi gerekçeyle gözaltına alınıp serbest bırakıldığı tartışma konusu olurken, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Zekeriya Beyaz'a yapılan bıçaklı saldırı sonrasında 50 öğrenci; Esenyurt'ta iki şantiyeye jandarma tarafından düzenlenen baskında da 15 Kürt işçi gözaltına alındı.
Güneydoğu'da Batman'ın Kozluk ilçesi Kalkancık ve Gündüzlü köylerinin 1996 yılında boşaltılması üzerine Batman'a yerleşen, ancak Aralık ayında yeniden evlerine dönen 10 ailenin 15 Ocak'ta Kozluk Jandarma Taburu'na bağlı askerler tarafından tekrar köylerinden çıkartıldıkları belirtildi.
Ümraniye Cezaevi'ne düzenlenen operasyonda hayatını kaybeden Alp Ata Akçayüz'ün otopsi raporu için Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi tarafından "Gizlilik" kararı alındı. Akçayüz'ün operasyon bittikten sonra askerler tarafından taranarak öldürüldüğü ileri sürüldü. Oğlu Ufuk Keskin'in Edirne F Fipi Cezaevinde bulunduğunu ve bir haftada üç kez şeker komasına girdiğini söyleyen baba Fahrettin Keskin, oğlunun hastalığının kontrol edilmediğini belirterek hastaneye sevkini istedi. F tipi cezaevlerine geçişi sağlamak amacıyla 19 Aralık sabahı düzenlenen operasyonlar sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunan ve yanarak öldüğü açıklanan DHKP/C davası tutuklusu Özlem Ercan'ın babası Hıdır Ercan kızının ölmediğini söyledi. Baba Ercan, Cebeci Mezarlığı'na 2 Ocak 2001 tarihinde gömdüğü kişinin kızı olmadığını yineledi. Bu arada Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Komitesi, Türkiye'den F tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin tecrit edilmesine ve nakiller sırasında şiddet uygulanmasına son verilmesini istedi.
Adalet Bakanlığı'nın F tipi uygulamasından bir an önce vazgeçmesini isteyen İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, F tipinden vazgeçilmemesi halinde tutuklu ve hükümlülerin bir süre sonra akıl hastası olup çıldıracaklarını söyledi. Buna karşı Adalet Bakanlığı, İstanbul Barosu Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevden alınmaları için harekete geçti. Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, 11 Ocak 2001'de Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği yazıda İstanbul Barosu Yönetim Kurulu'nun F tipi cezaevleri ile ilgili olarak aldığı kararın Avukatlık Kanunu'nun 76.maddesinde tanımlanan amaca aykırı ve illegal olduğu gerekçesiyle dava açılmasını istedi.
Ankara Merkez Kapalı (Ulucanlar) Cezaevi'nde 26 Eylül 1999 tarihinde gerçekleştirilen ve 10 tutuklu ve hükümlünün öldürülmesi ile sonuçlanan operasyonla ilgili olarak jandarma hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Ankara C. Başsavcılığı, olay esnasında mahkum öldürmenin ceza gerektirmediğini ve merminin nereye atıldığının önemsiz olduğunu savunarak, öldürmeyi ve yaralamayı adeta "Görev gereği yapılması zorunlu işler" olarak gördü. Savcılık, operasyonu yürütmekle suçlanan MGK üyeleri, başbakan ve bakanlar hakkında da soruşturma açılamayacağını belirtti.
Düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için hazırlanan "Düşünceye Özgürlük:Herkes İçin" adlı kitaba yayıncı olarak ismini yazdıran 77 bin 663 kişinin ilk bölümü savcıya ifade verdi. Girişimin sözcüsü Şanar Yurdatapan, "Biz hedefi belirledik, ya düşünce suçu yasalarımızdan dışarı çıkar, ya da hepimiz içeri gireriz" şeklinde konuştu.
Ocak ayı içinde, 17 Ağustos'ta meydana gelen Marmara depremiyle ilgili yorumu nedeniyle RTÜK'ün suç duyurusunu dikkate alan İstanbul DGM Savcılığı, Yeni Şafak Gazetesi yazarı Fehmi Koru hakkındaki soruşturmayı tamamlayarak, Koru'nun Türk Ceza Kanunu'nun 312/2 ve 3. maddeleri uyarınca 2 yıldan 6 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılmasını talep etti. "Barış Anneleri"ne işkence ve taciz yapıldığını açıklayan İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin ile 2000'de Yeni Gündem Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erdal Taş hakkında TCK'nın 159. Maddesine göre "Devletin askeri kuvvetlerini neşren tahkir ve tezyif" iddiasıyla dava açıldı. F tipi cezaevi yapımının durdurulması için 16 Eylül'de Galatasaray Lisesi önünde açıklama yapmak isterken yaka paça gözaltına alınan Çağdaş Hukukçular Derneği yönetici ve üyesi 26 avukata "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa" aykırı davrandıkları iddiasıyla dava açıldı. Polisin saldırısına maruz kalan ve saldırı sırasında değişik yerlerinden yaralanan avukatların suç duyurusuna ise henüz cevap verilmedi.
Cumhurbaşkanlığı'na 21 Eylül 1999'da 'Devlete Mektup' başlığı ile gönderdiği yazı yüzünden Atatürk Üniversitesi'ndeki görevine son verilen İlahiyatçı Doç. Dr. Şadi Eren hakkında Erzurum DGM'de üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bu ve benzeri davalar dolayısıyla düşünce açıklamaya bu ay içerisinde toplam ......... yıl hapis cezası istendi.
Yeni Asya Gazetesinin 7 Ekim 1999 tarihli sayısında yer alan "Siyasi deprem kapıda" başlıklı yazıdan dolayı gazetenin 1 ay kapatılmasını kararlaştıran İstanbul 1 Nolu DGM, yazıyı kaleme alan İbrahim Akgünler'e TCK'nın 312. Maddesini gerekçe göstererek 1 yıl 8 ay ağır hapis; Yazı İşleri Müdürü Mustafa Döküler'e de 1 milyar 310 milyon lira ağır para cezası verdi. Proleter Halkın Birliği Dergisi eski Yazı İşleri Müdürü Elif Yıldırım, gazetenin 73. sayısındaki yazısı gerekçesiyle TCK'nın 312/1-3 maddesi ve 5680 sayılı yasanın 16/1 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Yeni Asya Gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular hakkında 2 yıl 1 gün hapis cezası veren Ankara 1 Nolu DGM'nin kararını yerinde bularak onadı.
Yine Ocak ayında Kur'ani Mücadele Dergisi'nin sahibi Ramazan Yılmaz ve Eşber Yağmurdereli tahliye edildi.
Çeşitli yayın organlarının toplam 307 gün kapatıldığı Ocak 2001'de, Akit Gazetesi yazarlarından Demet Tezcan, hakkındaki dava nedeniyle ifade vermek için gittiği adliye binasına, başörtülü olduğu için sokulmadı. Görevliler, kararın Başsavcı Ferzan Çitici'nin talimatıyla alındığını söyleyerek, Tezcan'a Adliyeye girmesinin mümkün olmadığını ifade ettiler. Tezcan'ın içeri alınmaması karşısında devreye giren avukatları, yetkililere yasağın keyfi olduğu konusunda uyarıda bulundu. Avukatların uyarısının ardından Tezcan ifade vermek üzere adliyeye girebildi.
Ocak 2001'de örgütlenme ve toplanma özgürlüklerine yönelik ihlallerde olağanüstü bir artış yaşandı. İHD Ankara Şubesi'nin kapatılması, yöneticilerin de TCK'nın 169. maddesi gereğince 4 yıl 6 ay ile 7 yıl 6 ay arasında hapis cezasıyla cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı. İHD Genel Merkezi de, AA'nın "İHD Yunanistan hükümetinden yardım aldı" şeklindeki haberi gerekçe gösterilerek polis tarafından basıldı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Hamza Uçar'ın emriyle Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesine bağlı çok sayıda resmi ve sivil polis İHD'yi basarak 2,5 saatlik aramanın ardından çok sayıda bilgisayar, dosya ve evraklara el koydu. Ayrıca İnsan Hakları Derneği'nin İstanbul, Van, Konya, Bursa ve İzmir Şubeleri de basıldı. İHD Ankara Şube Başkanı Lütfi Demirkapı hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından 169. Maddeden ön soruşturma başlatıldı. İHD Ankara şubesinin, derneklerine yönelik baskıyı ve Kızılay'ın insan hakları savunucularına yasaklanmasını protesto etmek amacıyla 6 Ocak 2001 günü Yüksel Caddesinde yapmak istediği basın açıklaması polis tarafından engellendi. Basın açıklaması yapmak isteyen İHD Ankara Şube Başkanı Lütfi Demirkapı ile Burdur Cezaevine yapılan saldırıda kolu kopan Veli Saçılık ve İHD Ankara Şubesi Cezaevleri Komisyonu üyeleri çevik kuvvet polisleri tarafından yaka paça göz altına alındı. İHD İzmir Şubesi, dernek binasında, üye olmayan kişilerin bulunması gerekçe gösterilerek 2 Ocak 2001 tarihinden itibaren 10 gün süre ile kapatıldı.
Malatya İl Sağlık Müdürlüğü KESK'in çağrı yaptığı eylemlere katıldıkları gerekçesiyle 32 SES üyesi hakkında soruşturma başlattı. Tunceli'de sendikal faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle 7 Eğitim-Sen yöneticisi sürgün edildi. İstanbul Valiliği, çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerce yapılmak istenen "Yaşamın Hücreleştirilmesine Hayır Mitingi"ne izin vermezken, konuyla ilgili İHD İstanbul Şubesi'nde yapılan toplantıyı basan polis de tehditler savurdu. Tüm Yargı-Sen Genel Başkanı Tekin Yıldız, Nevşehir'e sürgün edildi. HADEP Erzurum ve Osmaniye İl ile Elbistan İlçe Örgütü binalarına polislerce baskın yapıldı. Protokol dergileri, kitaplar ve MKM takvimlerine el konuldu. Özgür TAYAD yöneticileri, derneklerinin İstanbul Fındıkzade'de bulunan binasına, 8 Ocak 2001 gecesi 23:55 sıralarında sivil polis korumasında bir grup MHP'linin saldırdığını açıkladılar. 100. Yıl Üniversitesi Öğrenci Derneği (YÖDER), bir yılda, tam üç kez kapatıldı. 4 Ocak 2000 tarihinde kurulan YÖDER, aynı yıl içinde 2, 5 Ocak 2001 tarihinde de "amaç dışı faaliyet gösterdiği" gerekçesiyle 3. kez kapatıldı. Cezaevlerinde süren ölüm oruçlarına destek verdikleri ve örgütlerin yönlendirdiği ileri sürülen Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği'nin (TAYAD) Aksaray Şubesi ile İHD Bursa Şubesi basılarak kapatıldı ve dernek yöneticileri hakkında soruşturma başlatıldı.
AİHM'de hakkındaki şikayet başvuruları her geçen gün artan Türkiye'nin borçları da giderek büyüyor. Mahkeme Türkiye ile ilgili 5 bin dosyadan 82'sini görüştü ve bunlardan 9'u Türkiye lehine sonuçlanırken, 73 dosyada Türkiye aleyhine karar verdi. Türkiye'nin kaybettiği davalardan dolayı borcu ise, toplam 4 milyar doları (yaklaşık 300 milyar lira) aştı. Türkiye'nin AİHM'nde ifade özgürlüğü ile ilgili davalarda peş peşe mahkumiyet cezaları alması, Dışişleri Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Dışişleri yargıyı uyararak ifade özgürlüğüyle ilgili her olayda ceza verilmemesini, cezai işlem uygulanmasının kaçınılmaz olduğu hallerde "asgari ceza hadlerinin uygulanmasını istedi."
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F tipi cezaevlerinde işkence yapıldığı iddiasını araştırmak üzere Türkiye'ye gelen ve kendisiyle görüşmek isteyen Uluslararası İnsan Hakları kuruluşları temsilcilerini geri çevirdi.Uluslararası Af Örgütü temsilcisi Heidi Wedel ve İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi Jonathan Sugden, bakanın kendileriyle 'yoğun programını' gerekçe göstererek görüşmediğini, ancak bir bakanlık görevlisinin 'sizin Mayıs'ta hazırladığınız raporu taraflı bulduk. O yüzden görüşmeyeceğiz' dediğini ileri sürdüler. Sugden Türkiye'yi uluslararası örgütlerin cezaevlerinde serbestçe gözlem yapmasına izin vermeye çağırdı.
Emekli Hakim Albay Avukat Dr. Ümit Kardaş, Askeri Ceza Kanunu'nun, rütbe ayrımı olmaksızın erden orgenerale kadar siyasi demeç veren herkesin 5 yıla kadar hapisle yargılanmasını öngördüğünü belirterek "Nedense erler yargılanıyor, üst düzey demeç verdiği zaman üstü örtülüyor" dedi. Beyaz Enerji Operasyonu konusunda adı belirlenemeyen komutanın iddialarına "gereksiz" tepki gösterildiğini de ileri süren Kardaş, "Genelkurmay Başkanı'nın Kürtçe televizyon konularındaki itirazlarını kabulleniyorlar da bunu neden kabullenemiyorlar?" diye konuştu.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)'nın yargının sorunlarını saptamak için Ord. Porf. Dr. Sulhi Dönmezer ile Prof. Dr. Feridun Yenisey'e yaptırdığı 'Ceza Adalet Sisteminin Etkinliği' araştırması, adaletin ne kadar yorgun olduğunu gösterdi. Söz konusu araştırma, vatandaşın savcıdan önce polise gittiğini ve hazırlık soruşturmalarını genellikle polisin yürüttüğünü ortaya koydu. Polis, sanıkların yüzde 80'inin ifadesini alıyor. İfadesi alınanlardan yüzde 72'si suçunu itiraf ederken, işkence gördüğünü iddia eden sanıkların oranı ise binde 3'te kalıyor. 1114 dosya sanıklarından sadece yüzde 46.5'ine susma hakkı olduğunun söylendiği, geri kalanlara ise haklarının hatırlatılmadığı belirtildi. Araştırma sonuçlarını açıklayan Dönmezer, "Sayıları az olan savcıların iş yükü fazla olduğu için hazırlık soruşturmasını jandarma veya polis yapıyor, hazırlık soruşturması eksik olunca da davalar yıllarca uzuyor. Ayrıca dava sürerken hakimin değişmesi de uzamaya yol açıyor." dedi.
Kanal 6'daki Ceviz Kabuğu Programına katılan 28 Şubat döneminin Genelkurmay Genel Sekreteri Emekli Tümgeneral Özkasnak, bu girişimin post-modern bir darbe olduğunu söyledi. Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Şenoğul: "AB'nin isteklerini kabul edersek irtica ve bölücülükten kurtulamayız" dedi.
Ocak ayında ilk kez tanık olduğumuz bir gelişme ise Anayasa Mahkemesinin verdiği muhtıra oldu. Anayasa Mahkemesi, iktidar ortakları ve FP'nin üzerinde anlaştığı parti kapatmanın zorlaştırılması yönündeki Anayasa değişikliğine, kurum tarihinde ilk kez yapılan bir "basın duyurusu" ile karşı çıktı. Mahkeme FP'yi kastederek "değişikliğin devam eden bir davayı etkileme amacının kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğunu ve parti kapatmayı olanaksız hale getirmesinin demokratik Cumhuriyeti korumasız bırakacağını" bildirdi. Yüksek Mahkemenin yaptığı bir sayfalık açıklamada basın duyurusunun "gerekçesi" şöyle ifade edildi: "Mahkememize verilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını koruma görevi, Anayasanın siyasi partilerle ilgili 69.maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin mahkemede görülmekte olan siyasi parti kapatma davalarına özgü olmaksızın anayasal sistemimiz ve Türk demokrasisinin bugünü ve geleceği yönünden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin tarihinde ilk defa bir bildiri ile Meclis Komisyonu'ndan geçen değişiklik paketine karşı çıkması hukukçuları şaşırttı. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: bu durumda bir gariplik var. Açıklamanın Milli Güvenlik Kurulu toplantısıyla aynı güne rastlaması da dikkat çekici. Anayasa Mahkemesi'nin misyonu iktidarın keyfi kullanılmasına karşı özgürlükleri korumaktır. Bir yargı organı rejimi koruma adına bu şekilde politik ve ideolojik bir tavır takınamaz. Bu, Yüksek Mahkemenin misyonu ile çelişti. Prof. Dr. Burhan Kuzu: "Anayasa Mahkemesi'nin iç tüzüğünde Mahkeme Başkanı ve üyelerinin önlerine gelmesi muhtemel konularda görüş beyan edemeyecekleri belirtiliyor. Hiçbir makam mevki ve kişi Anayasa'nın vermediği bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa Mahkemesi açıklama yapınca değişiklik paketi geri çekildi. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ihlal ediliyor" dedi.
Başbakan Bülent Ecevit, Anayasa değişikliği paketini, Anayasa Mahkemesi üyelerinin uyarısı üzerine geri çektiklerini belirterek, "Üçte iki oy oranı yerine sağlıklı bir oy oranı ile yetinilmesi kararı aldık. Genelkurmayın bir uyarısı olmadı" dedi. Başbakanlıkta gazetecilere açıklamalarda bulunan Ecevit, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran Anayasa değişikliğini TBMM'deki partilerin tümünün istediğini ifade ederek, "Bir partinin kapatılması için üçte iki oy ağırlığının gündeme gelmesi gerekiyor. Ancak Anayasa Mahkemesi üyeleri bunun sakıncalarını bize bildirdiler. Biz de dolayısıyla bu konunun yeniden incelenmesinin uygun olacağı sonucuna vardık. Sağlıklı bir oy oranı ile yetinmenin gerekli olacağı sonucuna varılmıştır" diye konuştu.
FP lideri Recai Kutan, Anayasa değişiklik paketinin, "parlamentonun uzlaşmasıyla hazırlanmasına rağmen" son anda askıya alınmasının ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin yaptığı açıklamanın kamuoyunda "hayretle" karşılandığını söyledi. Kutan "En yüksek sesle haykırıyoruz. Millet iradesinden daha üstün bir irade yoktur, daha üstün bir kurum yoktur. Herkesi Anayasaya uymaya davet ediyorum "dedi.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN ŞUBAT 2001
Şubat 2001'de de yaşama hakkına yönelik ihlaller sürdü. Mardin'in Kızıltepe ilçesinde kaybolan gencin cesedi bulundu. Yumurcak köyünden ilçe merkezine gelen ve bir daha haber alınamayan 28 yaşındaki Faruk Solhan'ın cesedi ilçeye 5 kilometre uzaklıktaki Sürekli köyü yakınlarında boş arazide bulundu. Kızıltepe Devlet Hastanesi'ne kaldırılan ve otopsi yapılan Solhan'ın, başına 3 kurşun sıkılarak öldürüldüğü öğrenildi.
Uşak'ın Sivaslı ilçesine bağlı köylerden koyun çaldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 10 kişi, Sivaslı Jandarma Karakol Komutanlığında işkenceye maruz kaldıklarını belirterek, Jandarma Komutanlığındaki askerler hakkında suç duyurusunda bulundular. 23 Ocak'ta gözaltına alınan Mustafa Evren, Dursun Taşçı, Safter Taşçı, Nail Akın, Şahin Akın, Yaşar Ekşi, Mehmet Tufan, Hüseyin Uzun, Uğur Ulusoy ve Günay Demirel adlı şahıslar işkence olayıyla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulundular.
19 Şubat gecesi Karlıova ilçesine bağlı Yorgançayır köyüne beyaz bir otomobille giden ikisi asker kıyafetli 4 kişinin, HADEP'li Selahattin Öge adlı köylüyü evinden alarak bilinmeyen bir yere götürerek işkence ettikleri belirtildi. İşkencelerle yarı baygın hale getirilen Öge'nin bir gün sonra sabah saatlerinde, ilçeye 2 km uzaklıktaki yatılı bölge okulu yakınlarında bulunduğu açıklandı. Öğrenciler tarafından bulunan Öge, önce Bingöl Devlet Hastanesine, ardından da durumu ağır olduğu için Elazığ'a sevk edildi. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde tedavi altına alınan Öge'nin iki kaburgasının ve kolunun kırıldığı, kafasına aldığı darbeler sonucu beyin travması geçirdiği bildirildi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin 'göçün belediye hizmetine yansımasını belirlemek amacıyla yapmak istediği anket, İçişleri Bakanlığı engeline takıldı. 27 sorudan oluşan beş sayfalık "Göç" konulu ankette, köyü terk etmenin nedenlerine yönelik soru, engellemenin kaynağı olarak gösterildi. Sözkonusu sorunun seçeneklerini 'koruculuk baskısı', 'dini baskılar', 'OHAL uygulaması', 'PKK baskısı', 'güvenlik güçlerinin baskısı' şeklindeki şıklar oluşturuyor. Belediyenin başvurusunu valilik, Devlet İstatistik Enstitüsü'ne yönlendirirken burudan belediye yetkililerine şu cevap verildi: "Diyarbakır ilinde göçün belediye hizmetlerine yansımasını öğrenmek, konut ihtiyacını belirlemek ve köyüne dönmek isteyenler konulu araştırma formunuzda teknik açıdan sakınca bulunmamasına rağmen içeriği açısından İçişleri Bakanlığı'nca sakıncalı bulunmuştur. Bu nedenle izin verilememiştir."
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk imzasıyla ilgili Cumhuriyet Savcılıkları ile cezaevi müdürlüklerine bir genelge gönderildi. Bu genelgeye göre, hükümlü ve tutuklular ile cezaevi personeli günlük olarak 550 gram ekmek dahil 1 milyon 500 bin lira üzerinden iaşe edilecek. İaşeler 15 Şubat 2001 tarihinden başlamak üzere kurum mutfağı bulunan yerlerde pişirilmek suretiyle verilecek. Adalet Bakanlığı'nın 6 sayfalık genelgesine göre, her ne sebeple olursa olsun, dış kantin gibi usullerle hükümlü ve tutuklulara cezaevi idaresi aracılığıyla da olsa, dışarıdan pişmiş veya çiğ yemek getirilmeyecek. Mutfak ve piknik tüpleri toplanarak kurumun dışına çıkarılacak. Çaylar özel üretilmiş elektrikli ısıtıcıyla yapılacak. Pişirilerek yenilen besin maddelerinin satılmasına izin verilmeyecek. Cezaevlerine posta ve kargo yolu ile de besin maddesi gelemeyecek. İaşe Yönetmeliği'nin 10. maddesi uyarınca, hasta hükümlü ve tutuklulara sağlık kurulu raporu doğrultusunda diyet yemeği verilebilecek.
Burdur Cezaevi'ne 5 Temmuz 2000 tarihinde yapılan operasyonda, kolu iş makineleriyle kopartılan Veli Saçılık'la dayanışma amaçlı toplanan paralara el konuldu ve bu amaçla bankada hesap açtırarak para toplayan CHP MYK üyesi Yaşar Seyman hakkında soruşturma açıldı.
Ulusal televizyon frekans ihalelerinin 26-27 Nisan 2001 tarihlerinde yapılacağını belirten RTÜK Başkanı Sedat Nuri Kayış, frekans ihalelerinin yapılmasıyla birlikte frekansların bedelsiz bir şekilde kullanılmasının son bulacağını belirterek "yayın ihlallerini alışkanlık haline getiren irticacı ve bölücü yayınların sesini keseceğiz" dedi.
Başbakanlık Takip Kurulu (BTK), kılık kıyafet yönetmeliği uygulamasında 'tespit' çalışması yapılması için tüm kamu kurumlarına dönük yeni bir çalışma başlattı. Çalışma kapsamında bakanlıklara uygulamanın nasıl yürütüldüğü sorulurken, verilen cezaların da ayrıntılı bir dökümü istendi. Bu bağlamda, BTK'ya ilk verileri Milli Eğitim Bakanlığı'nın sunduğu ve buna göre, başörtülü oldukları için 1998'de 106, 1999 ve 2000'i kapsayan son iki yılda da toplam 600 öğretmenin devlet memurluğundan çıkarıldığı kaydedildi. MEB'in BTK'ya verdiği bilgiye göre, son iki yılda 55 öğretmenin uyarıldıktan sonra başörtüsü takmaktan vazgeçtiği için mesleklerine devam etmelerine izin verildiği açıklandı.
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 81 il valiliğine özel genelge göndererek kurban derisi toplama uygulamasının sadece THK'na ait olduğunu açıkladı.
Aydın'a bağlı Çine Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Mehtap Yılmaz, kullandığı aracı devirerek arkadaşı Ahmet Güvenç'in ölümüne neden olmaktan yargılanan Mustafa Şahin'e beraat kararı verdi. Bu sırada salonda bulunan Ahmet Güvenç'in kızı Bahar Güvenç, hakim Mehtap Yılmaz'a "Beraat kararı verirken neden gülüyorsunuz? Benim babam öldü, sanık ise beraat ediyor" dedi. Bayan hakim bu sözlerle kendisine hakaret edildiği iddiasıyla savcılığa başvurup genç kızı hapse attırdı. Cezaevinde bir gün kalan Bahar Güvenç, avukatının üst mahkemeye itirazı sonunda serbest bırakıldı.
Cezaevlerine yönelik operasyon ve cezaevlerinde süren ölüm oruçlarının gölgesi altında geçen Şubat 2001'de, HADEP ve İHD başta olmak üzere örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne yönelik ihlallerde olağanüstü artış gözlendi.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN MART 2001
Mart 2001'e yerinde infaz olayları damgasını vurdu; tam beş kişi çeşitli olaylarda olay yerinde infaz edildi. Aydemir ailesinin Aydın E tipi Cezaevi yakınındaki evini aramak isteyen güvenlik görevlilerine aile fertlerinin arama iznini sorması üzerine dayak atmaya başlayan ve bazı aile fertlerinin gözaltına alınmasına karşı çıkan Resul Aydemir, polis aracının çarpması sonucu hayatını kaybetti. Görgü tanıkları da MAZLUMDER İzmir Şubesince oluşturulan İnceleme Heyetine Resul Aydemir'in polis otosunun çarpması sonucu öldüğünü belirttiler. Aydemir'in cesedi otopsi için İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı'na götürülürken ölüm nedeninin belirlenebilmesi için 5-6 ay gibi bir sürenin geçebileceği belirtildi. Bu arada Aydın Valiliği yaptığı açıklamada, Aydemir'in kalp ve sinir rahatsızlığı tedavisi gördüğü iddiasında bulundu. Valiliğin bu iddiası ailenin diğer fertlerince yalanlandı. Ölüm olayı üzerinde Aydın'da halk kitleleriyle polis kuvvetleri arasında taşlı sopalı çatışmalar yaşandı.
16 Mart akşamı Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memuru Nazmi Kayaalp, "tuvalet sırası" nedeniyle kavga ettiği Şahin Kavçin adlı şahsı başından vurarak öldürdü. Olay, bir kafeteryanın tuvaletine giden Kayaalp'in eşinin Kavçin'in bulunduğu tuvaleti vurması ve Kavçin'in de Kayaalp'in eşine 'sen ne görgüsüzsün' demesi üzerine yaşandı.
İstanbul Esenyurt'da bir toptancıda çalışan Ahmet Yıldız adlı şahsı çalıştığı işyerinden gözaltına almak isteyen jandarmalar, Ahmet Yıldız'ın Uzman Çavuş Murat Tekin'i bıçakla yaraladığını ve bu sırada Tekin'in silahının kaza ile ateş alması nedeniyle Yıldız'ın hayatını kaybettiğini belirttiler. Görgü tanıkları ise Yıldız'ın Uzman Çavuş Murat Tekin tarafından infaz edildiğini belirttiler.
17 Mart gecesi Diyarbakır Koşuyolu'ndaki Oryıl Petrol Kavşağı'nda hırsızlık yaptığı iddia edilen Selahattin Atlı adlı kişinin polisin kendisini yakalayacağı sırada silahla intihar ettiği öne sürüldü. Görgü tanıkları, Atlı'ın Oryıl Petrol Kavşağı'ndaki polislerinin "dur" ihtarına uymadığı için arkasından vurularak öldürüldüğünü söylerken, polis telsizlerinden olay intihar vakası olarak duyuruldu.
20 Mart gecesi ise Trabzon'un Çömlekçi mahallesindeki evinin önünden silah sesi gelmesi üzerine sokağa çıkan Asım Ceylan, olay yerine gelen polislerin darbeleriyle hayatını kaybetti. Trabzon Emniyet Müdürü İsmail Güven Demirci, ölüm nedeninin öğrenilmesi için doktor raporunu beklediklerini ifade ederek olayla ilgisi bulunanlar hakkında işlem yapacaklarını söyledi. Ölüm olayı üzerine sokağa dökülen kalabalıklar "Polise bir şehit daha verdik" ifadeleriyle tepkisini dile getirdi. Bu gelişmelerin ardından olayla ilgisi saptanan bazı polisler açığa alındı. Olayla ilgili açıklamalarda bulunan Trabzon Valisi Adil Yazar da şunları söyledi: "Ön raporda cafe sahibi Ahmet Ceylan'ın vücudunda darp izleri tespit edildi. Görgü tanıkları da polisin kötü muamele yaptığı doğrultusunda ifade verdiler. Olayla ilgili komiser Hüseyin Çapkın ile polis memuru Ali Kılıç'ı açığa alarak haklarında adli soruşturma başlattık". Vali Yazar, otopsi raporunun gelmesinden sonra soruşturmayı derinleştireceklerini belirterek "Kanunun verdiği yetkiyi aşan ve kötü muamele de bulunan kamu görevlisi varsa mutlaka cezasını çeker" dedi. Bu arada öldürme olayı sonrasi polis tarafından tehdit edildiklerini belirten bir grup Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu.
Çeşitli amaçlarla yapılan kaçırmalar, tehditler ve tecavüzler, ne yazık ki Mart'ta da sürdü. Silopi Jandarma Karakolu tarafından göz altına alınan HADEP ilçe Başkanı Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'den bu güne kadar haber alınamazken Cizre ilçe Başkanı Mehmet Dilsiz'e yönelik istifa tehdidi ve baskıların da arttığı belirtildi. Buna rağmen, partisinden istifa etmeyen Dilsiz'in yıllardır pamuk ektiği bin dönümlük arazisine girişinin 'yasak bölge' diye engellendiği bildirildi.
İstanbul'da Metro otobüs firmasında çalışan D.K.M, Kurban Bayramı'nın üçüncü günü aralarında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli Zeki ve Murat isimli iki polisin de bulunduğu bir grubun kendisini kaçırarak tecavüz ettiklerini ileri sürdü. İddia sahibi Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunurken, polislerin yanısıra olayla ilgisi tespit edilen ve emekli başçavuş olduğu belirtilen bir kişi daha gözaltına alındı.
Halen Sincan F tipi Cezaevi'nde tutulan Hüseyin Tiryaki adlı mahkum, cezaevinde kendisine ajanlık ve itirafçılık dayatıldığını, kabul etmeyince de tecavüze maruz kaldığını Tabipler Odası ve Cezaevi Savcısına açıkladı.
Ölüm oruçları, ölümler
Gördüğü işkenceler sonucu felçli olan ve halen Eskişehir Kapalı Cezaevi'nde tutulan Cengiz Sarıkaya'nın tek başına kalmasının sakıncalı olduğu hastane raporuyla da teyit edilmesine rağmen Adalet Bakanlığı'nın üç aydır herhangi bir işlem yapmadığı belirtildi. Sarıkaya, "İslami Hareket Örgütü" üyesi olduğu iddiasıyla yargılandığı dava kapsamında önce idama mahkum edilmiş, daha sonra cezası müebbet hapis cezasına çevrilmişti. Sarıkaya hakkında Metris Cezaevi Tabibi Metin Semizer tarafından 2 Şubat 1999 tarihinde hazırlanan raporda "Cengiz Sarıkaya isimli tutuklu, organik akıl bozukluğu bulunan ve sık sık geçirdiği depresif ataklarla gerek konuşma, gerekse yürüme ve oryantasyon bozuklukları içinde. Tedavisi devam etmekte iken 01/02/1999 tarihinde vücudunda ikinci derece ve geniş alanı kaplayan kol ve gövde yanıklarıyla tabipliğimize başvurmuş olup, yedi gün istirahati uygundur. Tedavisi düzenlenmiş olup, durumunu bildiren rapordur." deniliyor. Bu arada Sarıkaya'nın avukatı Faruk Gökkuş, sağ tarafı komple felç olan, psikolojik sorunlar yaşayan ve tek başına zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olan müvekkilinin sağlık nedeniyle Bandırma Kapalı Cezaevi'ne sevkine ilişkin talebine de Adalet Bakanlığının hala cevap vermediğini söyledi.
Düşünce ve iletişim özgürlüğüne yönelik ihlallerde de herhangi bir değişiklik olmadı. "Düşünceye Özgürlük: Herkes İçin" kitabına yayıncı olarak imza atan ve aralarında FP'li milletvekillerinin de bulunduğu 14 kişi, Ankara DGM'de ifade verdi. Bu arada sözkonusu kitaba yayıncı olarak imza atan 16 FP'li milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını öngören fezleke TBMM'ye ulaştı. Fezlekede, milletvekilleri Terörle Mücadele Kanunu'nun 169. maddesi ile TCK' nın 312. maddesindeki suçları işlemekle suçlandılar.
Internet şirketlerinden Superonline'nin İnteraktif Bölümler eski Koordinatörü Coşkun Ak, Super Meydan adlı forum sayfasına 'bir insan' rumuzu ile yazılan bir mesajı yayımladığı için TCK'nin 159. maddesini 4 kez ihlal ettiği gerekçesiyle 40 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ak'ın avukatının, internet konusunda ülkemizde yasal düzenleme olmadığını vurgulayarak müvekkilinin, olmayan bir yasanın ve tanımını yapılmamış bir 'suç' fiilinin faili olarak yargılandığına ilişkin savunması da Ak'ı hüküm giymekten kurtarmadı.
RTÜK'ün kurulduğu 1994 yılından bu yana geçen 7 yılda yayın kuruluşlarına uyguladığı kapatma cezalarının süresinin 35 yılı geçtiği açıklandı. Bu sürede RTÜK, "bölücü" nitelikte yayın yapan 26 radyoya toplam 8 bin gün, "irticai" 22 radyoya da 1891 gün kapatma cezası verirken, çeşitli ilkeleri çiğnedikleri gerekçesiyle tüm yayın kuruluşlarına uyguladığı yayın durdurma cezaları ise toplam 12 bin 800 güne ulaştı.
Din özgürlüğü alanındaki sorunların giderek arttığı bu dönemde, Kurban Bayramı'nda kurban derilerini toplama yetkisi yine Türk Hava Kurumu'na verildiğinden bayram süresince "yetkisiz kişi ve kuruluşlarca kaçak yollardan" toplandığı iddiasıyla toplam 59 bin 672 kurban derisine el kondu. Bu kapsamdaki operasyonlarda deri toplayan 579 kişi de, haklarında işlem yapılmak üzere adli makamlara sevk edildi. Öte yandan Edirne'de mevlit okutmak amacı ile toplanılan bir eve baskın düzenleyen polis 65 kişiyi gözaltına aldı. Savcılık tarafından ifadeleri alınan 61 kişi serbest bırakılırken ev sahibi Murat Yeşilli ile beraber 3 kişi de hakim karşısına çıktı. Bu dört kişiyi de nöbetçi hakim tutuksuz yargılamak üzere serbest bıraktı.
MHP Antalya milletvekili Osman Müderrisoğlu başkanlığındaki FP Ordu milletvekili Eyüp Fatsa ve DYP Sinop milletvekili Kadir Bozkurt'tan oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başörtüsü Alt Komisyonu üyelerini kabul eden Cumhurbaşkanı Sezer, öğrencilerin başörtülü olarak derslere girmesine karşı olduğunu söyledi. Sezer Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre başörtülü derse girmenin Anayasaya aykırı olduğunu, bu yönde YÖK Yönetmeliği bulunduğunu söyledi. Sezer "Başörtülü derslere girilebilmesi için Anayasanın değiştirilmesi gerekir. Anayasa bu yönde değiştirilirse laiklik ilkesine aykırı işlem yapılmış olur" dedi. Anayasadaki bireysel özgürlüklere dikkat çeken Fatsa'ya Cumhurbaşkanı Sezer, "Laiklik ilkesi o özgürlükleri sınırlar. Ben 1958'de üniversitede öğrenciydim. Bir tane bile türbanlı öğrenci yoktu. O zaman bu insanlar Müslüman değil miydi?" diye sordu. Sezer'in bu sorusuna Fatsa'nın cevabı, "O zaman Anadolu insanı kız çocuklarını okumaya gönderemiyordu" oldu. Sezer, Avrupa'daki başörtüsü serbestisini örnek veren milletvekillerine Fransa'yı hatırlattı ve "Bizdeki laiklik ilkesinin uygulaması onlardan farklı" cevabını verdi. Sezer'in başörtüsü yasağını savunan bu "görüşleri" kamuoyunda çeşitli esprilere konu olurken Anayasa Hukuku Profösörü Mustafa Erdoğan, Sezer'in başörtüsü yasağının Anayasanın gereği olduğu yönündeki yorumuna katılmadığını söyledi. Erdoğan, üniversite öğrencilerine yönelik olarak uygulanmakta olan başörtüsü yasağının hiçbir yasal ve anayasal dayanağının olmadığını söyledi. Prof. Erdoğan, Anayasaya göre bir idari işlemle temel hakların sınırlanmasının mümkün olmadığını kaydetti. Erdoğan şunları söyledi: "Yüksek Öğretim Kurumu'nun geçici 17. maddesi, 'yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak üzere kılık kıyafet serbesttir.' diyor. Bu maddeye karşı dava açıldı. Ancak Anayasa Mahkemesi bu kanunu iptal etmedi. Şu anda yürürlükte bulunan ve öğrencilerin üniversiteye başı örtülü ya da açık olarak girmelerini yasaklayan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır."
Bu arada YÖK, Fatih Üniversitesi'ne, 2001-2002 eğitim öğretim yılı için öğrenci yerleştirilmemesi kararı aldı ve YÖK'ün bu kararı kamuoyunda büyük tepkilere neden oldu.
Kamuoyunda Yüksekova Çetesi olarak bilinen davayla ilgili olarak Diyarbakır 4 Nolu DGM kararını açıkladı. 1996 yılında açılan dava sonunda mahkeme heyeti, sanıklardan bir bölümü hakkındaki "cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak", Naci Düşünmez adlı kişiden para gasp etmek, Esen Oteli sahibi Abdurrahman Düşünmez'den tehditle para istemek ve Düşünmez'in otelinin roketlenmesi suçlarının sabit olduğuna karar verdi. İtirafçı Kahraman Bilgiç 30 yıl, Binbaşı M. Emin Yurdakul 25 yıl 2 ay, Özel Harekatçı Enver Çırak 3 yıl 8 ay, Üsteğmen Bülent Yetüt 7 yıl 4 ay, korucubaşı Kemal Ölmez 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırıldı. Yurdakul, Yetüt ve Çırak'ı memuriyetten men cezasına da çarptıran mahkeme, Yurdakul ve Korucubaşı Ölmez hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Mahkeme, Kemal Ölmez, İsmet Ölmez, Cemal Ölmez, Ali İhsan Zeydan, Hasan Öztunç, Abdullah Ölmez ve Oğuz Baygüneş hakkında ruhsatsız silah bulundurmak, ayrıca Hasan Öztunç hakkında afyon sakızı bulundurmaktan, Yüksekova Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Mahkeme heyeti ayrıca, savcının mütalaası doğrultusunda, sanıklar Kurmay Albay Hamdi Poyraz, Hakkari Dağ Komando Tugay eski komutanı Piyade Binbaşı M. Emin Yurdakul, itirafçı Kahraman Bilgiç, Özel Harekatçı Astsubay Ali Kurtoğlu, korucubaşları İsmet ve Kemal Ölmez, Hasan Öztunç, Yüksekova eski Belediye Başkanı Ali İhsan Zeydan, Mustafa Oğuz ve Oğuz Baygüneş hakkında "uyuşturucu ticareti" ve "silah kaçakçılığı" yaptıklarına dair yeterli delil olmadığı gerekçesiyle, beraat kararı verdi. İtirafçı Kahraman Bilgiç, bir önceki duruşmada güvenlik güçlerine teslim olduktan sonra "bir emir eri gibi" olduğunu söyleyerek, "Ne isterlerse yapıyordum. Ben devlete yardımcı oldum. Ancak ben orada tutukluydum ve mecburen yapmak zorundaydım" şeklinde kendini savunmuştu.
Bir şirket tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hibe edilen silahların kaybolması ile ilgili olarak haklarında dava açılan Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin ile Emniyet Genel Müdür eski Danışmanı Mehmet Korkut Eken'in de aralarında bulunduğu 6 sanığın yargılanmasına Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Eken savunmasında, söz konusu silahların Türkiye'nin milli güvenliği ve ulusal çıkarlarını yakından ilgilendiren, mahiyeti çok gizli konularda, dış ülkelerde çalışmalar yapılırken ihtiyaç halinde kullanılmak üzere zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın sözlü talimatlarıyla kendisi tarafından teslim alındığını söyledi. Bu silahların ismini açıklamadığı bazı dış ülkelere muteber kişiler aracılığıyla sevk edildiğini ifade eden Eken, dış ülkelere sevk edilen silahlardan bazılarının geri alındığını, alınamayanlar için de muteber kişilerle temas kurma çalışmalarının devam ettiğini kaydetti. Gazetecilerin soruları üzerine bu bilgiyi doğrulayan Ağar, Eken'in devlet sırrını ifşa etmesine bir anlam veremediğini söyledi.
Ankara 2 Nolu DGM'de görülen 'Milli Görüş davası'nın 19 Mart günkü duruşmasında, Savcı Nuh Mete Yüksel, 11 sayfalık esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sundu. Yüksel, RP'nin eski Genel Başkan yardımcısı Ahmet Tekdal, Ankara eski milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan ve Şanlıurfa eski Milletvekili İbrahim Halil Çelik için 'devletin siyasi, hukuki, iktisadi temel nizamlarını dini esaslara göre değiştirmek amacıyla anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs' ettikleri gerekçesiyle, TCK'nın 146/1. maddesine göre idam, 22 sanık hakkında da bu suça iştirak ettikleri iddiasıyla 22 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istedi. Savcı Yüksel, anayasal düzeni yıkarak yerine din devleti kurmak amacıyla militan yetiştirdiği gerekçesiyle MGV ile bu vakfa destek verdiği için MÜSİAD'ın da kapatılmasını talep etti.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN NİSAN 2001
Nisan 2001'de gündemi en çok meşgul eden olaylar, kuşkusuz esnaf eylemleri oldu. Dolayısıyla Nisan ayında en fazla toplanma ve örgütlenme özgürlükleri çevresinde ihlaller yaşandı. 6 Nisan 2001 tarihinde Ankara Ahmetler'de ekonomik krizi protesto eden 40 esnafla güvenlik görevlileri arasında yaşanan arbede sırasında güvenlik kuvvetlerinin dövdüğü Yılmaz Könük adlı esnaf ağır yaraladı. Bazı basın organları ilk haberlerinde, Könük'ün öldüğünü duyurdular. Nisan ayında insan haklarına aykırı ya da insan hakları açısından en azından tartışmalı bir biçimde 2010 kişi gözaltına alınırken bunların 896'sını çeşitli Avrupa ülkelerine geçmek isteyen mülteciler, 613'ünü de ekonomik kriz nedeniyle hükümeti protesto eden esnaf oluşturdu.
Yaşanan ekonomik krize tepki amacıyla Ankara Mamak'ta gerçekleştirilen eylem sırasında gözaltına alınan 54 kişi hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet gerekçesiyle dava açıldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Etimesgut Emirler İlköğretim Okulu'nda görev yapan 19 öğretmen hakkında 1 Aralık 2000 tarihinde "kanunsuz iş bıraktıkları" gerekçesiyle 1'er yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Yalova'da 1 Aralık 2000 tarihinde iş bırakma eylemine katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 600 öğretmenin yargılanmasına başlandı. Aynı şekilde İzmir'in Menemen ilçesinde, 1 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen eyleme katılan 373 öğretmenin de yargılanmasına başlandı. Böylece Nisan ayında, 992 öğretmen toplanma ve özgürlüklerini kullandıkları için yargı önüne çıktılar.
Diğer taraftan Emek Platformu'nun tüm Türkiye'de gerçekleştirmek istediği mitingler "provokasyon olur" gerekçesiyle başta Ankara olmak üzere 20 ilde yasaklandı. Tunceli Pertek'te Kaymakamlık Vakıfevi'nde yapılması düşünülen "Tunceli Köylü Kurultayı" Kaymakamlık tarafından yasaklandı. Marmara Üniversitesi Rektörlüğü de Öğretim Elemanları Sendikası'nın düzenlemek istediği "Ekonomik Kriz ve Emek Kesimi" başlıklı panelin yapılmasını engelledi. 1 Mayıs kutlamaları da Diyarbakır, Şanlıurfa, Tunceli ve Elazığ'da valilik kararıyla yasaklandı. Kamuoyunun dikkatini TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülmekte olan "Medeni Kanun Tasarısı"na çekmek için Antalya'da Bakırlıtepe'ye çıkmak isteyen bir grup kadın da, tırmanış için Antalya Valiliği'nden izin almadıkları gerekçesiyle jandarma tarafından engellendiler.
Bu alandaki en trajik gelişme ise Ankara Tandoğan meydanındaki esnaf mitinginde yaşandı. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizden sorumlu tutulan hükümeti protesto amacıyla 11 Nisan 2001 günü Tandoğan meydanında bir araya gelen yaklaşık 100 bin esnafla, güvenlik kuvvetleri arasında taşlı-sopalı çatışma yaşandı. Çatışmalar sırasında güvenlik kuvvetleri sık sık silah kullandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eylemle ilgili olarak, "2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu'na muhalefet etmek, kamu malına zarar vermek, polise cebir ve şiddet yoluyla mukavemet göstermek" suçlarından soruşturma açtı. Soruşturma kapsamında, mitingi provoke etmekle suçlanan 129 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 9'u "Kamu malına zarar vermek ve görevli polis memuruna mukavemetten" tutuklandı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, mitingte 177 polis ve 7 vatandaşın eylemciler tarafından yaralandığını ileri sürüldü. Olayları haber yapmak isteyen birçok basın organının temsilcisi de o esnada yaralandı. Öte yandan çıkan olaylarda yaralanarak Numune Hastanesi'ne kaldırılan Memduh Tulga ile Hilmi Artaruç adlı esnafların durumlarının ağır olduğu bildirildi. Yaşanan bu olay üzerine Ankara Valisi Yahya Gür, Ankara ve ilçelerinde toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, bir ay süreyle yasaklandığını bildirdi. Ankara Valisi'nin bu kararını 19 il valisi daha izledi. Ankara Valiliği, yasak kararını 27 Nisan'da kaldırdığını açıkladı.
Diyarbakır'ın Kulp, Bitlis'in Mutki, Hakkari'nin Yüksekova, Mardin'in Kızıltepe ve Bitlis'in Hizan ilçelerinde yere döşeli mayınların/bombaların patlaması sonucu 2 kişi öldü, 6 kişi de yaralandı.
Bu arada işkence iddiaları da devam etti. MAZLUMDER'e Batman'dan başvuruda bulunan Talat Yılmaz, oğlu Mithat Yılmaz'ın 07 Mart 2001 tarihinde Mersin'de gözaltına alınarak üç gün orada işkencelere maruz bırakıldıktan sonra Ankara'ya götürüldüğünü ve beş gün boyunca da Ankara'da elektrik şoku ve Filistin askısı da dahil olmak üzere çeşitli işkence yöntemlerine maruz kaldığını söyledi. Baba Yılmaz, oğlunun 16-17 Mart tarihinde Diyarbakır'a götürülüp tutuklandığını, ancak cezaevi yerine aradan bir ay geçmesine rağmen Diyarbakır Terörle Mücadele (TEM) Şubesi'nde bekletildiğini de kaydetti.
13 Nisan 2001 tarihinde İstanbul'da F tipi Cezaevlerini protesto amacıyla gerçekleştirilen gösteri sırasında gözaltına alınarak Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Behlül Ocak'a işkence yapıldı. Emniyette sopalarla dövülen Behlül Ocak'ın kafası 3 yerinden kırılırken, burun kemiğinde de çatlak oluştu. Ocak'a. Adli Tıp Tarafından on gün işgöremez raporu verildi.
Ölüm orucunun 120. gününde hayatını kaybeden tutuklulardan Tuncay Günel'in, 'dövülerek öldürüldüğü' öne sürüldü. İddianın sahibi avukat Göksel Aslan, Edirne F Tipi Cezaevinde 11 Nisan günü ölen Günel'e ölmeden 3 gün önce gardiyanlar ve cezaevi görevlileri tarafından şiddetli dayak atıldığı ve bu nedenle kolunun kırıldığını ileri sürdü.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu eski Başkanı Sema Pişkinsüt Yargıtay'da düzenlenen "işkence" konulu panelde, komisyon başkanlığı sırasındaki gözlemlerini şöyle anlattı: "Sorgular, kalorifer daireleri gibi gizli bölümlerde yapılıyor. Burada bulunan işkence aletlerini kendi gözlerimizle gördük. Bu sırada bizim inceleme yapmamıza engel olmaya çalışan yetkililerle karşılaştık. Yetkililer binaların bu bölümlerinin depo olarak kullanıldığını iddia ettiler. Ancak ısrarlarımız sonucu girdiğimizde işkence aletlerini gördük."
26 Şubat'ta Canan Erişen adlı bayanı öldürdüğü iddiasıyla gözaltına alınan Haşim Balık'ın (27) Bozyaka Emniyet Müdürlüğü'ndeki nezarethanede 19 Nisan sabahı kemeriyle kendini asarak intihar ettiği ileri sürüldü. Kütahya'dan jandarma tarafından gözaltına alınarak İzmir polisine teslim edilen Balık'a ilişkin jandarma teslim tutanağında Balık'ın belinde kemer bulunmadığı kayda geçirilmişti. Cumhuriyet Savcısı Şükrü Kocabaş, olayla ilgili soruşturma başlatırken polis yetkilileri, Balık'ın kemeri parkasının iç cebine sakladığını ileri sürdüler.
Cezaevleri, ölüm oruçları
Düşünce özgürlüğü alanında Sosyalist İktidar Partisi (SİP) Genel Başkanı Aydemir Güler hakkında, HADEP'in 4. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek TCK'nın 312/2 maddesinden dava açıldı. YDP eski Genel Başkanı Hasan Celal Güzel hakkında, Ayaş Kapalı Cezaevi'nden tahliye olurken yaptığı konuşmada, "adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif ettiği" iddiasıyla 6 yıla kadar ağır hapis cezası talebiyle dava açıldı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında "ihtilal yapmak ve ihtilale kalkışmaktan" idam istemiyle iddianame hazırlayan ve görevinden uzaklaştırılan Adana eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu'yu "görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle" 1 yıl hapis cezasına mahkum etti. "İslam'ın Nuru Bakidir" başlıklı yazısının 13 Nisan 2001 tarihli Medeniyet Gazetesi'nde yayımlanması üzerine Malatya'da ikamet eden Ramazan Keskin Hoca tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yazar Ahmet Özcan'ın Bakış yayınlarından çıkan 'Derin Devlet ve Muhalefet Geleneği' isimli kitabı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu'nun talebi ve Adalet Bakanlığı'nın izniyle, "Cumhuriyeti ve askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif etmek" suçlamasıyla toplatıldı. Sözkonusu kitap, Şubat 2000 tarihinde yeni bir baskıyla piyasaya çıkmıştı.
Bursa'nın Mudanya ilçesinde, Şükrü Çavuş İlköğretim Okulu Müdürü Salih Köstereli, okul çıkışı öğrencilerini almak için okula giden başörtülü velileri "Başörtülü İstiklal Marşı dinlenmez ve söylenmez" diyerek okul bahçesinden dışarıya çıkardı. Bu gelişme üzerine Mudanya Kaymakamlığı, Köstereli hakkında soruşturma başlattı.
Uzunca bir süreden beri Cuma hutbelerini hükümetin gündemine göre belirleyen Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)'nın da günün şartlarına göre değişen 'milli siyaset konsepti' konusunda faaliyetlerde bulunması kararlaştırıldı.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi hakkında da 'olumsuz sicil' verdi. Sözkonusu "olumsuz sicil"in 2000 yılının Temmuz ayında kesinleşmesine rağmen 2001'in Nisan ayında açıklanması tepkiyle karşılandı. Hatemi'nin, hakkında bu düzenleme yapılırken hiçbir uyarı almadığı da kaydedildi. Üniversite Rektörlüğü daha önce de Prof. Tahsin Yeşildere, Prof. Şefik Dursun, Prof. Mesut Parlak, Prof. Reşat Apak, Prof. Dr. Alaaddin Çelik ve Prof. Bülent Tanör hakkında "olumsuz sicil" vermişti.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN MAYIS 2001
Mayıs 2001'de, Türkiye'de yönetimin, yaşama hakkına ve kişi özgürlüğüne yönelik olanları da dahil olmak üzere, insan hakları ihlallerini ne kadar normal karşıladığını ve bizim de alışmamızı istediğine ilişkin çok çarpıcı gelişmeler yaşandı. Aydın'da evinin aranması sırasında öldürülen Resul Aydemir ile ilgili soru önergesine İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın yanıtı "kalp krizi" oldu. Tantan bu açıklamasını, telefonla öğrenilen otopsi sonuçlarına dayandırdı. Tantan, Aydemir'in İzmir 5. Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan otopsisinin emniyet görevlilerince telefon ile alınan neticesinde 'ölümün kalp krizi sonucunda gerçekleştiği, merhum şahısta herhangi bir darp ve cebir iziyle travmaya bağlı bir bulgunun bulunmadığı' öğrenilmiş ve raporun kendilerine ulaşmasının beklendiği anlaşılmıştır" dedi. Oysa görgü şahitleri, Aydemir'in "Vurun, ezin bu şerefsizi, sorumluluk bana ait" komutuyla dövülmesinin ardından polis aracının çarpmasıyla hayatını kaybettiğini belirtmişlerdi. Yaklaşık iki ay önce gerçekleşen ve yöre halkının sokaklara dökülmesine yol açan bu olayla ilgili henüz dava dahi açılmadı.
Trabzon'da iki ay önce, Çömlekçi Mahallesi'nde gözaltına alındıktan sonra polis otosunda ölen Asım Ceylan'ın ölümüyle ilgili tutuklanan Komiser Hüseyin Çapkın ise tahliye edildi.
1999 yılında Adana'da DHKP/C'lilere ait olduğu ileri sürülen bir eve düzenlenen baskın sırasında öldürülen temizlik işçisi Murat Bektaş ile ilgili dava da sonuçlandı. Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasında, tutuksuz yargılanan 6 polis memurundan 4'ünün 'Kastı aşan müessir fiil sonucu ölüme sebebiyet vermek' suçundan TCY'nin 448. maddesine göre cezalandırılmasına, ancak TCY'nin 452/1 maddesi gereğince suçun işleniş şekli, sanıkların kişilikleri, şahsi ve sosyal durumları göz önüne alınarak 8'er yıl ağır hapse çarptırılmasına karar verildi. Hafifletici nedenler göz önüne alınarak bu cezalarda da indirime gidildi ve en son TCY'nin 59'uncu maddesi gereğince cezalar tekrar 1/6 oranında indirildi ve polisler 6'şar ay 20'şer gün hapse mahkum oldular. Üçer ay da memuriyetten men edilen polis memurlarına verilen bu cezalar, sabıkasız olmaları, suç işleme eğiliminde olmamaları gerekçesiyle daha sonra ertelendi. Aynı operasyon sırasında ölen ve DHKP/C militanı olduğu ileri sürülen Erdinç Aslan'la ilgili olarak yargılanan polis memurları Fevzi Mustan ve Muammer Topaç hakkında ise TCK'nın 49. maddesi gereğince ceza tertibine yer olmadığından beraat kararı verildi.
ÇHD Ankara Şubesi Cezaevi İzleme Komisyonu avukatları düzenledikleri basın toplantısında, kolluk güçlerinin uyguladığı sistemli işkencenin ispatının her geçen gün zorlaştığını kaydederek, işkencecilerin cezalandırılmadığını söylediler. Toplantıda konuşan Avukat Nuray Özdoğan, işkence yapan polislere TCK'nın 'işkence yapmak' suçunu düzenleyen 243. maddesi yerine 'kötü muamele'yi düzenleyen 245. maddesinden dava açıldığını vurguladı. Özdoğan işkence davalarından da örnekler vererek, Arif Oktar isimli mağdurun başvurusuyla Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polislere açılan işkence davasının 3 yıldan fazla sürdüğünü ve sonunda polislerin aldığı 10 ay hapis cezasının 1/6 oranında indirildiğini belirtti. Gülmihal Yılmaz adlı mağdurun ise 1993 yılında TEM'de yoğun işkenceye uğradığını söyleyen Özdoğan, gözaltında susma hakkını kullanan mağdurun başvurusu üzerine açılan davada ilginç gelişmeler olduğunu, Numune Hastanesi'nden alınan raporların yargı sürecinde karartılarak davanın düşmesinin sağlandığını ifade etti. Avukat Oya Aydın ise 1991 yılında gözaltındayken öldürülen Birtan Altınbaş'ın davasını hatırlatarak, "Dava 8 yıl Ankara Valiliğinde bekletildi. 1998'de yargılama başladı. En son 5 TEM polisi için savcılık esas hakkında mütalaasında ceza istedi. Ancak polis olan sanıklar her nedense bulunamıyor, adreslerini tespit ettiğimiz halde duruşmaya getirilemiyor. Dava sanıkların savunma yapması için bekletiliyor. Zaman aşımına uğrama tehlikesi var" diye konuştu.
İstanbul'da gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü Diyarbakır ve Tunceli jandarma komutanlıklarında işkenceye maruz kalan Muzaffer Gök, avukatı Yıldız İmrek aracılığı ile savcılığa suç duyurusunda bulundu. 7 Ocak 1994'te Tunceli Mazgirt'e bağlı Hezirge kırsalında 5 TDKP'linin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan çatışmada yer aldığı iddiasıyla İstanbul'da gözaltına alındığını belirten Gök, götürüldüğü Diyarbakır Jandarma Komutanlığı'nda kum torbalarıyla karın ve göğsüne vurma, elektrik, tazyikli su ve ters askı gibi işkencelere maruz kaldığını açıkladı.
Şanlıurfa Organize Suçlar Bürosu'nda yasal olmayan işleri ihbar ettiği için tehditler aldığını ileri süren polis memuru Vefa Altunkara, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdu. Halen Asayiş Şube Müdürlüğü Ekipler Amirliği'nde görev yapan Altunkara'nın, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde görev yaptığı sırada bazı yasal olmayan uygulamaları İçişleri Bakanlığına ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar ettiği ve bu nedenle de tehdit telefonları aldığı belirtildi.
Mayıs ayında büyük çoğunluğunu kimlikleri yanlarında olmayanların, sendika yasa tarasını veya işten atmaları protesto eden memur ve işçilerin ve Türkiye'nin koyduğu coğrafi çekince yüzünden kaçak pyollardan Türkiye'ye girmek ya da Türkiye'den çıkmak isteyen mültecilerin oluşturduğu 3339 kişi gözaltına alındı.
Mayıs'ta 5 kişi cezaevlerinde öldü ve F Tipi Cezaevlerine karşı sürdürülen ölüm oruçlarında ölenlerin sayısı 23'e yükseldi.
"Düşünceye Özgürlük 2000" adlı kitaba yayıncı olarak imza atan 16 aydının İstanbul Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargılanmalarına başlandı. Bu ay içerisinde düşünce açıklamaya ...........yıl hapis istendi.
Yeni Asya Gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular, Said-i Nursi'nin vefatının 39. yıldönümü nedeniyle Ankara Kocatepe Camii'nde düzenlenen mevlitten sonra yaptığı konuşmada, "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği" gerekçesiyle Ankara 1 Nolu DGM'nin verdiği 2 yıl 1 günlük hapis cezasının infazı amacıyla Metris Cezaevi'ne konuldu. "Deprem İlahi İkazdır" diyen Yeni Asya Gazetesi'nin 4 yazarı daha, İstanbul 3 Nolu DGM'de görülen davalarında TCK'nın 312/2 maddesinden dolayı toplam 80 ay hapse mahkum edildiler. Yeni Asya Gazetesi yazarları Şaban Döğen, Sami Cebeci, Abdil Yıldırım ve Cemil Tokpınar'a 1'er yıl 8'er ay; Antalya'nın Manavgat ilçesinde yayın yapmakta olan Klas TV'de yaptığı bir konuşma nedeniyle, İzmir DGM'de TCK 312/2'den yargılanan yazar Emine Şenlikoğlu'na da iki yıl hapis, 152 milyon 100 bin lira da ağır para cezası verildi.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RFS) tarafından gazetecilerin yaşadıkları ihlallerle ilgili yapılan puanlamada Türkiye "kötü" kategorisinde yer aldı. RFS'nin raporuna göre Türkiye'de gazeteciler ve basının uğradığı ihlaller şöyle: 2000 yılında 13 gazeteci cezaevine girdi, 50'si gözaltına alındı, 17'si saldırıya uğradı. 1999'da 2378 kapatma kararı çıkaran RTÜK, 2000 yılında da pek çok radyo ve televizyon hakkında toplam 4500 gün kapatma cezası verdi. 2000 yılının en büyük tesellisi, Türkiye'de hiçbir gazetecinin katledilmemesi ve işkencede öldürülmemesi oldu. 1999'da 1 gazeteci cinayeti, 4 işkence, 7 tutuklama, 87 gözaltı ve 26 saldırı yaşanmıştı.
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "RTÜK ve Uygulamaları" konulu konferansta konuşan RTÜK Başkanı Nuri Kayış, RTÜK'ün kurulduğu günden bu yana radyo ve televizyon kuruluşlarına toplam 13000 gün yayın durdurma cezası verdiğini ve bunun da yaklaşık 36 yıl yaptığını söyledi.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, ANAP İstanbul milletvekili Cavit Kavak'ın, hakkında "gizli izleme ve gözetlenme" istenen kişiler arasında yer aldığını, ancak Kavak'ın milletvekili olduğu anlaşılınca işlem yapılmadığını açıkladı. Bakan Türk, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası'na dayanılarak 3 yıl içinde Ankara'da 720, İstanbul'da ise 963 kişinin dinlendiğini açıkladı.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Yasa Taslağı Anayasa Komisyonu'nda kabul edildi. Tasarıya göre radyo, televizyon ve veri yayınları hukukun üstünlüğüne, Anayasa'nın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak, kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılmayacak. Yayınlar, toplumu şiddete, ayrımcılığa, düşmanlığa tahrik edici nitelikte olamayacak. Üst Kurul üyelerinden beşi, siyasi parti gruplarınca belirlenecek kontenjan doğrultusunda gösterilecek ve TBMM Genel Kurulu'nca seçilecek. Üyelerden ikisi, YÖK'ün teklifi ile Bakanlar Kurulu'nca atanacak. Bir üye, basın meslek örgütlerinin göstereceği adaylar arasından, bir üye de MGK Genel Sekreterliği'nin göstereceği iki aday arasından yine Bakanlar Kurulu'nca atanacak. Üst Kurul üyeleri 4 yıl süreyle görev yapacak. Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, ulusal düzeyde yayın yapan kuruluşlara 250 milyar lira, yerel ve bölgesel yayın yapan kuruluşlara 25 ile 125 milyar lira arasında idari para cezası uygulayabilecek. Öte yandan komisyonda tasarıya eklenen 8 yeni madde ile basın yoluyla işlenen suçların kapsamı genişletilirken verilecek para cezaları da en az bin kat artırıldı. Komisyonda tasarıya eklenen bir madde ile sanal ortamda işlenen suçlar ilk kez yaptırıma bağlandı. Ay boyunca 21 yayın ve etkinlik, 392 gün kapatıldı.
Dini ve din eğitimini denetim altında tutmak amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluş yasasında değişiklik öngören tasarı kabul edildi. Tasarı, başkanlık bünyesindeki "Donatım Müdürlüğü"nün "İdari ve Mali İşler Başkanlığı" olarak değiştirilmesini öngörüyor. Yeni düzenlemeye göre, bu birim, "Devletin varlığı ve bağımsızlığı ile vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik iç ve dış tehditleri etkisiz kılmak, halkın psikolojik ve manevi yönden moralinin ve direncinin sağlam tutulmasını sağlamak amacıyla plan ve program hazırlamak, uygulamak ve bu konularda ilgili bakanlık kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak" görevini de üstlenecek. Bu birim ayrıca, diyanetin halkla ilişkilerle ilgili faaliyetlerini de yürütecek.
Kırşehir Nüfus Müdürlüğü, nüfus cüzdanı almaya gelen vatandaşlardan "devrim ilkelerine uygun" fotoğraf getirmelerini şart koşmak suretiyle başörtülü resimlerin kabul edilmeyeceğini açıkladı. Eskişehir Arkeoloji Müzesi'ni gezmek isteyen F.D isimli öğrenci başörtülü olduğu gerekçesiyle müze görevlisi tarafından hakarete maruz kaldı ve müzeye sokulmadı.
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Zümrüt, Kur'an-ı Kerim dersinin bir saatini, "ulusal marşlar" olarak nitelediği "İstiklal Marşı", "Onuncu Yıl Marşı" ve "Gençlik Marşı" gibi marşlara ayırdı. İlahiyat Fakültesi öğrencilerini öncelikle marşlardan sınav yapacağını açıklayan Zümrüt, bu sınavdan geçemeyenin Kur'an-ı Kerim dersinden geçemeyeceğini söyledi.
Bartın İmam Hatip Lisesi'nde 64 öğrenci okulların tatil edilmesine bir ay kala başörtülü oldukları gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldılar.
YÖK'ün Fatih Üniversitesi'ne önümüzdeki öğretim yılında öğrenci alınmaması kararı Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından durduruldu. Fatih Üniversitesi'nin YÖK kararını dava etmesi sonucunda 3. İdare Mahkemesi 'öğrenci alınmaması' kararının yürütmesini durdururken üniversitenin uyarılması yönündeki kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti. YÖK'ün karara itirazını değerlendiren Ankara Bölge İdare Mahkemesi de, aynı yönde karar verdi. Böylece, Fatih Üniversitesi'nin 2001-2002 öğretim yılında öğrenci alabilmesinin önündeki engel de ortadan kalmış oldu.
Meslek liselerinden meslek yüksek okullarına sınavsız geçişi düzenleyen yasa tasarısı TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nda kabul edildi. Tasarı, bütün meslek liselerinden meslek yüksek okullarına sınavsız geçişi sağlarken İmam Hatip Lisesi mezunları bu haktan 'sınırlı bir şekilde' yararlanabilecek. Tasarı Plan ve Bütçe Komisyonu'nda da görüşüldükten sonra TBMM Genel Kurulu'na sunulacak.
YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fikri Canoruç'u "PKK yanlısı" olduğu iddiasıyla Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer'e görevden alması için şikayet etti. Gürüz iddiasına dayanak olacak somut belgeler gösteremezken kendisine bu yönde istihbarat raporları geldiğini ileri sürdü. Gürüz'ün bu isteği Sezer tarafından reddedildi.
Türk Tabibleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri hakkında, 19 Aralık cezaevleri operasyonlarıyla ilgili açıklamaları nedeniyle açılan 'görevden alınma' davasına Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlandı. Emniyet'in ihbarı üzerine açılan davada savunma yapan hekimler "Böyle bir dava için mahkeme karşısında olmaktan kendimiz ve ülkemiz adına utanç duyuyoruz" dediler
Adalet Bakanlığı'nın istemiyle İstanbul Barosu hakkında başlatılan F tipi soruşturması takipsizlikle sonuçlandı.
F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla sivil toplum kuruluşlarınca 20-21 Mayıs'ta Kızılay Güvenpark'ta yapılması planlanan eyleme; KESK'in 26 Mayıs günü Kızılay Meydanı'nda yapmak istediği mitinge; Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) Diyarbakır İl Örgütü tarafından düzenlenen "anadilde eğitim" konulu panele; Şanlıurfa İl Kadın Platformu'nun Anneler Günü münasebetiyle düzenlemek istediği panele izin verilmedi.
Geçtiğimiz Mart ayında, Yüksekova Çetesi'ndeki "rolü" nedeniyle Diyarbakır DGM tarafından 27 yıl hapse mahkum edilen ancak bir türlü bulun(a)mayan Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un Nisan ayında emeklilik işlemlerini tamamlayarak kendini "garantiye" aldığı ortaya çıktı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16 Mart katliamı davasına MİT'e ait belgeleri sunduğu için yargılanan avukat Cem Alptekin hakkındaki beraat kararını oybirliği ile bozarak Alptekin'in DGM'de yargılanmasını istedi. Karara tepki gösteren Alptekin, "Bir katliamı aydınlatmaya çalışırken sanık oldum ve şimdi de DGM'de yargılanmam isteniyor"dedi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, sanıklar Nihat Çelik ve Fuat Çelik'in ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın Elazığ mitingi sırasında otobüse domates atmaları nedeniyle Elazığ 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin verdiği 1.5 yıllık hapis cezasını oybirliğiyle bozdu. Yargıtay'ın kararında, domates atma eyleminin aşırılığa kaçan ancak ceza yaptırımı gerektirmeyen "demokratik bir tepki" niteliğinde kabul edilmesi gerektiği belirtildi.
Ankara 2 Nolu DGM, kamuoyunda Milli Görüş davası olarak bilinen davanın gerekçeli kararında; iddianamede TCK'nın 146. maddesi kapsamında Anayasayı ihlal olarak değerlendirilebilecek somut eylemlerin ortaya konulmadığını kaydetti.
Burdur Cezaevi operasyonunda kolu kopartılan Veli Saçılık'a protez kol takılması için yardım kampanyası başlatması nedeniyle hakkında dava açılan CHP Parti Meclisi Üyesi Yaşar Seyman'ın yargılanmasına başlandı. Seyman ile kampanyanın Ekin Radyosu'nda duyurulması nedeniyle radyo sahibi Servet Ünsal, Genel Yayın yönetmeni Abdurrezzak Oral ve spiker Tuncay Karakış hakkında "izinsiz para toplamak" suçlamasıyla açılan davanın 29 Mayıs günkü duruşması Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki (AİHM) dosyaları hakkında bilgi veren AİHM Yargıcı Rıza Türmen, şunları söyledi: "AİHM'deki 16 bin davadan yaklaşık 2600'ü Türkiye'ye ait; bu yüksek bir rakam. Geçen yıl gelen başvurulara baktığımız zaman en fazla başvurunun geldiği devlet Türkiye değil. Türkiye beşinci durumda. Yani aşağıya doğru inen bir trend var. Bunda güneydoğudaki olayların yatışması etkili oldu. Yaşam hakkı, işkence, kötü muamele davalarının sayısına bakıldığında, onlarda da bir azalma görülüyor. Türkiye'de insan hakları alanında bir düzelme var. Bu yeterli mi? Yeterli değil. Hala işkence, kötü muamele konularında davalar geliyor, ama böyle bir azalma var."
Türkiye, AİHM'ne açılan 12 ayrı davada çeşitli para cezalarına mahkum oldu. AİHM'den yapılan bir açıklamada Türkiye'nin "dostane çözüme" gittiği 10 dava ve mahkum olduğu 2 dava için toplam 226 bin sterlin, 385 bin Fransız frangı ve 44.800 Amerikan Doları ödemek zorunda kalacağı belirtildi. Türkiye'nin 'dostane çözüme' gittiği ve mahkum olduğu davaların genelde gözaltı sırasında kötü muamele, adil yargılanma hakkı, mal ve mülk edinme hakkı ve kamulaştırma sırasında verilen tazminatların gecikmesine ilişkin başvurulardan oluştuğu belirtildi.
Türkiye aleyhine sonuçlanan davalarda, 179.560.000.885 Türk Lirası, 171.124 İngiliz Sterlini, 139.249 ABD Doları ve 890.281 Fransız Frangı tazminat ödendi. Türkiye 764.112 İngiliz Sterlini, 1.528.281 ABD Doları, 786.000 Alman Markı ve 9 milyar Türk Lirası tazminatı da ödeyecek.
Anayasada 51 maddelik değişiklik paketinde yer alan kimi düzenlemelere Anayasa Mahkemesinden sert tepki geldi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, parti kapatmalarda üçte iki çoğunluk şartı getirilmesine "Bunun vebali büyük olur", anadilde eğitime ise "Bunu çok iyi düşünsünler" diyerek karşı çıktı. Siyasi partilerin kapatılmasında 'odak' tanımının değiştirilmesini de eleştiren Bumin, "Aksi halde büyük sıkıntılar çıkabilir" uyarısında bulundu.
Türkiye, 19 Aralık 2000 günü cezaevlerine yönelik olarak gerçekleştirilen ve "Hayata Dönüş" adı verilen operasyonlarda yaşamını yitirenler ve devam eden ölüm oruçları eylemlerinin gölgesi altında 2001'e girdi. Ocak ayı ise ülkenin en iyi korunduğu söylenen yetkililerinden Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan ve 5 polis memurunun güpegündüz Diyarbakır kent merkezinde öldürülmesinin doğurduğu şaşkınlık ve tartışmalarla geçti. Bir gün sonra Diyarbakır'ın Bağlar beldesinde güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonda, Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polis memurunun öldürülmesi olayına karıştığı ileri sürülen Hasan Sarıağaç adlı şahıs evinde "ölü ele geçirildi". Aynı gün HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ile İlçe Sekreteri Ebubekir Deniz'in Silopi Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı'na çağrıldıkları ve bir daha geri dönmedikleri öğrenildi. Önce Tanış ve Deniz'in gözaltında oldukları kabul edilmedi; bir hafta sonra ise Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Şırnak Valisi, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in Jandarma tarafından ifadelerinin alındığını, ancak bu iki kişinin daha sonra serbest bırakıldığını öne sürdüler.
Ankara Tabip Odası, H.T. adlı mahkumun Sincan F tipi Cezaevi'ne getirildiği gün copla tecavüze uğradığını açıkladı. Cezaevi Savcısı Tayfun Sağıroğlu, söz konusu iddiayı reddetti. Şanlıurfa'da ise korsan gösteri yaptıkları iddiasıyla tutuklanan ve yaşları 13-19 arasında olan 28 çocuğun ailesi, çocuklarına işkence yapıldığını ve baskıyla ifade imzalattırıldığını iddia ettiler. Konuyla ilgilenmek üzere Viranşehir Cezaevi'ne giden Diyarbakır Barosu Sekreteri Av. Mahmut Vefa, çocukların gözaltında özel timlerin kaba dayağına ve hakaretlerine maruz kaldıklarını anlattıklarını söyledi.
Öte yandan cezaevinden çıktıktan 3 gün sonra "şüpheli" olarak yeniden gözaltına alınan Durmuş Baysal (20) adlı şahıs, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'nde kendisine işkence yapıldığını iddia etti. Vücudunda darp izleri bulunan Baysal, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü Araştırma Birimi'nde görevli resmi ve sivil polisler hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.
"Hayata Dönüş" operasyonunu ve F Tipi Cezaevlerini protesto amaçlı gösteri yapmak isteyenlerden 219 kişi gözaltına alınıp,16 kişi tutuklanırken, Türkiye'nin değişik yerlerinde toplam 707 mülteci gözaltına alındı. Yazar Burhan Kavuncu'nun hangi gerekçeyle gözaltına alınıp serbest bırakıldığı tartışma konusu olurken, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Zekeriya Beyaz'a yapılan bıçaklı saldırı sonrasında 50 öğrenci; Esenyurt'ta iki şantiyeye jandarma tarafından düzenlenen baskında da 15 Kürt işçi gözaltına alındı.
Güneydoğu'da Batman'ın Kozluk ilçesi Kalkancık ve Gündüzlü köylerinin 1996 yılında boşaltılması üzerine Batman'a yerleşen, ancak Aralık ayında yeniden evlerine dönen 10 ailenin 15 Ocak'ta Kozluk Jandarma Taburu'na bağlı askerler tarafından tekrar köylerinden çıkartıldıkları belirtildi.
Ümraniye Cezaevi'ne düzenlenen operasyonda hayatını kaybeden Alp Ata Akçayüz'ün otopsi raporu için Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi tarafından "Gizlilik" kararı alındı. Akçayüz'ün operasyon bittikten sonra askerler tarafından taranarak öldürüldüğü ileri sürüldü. Oğlu Ufuk Keskin'in Edirne F Fipi Cezaevinde bulunduğunu ve bir haftada üç kez şeker komasına girdiğini söyleyen baba Fahrettin Keskin, oğlunun hastalığının kontrol edilmediğini belirterek hastaneye sevkini istedi. F tipi cezaevlerine geçişi sağlamak amacıyla 19 Aralık sabahı düzenlenen operasyonlar sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunan ve yanarak öldüğü açıklanan DHKP/C davası tutuklusu Özlem Ercan'ın babası Hıdır Ercan kızının ölmediğini söyledi. Baba Ercan, Cebeci Mezarlığı'na 2 Ocak 2001 tarihinde gömdüğü kişinin kızı olmadığını yineledi. Bu arada Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Komitesi, Türkiye'den F tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin tecrit edilmesine ve nakiller sırasında şiddet uygulanmasına son verilmesini istedi.
Adalet Bakanlığı'nın F tipi uygulamasından bir an önce vazgeçmesini isteyen İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, F tipinden vazgeçilmemesi halinde tutuklu ve hükümlülerin bir süre sonra akıl hastası olup çıldıracaklarını söyledi. Buna karşı Adalet Bakanlığı, İstanbul Barosu Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevden alınmaları için harekete geçti. Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, 11 Ocak 2001'de Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği yazıda İstanbul Barosu Yönetim Kurulu'nun F tipi cezaevleri ile ilgili olarak aldığı kararın Avukatlık Kanunu'nun 76.maddesinde tanımlanan amaca aykırı ve illegal olduğu gerekçesiyle dava açılmasını istedi.
Ankara Merkez Kapalı (Ulucanlar) Cezaevi'nde 26 Eylül 1999 tarihinde gerçekleştirilen ve 10 tutuklu ve hükümlünün öldürülmesi ile sonuçlanan operasyonla ilgili olarak jandarma hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Ankara C. Başsavcılığı, olay esnasında mahkum öldürmenin ceza gerektirmediğini ve merminin nereye atıldığının önemsiz olduğunu savunarak, öldürmeyi ve yaralamayı adeta "Görev gereği yapılması zorunlu işler" olarak gördü. Savcılık, operasyonu yürütmekle suçlanan MGK üyeleri, başbakan ve bakanlar hakkında da soruşturma açılamayacağını belirtti.
Düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için hazırlanan "Düşünceye Özgürlük:Herkes İçin" adlı kitaba yayıncı olarak ismini yazdıran 77 bin 663 kişinin ilk bölümü savcıya ifade verdi. Girişimin sözcüsü Şanar Yurdatapan, "Biz hedefi belirledik, ya düşünce suçu yasalarımızdan dışarı çıkar, ya da hepimiz içeri gireriz" şeklinde konuştu.
Ocak ayı içinde, 17 Ağustos'ta meydana gelen Marmara depremiyle ilgili yorumu nedeniyle RTÜK'ün suç duyurusunu dikkate alan İstanbul DGM Savcılığı, Yeni Şafak Gazetesi yazarı Fehmi Koru hakkındaki soruşturmayı tamamlayarak, Koru'nun Türk Ceza Kanunu'nun 312/2 ve 3. maddeleri uyarınca 2 yıldan 6 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılmasını talep etti. "Barış Anneleri"ne işkence ve taciz yapıldığını açıklayan İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin ile 2000'de Yeni Gündem Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erdal Taş hakkında TCK'nın 159. Maddesine göre "Devletin askeri kuvvetlerini neşren tahkir ve tezyif" iddiasıyla dava açıldı. F tipi cezaevi yapımının durdurulması için 16 Eylül'de Galatasaray Lisesi önünde açıklama yapmak isterken yaka paça gözaltına alınan Çağdaş Hukukçular Derneği yönetici ve üyesi 26 avukata "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa" aykırı davrandıkları iddiasıyla dava açıldı. Polisin saldırısına maruz kalan ve saldırı sırasında değişik yerlerinden yaralanan avukatların suç duyurusuna ise henüz cevap verilmedi.
Cumhurbaşkanlığı'na 21 Eylül 1999'da 'Devlete Mektup' başlığı ile gönderdiği yazı yüzünden Atatürk Üniversitesi'ndeki görevine son verilen İlahiyatçı Doç. Dr. Şadi Eren hakkında Erzurum DGM'de üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bu ve benzeri davalar dolayısıyla düşünce açıklamaya bu ay içerisinde toplam ......... yıl hapis cezası istendi.
Yeni Asya Gazetesinin 7 Ekim 1999 tarihli sayısında yer alan "Siyasi deprem kapıda" başlıklı yazıdan dolayı gazetenin 1 ay kapatılmasını kararlaştıran İstanbul 1 Nolu DGM, yazıyı kaleme alan İbrahim Akgünler'e TCK'nın 312. Maddesini gerekçe göstererek 1 yıl 8 ay ağır hapis; Yazı İşleri Müdürü Mustafa Döküler'e de 1 milyar 310 milyon lira ağır para cezası verdi. Proleter Halkın Birliği Dergisi eski Yazı İşleri Müdürü Elif Yıldırım, gazetenin 73. sayısındaki yazısı gerekçesiyle TCK'nın 312/1-3 maddesi ve 5680 sayılı yasanın 16/1 maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Yeni Asya Gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular hakkında 2 yıl 1 gün hapis cezası veren Ankara 1 Nolu DGM'nin kararını yerinde bularak onadı.
Yine Ocak ayında Kur'ani Mücadele Dergisi'nin sahibi Ramazan Yılmaz ve Eşber Yağmurdereli tahliye edildi.
Çeşitli yayın organlarının toplam 307 gün kapatıldığı Ocak 2001'de, Akit Gazetesi yazarlarından Demet Tezcan, hakkındaki dava nedeniyle ifade vermek için gittiği adliye binasına, başörtülü olduğu için sokulmadı. Görevliler, kararın Başsavcı Ferzan Çitici'nin talimatıyla alındığını söyleyerek, Tezcan'a Adliyeye girmesinin mümkün olmadığını ifade ettiler. Tezcan'ın içeri alınmaması karşısında devreye giren avukatları, yetkililere yasağın keyfi olduğu konusunda uyarıda bulundu. Avukatların uyarısının ardından Tezcan ifade vermek üzere adliyeye girebildi.
Ocak 2001'de örgütlenme ve toplanma özgürlüklerine yönelik ihlallerde olağanüstü bir artış yaşandı. İHD Ankara Şubesi'nin kapatılması, yöneticilerin de TCK'nın 169. maddesi gereğince 4 yıl 6 ay ile 7 yıl 6 ay arasında hapis cezasıyla cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı. İHD Genel Merkezi de, AA'nın "İHD Yunanistan hükümetinden yardım aldı" şeklindeki haberi gerekçe gösterilerek polis tarafından basıldı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Hamza Uçar'ın emriyle Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesine bağlı çok sayıda resmi ve sivil polis İHD'yi basarak 2,5 saatlik aramanın ardından çok sayıda bilgisayar, dosya ve evraklara el koydu. Ayrıca İnsan Hakları Derneği'nin İstanbul, Van, Konya, Bursa ve İzmir Şubeleri de basıldı. İHD Ankara Şube Başkanı Lütfi Demirkapı hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından 169. Maddeden ön soruşturma başlatıldı. İHD Ankara şubesinin, derneklerine yönelik baskıyı ve Kızılay'ın insan hakları savunucularına yasaklanmasını protesto etmek amacıyla 6 Ocak 2001 günü Yüksel Caddesinde yapmak istediği basın açıklaması polis tarafından engellendi. Basın açıklaması yapmak isteyen İHD Ankara Şube Başkanı Lütfi Demirkapı ile Burdur Cezaevine yapılan saldırıda kolu kopan Veli Saçılık ve İHD Ankara Şubesi Cezaevleri Komisyonu üyeleri çevik kuvvet polisleri tarafından yaka paça göz altına alındı. İHD İzmir Şubesi, dernek binasında, üye olmayan kişilerin bulunması gerekçe gösterilerek 2 Ocak 2001 tarihinden itibaren 10 gün süre ile kapatıldı.
Malatya İl Sağlık Müdürlüğü KESK'in çağrı yaptığı eylemlere katıldıkları gerekçesiyle 32 SES üyesi hakkında soruşturma başlattı. Tunceli'de sendikal faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle 7 Eğitim-Sen yöneticisi sürgün edildi. İstanbul Valiliği, çeşitli sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerce yapılmak istenen "Yaşamın Hücreleştirilmesine Hayır Mitingi"ne izin vermezken, konuyla ilgili İHD İstanbul Şubesi'nde yapılan toplantıyı basan polis de tehditler savurdu. Tüm Yargı-Sen Genel Başkanı Tekin Yıldız, Nevşehir'e sürgün edildi. HADEP Erzurum ve Osmaniye İl ile Elbistan İlçe Örgütü binalarına polislerce baskın yapıldı. Protokol dergileri, kitaplar ve MKM takvimlerine el konuldu. Özgür TAYAD yöneticileri, derneklerinin İstanbul Fındıkzade'de bulunan binasına, 8 Ocak 2001 gecesi 23:55 sıralarında sivil polis korumasında bir grup MHP'linin saldırdığını açıkladılar. 100. Yıl Üniversitesi Öğrenci Derneği (YÖDER), bir yılda, tam üç kez kapatıldı. 4 Ocak 2000 tarihinde kurulan YÖDER, aynı yıl içinde 2, 5 Ocak 2001 tarihinde de "amaç dışı faaliyet gösterdiği" gerekçesiyle 3. kez kapatıldı. Cezaevlerinde süren ölüm oruçlarına destek verdikleri ve örgütlerin yönlendirdiği ileri sürülen Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği'nin (TAYAD) Aksaray Şubesi ile İHD Bursa Şubesi basılarak kapatıldı ve dernek yöneticileri hakkında soruşturma başlatıldı.
AİHM'de hakkındaki şikayet başvuruları her geçen gün artan Türkiye'nin borçları da giderek büyüyor. Mahkeme Türkiye ile ilgili 5 bin dosyadan 82'sini görüştü ve bunlardan 9'u Türkiye lehine sonuçlanırken, 73 dosyada Türkiye aleyhine karar verdi. Türkiye'nin kaybettiği davalardan dolayı borcu ise, toplam 4 milyar doları (yaklaşık 300 milyar lira) aştı. Türkiye'nin AİHM'nde ifade özgürlüğü ile ilgili davalarda peş peşe mahkumiyet cezaları alması, Dışişleri Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Dışişleri yargıyı uyararak ifade özgürlüğüyle ilgili her olayda ceza verilmemesini, cezai işlem uygulanmasının kaçınılmaz olduğu hallerde "asgari ceza hadlerinin uygulanmasını istedi."
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F tipi cezaevlerinde işkence yapıldığı iddiasını araştırmak üzere Türkiye'ye gelen ve kendisiyle görüşmek isteyen Uluslararası İnsan Hakları kuruluşları temsilcilerini geri çevirdi.Uluslararası Af Örgütü temsilcisi Heidi Wedel ve İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi Jonathan Sugden, bakanın kendileriyle 'yoğun programını' gerekçe göstererek görüşmediğini, ancak bir bakanlık görevlisinin 'sizin Mayıs'ta hazırladığınız raporu taraflı bulduk. O yüzden görüşmeyeceğiz' dediğini ileri sürdüler. Sugden Türkiye'yi uluslararası örgütlerin cezaevlerinde serbestçe gözlem yapmasına izin vermeye çağırdı.
Emekli Hakim Albay Avukat Dr. Ümit Kardaş, Askeri Ceza Kanunu'nun, rütbe ayrımı olmaksızın erden orgenerale kadar siyasi demeç veren herkesin 5 yıla kadar hapisle yargılanmasını öngördüğünü belirterek "Nedense erler yargılanıyor, üst düzey demeç verdiği zaman üstü örtülüyor" dedi. Beyaz Enerji Operasyonu konusunda adı belirlenemeyen komutanın iddialarına "gereksiz" tepki gösterildiğini de ileri süren Kardaş, "Genelkurmay Başkanı'nın Kürtçe televizyon konularındaki itirazlarını kabulleniyorlar da bunu neden kabullenemiyorlar?" diye konuştu.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)'nın yargının sorunlarını saptamak için Ord. Porf. Dr. Sulhi Dönmezer ile Prof. Dr. Feridun Yenisey'e yaptırdığı 'Ceza Adalet Sisteminin Etkinliği' araştırması, adaletin ne kadar yorgun olduğunu gösterdi. Söz konusu araştırma, vatandaşın savcıdan önce polise gittiğini ve hazırlık soruşturmalarını genellikle polisin yürüttüğünü ortaya koydu. Polis, sanıkların yüzde 80'inin ifadesini alıyor. İfadesi alınanlardan yüzde 72'si suçunu itiraf ederken, işkence gördüğünü iddia eden sanıkların oranı ise binde 3'te kalıyor. 1114 dosya sanıklarından sadece yüzde 46.5'ine susma hakkı olduğunun söylendiği, geri kalanlara ise haklarının hatırlatılmadığı belirtildi. Araştırma sonuçlarını açıklayan Dönmezer, "Sayıları az olan savcıların iş yükü fazla olduğu için hazırlık soruşturmasını jandarma veya polis yapıyor, hazırlık soruşturması eksik olunca da davalar yıllarca uzuyor. Ayrıca dava sürerken hakimin değişmesi de uzamaya yol açıyor." dedi.
Kanal 6'daki Ceviz Kabuğu Programına katılan 28 Şubat döneminin Genelkurmay Genel Sekreteri Emekli Tümgeneral Özkasnak, bu girişimin post-modern bir darbe olduğunu söyledi. Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Şenoğul: "AB'nin isteklerini kabul edersek irtica ve bölücülükten kurtulamayız" dedi.
Ocak ayında ilk kez tanık olduğumuz bir gelişme ise Anayasa Mahkemesinin verdiği muhtıra oldu. Anayasa Mahkemesi, iktidar ortakları ve FP'nin üzerinde anlaştığı parti kapatmanın zorlaştırılması yönündeki Anayasa değişikliğine, kurum tarihinde ilk kez yapılan bir "basın duyurusu" ile karşı çıktı. Mahkeme FP'yi kastederek "değişikliğin devam eden bir davayı etkileme amacının kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğunu ve parti kapatmayı olanaksız hale getirmesinin demokratik Cumhuriyeti korumasız bırakacağını" bildirdi. Yüksek Mahkemenin yaptığı bir sayfalık açıklamada basın duyurusunun "gerekçesi" şöyle ifade edildi: "Mahkememize verilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını koruma görevi, Anayasanın siyasi partilerle ilgili 69.maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin mahkemede görülmekte olan siyasi parti kapatma davalarına özgü olmaksızın anayasal sistemimiz ve Türk demokrasisinin bugünü ve geleceği yönünden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin tarihinde ilk defa bir bildiri ile Meclis Komisyonu'ndan geçen değişiklik paketine karşı çıkması hukukçuları şaşırttı. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: bu durumda bir gariplik var. Açıklamanın Milli Güvenlik Kurulu toplantısıyla aynı güne rastlaması da dikkat çekici. Anayasa Mahkemesi'nin misyonu iktidarın keyfi kullanılmasına karşı özgürlükleri korumaktır. Bir yargı organı rejimi koruma adına bu şekilde politik ve ideolojik bir tavır takınamaz. Bu, Yüksek Mahkemenin misyonu ile çelişti. Prof. Dr. Burhan Kuzu: "Anayasa Mahkemesi'nin iç tüzüğünde Mahkeme Başkanı ve üyelerinin önlerine gelmesi muhtemel konularda görüş beyan edemeyecekleri belirtiliyor. Hiçbir makam mevki ve kişi Anayasa'nın vermediği bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa Mahkemesi açıklama yapınca değişiklik paketi geri çekildi. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ihlal ediliyor" dedi.
Başbakan Bülent Ecevit, Anayasa değişikliği paketini, Anayasa Mahkemesi üyelerinin uyarısı üzerine geri çektiklerini belirterek, "Üçte iki oy oranı yerine sağlıklı bir oy oranı ile yetinilmesi kararı aldık. Genelkurmayın bir uyarısı olmadı" dedi. Başbakanlıkta gazetecilere açıklamalarda bulunan Ecevit, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran Anayasa değişikliğini TBMM'deki partilerin tümünün istediğini ifade ederek, "Bir partinin kapatılması için üçte iki oy ağırlığının gündeme gelmesi gerekiyor. Ancak Anayasa Mahkemesi üyeleri bunun sakıncalarını bize bildirdiler. Biz de dolayısıyla bu konunun yeniden incelenmesinin uygun olacağı sonucuna vardık. Sağlıklı bir oy oranı ile yetinmenin gerekli olacağı sonucuna varılmıştır" diye konuştu.
FP lideri Recai Kutan, Anayasa değişiklik paketinin, "parlamentonun uzlaşmasıyla hazırlanmasına rağmen" son anda askıya alınmasının ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin yaptığı açıklamanın kamuoyunda "hayretle" karşılandığını söyledi. Kutan "En yüksek sesle haykırıyoruz. Millet iradesinden daha üstün bir irade yoktur, daha üstün bir kurum yoktur. Herkesi Anayasaya uymaya davet ediyorum "dedi.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN ŞUBAT 2001
Şubat 2001'de de yaşama hakkına yönelik ihlaller sürdü. Mardin'in Kızıltepe ilçesinde kaybolan gencin cesedi bulundu. Yumurcak köyünden ilçe merkezine gelen ve bir daha haber alınamayan 28 yaşındaki Faruk Solhan'ın cesedi ilçeye 5 kilometre uzaklıktaki Sürekli köyü yakınlarında boş arazide bulundu. Kızıltepe Devlet Hastanesi'ne kaldırılan ve otopsi yapılan Solhan'ın, başına 3 kurşun sıkılarak öldürüldüğü öğrenildi.
Uşak'ın Sivaslı ilçesine bağlı köylerden koyun çaldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 10 kişi, Sivaslı Jandarma Karakol Komutanlığında işkenceye maruz kaldıklarını belirterek, Jandarma Komutanlığındaki askerler hakkında suç duyurusunda bulundular. 23 Ocak'ta gözaltına alınan Mustafa Evren, Dursun Taşçı, Safter Taşçı, Nail Akın, Şahin Akın, Yaşar Ekşi, Mehmet Tufan, Hüseyin Uzun, Uğur Ulusoy ve Günay Demirel adlı şahıslar işkence olayıyla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulundular.
19 Şubat gecesi Karlıova ilçesine bağlı Yorgançayır köyüne beyaz bir otomobille giden ikisi asker kıyafetli 4 kişinin, HADEP'li Selahattin Öge adlı köylüyü evinden alarak bilinmeyen bir yere götürerek işkence ettikleri belirtildi. İşkencelerle yarı baygın hale getirilen Öge'nin bir gün sonra sabah saatlerinde, ilçeye 2 km uzaklıktaki yatılı bölge okulu yakınlarında bulunduğu açıklandı. Öğrenciler tarafından bulunan Öge, önce Bingöl Devlet Hastanesine, ardından da durumu ağır olduğu için Elazığ'a sevk edildi. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde tedavi altına alınan Öge'nin iki kaburgasının ve kolunun kırıldığı, kafasına aldığı darbeler sonucu beyin travması geçirdiği bildirildi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin 'göçün belediye hizmetine yansımasını belirlemek amacıyla yapmak istediği anket, İçişleri Bakanlığı engeline takıldı. 27 sorudan oluşan beş sayfalık "Göç" konulu ankette, köyü terk etmenin nedenlerine yönelik soru, engellemenin kaynağı olarak gösterildi. Sözkonusu sorunun seçeneklerini 'koruculuk baskısı', 'dini baskılar', 'OHAL uygulaması', 'PKK baskısı', 'güvenlik güçlerinin baskısı' şeklindeki şıklar oluşturuyor. Belediyenin başvurusunu valilik, Devlet İstatistik Enstitüsü'ne yönlendirirken burudan belediye yetkililerine şu cevap verildi: "Diyarbakır ilinde göçün belediye hizmetlerine yansımasını öğrenmek, konut ihtiyacını belirlemek ve köyüne dönmek isteyenler konulu araştırma formunuzda teknik açıdan sakınca bulunmamasına rağmen içeriği açısından İçişleri Bakanlığı'nca sakıncalı bulunmuştur. Bu nedenle izin verilememiştir."
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk imzasıyla ilgili Cumhuriyet Savcılıkları ile cezaevi müdürlüklerine bir genelge gönderildi. Bu genelgeye göre, hükümlü ve tutuklular ile cezaevi personeli günlük olarak 550 gram ekmek dahil 1 milyon 500 bin lira üzerinden iaşe edilecek. İaşeler 15 Şubat 2001 tarihinden başlamak üzere kurum mutfağı bulunan yerlerde pişirilmek suretiyle verilecek. Adalet Bakanlığı'nın 6 sayfalık genelgesine göre, her ne sebeple olursa olsun, dış kantin gibi usullerle hükümlü ve tutuklulara cezaevi idaresi aracılığıyla da olsa, dışarıdan pişmiş veya çiğ yemek getirilmeyecek. Mutfak ve piknik tüpleri toplanarak kurumun dışına çıkarılacak. Çaylar özel üretilmiş elektrikli ısıtıcıyla yapılacak. Pişirilerek yenilen besin maddelerinin satılmasına izin verilmeyecek. Cezaevlerine posta ve kargo yolu ile de besin maddesi gelemeyecek. İaşe Yönetmeliği'nin 10. maddesi uyarınca, hasta hükümlü ve tutuklulara sağlık kurulu raporu doğrultusunda diyet yemeği verilebilecek.
Burdur Cezaevi'ne 5 Temmuz 2000 tarihinde yapılan operasyonda, kolu iş makineleriyle kopartılan Veli Saçılık'la dayanışma amaçlı toplanan paralara el konuldu ve bu amaçla bankada hesap açtırarak para toplayan CHP MYK üyesi Yaşar Seyman hakkında soruşturma açıldı.
Ulusal televizyon frekans ihalelerinin 26-27 Nisan 2001 tarihlerinde yapılacağını belirten RTÜK Başkanı Sedat Nuri Kayış, frekans ihalelerinin yapılmasıyla birlikte frekansların bedelsiz bir şekilde kullanılmasının son bulacağını belirterek "yayın ihlallerini alışkanlık haline getiren irticacı ve bölücü yayınların sesini keseceğiz" dedi.
Başbakanlık Takip Kurulu (BTK), kılık kıyafet yönetmeliği uygulamasında 'tespit' çalışması yapılması için tüm kamu kurumlarına dönük yeni bir çalışma başlattı. Çalışma kapsamında bakanlıklara uygulamanın nasıl yürütüldüğü sorulurken, verilen cezaların da ayrıntılı bir dökümü istendi. Bu bağlamda, BTK'ya ilk verileri Milli Eğitim Bakanlığı'nın sunduğu ve buna göre, başörtülü oldukları için 1998'de 106, 1999 ve 2000'i kapsayan son iki yılda da toplam 600 öğretmenin devlet memurluğundan çıkarıldığı kaydedildi. MEB'in BTK'ya verdiği bilgiye göre, son iki yılda 55 öğretmenin uyarıldıktan sonra başörtüsü takmaktan vazgeçtiği için mesleklerine devam etmelerine izin verildiği açıklandı.
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 81 il valiliğine özel genelge göndererek kurban derisi toplama uygulamasının sadece THK'na ait olduğunu açıkladı.
Aydın'a bağlı Çine Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Mehtap Yılmaz, kullandığı aracı devirerek arkadaşı Ahmet Güvenç'in ölümüne neden olmaktan yargılanan Mustafa Şahin'e beraat kararı verdi. Bu sırada salonda bulunan Ahmet Güvenç'in kızı Bahar Güvenç, hakim Mehtap Yılmaz'a "Beraat kararı verirken neden gülüyorsunuz? Benim babam öldü, sanık ise beraat ediyor" dedi. Bayan hakim bu sözlerle kendisine hakaret edildiği iddiasıyla savcılığa başvurup genç kızı hapse attırdı. Cezaevinde bir gün kalan Bahar Güvenç, avukatının üst mahkemeye itirazı sonunda serbest bırakıldı.
Cezaevlerine yönelik operasyon ve cezaevlerinde süren ölüm oruçlarının gölgesi altında geçen Şubat 2001'de, HADEP ve İHD başta olmak üzere örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne yönelik ihlallerde olağanüstü artış gözlendi.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN MART 2001
Mart 2001'e yerinde infaz olayları damgasını vurdu; tam beş kişi çeşitli olaylarda olay yerinde infaz edildi. Aydemir ailesinin Aydın E tipi Cezaevi yakınındaki evini aramak isteyen güvenlik görevlilerine aile fertlerinin arama iznini sorması üzerine dayak atmaya başlayan ve bazı aile fertlerinin gözaltına alınmasına karşı çıkan Resul Aydemir, polis aracının çarpması sonucu hayatını kaybetti. Görgü tanıkları da MAZLUMDER İzmir Şubesince oluşturulan İnceleme Heyetine Resul Aydemir'in polis otosunun çarpması sonucu öldüğünü belirttiler. Aydemir'in cesedi otopsi için İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı'na götürülürken ölüm nedeninin belirlenebilmesi için 5-6 ay gibi bir sürenin geçebileceği belirtildi. Bu arada Aydın Valiliği yaptığı açıklamada, Aydemir'in kalp ve sinir rahatsızlığı tedavisi gördüğü iddiasında bulundu. Valiliğin bu iddiası ailenin diğer fertlerince yalanlandı. Ölüm olayı üzerinde Aydın'da halk kitleleriyle polis kuvvetleri arasında taşlı sopalı çatışmalar yaşandı.
16 Mart akşamı Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memuru Nazmi Kayaalp, "tuvalet sırası" nedeniyle kavga ettiği Şahin Kavçin adlı şahsı başından vurarak öldürdü. Olay, bir kafeteryanın tuvaletine giden Kayaalp'in eşinin Kavçin'in bulunduğu tuvaleti vurması ve Kavçin'in de Kayaalp'in eşine 'sen ne görgüsüzsün' demesi üzerine yaşandı.
İstanbul Esenyurt'da bir toptancıda çalışan Ahmet Yıldız adlı şahsı çalıştığı işyerinden gözaltına almak isteyen jandarmalar, Ahmet Yıldız'ın Uzman Çavuş Murat Tekin'i bıçakla yaraladığını ve bu sırada Tekin'in silahının kaza ile ateş alması nedeniyle Yıldız'ın hayatını kaybettiğini belirttiler. Görgü tanıkları ise Yıldız'ın Uzman Çavuş Murat Tekin tarafından infaz edildiğini belirttiler.
17 Mart gecesi Diyarbakır Koşuyolu'ndaki Oryıl Petrol Kavşağı'nda hırsızlık yaptığı iddia edilen Selahattin Atlı adlı kişinin polisin kendisini yakalayacağı sırada silahla intihar ettiği öne sürüldü. Görgü tanıkları, Atlı'ın Oryıl Petrol Kavşağı'ndaki polislerinin "dur" ihtarına uymadığı için arkasından vurularak öldürüldüğünü söylerken, polis telsizlerinden olay intihar vakası olarak duyuruldu.
20 Mart gecesi ise Trabzon'un Çömlekçi mahallesindeki evinin önünden silah sesi gelmesi üzerine sokağa çıkan Asım Ceylan, olay yerine gelen polislerin darbeleriyle hayatını kaybetti. Trabzon Emniyet Müdürü İsmail Güven Demirci, ölüm nedeninin öğrenilmesi için doktor raporunu beklediklerini ifade ederek olayla ilgisi bulunanlar hakkında işlem yapacaklarını söyledi. Ölüm olayı üzerine sokağa dökülen kalabalıklar "Polise bir şehit daha verdik" ifadeleriyle tepkisini dile getirdi. Bu gelişmelerin ardından olayla ilgisi saptanan bazı polisler açığa alındı. Olayla ilgili açıklamalarda bulunan Trabzon Valisi Adil Yazar da şunları söyledi: "Ön raporda cafe sahibi Ahmet Ceylan'ın vücudunda darp izleri tespit edildi. Görgü tanıkları da polisin kötü muamele yaptığı doğrultusunda ifade verdiler. Olayla ilgili komiser Hüseyin Çapkın ile polis memuru Ali Kılıç'ı açığa alarak haklarında adli soruşturma başlattık". Vali Yazar, otopsi raporunun gelmesinden sonra soruşturmayı derinleştireceklerini belirterek "Kanunun verdiği yetkiyi aşan ve kötü muamele de bulunan kamu görevlisi varsa mutlaka cezasını çeker" dedi. Bu arada öldürme olayı sonrasi polis tarafından tehdit edildiklerini belirten bir grup Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu.
Çeşitli amaçlarla yapılan kaçırmalar, tehditler ve tecavüzler, ne yazık ki Mart'ta da sürdü. Silopi Jandarma Karakolu tarafından göz altına alınan HADEP ilçe Başkanı Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'den bu güne kadar haber alınamazken Cizre ilçe Başkanı Mehmet Dilsiz'e yönelik istifa tehdidi ve baskıların da arttığı belirtildi. Buna rağmen, partisinden istifa etmeyen Dilsiz'in yıllardır pamuk ektiği bin dönümlük arazisine girişinin 'yasak bölge' diye engellendiği bildirildi.
İstanbul'da Metro otobüs firmasında çalışan D.K.M, Kurban Bayramı'nın üçüncü günü aralarında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli Zeki ve Murat isimli iki polisin de bulunduğu bir grubun kendisini kaçırarak tecavüz ettiklerini ileri sürdü. İddia sahibi Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunurken, polislerin yanısıra olayla ilgisi tespit edilen ve emekli başçavuş olduğu belirtilen bir kişi daha gözaltına alındı.
Halen Sincan F tipi Cezaevi'nde tutulan Hüseyin Tiryaki adlı mahkum, cezaevinde kendisine ajanlık ve itirafçılık dayatıldığını, kabul etmeyince de tecavüze maruz kaldığını Tabipler Odası ve Cezaevi Savcısına açıkladı.
Ölüm oruçları, ölümler
Gördüğü işkenceler sonucu felçli olan ve halen Eskişehir Kapalı Cezaevi'nde tutulan Cengiz Sarıkaya'nın tek başına kalmasının sakıncalı olduğu hastane raporuyla da teyit edilmesine rağmen Adalet Bakanlığı'nın üç aydır herhangi bir işlem yapmadığı belirtildi. Sarıkaya, "İslami Hareket Örgütü" üyesi olduğu iddiasıyla yargılandığı dava kapsamında önce idama mahkum edilmiş, daha sonra cezası müebbet hapis cezasına çevrilmişti. Sarıkaya hakkında Metris Cezaevi Tabibi Metin Semizer tarafından 2 Şubat 1999 tarihinde hazırlanan raporda "Cengiz Sarıkaya isimli tutuklu, organik akıl bozukluğu bulunan ve sık sık geçirdiği depresif ataklarla gerek konuşma, gerekse yürüme ve oryantasyon bozuklukları içinde. Tedavisi devam etmekte iken 01/02/1999 tarihinde vücudunda ikinci derece ve geniş alanı kaplayan kol ve gövde yanıklarıyla tabipliğimize başvurmuş olup, yedi gün istirahati uygundur. Tedavisi düzenlenmiş olup, durumunu bildiren rapordur." deniliyor. Bu arada Sarıkaya'nın avukatı Faruk Gökkuş, sağ tarafı komple felç olan, psikolojik sorunlar yaşayan ve tek başına zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olan müvekkilinin sağlık nedeniyle Bandırma Kapalı Cezaevi'ne sevkine ilişkin talebine de Adalet Bakanlığının hala cevap vermediğini söyledi.
Düşünce ve iletişim özgürlüğüne yönelik ihlallerde de herhangi bir değişiklik olmadı. "Düşünceye Özgürlük: Herkes İçin" kitabına yayıncı olarak imza atan ve aralarında FP'li milletvekillerinin de bulunduğu 14 kişi, Ankara DGM'de ifade verdi. Bu arada sözkonusu kitaba yayıncı olarak imza atan 16 FP'li milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını öngören fezleke TBMM'ye ulaştı. Fezlekede, milletvekilleri Terörle Mücadele Kanunu'nun 169. maddesi ile TCK' nın 312. maddesindeki suçları işlemekle suçlandılar.
Internet şirketlerinden Superonline'nin İnteraktif Bölümler eski Koordinatörü Coşkun Ak, Super Meydan adlı forum sayfasına 'bir insan' rumuzu ile yazılan bir mesajı yayımladığı için TCK'nin 159. maddesini 4 kez ihlal ettiği gerekçesiyle 40 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ak'ın avukatının, internet konusunda ülkemizde yasal düzenleme olmadığını vurgulayarak müvekkilinin, olmayan bir yasanın ve tanımını yapılmamış bir 'suç' fiilinin faili olarak yargılandığına ilişkin savunması da Ak'ı hüküm giymekten kurtarmadı.
RTÜK'ün kurulduğu 1994 yılından bu yana geçen 7 yılda yayın kuruluşlarına uyguladığı kapatma cezalarının süresinin 35 yılı geçtiği açıklandı. Bu sürede RTÜK, "bölücü" nitelikte yayın yapan 26 radyoya toplam 8 bin gün, "irticai" 22 radyoya da 1891 gün kapatma cezası verirken, çeşitli ilkeleri çiğnedikleri gerekçesiyle tüm yayın kuruluşlarına uyguladığı yayın durdurma cezaları ise toplam 12 bin 800 güne ulaştı.
Din özgürlüğü alanındaki sorunların giderek arttığı bu dönemde, Kurban Bayramı'nda kurban derilerini toplama yetkisi yine Türk Hava Kurumu'na verildiğinden bayram süresince "yetkisiz kişi ve kuruluşlarca kaçak yollardan" toplandığı iddiasıyla toplam 59 bin 672 kurban derisine el kondu. Bu kapsamdaki operasyonlarda deri toplayan 579 kişi de, haklarında işlem yapılmak üzere adli makamlara sevk edildi. Öte yandan Edirne'de mevlit okutmak amacı ile toplanılan bir eve baskın düzenleyen polis 65 kişiyi gözaltına aldı. Savcılık tarafından ifadeleri alınan 61 kişi serbest bırakılırken ev sahibi Murat Yeşilli ile beraber 3 kişi de hakim karşısına çıktı. Bu dört kişiyi de nöbetçi hakim tutuksuz yargılamak üzere serbest bıraktı.
MHP Antalya milletvekili Osman Müderrisoğlu başkanlığındaki FP Ordu milletvekili Eyüp Fatsa ve DYP Sinop milletvekili Kadir Bozkurt'tan oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başörtüsü Alt Komisyonu üyelerini kabul eden Cumhurbaşkanı Sezer, öğrencilerin başörtülü olarak derslere girmesine karşı olduğunu söyledi. Sezer Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre başörtülü derse girmenin Anayasaya aykırı olduğunu, bu yönde YÖK Yönetmeliği bulunduğunu söyledi. Sezer "Başörtülü derslere girilebilmesi için Anayasanın değiştirilmesi gerekir. Anayasa bu yönde değiştirilirse laiklik ilkesine aykırı işlem yapılmış olur" dedi. Anayasadaki bireysel özgürlüklere dikkat çeken Fatsa'ya Cumhurbaşkanı Sezer, "Laiklik ilkesi o özgürlükleri sınırlar. Ben 1958'de üniversitede öğrenciydim. Bir tane bile türbanlı öğrenci yoktu. O zaman bu insanlar Müslüman değil miydi?" diye sordu. Sezer'in bu sorusuna Fatsa'nın cevabı, "O zaman Anadolu insanı kız çocuklarını okumaya gönderemiyordu" oldu. Sezer, Avrupa'daki başörtüsü serbestisini örnek veren milletvekillerine Fransa'yı hatırlattı ve "Bizdeki laiklik ilkesinin uygulaması onlardan farklı" cevabını verdi. Sezer'in başörtüsü yasağını savunan bu "görüşleri" kamuoyunda çeşitli esprilere konu olurken Anayasa Hukuku Profösörü Mustafa Erdoğan, Sezer'in başörtüsü yasağının Anayasanın gereği olduğu yönündeki yorumuna katılmadığını söyledi. Erdoğan, üniversite öğrencilerine yönelik olarak uygulanmakta olan başörtüsü yasağının hiçbir yasal ve anayasal dayanağının olmadığını söyledi. Prof. Erdoğan, Anayasaya göre bir idari işlemle temel hakların sınırlanmasının mümkün olmadığını kaydetti. Erdoğan şunları söyledi: "Yüksek Öğretim Kurumu'nun geçici 17. maddesi, 'yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak üzere kılık kıyafet serbesttir.' diyor. Bu maddeye karşı dava açıldı. Ancak Anayasa Mahkemesi bu kanunu iptal etmedi. Şu anda yürürlükte bulunan ve öğrencilerin üniversiteye başı örtülü ya da açık olarak girmelerini yasaklayan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır."
Bu arada YÖK, Fatih Üniversitesi'ne, 2001-2002 eğitim öğretim yılı için öğrenci yerleştirilmemesi kararı aldı ve YÖK'ün bu kararı kamuoyunda büyük tepkilere neden oldu.
Kamuoyunda Yüksekova Çetesi olarak bilinen davayla ilgili olarak Diyarbakır 4 Nolu DGM kararını açıkladı. 1996 yılında açılan dava sonunda mahkeme heyeti, sanıklardan bir bölümü hakkındaki "cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak", Naci Düşünmez adlı kişiden para gasp etmek, Esen Oteli sahibi Abdurrahman Düşünmez'den tehditle para istemek ve Düşünmez'in otelinin roketlenmesi suçlarının sabit olduğuna karar verdi. İtirafçı Kahraman Bilgiç 30 yıl, Binbaşı M. Emin Yurdakul 25 yıl 2 ay, Özel Harekatçı Enver Çırak 3 yıl 8 ay, Üsteğmen Bülent Yetüt 7 yıl 4 ay, korucubaşı Kemal Ölmez 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırıldı. Yurdakul, Yetüt ve Çırak'ı memuriyetten men cezasına da çarptıran mahkeme, Yurdakul ve Korucubaşı Ölmez hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Mahkeme, Kemal Ölmez, İsmet Ölmez, Cemal Ölmez, Ali İhsan Zeydan, Hasan Öztunç, Abdullah Ölmez ve Oğuz Baygüneş hakkında ruhsatsız silah bulundurmak, ayrıca Hasan Öztunç hakkında afyon sakızı bulundurmaktan, Yüksekova Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Mahkeme heyeti ayrıca, savcının mütalaası doğrultusunda, sanıklar Kurmay Albay Hamdi Poyraz, Hakkari Dağ Komando Tugay eski komutanı Piyade Binbaşı M. Emin Yurdakul, itirafçı Kahraman Bilgiç, Özel Harekatçı Astsubay Ali Kurtoğlu, korucubaşları İsmet ve Kemal Ölmez, Hasan Öztunç, Yüksekova eski Belediye Başkanı Ali İhsan Zeydan, Mustafa Oğuz ve Oğuz Baygüneş hakkında "uyuşturucu ticareti" ve "silah kaçakçılığı" yaptıklarına dair yeterli delil olmadığı gerekçesiyle, beraat kararı verdi. İtirafçı Kahraman Bilgiç, bir önceki duruşmada güvenlik güçlerine teslim olduktan sonra "bir emir eri gibi" olduğunu söyleyerek, "Ne isterlerse yapıyordum. Ben devlete yardımcı oldum. Ancak ben orada tutukluydum ve mecburen yapmak zorundaydım" şeklinde kendini savunmuştu.
Bir şirket tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hibe edilen silahların kaybolması ile ilgili olarak haklarında dava açılan Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin ile Emniyet Genel Müdür eski Danışmanı Mehmet Korkut Eken'in de aralarında bulunduğu 6 sanığın yargılanmasına Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Eken savunmasında, söz konusu silahların Türkiye'nin milli güvenliği ve ulusal çıkarlarını yakından ilgilendiren, mahiyeti çok gizli konularda, dış ülkelerde çalışmalar yapılırken ihtiyaç halinde kullanılmak üzere zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın sözlü talimatlarıyla kendisi tarafından teslim alındığını söyledi. Bu silahların ismini açıklamadığı bazı dış ülkelere muteber kişiler aracılığıyla sevk edildiğini ifade eden Eken, dış ülkelere sevk edilen silahlardan bazılarının geri alındığını, alınamayanlar için de muteber kişilerle temas kurma çalışmalarının devam ettiğini kaydetti. Gazetecilerin soruları üzerine bu bilgiyi doğrulayan Ağar, Eken'in devlet sırrını ifşa etmesine bir anlam veremediğini söyledi.
Ankara 2 Nolu DGM'de görülen 'Milli Görüş davası'nın 19 Mart günkü duruşmasında, Savcı Nuh Mete Yüksel, 11 sayfalık esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sundu. Yüksel, RP'nin eski Genel Başkan yardımcısı Ahmet Tekdal, Ankara eski milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan ve Şanlıurfa eski Milletvekili İbrahim Halil Çelik için 'devletin siyasi, hukuki, iktisadi temel nizamlarını dini esaslara göre değiştirmek amacıyla anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs' ettikleri gerekçesiyle, TCK'nın 146/1. maddesine göre idam, 22 sanık hakkında da bu suça iştirak ettikleri iddiasıyla 22 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istedi. Savcı Yüksel, anayasal düzeni yıkarak yerine din devleti kurmak amacıyla militan yetiştirdiği gerekçesiyle MGV ile bu vakfa destek verdiği için MÜSİAD'ın da kapatılmasını talep etti.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN NİSAN 2001
Nisan 2001'de gündemi en çok meşgul eden olaylar, kuşkusuz esnaf eylemleri oldu. Dolayısıyla Nisan ayında en fazla toplanma ve örgütlenme özgürlükleri çevresinde ihlaller yaşandı. 6 Nisan 2001 tarihinde Ankara Ahmetler'de ekonomik krizi protesto eden 40 esnafla güvenlik görevlileri arasında yaşanan arbede sırasında güvenlik kuvvetlerinin dövdüğü Yılmaz Könük adlı esnaf ağır yaraladı. Bazı basın organları ilk haberlerinde, Könük'ün öldüğünü duyurdular. Nisan ayında insan haklarına aykırı ya da insan hakları açısından en azından tartışmalı bir biçimde 2010 kişi gözaltına alınırken bunların 896'sını çeşitli Avrupa ülkelerine geçmek isteyen mülteciler, 613'ünü de ekonomik kriz nedeniyle hükümeti protesto eden esnaf oluşturdu.
Yaşanan ekonomik krize tepki amacıyla Ankara Mamak'ta gerçekleştirilen eylem sırasında gözaltına alınan 54 kişi hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet gerekçesiyle dava açıldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Etimesgut Emirler İlköğretim Okulu'nda görev yapan 19 öğretmen hakkında 1 Aralık 2000 tarihinde "kanunsuz iş bıraktıkları" gerekçesiyle 1'er yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Yalova'da 1 Aralık 2000 tarihinde iş bırakma eylemine katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 600 öğretmenin yargılanmasına başlandı. Aynı şekilde İzmir'in Menemen ilçesinde, 1 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen eyleme katılan 373 öğretmenin de yargılanmasına başlandı. Böylece Nisan ayında, 992 öğretmen toplanma ve özgürlüklerini kullandıkları için yargı önüne çıktılar.
Diğer taraftan Emek Platformu'nun tüm Türkiye'de gerçekleştirmek istediği mitingler "provokasyon olur" gerekçesiyle başta Ankara olmak üzere 20 ilde yasaklandı. Tunceli Pertek'te Kaymakamlık Vakıfevi'nde yapılması düşünülen "Tunceli Köylü Kurultayı" Kaymakamlık tarafından yasaklandı. Marmara Üniversitesi Rektörlüğü de Öğretim Elemanları Sendikası'nın düzenlemek istediği "Ekonomik Kriz ve Emek Kesimi" başlıklı panelin yapılmasını engelledi. 1 Mayıs kutlamaları da Diyarbakır, Şanlıurfa, Tunceli ve Elazığ'da valilik kararıyla yasaklandı. Kamuoyunun dikkatini TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülmekte olan "Medeni Kanun Tasarısı"na çekmek için Antalya'da Bakırlıtepe'ye çıkmak isteyen bir grup kadın da, tırmanış için Antalya Valiliği'nden izin almadıkları gerekçesiyle jandarma tarafından engellendiler.
Bu alandaki en trajik gelişme ise Ankara Tandoğan meydanındaki esnaf mitinginde yaşandı. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizden sorumlu tutulan hükümeti protesto amacıyla 11 Nisan 2001 günü Tandoğan meydanında bir araya gelen yaklaşık 100 bin esnafla, güvenlik kuvvetleri arasında taşlı-sopalı çatışma yaşandı. Çatışmalar sırasında güvenlik kuvvetleri sık sık silah kullandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eylemle ilgili olarak, "2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu'na muhalefet etmek, kamu malına zarar vermek, polise cebir ve şiddet yoluyla mukavemet göstermek" suçlarından soruşturma açtı. Soruşturma kapsamında, mitingi provoke etmekle suçlanan 129 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 9'u "Kamu malına zarar vermek ve görevli polis memuruna mukavemetten" tutuklandı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, mitingte 177 polis ve 7 vatandaşın eylemciler tarafından yaralandığını ileri sürüldü. Olayları haber yapmak isteyen birçok basın organının temsilcisi de o esnada yaralandı. Öte yandan çıkan olaylarda yaralanarak Numune Hastanesi'ne kaldırılan Memduh Tulga ile Hilmi Artaruç adlı esnafların durumlarının ağır olduğu bildirildi. Yaşanan bu olay üzerine Ankara Valisi Yahya Gür, Ankara ve ilçelerinde toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, bir ay süreyle yasaklandığını bildirdi. Ankara Valisi'nin bu kararını 19 il valisi daha izledi. Ankara Valiliği, yasak kararını 27 Nisan'da kaldırdığını açıkladı.
Diyarbakır'ın Kulp, Bitlis'in Mutki, Hakkari'nin Yüksekova, Mardin'in Kızıltepe ve Bitlis'in Hizan ilçelerinde yere döşeli mayınların/bombaların patlaması sonucu 2 kişi öldü, 6 kişi de yaralandı.
Bu arada işkence iddiaları da devam etti. MAZLUMDER'e Batman'dan başvuruda bulunan Talat Yılmaz, oğlu Mithat Yılmaz'ın 07 Mart 2001 tarihinde Mersin'de gözaltına alınarak üç gün orada işkencelere maruz bırakıldıktan sonra Ankara'ya götürüldüğünü ve beş gün boyunca da Ankara'da elektrik şoku ve Filistin askısı da dahil olmak üzere çeşitli işkence yöntemlerine maruz kaldığını söyledi. Baba Yılmaz, oğlunun 16-17 Mart tarihinde Diyarbakır'a götürülüp tutuklandığını, ancak cezaevi yerine aradan bir ay geçmesine rağmen Diyarbakır Terörle Mücadele (TEM) Şubesi'nde bekletildiğini de kaydetti.
13 Nisan 2001 tarihinde İstanbul'da F tipi Cezaevlerini protesto amacıyla gerçekleştirilen gösteri sırasında gözaltına alınarak Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Behlül Ocak'a işkence yapıldı. Emniyette sopalarla dövülen Behlül Ocak'ın kafası 3 yerinden kırılırken, burun kemiğinde de çatlak oluştu. Ocak'a. Adli Tıp Tarafından on gün işgöremez raporu verildi.
Ölüm orucunun 120. gününde hayatını kaybeden tutuklulardan Tuncay Günel'in, 'dövülerek öldürüldüğü' öne sürüldü. İddianın sahibi avukat Göksel Aslan, Edirne F Tipi Cezaevinde 11 Nisan günü ölen Günel'e ölmeden 3 gün önce gardiyanlar ve cezaevi görevlileri tarafından şiddetli dayak atıldığı ve bu nedenle kolunun kırıldığını ileri sürdü.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu eski Başkanı Sema Pişkinsüt Yargıtay'da düzenlenen "işkence" konulu panelde, komisyon başkanlığı sırasındaki gözlemlerini şöyle anlattı: "Sorgular, kalorifer daireleri gibi gizli bölümlerde yapılıyor. Burada bulunan işkence aletlerini kendi gözlerimizle gördük. Bu sırada bizim inceleme yapmamıza engel olmaya çalışan yetkililerle karşılaştık. Yetkililer binaların bu bölümlerinin depo olarak kullanıldığını iddia ettiler. Ancak ısrarlarımız sonucu girdiğimizde işkence aletlerini gördük."
26 Şubat'ta Canan Erişen adlı bayanı öldürdüğü iddiasıyla gözaltına alınan Haşim Balık'ın (27) Bozyaka Emniyet Müdürlüğü'ndeki nezarethanede 19 Nisan sabahı kemeriyle kendini asarak intihar ettiği ileri sürüldü. Kütahya'dan jandarma tarafından gözaltına alınarak İzmir polisine teslim edilen Balık'a ilişkin jandarma teslim tutanağında Balık'ın belinde kemer bulunmadığı kayda geçirilmişti. Cumhuriyet Savcısı Şükrü Kocabaş, olayla ilgili soruşturma başlatırken polis yetkilileri, Balık'ın kemeri parkasının iç cebine sakladığını ileri sürdüler.
Cezaevleri, ölüm oruçları
Düşünce özgürlüğü alanında Sosyalist İktidar Partisi (SİP) Genel Başkanı Aydemir Güler hakkında, HADEP'in 4. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek TCK'nın 312/2 maddesinden dava açıldı. YDP eski Genel Başkanı Hasan Celal Güzel hakkında, Ayaş Kapalı Cezaevi'nden tahliye olurken yaptığı konuşmada, "adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif ettiği" iddiasıyla 6 yıla kadar ağır hapis cezası talebiyle dava açıldı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında "ihtilal yapmak ve ihtilale kalkışmaktan" idam istemiyle iddianame hazırlayan ve görevinden uzaklaştırılan Adana eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu'yu "görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle" 1 yıl hapis cezasına mahkum etti. "İslam'ın Nuru Bakidir" başlıklı yazısının 13 Nisan 2001 tarihli Medeniyet Gazetesi'nde yayımlanması üzerine Malatya'da ikamet eden Ramazan Keskin Hoca tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yazar Ahmet Özcan'ın Bakış yayınlarından çıkan 'Derin Devlet ve Muhalefet Geleneği' isimli kitabı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu'nun talebi ve Adalet Bakanlığı'nın izniyle, "Cumhuriyeti ve askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif etmek" suçlamasıyla toplatıldı. Sözkonusu kitap, Şubat 2000 tarihinde yeni bir baskıyla piyasaya çıkmıştı.
Bursa'nın Mudanya ilçesinde, Şükrü Çavuş İlköğretim Okulu Müdürü Salih Köstereli, okul çıkışı öğrencilerini almak için okula giden başörtülü velileri "Başörtülü İstiklal Marşı dinlenmez ve söylenmez" diyerek okul bahçesinden dışarıya çıkardı. Bu gelişme üzerine Mudanya Kaymakamlığı, Köstereli hakkında soruşturma başlattı.
Uzunca bir süreden beri Cuma hutbelerini hükümetin gündemine göre belirleyen Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)'nın da günün şartlarına göre değişen 'milli siyaset konsepti' konusunda faaliyetlerde bulunması kararlaştırıldı.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi hakkında da 'olumsuz sicil' verdi. Sözkonusu "olumsuz sicil"in 2000 yılının Temmuz ayında kesinleşmesine rağmen 2001'in Nisan ayında açıklanması tepkiyle karşılandı. Hatemi'nin, hakkında bu düzenleme yapılırken hiçbir uyarı almadığı da kaydedildi. Üniversite Rektörlüğü daha önce de Prof. Tahsin Yeşildere, Prof. Şefik Dursun, Prof. Mesut Parlak, Prof. Reşat Apak, Prof. Dr. Alaaddin Çelik ve Prof. Bülent Tanör hakkında "olumsuz sicil" vermişti.
İNSAN HAKLARI AÇISINDAN MAYIS 2001
Mayıs 2001'de, Türkiye'de yönetimin, yaşama hakkına ve kişi özgürlüğüne yönelik olanları da dahil olmak üzere, insan hakları ihlallerini ne kadar normal karşıladığını ve bizim de alışmamızı istediğine ilişkin çok çarpıcı gelişmeler yaşandı. Aydın'da evinin aranması sırasında öldürülen Resul Aydemir ile ilgili soru önergesine İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın yanıtı "kalp krizi" oldu. Tantan bu açıklamasını, telefonla öğrenilen otopsi sonuçlarına dayandırdı. Tantan, Aydemir'in İzmir 5. Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan otopsisinin emniyet görevlilerince telefon ile alınan neticesinde 'ölümün kalp krizi sonucunda gerçekleştiği, merhum şahısta herhangi bir darp ve cebir iziyle travmaya bağlı bir bulgunun bulunmadığı' öğrenilmiş ve raporun kendilerine ulaşmasının beklendiği anlaşılmıştır" dedi. Oysa görgü şahitleri, Aydemir'in "Vurun, ezin bu şerefsizi, sorumluluk bana ait" komutuyla dövülmesinin ardından polis aracının çarpmasıyla hayatını kaybettiğini belirtmişlerdi. Yaklaşık iki ay önce gerçekleşen ve yöre halkının sokaklara dökülmesine yol açan bu olayla ilgili henüz dava dahi açılmadı.
Trabzon'da iki ay önce, Çömlekçi Mahallesi'nde gözaltına alındıktan sonra polis otosunda ölen Asım Ceylan'ın ölümüyle ilgili tutuklanan Komiser Hüseyin Çapkın ise tahliye edildi.
1999 yılında Adana'da DHKP/C'lilere ait olduğu ileri sürülen bir eve düzenlenen baskın sırasında öldürülen temizlik işçisi Murat Bektaş ile ilgili dava da sonuçlandı. Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasında, tutuksuz yargılanan 6 polis memurundan 4'ünün 'Kastı aşan müessir fiil sonucu ölüme sebebiyet vermek' suçundan TCY'nin 448. maddesine göre cezalandırılmasına, ancak TCY'nin 452/1 maddesi gereğince suçun işleniş şekli, sanıkların kişilikleri, şahsi ve sosyal durumları göz önüne alınarak 8'er yıl ağır hapse çarptırılmasına karar verildi. Hafifletici nedenler göz önüne alınarak bu cezalarda da indirime gidildi ve en son TCY'nin 59'uncu maddesi gereğince cezalar tekrar 1/6 oranında indirildi ve polisler 6'şar ay 20'şer gün hapse mahkum oldular. Üçer ay da memuriyetten men edilen polis memurlarına verilen bu cezalar, sabıkasız olmaları, suç işleme eğiliminde olmamaları gerekçesiyle daha sonra ertelendi. Aynı operasyon sırasında ölen ve DHKP/C militanı olduğu ileri sürülen Erdinç Aslan'la ilgili olarak yargılanan polis memurları Fevzi Mustan ve Muammer Topaç hakkında ise TCK'nın 49. maddesi gereğince ceza tertibine yer olmadığından beraat kararı verildi.
ÇHD Ankara Şubesi Cezaevi İzleme Komisyonu avukatları düzenledikleri basın toplantısında, kolluk güçlerinin uyguladığı sistemli işkencenin ispatının her geçen gün zorlaştığını kaydederek, işkencecilerin cezalandırılmadığını söylediler. Toplantıda konuşan Avukat Nuray Özdoğan, işkence yapan polislere TCK'nın 'işkence yapmak' suçunu düzenleyen 243. maddesi yerine 'kötü muamele'yi düzenleyen 245. maddesinden dava açıldığını vurguladı. Özdoğan işkence davalarından da örnekler vererek, Arif Oktar isimli mağdurun başvurusuyla Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polislere açılan işkence davasının 3 yıldan fazla sürdüğünü ve sonunda polislerin aldığı 10 ay hapis cezasının 1/6 oranında indirildiğini belirtti. Gülmihal Yılmaz adlı mağdurun ise 1993 yılında TEM'de yoğun işkenceye uğradığını söyleyen Özdoğan, gözaltında susma hakkını kullanan mağdurun başvurusu üzerine açılan davada ilginç gelişmeler olduğunu, Numune Hastanesi'nden alınan raporların yargı sürecinde karartılarak davanın düşmesinin sağlandığını ifade etti. Avukat Oya Aydın ise 1991 yılında gözaltındayken öldürülen Birtan Altınbaş'ın davasını hatırlatarak, "Dava 8 yıl Ankara Valiliğinde bekletildi. 1998'de yargılama başladı. En son 5 TEM polisi için savcılık esas hakkında mütalaasında ceza istedi. Ancak polis olan sanıklar her nedense bulunamıyor, adreslerini tespit ettiğimiz halde duruşmaya getirilemiyor. Dava sanıkların savunma yapması için bekletiliyor. Zaman aşımına uğrama tehlikesi var" diye konuştu.
İstanbul'da gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü Diyarbakır ve Tunceli jandarma komutanlıklarında işkenceye maruz kalan Muzaffer Gök, avukatı Yıldız İmrek aracılığı ile savcılığa suç duyurusunda bulundu. 7 Ocak 1994'te Tunceli Mazgirt'e bağlı Hezirge kırsalında 5 TDKP'linin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan çatışmada yer aldığı iddiasıyla İstanbul'da gözaltına alındığını belirten Gök, götürüldüğü Diyarbakır Jandarma Komutanlığı'nda kum torbalarıyla karın ve göğsüne vurma, elektrik, tazyikli su ve ters askı gibi işkencelere maruz kaldığını açıkladı.
Şanlıurfa Organize Suçlar Bürosu'nda yasal olmayan işleri ihbar ettiği için tehditler aldığını ileri süren polis memuru Vefa Altunkara, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdu. Halen Asayiş Şube Müdürlüğü Ekipler Amirliği'nde görev yapan Altunkara'nın, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde görev yaptığı sırada bazı yasal olmayan uygulamaları İçişleri Bakanlığına ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbar ettiği ve bu nedenle de tehdit telefonları aldığı belirtildi.
Mayıs ayında büyük çoğunluğunu kimlikleri yanlarında olmayanların, sendika yasa tarasını veya işten atmaları protesto eden memur ve işçilerin ve Türkiye'nin koyduğu coğrafi çekince yüzünden kaçak pyollardan Türkiye'ye girmek ya da Türkiye'den çıkmak isteyen mültecilerin oluşturduğu 3339 kişi gözaltına alındı.
Mayıs'ta 5 kişi cezaevlerinde öldü ve F Tipi Cezaevlerine karşı sürdürülen ölüm oruçlarında ölenlerin sayısı 23'e yükseldi.
"Düşünceye Özgürlük 2000" adlı kitaba yayıncı olarak imza atan 16 aydının İstanbul Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargılanmalarına başlandı. Bu ay içerisinde düşünce açıklamaya ...........yıl hapis istendi.
Yeni Asya Gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular, Said-i Nursi'nin vefatının 39. yıldönümü nedeniyle Ankara Kocatepe Camii'nde düzenlenen mevlitten sonra yaptığı konuşmada, "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği" gerekçesiyle Ankara 1 Nolu DGM'nin verdiği 2 yıl 1 günlük hapis cezasının infazı amacıyla Metris Cezaevi'ne konuldu. "Deprem İlahi İkazdır" diyen Yeni Asya Gazetesi'nin 4 yazarı daha, İstanbul 3 Nolu DGM'de görülen davalarında TCK'nın 312/2 maddesinden dolayı toplam 80 ay hapse mahkum edildiler. Yeni Asya Gazetesi yazarları Şaban Döğen, Sami Cebeci, Abdil Yıldırım ve Cemil Tokpınar'a 1'er yıl 8'er ay; Antalya'nın Manavgat ilçesinde yayın yapmakta olan Klas TV'de yaptığı bir konuşma nedeniyle, İzmir DGM'de TCK 312/2'den yargılanan yazar Emine Şenlikoğlu'na da iki yıl hapis, 152 milyon 100 bin lira da ağır para cezası verildi.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RFS) tarafından gazetecilerin yaşadıkları ihlallerle ilgili yapılan puanlamada Türkiye "kötü" kategorisinde yer aldı. RFS'nin raporuna göre Türkiye'de gazeteciler ve basının uğradığı ihlaller şöyle: 2000 yılında 13 gazeteci cezaevine girdi, 50'si gözaltına alındı, 17'si saldırıya uğradı. 1999'da 2378 kapatma kararı çıkaran RTÜK, 2000 yılında da pek çok radyo ve televizyon hakkında toplam 4500 gün kapatma cezası verdi. 2000 yılının en büyük tesellisi, Türkiye'de hiçbir gazetecinin katledilmemesi ve işkencede öldürülmemesi oldu. 1999'da 1 gazeteci cinayeti, 4 işkence, 7 tutuklama, 87 gözaltı ve 26 saldırı yaşanmıştı.
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "RTÜK ve Uygulamaları" konulu konferansta konuşan RTÜK Başkanı Nuri Kayış, RTÜK'ün kurulduğu günden bu yana radyo ve televizyon kuruluşlarına toplam 13000 gün yayın durdurma cezası verdiğini ve bunun da yaklaşık 36 yıl yaptığını söyledi.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, ANAP İstanbul milletvekili Cavit Kavak'ın, hakkında "gizli izleme ve gözetlenme" istenen kişiler arasında yer aldığını, ancak Kavak'ın milletvekili olduğu anlaşılınca işlem yapılmadığını açıkladı. Bakan Türk, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası'na dayanılarak 3 yıl içinde Ankara'da 720, İstanbul'da ise 963 kişinin dinlendiğini açıkladı.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Yasa Taslağı Anayasa Komisyonu'nda kabul edildi. Tasarıya göre radyo, televizyon ve veri yayınları hukukun üstünlüğüne, Anayasa'nın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak, kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılmayacak. Yayınlar, toplumu şiddete, ayrımcılığa, düşmanlığa tahrik edici nitelikte olamayacak. Üst Kurul üyelerinden beşi, siyasi parti gruplarınca belirlenecek kontenjan doğrultusunda gösterilecek ve TBMM Genel Kurulu'nca seçilecek. Üyelerden ikisi, YÖK'ün teklifi ile Bakanlar Kurulu'nca atanacak. Bir üye, basın meslek örgütlerinin göstereceği adaylar arasından, bir üye de MGK Genel Sekreterliği'nin göstereceği iki aday arasından yine Bakanlar Kurulu'nca atanacak. Üst Kurul üyeleri 4 yıl süreyle görev yapacak. Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, ulusal düzeyde yayın yapan kuruluşlara 250 milyar lira, yerel ve bölgesel yayın yapan kuruluşlara 25 ile 125 milyar lira arasında idari para cezası uygulayabilecek. Öte yandan komisyonda tasarıya eklenen 8 yeni madde ile basın yoluyla işlenen suçların kapsamı genişletilirken verilecek para cezaları da en az bin kat artırıldı. Komisyonda tasarıya eklenen bir madde ile sanal ortamda işlenen suçlar ilk kez yaptırıma bağlandı. Ay boyunca 21 yayın ve etkinlik, 392 gün kapatıldı.
Dini ve din eğitimini denetim altında tutmak amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluş yasasında değişiklik öngören tasarı kabul edildi. Tasarı, başkanlık bünyesindeki "Donatım Müdürlüğü"nün "İdari ve Mali İşler Başkanlığı" olarak değiştirilmesini öngörüyor. Yeni düzenlemeye göre, bu birim, "Devletin varlığı ve bağımsızlığı ile vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik iç ve dış tehditleri etkisiz kılmak, halkın psikolojik ve manevi yönden moralinin ve direncinin sağlam tutulmasını sağlamak amacıyla plan ve program hazırlamak, uygulamak ve bu konularda ilgili bakanlık kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak" görevini de üstlenecek. Bu birim ayrıca, diyanetin halkla ilişkilerle ilgili faaliyetlerini de yürütecek.
Kırşehir Nüfus Müdürlüğü, nüfus cüzdanı almaya gelen vatandaşlardan "devrim ilkelerine uygun" fotoğraf getirmelerini şart koşmak suretiyle başörtülü resimlerin kabul edilmeyeceğini açıkladı. Eskişehir Arkeoloji Müzesi'ni gezmek isteyen F.D isimli öğrenci başörtülü olduğu gerekçesiyle müze görevlisi tarafından hakarete maruz kaldı ve müzeye sokulmadı.
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Zümrüt, Kur'an-ı Kerim dersinin bir saatini, "ulusal marşlar" olarak nitelediği "İstiklal Marşı", "Onuncu Yıl Marşı" ve "Gençlik Marşı" gibi marşlara ayırdı. İlahiyat Fakültesi öğrencilerini öncelikle marşlardan sınav yapacağını açıklayan Zümrüt, bu sınavdan geçemeyenin Kur'an-ı Kerim dersinden geçemeyeceğini söyledi.
Bartın İmam Hatip Lisesi'nde 64 öğrenci okulların tatil edilmesine bir ay kala başörtülü oldukları gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldılar.
YÖK'ün Fatih Üniversitesi'ne önümüzdeki öğretim yılında öğrenci alınmaması kararı Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından durduruldu. Fatih Üniversitesi'nin YÖK kararını dava etmesi sonucunda 3. İdare Mahkemesi 'öğrenci alınmaması' kararının yürütmesini durdururken üniversitenin uyarılması yönündeki kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti. YÖK'ün karara itirazını değerlendiren Ankara Bölge İdare Mahkemesi de, aynı yönde karar verdi. Böylece, Fatih Üniversitesi'nin 2001-2002 öğretim yılında öğrenci alabilmesinin önündeki engel de ortadan kalmış oldu.
Meslek liselerinden meslek yüksek okullarına sınavsız geçişi düzenleyen yasa tasarısı TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nda kabul edildi. Tasarı, bütün meslek liselerinden meslek yüksek okullarına sınavsız geçişi sağlarken İmam Hatip Lisesi mezunları bu haktan 'sınırlı bir şekilde' yararlanabilecek. Tasarı Plan ve Bütçe Komisyonu'nda da görüşüldükten sonra TBMM Genel Kurulu'na sunulacak.
YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fikri Canoruç'u "PKK yanlısı" olduğu iddiasıyla Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer'e görevden alması için şikayet etti. Gürüz iddiasına dayanak olacak somut belgeler gösteremezken kendisine bu yönde istihbarat raporları geldiğini ileri sürdü. Gürüz'ün bu isteği Sezer tarafından reddedildi.
Türk Tabibleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri hakkında, 19 Aralık cezaevleri operasyonlarıyla ilgili açıklamaları nedeniyle açılan 'görevden alınma' davasına Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlandı. Emniyet'in ihbarı üzerine açılan davada savunma yapan hekimler "Böyle bir dava için mahkeme karşısında olmaktan kendimiz ve ülkemiz adına utanç duyuyoruz" dediler
Adalet Bakanlığı'nın istemiyle İstanbul Barosu hakkında başlatılan F tipi soruşturması takipsizlikle sonuçlandı.
F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla sivil toplum kuruluşlarınca 20-21 Mayıs'ta Kızılay Güvenpark'ta yapılması planlanan eyleme; KESK'in 26 Mayıs günü Kızılay Meydanı'nda yapmak istediği mitinge; Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) Diyarbakır İl Örgütü tarafından düzenlenen "anadilde eğitim" konulu panele; Şanlıurfa İl Kadın Platformu'nun Anneler Günü münasebetiyle düzenlemek istediği panele izin verilmedi.
Geçtiğimiz Mart ayında, Yüksekova Çetesi'ndeki "rolü" nedeniyle Diyarbakır DGM tarafından 27 yıl hapse mahkum edilen ancak bir türlü bulun(a)mayan Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un Nisan ayında emeklilik işlemlerini tamamlayarak kendini "garantiye" aldığı ortaya çıktı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16 Mart katliamı davasına MİT'e ait belgeleri sunduğu için yargılanan avukat Cem Alptekin hakkındaki beraat kararını oybirliği ile bozarak Alptekin'in DGM'de yargılanmasını istedi. Karara tepki gösteren Alptekin, "Bir katliamı aydınlatmaya çalışırken sanık oldum ve şimdi de DGM'de yargılanmam isteniyor"dedi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, sanıklar Nihat Çelik ve Fuat Çelik'in ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın Elazığ mitingi sırasında otobüse domates atmaları nedeniyle Elazığ 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin verdiği 1.5 yıllık hapis cezasını oybirliğiyle bozdu. Yargıtay'ın kararında, domates atma eyleminin aşırılığa kaçan ancak ceza yaptırımı gerektirmeyen "demokratik bir tepki" niteliğinde kabul edilmesi gerektiği belirtildi.
Ankara 2 Nolu DGM, kamuoyunda Milli Görüş davası olarak bilinen davanın gerekçeli kararında; iddianamede TCK'nın 146. maddesi kapsamında Anayasayı ihlal olarak değerlendirilebilecek somut eylemlerin ortaya konulmadığını kaydetti.
Burdur Cezaevi operasyonunda kolu kopartılan Veli Saçılık'a protez kol takılması için yardım kampanyası başlatması nedeniyle hakkında dava açılan CHP Parti Meclisi Üyesi Yaşar Seyman'ın yargılanmasına başlandı. Seyman ile kampanyanın Ekin Radyosu'nda duyurulması nedeniyle radyo sahibi Servet Ünsal, Genel Yayın yönetmeni Abdurrezzak Oral ve spiker Tuncay Karakış hakkında "izinsiz para toplamak" suçlamasıyla açılan davanın 29 Mayıs günkü duruşması Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki (AİHM) dosyaları hakkında bilgi veren AİHM Yargıcı Rıza Türmen, şunları söyledi: "AİHM'deki 16 bin davadan yaklaşık 2600'ü Türkiye'ye ait; bu yüksek bir rakam. Geçen yıl gelen başvurulara baktığımız zaman en fazla başvurunun geldiği devlet Türkiye değil. Türkiye beşinci durumda. Yani aşağıya doğru inen bir trend var. Bunda güneydoğudaki olayların yatışması etkili oldu. Yaşam hakkı, işkence, kötü muamele davalarının sayısına bakıldığında, onlarda da bir azalma görülüyor. Türkiye'de insan hakları alanında bir düzelme var. Bu yeterli mi? Yeterli değil. Hala işkence, kötü muamele konularında davalar geliyor, ama böyle bir azalma var."
Türkiye, AİHM'ne açılan 12 ayrı davada çeşitli para cezalarına mahkum oldu. AİHM'den yapılan bir açıklamada Türkiye'nin "dostane çözüme" gittiği 10 dava ve mahkum olduğu 2 dava için toplam 226 bin sterlin, 385 bin Fransız frangı ve 44.800 Amerikan Doları ödemek zorunda kalacağı belirtildi. Türkiye'nin 'dostane çözüme' gittiği ve mahkum olduğu davaların genelde gözaltı sırasında kötü muamele, adil yargılanma hakkı, mal ve mülk edinme hakkı ve kamulaştırma sırasında verilen tazminatların gecikmesine ilişkin başvurulardan oluştuğu belirtildi.
Türkiye aleyhine sonuçlanan davalarda, 179.560.000.885 Türk Lirası, 171.124 İngiliz Sterlini, 139.249 ABD Doları ve 890.281 Fransız Frangı tazminat ödendi. Türkiye 764.112 İngiliz Sterlini, 1.528.281 ABD Doları, 786.000 Alman Markı ve 9 milyar Türk Lirası tazminatı da ödeyecek.
Anayasada 51 maddelik değişiklik paketinde yer alan kimi düzenlemelere Anayasa Mahkemesinden sert tepki geldi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, parti kapatmalarda üçte iki çoğunluk şartı getirilmesine "Bunun vebali büyük olur", anadilde eğitime ise "Bunu çok iyi düşünsünler" diyerek karşı çıktı. Siyasi partilerin kapatılmasında 'odak' tanımının değiştirilmesini de eleştiren Bumin, "Aksi halde büyük sıkıntılar çıkabilir" uyarısında bulundu.