TÜRKİYE HABERLERİ
12 Mart 2009, NTVMSNBC
Silopi'de 9 kemik parçası daha
Şırnak'ın Silopi İlçesinde "Ölüm kuyuları" iddiasıyla başlatılan kazılar, sürüyor. Eski bir restoranın bahçesindeki kuyularda, bugün de devam eden kazıda, 9 kemik kalıntısıyla, yanık, kanlı bez parçası ve saç telleri bulundu.
İlçeye 15 kilometre uzaklıktaki restoranın bahçesinde dün de bir kemik parçası, saç teli, eldiven ve bere bulunmuştu.
Bulgular incelenmek üzere, Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Pazartesi günü, BOTAŞ yakınındaki askeri karakolun bahçesinde yapılan ilk kazıda da, iki kemik parçası ile bazı kumaş kalıntıları bulunmuştu.
Kemiklerin insan kemiği olup olmadığı araştırılıyor.
Ergenekon soruşturmasının kilit ismi Tuncay Güney'in, 90'lı yıllarda öldürülen birçok kişinin cesedinin asitle yakıldıktan sonra Slopi'deki kuyulara atıldığı iddiası üzerine bölgede kazı başlatılmıştı.
12 Mart 2009, Haber 7
Mersin'de inşaatta göçük: 1 ölü
Mersin'de bir inşaatta beton dökülmesi sırasında meydana gelen göçükte 1 kişi hayatını kaybetti.
Alınan bilgiye göre, merkeze bağlı Mezitli İlçesi Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerindeki Yücesoy İnşaat tarafından yapılan otel inşaatında beton dökümü sırasında göçük meydana geldi. Göçük nedeniyle işçi Veysel Korkmaz (35) beton kalıplarının altında kaldı.
İşçiler ve olay yerine gelen Sivil Savunma ve itfaiye ekipleri Veysel Korkmaz'a sağ ulaşabilmek için büyük çaba sarfetti. Bir saatlik aramanın ardından harç ve beton kalıpları altında kalan Veysel Korkmaz'a ulaşıldı. 112 Acil Servis ekipleri tarafından yapılan kontrolde Veysel Korkmaz'ın hayatını kaybettiği anlaşıldı. Korkmaz'ın cesedi 112 ekiplerince otopsi yapılmak üzere Mersin Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan'da olay yerine gelerek incelemelerde bulundu. Özcan gazetecilere yaptığı açıklamada Necip Yücesoy tarafından yapılan inşaatta kalıp hatası sonucu çökme olduğunu söyledi. Özcan, "Gerekli takviye yapılmamış. Kalıp hatası olduğunu değerlendiriyoruz. Bende inşaat mühendisiyim bunun sebebi bu. Yeni beton döküldüğü için yüzde 100 kalıp hatası" diye konuştu.
12 Mart 2009, Haber X
Tarım işçileri kaza yaptı. 1 ölü 22 yaralı
Adana'da, tarım işçilerini taşıyan midibüsün önce otomobile, ardından durağa çarpması sonucu 1 kişi öldü, 22 kişi yaralandı.
Alınan bilgiye göre, Solaklı beldesinden Adana'ya gelen Salih Canpolat yönetimindeki 01 YU 112 plakalı midibüs, Doğankent beldesi yakınlarında, ana yola çıkan Aziz Algantekin idaresindeki 34 YRM 93 plakalı otomobille çarpıştı.
Kazanın etkisiyle midibüs, daha sonra elektrik direğine ve yol kenarında toplu taşıma aracı bekleyen öğrencilerin bulunduğu otobüs durağına çarptı.
Kazada, otomobil sürücüsü Aziz Algantekin olay yerinde hayatını kaybetti.
Kazada, Atatürk Lisesi öğrencileri Sinan Üzer, Murat Korkular ve Mesut Yıldız ile tarım işçileri Yeliz Şimşek, Hatice Merk, Mehmet Yalaz, Ahmet Yalaz, Güneş Yalaz, Ayşe Yalaz, Halil Çiftçiler, Süleyman İlan, Gülistan İlan, Mesut Yıldız, Anıl Çiçek, Rabia Alkay, Yusuf Çiftçiler, Rabia Çiftçiler, İbrahim Çiftçiler, Fatma Çiftçiler, Makbule Çiftçiler, Habib Ay ve Mehmet Ay yaralandı.
Yaralılar, Adana Devlet, Çukurova Devlet ve Yüreğir Başkent hastanelerine kaldırıldı.
Olaydan sonra Adana Devlet Hastanesine gelen Vali İlhan Atış, hastane yetkililerinden bilgi aldı, yaralılara geçmiş olsun dileklerini iletti.
12 Mart 2009, Haber 1
Koca dehşeti!
Önce darp edip bıçakladı sonra da tekmeledi. Kadın balkondan düştü!
Adana'da bir kadın, kendisini darp edip bıçaklayan kocasının tekmesiyle dengesini kaybedip birinci katın balkonundan yola düştü.
Edinilen bilgiye göre, merkez Seyhan ilçesi Hürriyet Mahallesi'nde meydana geldi. İddiaya göre, Zeliha T. (27) henüz bilinmeyen bir sebepten dolayı kocası Seyfi T. ile tartıştı. Eşine sinirlenen öfkeli koca, darp ettiği genç kadına bıçakla saldırdı. Elinden ve alnından bıçakla yaralanan Zeliha T., daha sonra kocasının vurduğu tekme sonucu dengesini kaybederek birinci kattaki balkondan yola düştü. Öfkeli koca olaydan sonra kaçarken yaralı kadın kaldırıldığı Adana Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
Yaralı kadının sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.
Olayla ilgili tahkikatın devam ettiği bildirildi.
12 Mart 2009, Haber 1
İnşaatta göçük: 2 yaralı
Eskişehir'de bir inşaatta meydana gelen göçükte 2 kişi yaralandı.
Enkaz altından kurtarılan yaralılardan Fikret Dalkıran'a kardeşi, "Bırakma beni" diye seslendi.
Edinilen bilgiye göre, Fevzi Çakmak Mahallesi İlkbahar Sokak'ta yıkılan bir binada göçük meydana geldi. Enkaz altında kalan işçiler Fikret Dalkıran (43) ile yeğeni Barış Dalkıran (32) yaralandı. Olay yerine çok sayıda itfaiye ve 112 ekibi sevk edildi. Enkaz altındaki yaralılar, ekiplerin ve vatandaşların çalışmasıyla kısa sürede kurtarıldı.
İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan yaralılar, daha sonra ambulanslarla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Fikret Dalkıran, sedyeyle ambulansa taşınırken yanına gelen kardeşi, "Nasılsın ağabey? Bırakma beni" diyerek dayanmasını istedi. Yaralılardan Barış Dalkıran'ın sağlık durumunun ciddi olduğu öğrenildi. Polis, olayla ilgili inceleme başlattı.
12 Mart 2009, Haber 1
Sokak ortasında cinayet
Antakya'da bir kişi, sokak ortasında tabancayla vurularak öldürüldü.
Edinilen bilgiye göre, Öğretmen Evi kavşağında meydana gelen olayda, Rüstem Çelenk (27) isimli şahıs, kimliği belirsiz bir kişi tarafından başından ve göğsünden silahla vuruldu. Rüstem Çelenk olay yerinde hayatını kaybederken, katil zanlısı genç ise kayıplara karıştı.
Olay yerine gelen polis ekipleri belirlenen eşkal doğrultusunda katil zanlısını yakalamak için çalışma başlatırken, olay yeri inceleme ekipleri de deliller üzerinde araştırma yaptı.
Olay yerinde sinir krizi geçiren Çelenk'in yakınları polis ve sağlık ekipleri tarafından sakinleştirildi.
Cumhuriyet savcısının incelemesinin ardından Rüstem Çelenk'in cesedi ambulansla Antakya Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
Olayla ilgili soruşturma başlatan polis ekipleri, 15-16 yaşlarındaki katil zanlısını yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor.
12 Mart 2009, Zaman
Askeri savcıların gözaltına aldığı 3 astsubaydan haber alınamıyor
Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi'nde görev yapan 3 astsubayın askeri savcılar tarafından gözaltına alındığını duyuran avukatlar, müvekkilleriyle görüştürülmediklerini ve hayatlarından endişe ettiklerini açıkladı.
Kayseri Barosu Başkanı Ali Aydın, baroda düzenlediği basın toplantısında, 2. Hava İkmal Bakım Merkez Komutanlığı'nda görevli 3 astsubayın gözaltına alındığı ve bu astsubayların avukatlarıyla görüşme yaptırıldığını açıkladı. Avukatların kendilerine müracaatta bulunduğunu dile getiren Aydın, baro olarak kendilerinin 2. Hava İkmal Bakim Merkez Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'na dilekçe verdiklerini açıkladı.
Astsubay Ali Balta'nın avukatı Mustafa Dokumacı, müvekkilinin neden gözaltına alındığını bilmediği gibi kendisinin de görüştürülmediğini açıkladı. Askeri savcıların hukuk dışı uygulamalar içerisinde olduğunu ileri süren Mustafa Dokumacı, "Müvekkilim Astsubay Ali Balta 6 günden beri gözaltında tutuluyor. Müvekkilimin 5 kez ifadesi alındıktan sonra benimle görüşmesine dün akşam izin verildi. İfade aşamasında müvekkilimle görüşmeme izin verilmedi. Askeri savcılık hukuk kurallarını uygulamıyor. Müvekkilime baskı yapıldığına inanıyorum. Müvekkilimin avukatı huzurunda vermediği ifadeler de gerçeği yansıtmıyor'' dedi.
Avukat Musa Öncel, müvekkili olan Astsubay Çavuş Orhan Güleç'in 7 günden beri gözaltında tutulduğunu ve hiçbir yetkilinin kendilerine neden gözaltına alındığı yönünde bilgi vermediğini aktardı. 'Müvekkilimizle görüşme isteğimiz defalarca kabul edilmedi' diyen Musa Öncel, "Konuyu ilgili kurumlara aktardıktan sonra müvekkilimle görüşebildik. Gözaltındaki müvekkilimin hayatından endişe duyarak Cumhuriyet savcılığına dilekçe verdim. Babasıyla görüştürülmediği gibi müvekkilimin oldukça yorgun, endişeli ve korku içerisinde olduğunu gördüm'' dedi.
Musa Öncel, 2. Hava İkmal Bakım Merkez Komutanlığı'nda müvekkili ile görüşmek amacıyla gittiğinde, bekleme sırasında ilginç ifadeler duyduğunu anlatarak, "Bazı askeri yetkililerin, kendi aralarında konuşmalarını duydum. Şok oldum. Müvekkilimle ilgili olarak, 'Sizleri de asit kuyularına atarım. Yapmadığımız şey değil' tehditlerine şahit oldum" iddiasında bulundu.
Diğer gözaltındaki astsubayın avukata Vedat Örnek, diğer astsubaylarda olduğu gibi kendi müvekkilinin de ne için tutulduğunu bilmediklerini söyledi. Kişilerin aileleriyle de görüştürülmediğini aktaran Vedat Örnek, tanık konumunda ifadeleri alınan 2 bayana da manevi baskı yapıldığını ileri sürdü. Örnek, "Bu durum yargıdaki iki başlılıktan kaynaklanıyor. Hukuki süreç dışına çıkılan bu olayda ben de müvekkilimin hayatından endişe ederken, işlemediği suçların isnat edildiğini düşünmeye başladık" diye konuştu.
12 Mart 2009, Zaman
Salonda 2 başörtülü kadın gören askerî erkân, İstiklâl Marşı törenine katılmadı
Diyarbakır'daki 7. Kolordu Komutanlığı'na bağlı subaylar, 'başörtülü var' diye töreni protesto etti.
İstiklal Marşı'nın kabul edilmesinin 88. yıldönümü münasebetiyle Diyarbakır'da düzenlenen törende tatsız anlar yaşandı. Salonda iki başörtülü kadın gören askerî erkân, törene katılmadı. Subayların programı protesto etmesi, katılımcıları üzdü.
Diyarbakır Valiliği ile Milli Eğitim Müdürlüğü'nün ortaklaşa düzenlediği tören, kültür sarayı tiyatro salonunda yapıldı. Etkinliğe büyük ilgi gösteren resmi kurum temsilcileri, öğrenciler, öğretim üyeleri ve vatandaşlar salonda yerini aldı. Ancak 7. Kolordu Komutanlığı'nı temsil eden subaylar içeri girmeden önce kontrol amacıyla askerleri salona gönderdi. Protokolün arka sırasında başörtülü 2 kadının oturduğunu tespit eden askerler, yetkililerle konuşarak bayanların çıkarılmasını istedi. Bunun üzerine Diyarbakır Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Ömer Yıldızhan, başörtülülerden salonun arka tarafına geçmelerini rica etti. Kadınlar, yerinden kalkarak gösterilen bölgeye geçti. Buna rağmen askerî erkân, salona girmeden binayı terk etti. Askerlerin protokoldeki koltukları, anma programı boyunca boş kaldı.
12 Mart 2009, Milliyet
Öldürüp yol kenarına atıldı
ŞANLIURFA'nın Viranşehir İlçesi'nde 60 yaşındaki Duran Şahin, başından kurşunlanarak öldürülüp cesedi yol kenarına atıldı
Bugün saat 14.00 sıralarında ilçe merkezine yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Sultantepe Mezrası yolu üzerindeki yol kenarında bir erkek cesedi görenler durumu jandarmaya bildirdi. İhbar üzerine bölgeye gelen jandarma, cesedin Duran Şahin'e ait olduğunu belirledi. Çevredekilerin tanımadığı ve nüfus bilgilerinde Kahramanmaraşlı olduğu saptanan Şahin'in, başına tabancayla ateş edilerek öldürüldüğü saptandı. Olay yerinde yapılan inceleme sonrası Duran Şahin'in cesedi otopsi yapılması amacıyla Viranşehir Devlet Hastanesi morguna konuldu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
12 Mart 2009, Milliyet (haberin devamı)
13 yerinden bıçaklanan kadını, genç sevgilisi öldürmüş
ADAPAZARI Orta Mahalle'de yalnız yaşadığı evinin yatak odasında 13 yerinden bıçaklanarak öldürülen 43 yaşındaki Havva Akkır'ın katil zanlısı olarak, ilişkisi olduğu iddia edilen 23 yaşındaki Onur T. polis tarafından suçta kullandığı bıçakla birlikte yakalandı.
Olay Adapazarı Orta Mahalle Kökçü Çıkmazı'nda oturan 43 yaşındaki Hava Akkır'ın kızı S.Ö. nün iki gün önce annesini ziyareti sırasında kapıyı açmaması ve telefonlara cevap vermemesi üzerine polis ekiplerine haber vermesiyle ortaya çıktı. Eve giren polisler, yatak odasında Havva Akkır'ın kanlar içindeki cesediyle karşılaştı. Yapılan incelemede 13 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğü belirlenen Havva Akkır'ın evine sık sık geldiği tespit edilen Onur T. gözaltına alındı. Polis gencin üzerinde suçta kullanıldığı belirtilen bıçağı da ele geçirdi.
İfadesi alındıktan sonra Adapazarı Adliyesi'ne sevkedilen Onur T. suçlamaları kabul etti. Havva Akkır'la ilişkisi olduğunu ve sık sık evine gittiğini söyleyen Onur T. "Kendisinden para istedim. Vermemesi üzerine tartıştık. Bana hakaret edince bıçakladım. İlişkimiz vardı. Pişmanım" dedi. Onur T. tutuklanarak Ferizli Cezaevi'ne gönderildi.
12 Mart 2009, Milliyet
Kozan'da tekel bayisi önünde patlama
Adana'nın Kozan ilçesinde TEKEL bayisi önünde patlama meydana geldi.
Emniyet Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, Tufanpaşa Mahallesi Saimbeyli Caddesi'nde Ali Kurt'a ait TEKEL bayisi önünde sabaha karşı patlama oldu.
İş yerinin camlarının kırıldığı patlamada, ölen ya da yaralanan olmadığı bildirildi.
Polis ekiplerinin önlem aldığı olay yerinde, Adana'dan gelen bomba uzmanları inceleme yaptı. Uzmanlar, patlayıcının türünün belirlenmesi amacıyla etrafa dağılan parçaları topladı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
12 Mart 2009, Milliyet
Nusaybin'de cinayet
MARDİN'in Nusaybin İlçesi'nde bir süre önce Suriye'den gelerek Murat Bal ile nikahsız yaşamaya başlayan ve üzerinden Fatma Şeho adına düzenlenmiş sahte kimlik çıkan kadın öldürülmüş halde bulundu. Polis, cinayeti aydınlatmak için kayıp olan Bal'ı yakalamaya çalışıyor.
Nusaybin'de yaşayan Murat Bal, iddiaya göre Suriye'de tanıştığı kadını Türkiye'ye getirerek Dicle Mahallesi Şahin Sokak 76 numaralı evi kiralayarak imam nikahı kıyarak birlikte yaşamaya başladı. Bal'ın 3 ay önce kiraladığı evin kirasını ödememesi eve giden ev sahibi kapının açık, içeride kimse olmadığını gördü. Apartmanın bodrum katına inen ev sahibi üzerine battaniye ile örtülmüş bir kadın cesedi görünce durumu polise bildirdi. Polis, kadının üzerinde 29 yaşındaki Fatma Şeho adına düzenlenmiş sahte bir kimlik buldu. Yapılan ilk incelemede kadının Suriye'de vatansız olarak yaşadığı ve Murat Bal ile birlikte Nusaybin'de yaşadığını belirledi. Kadının ölüm nedeninin belirlenmesi için cesedi otopsi yapılmak üzere Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Polis, cinayetle ilgili olarak kayıp olan Murat Bal'ı bulmak için çalışmalarını sürdürüyor.
12 Mart 2009, Yeni Şafak
TSK'dan 9 bölgeye giriş yasağı
Türk Silahlı Kuvvetleri resmi internet sitesinden açıklama yaptı. Açıklamaya göre 9 bölgeye giriş yasağı konuldu. Bu bölgeler 15 Mart 2009'dan 15 Haziran 2009'a kadar geçici güvenlik bölgesi olarak ilan edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri resmi internet sitesinden açıklama yaptı. Açıklamaya göre 9 bölgeye giriş yasağı konuldu. Bu bölgeler 15 Mart 2009'dan 15 Haziran 2009'a kadar geçici güvenlik bölgesi olarak ilan edildi.
12 Mart 2009, Star
DTP'li eylemci tutuklandı
Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının yıldönümü nedeniyle 15 Şubat'ta Antalya'da eylem yapan DTP'lilerden biri tutuklandı, 6 kişi serbest bırakıldı.
Demokratik Toplum Partisi (DTP)'nin, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasını protesto için 15 Şubat'ta Kazım Özalp Caddesi Kışlahan Meydanı'nda düzenlediği eylemde 7 kişi gözaltına alınmıştı. Zanlılardan 6'sı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, biri ise yaşı küçük olduğu için Çocuk Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından adliyeye sevk edildi.
'Suç ve suçluyu övmek ve terör örgütü propagandası yapmak' suçlarından savcılıkta ifadeleri alınan 7 kişiden 5'i serbest kaldı. Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen 2 kişiden birinin adli kontrol altında tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Hakim, Ebru G.'nin (19) ise tutuklanmasına karar verdi.
12 Mart 2009, Star
Öğretmen dayağı bu hale getirdi
Bağcılar Şükrü Savaşeri ilköğretim okulu 8'inci sınıf öğrencisi Uğur Yerli, arkadaşı ile kavga ettiği sırada araya giren sosyal bilgiler öğretmeni M. A.'nın kafasını tutarak 3 kez sıraya vurduğunu iddia etti. Sol gözü kapanan Uğur'un babası Şinasi Yerli, karakola giderek öğretmen M. A.'dan şikayetçi oldu.
İddiaya göre, Bağcılar Şükrü Savaşeri İlköğretim Okulu 8'inci sınıf öğrencisi 14 yaşındaki Uğur Yerli ile sınıf arkadaşı önceki gün ders arasında kavga etti. Bu sırada sınıfa giden Sosyal Bilgiler Öğretmeni M.A. öğrencileri ayırdı. Uğur'un kafasını tutan öğretmen 3 kez sıraya vurdu. Uğur Yerli aldığı darbelerle kendinden geçerek yere yığıldı. Öğretmenler, sol gözü kapanan Uğur'un babası Şinasi Yerli'yi okula çağırdı. Şinasi Yerli oğlunu alarak Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürdü.
ÇOK SİNİRLENDİM
Şinasi Yerli, konu ile ilgili olarak, "Okuldan öğle saatlerinde beni arayıp, 'Oğlunuz rahatsız. Doktora götürmeniz gerekiyor' dediler. Okula gittiğimde çocuğum kanlar içerisindeydi. Çok sinirlendim ama yine de kendime hakim oldum. Kötü bir şey yapmadım ve söylemedim. Alıp hastaneye götürdüm. Çocuğuma 'Ne oldu' diye sordum. 'Arkadaşla kavga ettim. Hoca gelip kafamı tutarak sıraya vurdu. Ben de kendimi kaybettim' dedi. Kavga ettiği arkadaşı da hastaneye geldi. 'Hoca kafasını masaya vurdu' dedi. Daha önceden benim çocuğuma gıcığı var. Geçen yıl oğluma, 'Bütün öğretmenleri senin aleyhine kışkırtıp, seni bu okuldan attıracağım' demiş. Kafayı takmış. Benim oğlum biraz hiperaktif. Şu anda da psikologdan yardım alıyor. Ama ne kadar yaramaz olursa olsun bu şekilde cezalandırmak gerekmiyor" şeklinde konuştu.
AĞZIM BURNUM DAĞILMIŞTI
Uğur Yerli ise olayla ilgili olarak, "Bir arkadaşımla kavga ediyorduk. Öğretmen arkamdan geldi. Kafamı tutup masaya bir kez vurdu. Ben o arada sersemledim ve kendimden geçtim. Daha sonra arkadaşlarımın bana anlattığını göre 2 kez daha vurmuş. Kendime geldiğimde ağzım burnum dağılmıştı. Geçen sene benle konuşmuştu. 'Senin aleyhinde konuşacağım' dedi" diye konuştu.
ŞİKAYETÇİ OLDULAR
Sol gözü kapanan Uğur'un babası Şinasi Yerli, karakola giderek M. A.'dan şikayetçi oldu.
12 Mart 2009, Gündem
Van F Tipi Cezaevi'ndeki tutuklulardan yakınları haber alamıyor
Van F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan yakınlarından haber alamadıklarını belirten tutuklu yakınları, yakınlarının durumundan endişe ettiklerini belirtti.
DTP Hakkâri İl binasında bir açıklama yapan tutuklu yakınları, Van F Tipi Cezaevi'nde bulunan yakınlarının durumundan endişe ettiklerini belirtti. Tutuklu kardeşinden bir süre haber almadığını belirten Besna Beyter, tutuklulara keyfi olarak bir yıl görüş yasağı getirildiğini öğrendiklerini ve bir haber alamadıklarını söyledi. Defalarca cezaevine gitmelerine rağmen yakınlarıyla görüştürülmediğini de ifade eden Beyter, cezaevinde 12 tutuklunun baskılara karşı açlık grevi başlattığını hatırlatarak. Beyter son olarak kamuoyuna cezaevlerindeki hak ihlallerine karşı duyarlı olunması çağrısı yaptı.
12 Mart 2009, Gündem
Cenaze törenine müdahale
Başkale'de dün gece Azıklı (Baz) Köyü sakinlerinin İran'a mazot getirmeye gittikleri sırada iki karakolun çapraz ateşinde kalmasının ardından yaşamını yitiren Murat Yılmaz için düzenlenen cenaze töreninde yürüyüş yapan bin kişiye polis gaz bombalarıyla müdahale etti.
Ayrıca Yılmaz'ın cenazesinin yıkanmak için götürüldüğü camiinin kapısına kilit vurularak, cenazenin camiye alınması engellendi. Müdahale'nin ardından çıkan arbede devam ediyor.
12 Mart 2009, Gündem
Başkale'de ikinci müdahale
İran sınırda askerlerin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Murat Yılmaz'ın cenaze töreninde kitleye yapılan gaz bombalı müdahalenin ardından, cenazeyi defin işlemleri için merkez camiine götüren kitleye camiyi kapatan polis ve jandarma ikinci kez gaz bombaları ve havaya ateş açarak müdahale etti. İlçede tüm kepenkler kapatılırken, kitle cenazeyle birlikte oturma eylemi yaparak Van-Hakkâri karayolunu trafiğe kapattı.
Sınırında askerlerin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Murat Yılmaz'ın cenaze töreninde kitleye yapılan ilk müdahalenin ardından, cenazeyi camiye taşıyan binlerce kişiye polis ikinci kez müdahale etti. Cenaze'nin defin işlemleri için Merkez Camisine doğru yürüyüşe geçen bini aşkın kişi camiye alınmayarak caminin kapılarının kapatılmasını protesto etmek için DTP İlçe binasına yürüdü. Aralarında DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan DTP Başkale Belediye Başkan Adayı İhsan Güler ve İHD Van Şube Başkanı Cüneyt Caniş'in de bulunduğu bini aşkın kişiye, polis ikinci kez havaya ateş açarak ve gaz bombalarıyla müdahale etti.
Yol trafiğe kapatıldı
Yüzlerce merminin sıkıldığı müdahalede çok sayıda kişi yaralanırken, kitle Van-Hakkari karayolunu trafiğe kapatarak cenazeyle birlikte oturma eylemi başlattı. Burada kısa bir konuşma yaparak müdahaleyi kınayan Milletvekili Kurtulan, Başkale Kaymakamı'na seslenerek, 'provokasyona son verin cenazemizi gömmek istiyoruz' diye seslendi.
İlçede hâlâ silah sesleri gelirken, DTP Milletvekili Fatma Kurtulan, İHD Van Şube Başkanı Caniş ve DTP Başkale Belediye Başkan Adayı Güler, olaylarla ilgili görüşmek üzere Emniyet Müdürlüğü'ne gitti. Yapılan görüşmenin ardından Yılmaz'ın cenazesi yüz araçlık konvoyla birlikte Azıklı Köyü'ne doğru yola çıkarıldı. Öte yandan tüm kepenklerin kapalı olduğu ve elektriklerin kesildiği ilçede gerginlik devam ediyor.
12 Mart 2009, Gündem
Azadiya Welat Nusaybin çalışanı Çelik gözaltına alındı
Önceki gün polislerce darp edilen Azadiya Welat gazetesi Nusaybin çalışanı Mehmet Ali Çelik, bu sabah evine düzenlenen baskın ile gözaltına alındı.
Nusaybin'de önceki gün polislerce darp edilen ve dün de polisler hakkında suç duyurusunda bulunan Azadiya Welat gazetesi Nusaybin çalışanı Mehmet Ali Çelik'in evine, bugün saat 05.00 sıralarında Nusaybin Merkez Jandarma Karakolu askerleri ve İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler tarafından basın düzenlendi. Baskında evdeki tüm eşyalar dağıtılırken, Çelik sorgulanmak üzere Nusaybin Merkez Karakolu'na götürüldü. Olayın hala şokunu yaşadıklarını belirten Çelik'in eşi Mizgin Çelik, yapılan baskında eşinin polislerce dövüldüğünü ve kendisine hakaret edildiğini iddia etti.
'Evde hiçbir şey bırakmadılar'
Baskında arama izninin askerler tarafından çıkarıldığını belirten Mizgin Çelik 'Sabah saat 05.00 sıralarında kapıyı kırarcasına çaldılar. Eşim kapıyı açar açmaz onu yere yatırdılar. Daha sonra evin her yerinin dağıtarak arama yaptılar. Bizler ne olduğunu anlayamamıştık. Eşimin kafasına ve beline basıyorlardı. Bizler bu durumdan şikâyetçiyiz' dedi. Çelik, çocuklarının fotoğraflarının bile alındığını söyledi.
'Anne ve babaya hakaret'
Ev baskını sırasında kendilerine hakaret edildiğini belirten baba Yusuf Çelik, baskının sebebini bilemediklerini söyledi. Baba Çelik, arama sırasında gelen askerlerin hepsinin genelde rütbeli olduklarını ifade ederek, 'Eve gelip arama yapan askerlerin hepsi rütbeli kişilerdi. Aralarında polislerde vardı. Bazı polisler yüzlerini maske ile kapatmışlardı. Oğlum onlardan bir kaçını tanıdığını belirtince oğlumu yere yıkarak onu dövmeye başladılar. Annesi oğluna yapılan bu saldırı karşısında tepki gösterdi. O esnada bir polis annesini duvara iterek hakaret etti' dedi. Yapılan baskında Çelik'in evinden kendisine ait günlük defteri, 81 CD, fotoğraflar, dergi, kitap, Azadiya Welat gazetesi'ne el konuldu. Baba Çelik, hala olayın şokunda olduklarını ve hiçbir şey anlayamadıklarını belirterek, oğlunun yapılan aram sonrasında gözaltına alınarak sorgulanmak üzere Nusaybin Merkez Karakolu'na götürüldüğünü söyledi.
DÜNYA HABERLERİ
12 Mart 2009, NTVMSNBC
Gazze raporu: 1434 ölü, 288'i çocuk
İsrail'in 22 gün süren Gazze saldırılarının bilançoso netleşti. Toplam 1434 kişinin öldüğü, bunlardan 288'inin çacuk olduğu açıklandı.
Filistin İnsan Hakları Merkezi, İsrail'in 27 Aralık 2008 - 18 Ocak 2009 tarihleri arasında Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 960'ı sivil toplam 1434 kişinin öldüğünü açıkladı.
Filistin İnsan Hakları Merkezi'nin raporunda, İsrail'in 22 günlük hava, kara ve denizden düzenlenen saldırılarında ölenler arasında 239 polis, 235 itfaiyeci bulunduğu, 960 sivilden 288'inin çocuk, 121'inin kadın olduğu bildirildi.
Sağlık Bakanlığının saldırılar sırasında toplam 5303 Filistinlinin yaralandığını doğruladığı belirtilen raporda, yaralılardan 1606'sının çocuk, 828'inin kadın olduğu aktarıldı.
Raporda İsrail'in ayrımsız ve ölçüsüz güç kullandığına dikkat çekilerek, savaşanlar ve savaşmayanlar arasında tarafların uyması gereken kuralı da ihlal ettiği kaydedildi.
Filistin İnsan Hakları Merkezi, Gazze saldırıları sırasında ölenlerin kimliklerini gelecek hafta yayınlayacağını, bu isimlerin yer aldığı listeyi internet sitesinden Arapça ve İngilizce olarak duyuracağını da ilan etti.
İnsan Hakları Merkezi, ayrıca İsrailli güçlerin işlediği suçların uluslararası alanda soruşturulması, saldırılarla ilgili olarak suçlanan siyasi ve askeri liderlerin kovuşturulması çağrısında bulundu.
12 Mart 2009, Haber X
Bush'a ayakkabıya 3 yıl hapis!
Bush'a Bağdat'taki basın toplantısı sırasında ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci Muntazar Ez Zeydi'nin duruşması sona erdi.
AABD'nin eski Başkanı George Bush'a Bağdat'taki basın toplantısı sırasında ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci Muntazar Ez Zeydi'nin duruşması sona erdi.
Mahkeme Ez Zeydi'nin 3 yıl hapis yatmasına karar verdi.
12 Mart 2009, Haber X
İran'da 4 idam
İran'da uyuşturucu kaçakçılığından idama mahkum olan 4 İranlının cezası infaz edildi...
Kayhan gazetesindeki haberde, 2 yıl önce güvenlik güçleriyle çatışmaya girdikten sonra yakalanan 4 İranlının ülkenin doğusundaki Tabas'da idam edildiği belirtildi.
Haberde, 2 yıl önceki olayda güvenlik güçlerinin baskın düzenlediği ve 1,4 ton uyuşturucu ile silah ele geçirdiği de kaydedildi.
Bu idamlarla İran'da 2009'un başından beri asılanların sayısı 61'e yükseldi. İran'da son yıllarda giderek daha fazla idam cezası kararı veriliyor. Uluslararası Af örgütüne göre 2007'de İran'da 317 kişi idam edildi. Bu verilere göre İran, Çin'in ardından dünyada en çok idam cezasının infaz edildiği ikinci ülke konumunda.
12 Mart 2009, Haber X
AİHM, Rusya'yı mahkum etti
AİHM, Rusya'nın, Çeçenistan'da 2001-2003 arasındaki silahlı saldırılar sırasında kaçırılan ve öldüğü düşünülen 13 Çeçenin ailelerine tazminat ödemesine karar verdi.
AİHM'den yapılan açıklamada, Çeçenlerin kaybolmasından Rusya'nın sorumlu olduğuna, tazminat ve mahkeme masrafları olarak toplam 531 bin euro civarında para cezası ödemesine hükmetti.
Kayıp kişilerin 35 akrabasının açtığı 3 davada, Rusya'nın aksini ispatlamadığı için öldüğü var sayılan kayıp kişilerle ilgili ailelerin sunduğu kanıtları makul bulduğu belirtildi.
Rusya'nın, bağlayıcı olmadan önce AİHM'nin bu kararına itiraz etmek için 3 aylık süresi bulunuyor.
12 Mart 2009, Haber 7
Darfur'da 6 yardım görevlisi kaçırıldı
Sudan'ın Darfur bölgesinde Sınır Tanımayan Hekimler (MSF) örgütünün Belçika kolu için çalışan 6 yardım görevlisinin kaçırıldığı bildirildi.
Bölgedeki BM barış gücü UNAMID'in sözcüsü Ahmed Selah, dün sabah 3'ü yabancı, 3'ü yerli olmak üzere MSF'nin 6 görevlisinin kaçırıldığını söyledi.
MSF'nin Brüksel'deki bürosundan yapılan açıklamada da bazı çalışanların Sudan'ın Darfur bölgesinde kaçırıldığı belirtildi.
12 Mart 2009, Haber 7
Tamil lideri Thamilenthi öldürüldü
Sri Lanka hükümetinin düzenlediği bir operasyonda Tamil gerillalarının bir liderinin öldürüldüğü bildirildi.
Ordu sözcüsü Udaya Nanayakkara, takma adı Thamilenthi olan Sabaratnam Selvathurai'nin, gerillaların elindeki son kent Puthukkudiyiruppu'da dün çıkan çatışmalarda öldüğünü belirtti.
Selvathurai'nin Tamil Kaplanlarının mali biriminden sorumlu olduğu kaydedildi. Tamillerin siyasi kanadının lideri S.P. Tamilselvan da 2007'de düzenlenen bir hava saldırısında öldürülmüştü.
Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları (LTTE) ülkenin kuzeyinde bağımsız bir devlet kurmak için 1983'ten beri hükümete karşı savaşıyor.
12 Mart 2009, Haber 1
13 kaçak Türk yakalandı
Macaristan'a giriş yapan Türk plakalı TIR'da 13 kaçak Türk vatandaşı yakalandı.
İfadeleri alınan kaçakların, TIR'ın Türk şoförüne, kendilerini Batı Avrupa ülkelerine götürmesi için para verdikleri anlaşıldı. 13 kaçak Türk Rumen makamlarına teslim edilirken, şoför, insan kaçakçılığı yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı.
12 Mart 2009, Yeni Şafak
Pakistan'da 18 militan öldürüldü
Pakistan'ın kuzeybatısındaki Mohmand bölgesinde ordu helikopterlerinin militanların sığınaklarına yönelik bombardımanında en az 18 militanın öldüğü bildirildi. Güvenlik yetkilileri, bombalanan bölgenin militanların ana üssü olduğunu ve militanların saldırılarını buradan düzenlediklerini kaydettiler. Yetkililer, militanların bombardımandan sonra kaçmaya başladıklarını belirttiler. Mohmand, yakın aylarda güvenlik güçleriyle militanlar arasındaki ağır çatışmaların olduğu Bajaur'un güneyinde bulunuyor.
MAZLUMDER HABERLERİ
12 Mart 2009, Timetürk
Sudan Darfur'u Müslümanlara açmalı...
Batının Darfur sorununa bakışını beğenmiyoruz ama İslam dünyasının bir vicdan merkezi oluşturması gerekmiyor mu?
Osman Atalay*
2003 yılından beri Darfur'da yaşanan kriz, uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)'nin Ömer el Beşir hakkında aldığı tutuklama kararı ile çok karmaşık bir sürece girdi. Karara başta Ömer el Beşir olmak üzere Afrika birliği, Arap birliği, İKÖ, İran ve Çin çok sert tepkiler verdi. Olayı İsrail, ABD ve emperyalistlerin Sudan'ı parçalaması olarak sundular... Evet, Sudan son 10 yılda petrol ve doğal gaz yatakları gelirleri ile zenginleşen bir ülke...
Mısır'ın hayat damarı Nil buradan geçer. Ömer el Beşir Mısır'da askeri eğitimini aldı ve ABD desteği ile yıllar önce Sudan'da gerçekleştirdiği darbeyle Sudan'ı uzun yılardır yöneten tek isim oldu. Sudan ülke kaynaklarını Çin ve Rusya ile beraber değerlendirerek, bu iki ülkeyi stratejik ortak olarak seçmiş bir ülkedir.
Tabii ki, UCM'ye Afganistan'da yaşananların, Filistin'de yaşananların, Irak'ta yaşananların hesabını soralım. UCM'nin bu kararını Amerika ve İsrail'in hesapları olarak değerlendirirken; Sudan'ın en büyük iki müttefiki ve ticari ortağı olan Rusya'dan 300 bin Çeçen'in katledilmesi ve yıllardır Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlarına yaptığının hesabını da soralım. UCM'den tüm katliamların hesabını soralım... İslam dünyasında yaşananları ABD ve İsrail'e endekslerken, Çin ve Rusya'nın da Müslümanlar üzerinde uyguladığı katliam ve zulümlerinin de hesabını sormalıyız..
Ömer el Beşir'e UCM'nin çifte standart uyguladığını kabul ediyoruz. Fakat Darfur'da 7 milyon Müslüman'ın 2003 yılından beri yaşadıklarını hem oradaki Müslümanlardan hem de batılı kurumlardan işitiyoruz. Burada Darfurlu Afrikalı ırkına mensup Müslüman kardeşlerimiz ile Sudanlı Arap Müslüman kardeşlerimizin kavgası var. Bu inkar edilemez bir hakikat. İkinci gerçek ise, batılı kaynaklara göre 300 bin çocuk kadın genç ihtiyar sudanlı yetkililer ve onların desteklediği Cancavid milisleri tarafından öldürüldüğüdür.
Sudan hükümeti ve el Beşir ise ölen insanların sayısının 10 bin kadar olduğu söylüyor. Fakat, Ömer el Beşir Darfur sorununa batılılar ve Müslümanların da karışmasını istemiyor. Sorun asıl işte tam burada. Ömer el Beşir'in hakkını Ömer el Beşire verelim, amenna fakat, Darfur Müslümanlarının hakkını ve hukukunu kim koruyacak? Arap birliği ve Afrika birliği sadece yılda birkaç kez bira araya gelip konferans toplantıları yapan kurumlar. İKÖ 2 dönem başkanlığı Türkiye'de olmasına rağmen maalesef Darfur sorununa gözünü ve kulağını kapatmaktan öte hiçbir şey yapmamıştır.
Darfur'a girmek ve burada insanlar ile konuşmak, sorunu incelemek için acil bir komisyon oluşturulması gerekiyor. Bu bölgede gerek Sudan, gerekse Darfurlu insanların eğitimi öğretimi ve sorun çözme gelenekleri çok yetersiz ve acımasız türden. Ömer el Beşir Darfur'un kapılarını hiç değilse Müslümanlara açmalı. Bu sorunu masaya çözme inancı ile yatırmalı.
Türkiye'den sivil toplum kuruluşları özellikle Mazlum-der gibi kurumların, ayrıca TBMM insan hakları komisyonu ve Sudan dostluk gurupları vekilleri bölgeye giderek Darfurlu Müslümanların sorunlarını dinlemeli. Batının Darfur sorununa bakışını beğenmiyoruz ama İslam dünyasının bir vicdan merkezi oluşturması gerekiyor. O zaman, Darfurlu Müslümanları, Gazzeli, Doğu Türkistanlı, Çeçenistan, Irak ve Hamalı katledilen Müslümanların hesabını soracağımız bir vicdan adalet mekanizmasını kurmak zorundayız...
UCM'nin karşısına bir teşkilat oluşturmamız gerekmiyor mu? Ömer el Beşir'e "tamam sana çifte standart var, yanındayız" derken, Darfur sorununu çözmeye yönelik bir refleks göstermemek asıl Darfurlu Müslümanlara karşı adaletsizlik ve çifte standart yapmış oluruz. Küresel emperyalizmin İslam topraklarında fitne çıkarması olarak olaya bakmak, çok sığ ve adaletsiz bir bakış açısıdır. Sorun Darfurlu Müslümanlar ile sudanlı Müslümanları çözüme götürecek bir adalet mekanizmasının kurulması ile çözülecektir. UCM eleştirildiği kadar kesinlikle Ömer el Beşir hükümetinin de Darfur sorununu çözmeye ikna edecek yaptırımı diretmek zorundayız...
Soruna genel dünya siyaseti açısından bakmak yerine Darfur özeline girerek sorunu anlamaya yönelik bakmalıyız. Bunun da tek çözümü Ömer el Beşir Darfur'u Müslüman gözlemcilere açmalı. İslam dünyası ulemalarının bu konuya hakemlik edecek bir platformu oluşturmalıdır. Konjonktürün sağladığı avantajı AK Parti hükümetinin değerlendirme şansına sahip olduğunu unutmamak gerekir.
*İHH Yönetim Kurulu üyesi, araştırmacı, yazar.
12 Mart 2009, Taraf
Hainlerden taraf olma(mak)!
EMRULLAH BEYTAR* / Roma sözleşmesine dayanılarak kurulmuş bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi`nin geçen günlerde almış olduğu karara göre Sudan Devlet Başkanı El Beşir `Soykırım ve insanlığa karşı suç` işlediği iddiası ile hakkında tutuklama kararı alınmıştır
Roma sözleşmesine dayanılarak kurulmuş bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi`nin geçen günlerde almış olduğu karara göre Sudan Devlet Başkanı El Beşir`Soykırım ve insanlığa karşı suç` işlediği iddiası ile hakkında tutuklama kararı alınmıştır. Bu karar uluslararası medya organlarınca insan hakları alanında büyük bir gelişme olarak kamuoyuna sunuldu. Peki hakkında çıkarılan bu kararın gerekçesi neydi. Darfur bölgesindeki yerli halka yönelik doğrudan ve dolaylı Sudan ordusu/devletinin soykırım boyutlarına varan cinayetleri gerekçe olarak gösterilmektedir. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında katledilen insan sayısı yüz binleri gösterirken, Sudan ölü sayısının on bin olduğunu söylemektedir. Sudan devleti bu rakamsal açıklamasıyla Darfur bölgesindeki yerli halka karşı soykırım ve insanlığa karşı suçu işlediğini farkına varmadan kabul etmiştir.
Mahkemenin bu tutuklama kararına karşı Türkiye Başbakanı`nın açıklamaları ve akabinde Meclis Başkanı`nın açıklamalarını insan hakları adına kaygı verici bulmaktayım. Zira Sudan resmi makamlarınca açıklanmış rakamlara baktığımızda El Beşir yönetimindeki Sudan`ın açıkça bir soykırım suçu işledikleri ortadadır. Başbakan`ın Davos`ta, Filistinlilere karşı soykırım suçu işleyen İsrail Cumhurbaşkanı`na karşı sergilemiş olduğu erdemli tavrını El Beşir karşısında da sürdürmemesi akla çok ciddi soru işaretleri getirmiştir. İnsan hakları, evrensel ahlak ve erdemin en belirleyici özelliği/kriteri çifte standartçı olmamasıdır. İnsan hakları için en büyük iki tehdit çifte standart ve maslahat anlayışıdır. Başbakan`ın iki soykırımcı (İsrail, Sudan) karşısındaki tavrı çifte standartçı bir tavırdır. Meclis Başkanı Köksal Toptan`ın `Sudan devlet başkanı seçilmiş biridir` cümlesine Ahmet Altan`Seçilmiş biri milis örgütleri kurup onları ordu desteğiyle köy baskınlarına göndererek yüz binlerce insanı öldürtebilir mi` sorusunu sormuştur. Sayın Toptan`ın bu soruya ne cevap vereceğini bilmem ama Türkiye`deki fail-i meşhur cinayetlerin arkasında acaba bizdeki seçilmişler yok muydu? Ergenekon soruşturması Fırat`ın doğusuna kaydığında bu soruma cevap verilebileceği kanaatindeyim.
Taraf`ın 07.03.2009 tarihli nüshasında Ahmet Altan`ın `Gazze`den Darfur`a yol gider` yazısında AKP`lilere ve dindar kardeşlerine net bir soru sormuştu. Soru bence anlamlı ve çok yerinde bir sorudur. Dindar Müslümanlar Altan`ın sorusuna gerçekçi bir cevap verir mi vermez mi onu bilemem. Vereceklerine dair çok güçlü bir ümide de sahip değilim. Türkiye`deki muhafazakârların önemli bir kısmı maslahatcı bir anlayışa sahiptir. Maslahatın egemen olduğu bir zihin dünyasında ilkelerden ziyade faydacılık tercih edilmektedir.
Maslahattan ziyade ahlakı ve adaleti kendine prensip etmiş bir dindar müslüman El Beşir`i savunabilecek bir gerekçe bulamaz. Başbakanın söz ve davranışının birçok kişi nazarında mutlak doğrular olarak kabul gördüğü de bir gerçektir. Başbakanın ve muhafazakâr dindarların muhtevası aynı, failleri farklı olan iki olaya farklı reaksiyon göstermelerinin Kur`an-ı Kerim`deki ilahi mesajlarla bağdaşır bir tarafı olmadığı Nisa süresi 105. ayette açıkça ortaya konmaktadır. Bu ayette `Allah`ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana kitab`ı hak ile indirdik; Hainlerden taraf olma` diyerek Hz. Peygamberi uyarmıştır. Bu ayetin nazil sürecini müfessirler şöyle açıklamaktadır. Mekke`den Medine`ye hicret etmiş bulunan bir sahabe bir zırh çalıp bir Yahudi`ye satmış ve zırh bu Yahudi`nin evinde bulunmuştur. Bunun üzerine bu kişi Hz. Peygamberin huzuruna çıkarılmış ve yargılanmıştır. Yargılanma esnasında bu zırhı kendisinin çalmadığını bunu falan kişiden aldığını söylemiş olmasına rağmen Peygamberin o dönemdeki topluluğun tesirinde kalarak Yahudi kişi aleyhine hüküm tesis etmeye kalkışmak üzereyken Allah yukarıda zikrettiğimiz ayeti indirerek Hz. Peygamberi uyarmıştır. Allah bu ayetle insanlara adalet üzerine hüküm kurmasını ve hainleri savunmaması gerektiğini emretmektedir. O dönemdeki toplumsal hastalığın halen farklı formatlarda devam ediyor olması insanın gerçekliğini ortaya koymaktadır. Bugün Batı`nın çifte standartçı politikalarını gerekçe göstererek El Beşir`in soykırımına sessiz kalmak hatta ona destek vermek hainleri savunma anlamına gelmiyor mu. Birilerinin yanlışları ve haksızlıkları bizim de bir başkasına haksızlık yapmamızı veya haksızlığa karşı durmamayı meşrulaştırır mı. Bence meşrulaştırmaz. Çünkü ilahi mesaj ve evrensel ahlak zulme ve zalime karşı erdemli bir tavır takınılması gerektiğini emretmektedir.
*MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı/ emrullahbeytar@gmail.com
12 Mart 2009, Gazeten.com
Sudan Darfur'u Müslümanlara açmalı...
Batının Darfur sorununa bakışını beğenmiyoruz ama İslam dünyasının bir vicdan merkezi oluşturması gerekmiyor mu?
Osman Atalay*
2003 yılından beri Darfur'da yaşanan kriz, uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)'nin Ömer el Beşir hakkında aldığı tutuklama kararı ile çok karmaşık bir sürece girdi. Karara başta Ömer el Beşir olmak üzere Afrika birliği, Arap birliği, İKÖ, İran ve Çin çok sert tepkiler verdi. Olayı İsrail, ABD ve emperyalistlerin Sudan'ı parçalaması olarak sundular... Evet, Sudan son 10 yılda petrol ve doğal gaz yatakları gelirleri ile zenginleşen bir ülke...
Mısır'ın hayat damarı Nil buradan geçer. Ömer el Beşir Mısır'da askeri eğitimini aldı ve ABD desteği ile yıllar önce Sudan'da gerçekleştirdiği darbeyle Sudan'ı uzun yılardır yöneten tek isim oldu. Sudan ülke kaynaklarını Çin ve Rusya ile beraber değerlendirerek, bu iki ülkeyi stratejik ortak olarak seçmiş bir ülkedir.
Tabii ki, UCM'ye Afganistan'da yaşananların, Filistin'de yaşananların, Irak'ta yaşananların hesabını soralım. UCM'nin bu kararını Amerika ve İsrail'in hesapları olarak değerlendirirken; Sudan'ın en büyük iki müttefiki ve ticari ortağı olan Rusya'dan 300 bin Çeçen'in katledilmesi ve yıllardır Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlarına yaptığının hesabını da soralım. UCM'den tüm katliamların hesabını soralım... İslam dünyasında yaşananları ABD ve İsrail'e endekslerken, Çin ve Rusya'nın da Müslümanlar üzerinde uyguladığı katliam ve zulümlerinin de hesabını sormalıyız..
Ömer el Beşir'e UCM'nin çifte standart uyguladığını kabul ediyoruz. Fakat Darfur'da 7 milyon Müslüman'ın 2003 yılından beri yaşadıklarını hem oradaki Müslümanlardan hem de batılı kurumlardan işitiyoruz. Burada Darfurlu Afrikalı ırkına mensup Müslüman kardeşlerimiz ile Sudanlı Arap Müslüman kardeşlerimizin kavgası var. Bu inkar edilemez bir hakikat. İkinci gerçek ise, batılı kaynaklara göre 300 bin çocuk kadın genç ihtiyar sudanlı yetkililer ve onların desteklediği Cancavid milisleri tarafından öldürüldüğüdür.
Sudan hükümeti ve el Beşir ise ölen insanların sayısının 10 bin kadar olduğu söylüyor. Fakat, Ömer el Beşir Darfur sorununa batılılar ve Müslümanların da karışmasını istemiyor. Sorun asıl işte tam burada. Ömer el Beşir'in hakkını Ömer el Beşire verelim, amenna fakat, Darfur Müslümanlarının hakkını ve hukukunu kim koruyacak? Arap birliği ve Afrika birliği sadece yılda birkaç kez bira araya gelip konferans toplantıları yapan kurumlar. İKÖ 2 dönem başkanlığı Türkiye'de olmasına rağmen maalesef Darfur sorununa gözünü ve kulağını kapatmaktan öte hiçbir şey yapmamıştır.
Darfur'a girmek ve burada insanlar ile konuşmak, sorunu incelemek için acil bir komisyon oluşturulması gerekiyor. Bu bölgede gerek Sudan, gerekse Darfurlu insanların eğitimi öğretimi ve sorun çözme gelenekleri çok yetersiz ve acımasız türden. Ömer el Beşir Darfur'un kapılarını hiç değilse Müslümanlara açmalı. Bu sorunu masaya çözme inancı ile yatırmalı.
Türkiye'den sivil toplum kuruluşları özellikle Mazlum-der gibi kurumların, ayrıca TBMM insan hakları komisyonu ve Sudan dostluk gurupları vekilleri bölgeye giderek Darfurlu Müslümanların sorunlarını dinlemeli. Batının Darfur sorununa bakışını beğenmiyoruz ama İslam dünyasının bir vicdan merkezi oluşturması gerekiyor. O zaman, Darfurlu Müslümanları, Gazzeli, Doğu Türkistanlı, Çeçenistan, Irak ve Hamalı katledilen Müslümanların hesabını soracağımız bir vicdan adalet mekanizmasını kurmak zorundayız...
UCM'nin karşısına bir teşkilat oluşturmamız gerekmiyor mu? Ömer el Beşir'e "tamam sana çifte standart var, yanındayız" derken, Darfur sorununu çözmeye yönelik bir refleks göstermemek asıl Darfurlu Müslümanlara karşı adaletsizlik ve çifte standart yapmış oluruz. Küresel emperyalizmin İslam topraklarında fitne çıkarması olarak olaya bakmak, çok sığ ve adaletsiz bir bakış açısıdır. Sorun Darfurlu Müslümanlar ile sudanlı Müslümanları çözüme götürecek bir adalet mekanizmasının kurulması ile çözülecektir. UCM eleştirildiği kadar kesinlikle Ömer el Beşir hükümetinin de Darfur sorununu çözmeye ikna edecek yaptırımı diretmek zorundayız...
Soruna genel dünya siyaseti açısından bakmak yerine Darfur özeline girerek sorunu anlamaya yönelik bakmalıyız. Bunun da tek çözümü Ömer el Beşir Darfur'u Müslüman gözlemcilere açmalı. İslam dünyası ulemalarının bu konuya hakemlik edecek bir platformu oluşturmalıdır. Konjonktürün sağladığı avantajı AK Parti hükümetinin değerlendirme şansına sahip olduğunu unutmamak gerekir.
*İHH Yönetim Kurulu üyesi, araştırmacı, yazar.
12 Mart 2009, Davarcıforum.com
Sudan Darfur'u Müslümanlara açmalı...
Batının Darfur sorununa bakışını beğenmiyoruz ama İslam dünyasının bir vicdan merkezi oluşturması gerekmiyor mu?
2003 yılından beri Darfur'da yaşanan kriz, uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)'nin Ömer el Beşir hakkında aldığı tutuklama kararı ile çok karmaşık bir sürece girdi. Karara başta Ömer el Beşir olmak üzere Afrika birliği, Arap birliği, İKÖ, İran ve Çin çok sert tepkiler verdi. Olayı İsrail, ABD ve emperyalistlerin Sudan'ı parçalaması olarak sundular... Evet, Sudan son 10 yılda petrol ve doğal gaz yatakları gelirleri ile zenginleşen bir ülke...
Mısır'ın hayat damarı Nil buradan geçer. Ömer el Beşir Mısır'da askeri eğitimini aldı ve ABD desteği ile yıllar önce Sudan'da gerçekleştirdiği darbeyle Sudan'ı uzun yılardır yöneten tek isim oldu. Sudan ülke kaynaklarını Çin ve Rusya ile beraber değerlendirerek, bu iki ülkeyi stratejik ortak olarak seçmiş bir ülkedir.
Tabii ki, UCM'ye Afganistan'da yaşananların, Filistin'de yaşananların, Irak'ta yaşananların hesabını soralım. UCM'nin bu kararını Amerika ve İsrail'in hesapları olarak değerlendirirken; Sudan'ın en büyük iki müttefiki ve ticari ortağı olan Rusya'dan 300 bin Çeçen'in katledilmesi ve yıllardır Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlarına yaptığının hesabını da soralım. UCM'den tüm katliamların hesabını soralım... İslam dünyasında yaşananları ABD ve İsrail'e endekslerken, Çin ve Rusya'nın da Müslümanlar üzerinde uyguladığı katliam ve zulümlerinin de hesabını sormalıyız..
Ömer el Beşir'e UCM'nin çifte standart uyguladığını kabul ediyoruz. Fakat Darfur'da 7 milyon Müslüman'ın 2003 yılından beri yaşadıklarını hem oradaki Müslümanlardan hem de batılı kurumlardan işitiyoruz. Burada Darfurlu Afrikalı ırkına mensup Müslüman kardeşlerimiz ile Sudanlı Arap Müslüman kardeşlerimizin kavgası var. Bu inkar edilemez bir hakikat. İkinci gerçek ise, batılı kaynaklara göre 300 bin çocuk kadın genç ihtiyar sudanlı yetkililer ve onların desteklediği Cancavid milisleri tarafından öldürüldüğüdür.
Sudan hükümeti ve el Beşir ise ölen insanların sayısının 10 bin kadar olduğu söylüyor. Fakat, Ömer el Beşir Darfur sorununa batılılar ve Müslümanların da karışmasını istemiyor. Sorun asıl işte tam burada. Ömer el Beşir'in hakkını Ömer el Beşire verelim, amenna fakat, Darfur Müslümanlarının hakkını ve hukukunu kim koruyacak? Arap birliği ve Afrika birliği sadece yılda birkaç kez bira araya gelip konferans toplantıları yapan kurumlar. İKÖ 2 dönem başkanlığı Türkiye'de olmasına rağmen maalesef Darfur sorununa gözünü ve kulağını kapatmaktan öte hiçbir şey yapmamıştır.
Darfur'a girmek ve burada insanlar ile konuşmak, sorunu incelemek için acil bir komisyon oluşturulması gerekiyor. Bu bölgede gerek Sudan, gerekse Darfurlu insanların eğitimi öğretimi ve sorun çözme gelenekleri çok yetersiz ve acımasız türden. Ömer el Beşir Darfur'un kapılarını hiç değilse Müslümanlara açmalı. Bu sorunu masaya çözme inancı ile yatırmalı.
Türkiye'den sivil toplum kuruluşları özellikle Mazlum-der gibi kurumların, ayrıca TBMM insan hakları komisyonu ve Sudan dostluk gurupları vekilleri bölgeye giderek Darfurlu Müslümanların sorunlarını dinlemeli. Batının Darfur sorununa bakışını beğenmiyoruz ama İslam dünyasının bir vicdan merkezi oluşturması gerekiyor. O zaman, Darfurlu Müslümanları, Gazzeli, Doğu Türkistanlı, Çeçenistan, Irak ve Hamalı katledilen Müslümanların hesabını soracağımız bir vicdan adalet mekanizmasını kurmak zorundayız...
UCM'nin karşısına bir teşkilat oluşturmamız gerekmiyor mu? Ömer el Beşir'e "tamam sana çifte standart var, yanındayız" derken, Darfur sorununu çözmeye yönelik bir refleks göstermemek asıl Darfurlu Müslümanlara karşı adaletsizlik ve çifte standart yapmış oluruz. Küresel emperyalizmin İslam topraklarında fitne çıkarması olarak olaya bakmak, çok sığ ve adaletsiz bir bakış açısıdır. Sorun Darfurlu Müslümanlar ile sudanlı Müslümanları çözüme götürecek bir adalet mekanizmasının kurulması ile çözülecektir. UCM eleştirildiği kadar kesinlikle Ömer el Beşir hükümetinin de Darfur sorununu çözmeye ikna edecek yaptırımı diretmek zorundayız...
Soruna genel dünya siyaseti açısından bakmak yerine Darfur özeline girerek sorunu anlamaya yönelik bakmalıyız. Bunun da tek çözümü Ömer el Beşir Darfur'u Müslüman gözlemcilere açmalı. İslam dünyası ulemalarının bu konuya hakemlik edecek bir platformu oluşturmalıdır. Konjonktürün sağladığı avantajı AK Parti hükümetinin değerlendirme şansına sahip olduğunu unutmamak gerekir.
*İHH Yönetim Kurulu üyesi, araştırmacı, yazar.