11 Eylül, 21. yüzyılın şiddet perdesini aralayan önemli bir dönüm noktasıdır. Hadisenin gerçekleşmesinin ardından Amerikan kamuoyunda olayı ortaya çıkaran tarihî, sosyoekonomik ve siyasî nedenler yeterince tartışılmamış, o günkü hâkim paradigma bu olayı küresel bir hesaplaşmaya kadar götürmüştür.
Saldırının kaynağı olduğu düşünülen İslam coğrafyasına karşı başlatılan bir tür “dönüştürme ve kontrol etme operasyonları” insanlığın ortak değerlerine karşı büyük bir darbe indirerek kapanmaz bir yara açmıştır. O güne dek her türlü sorunun çözüm mercii olarak gösterilen uluslararası kurumlar, anlaşmalar, belgeler ABD’nin başını çektiği savaş ittifakını engelleyememiştir.
Afganistan’la başlayıp İslam coğrafyasının çeşitli yerlerine doğru muhtelif şekillerde devam eden işgal dalgası, bölgenin tarihî, sosyal ve siyasî reflekslerine müdahale ederek geniş bir şiddet dalgası doğurmuş ve bu şiddet dalgası, bugün itibariyle süreci başlatan hâkim paradigmanın çözebileceği boyutun çok ötesine geçmiştir.
Kaynağı, nedenleri, sorumluları halen belirsiz olan bir olay karşısında başlatılan bu harekâtta tüm dünya Afganistan ve Irak’taki sivil yerleşim yerlerinin nasıl bombalandığını, birçok altyapı hizmetinin nasıl çökertildiğini, binlerce insanın mahkûm durumuna düşüp kanunsuzca nasıl ortadan kaybolduğunu, her türlü kültürel mirasın ve öz kaynakların nasıl talan edildiğini, binlerce kadının dul ve binlerce çocuğun yetim kalmasını ibretle izlemiştir.
İslam coğrafyasında yaşanan bu insanlık trajedisine karşı batı dünyasında yer yer olumlu çıkışlar görülse de, belli merkezler ısrarla “terörün ve şiddetin kaynağının İslam/İslamcılar olduğu” propagandasını yaparak Müslümanlara karşı büyük bir korku ve öfke selinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Endonezya’dan Fas’a kadar İslam dünyasının her bölgesinde ve batı dünyasında Müslümanlara yönelik yapılan her türlü kanunsuzluk, “güvenlik” gerekçesiyle mazur görülmüştür. Halen sayıları binlerle ifade edilen Müslüman genç, ABD ve müttefiklerinin elinde bilmedikleri bir suçun cezasını çekmektedir.
Sonuç olarak 11 Eylül saldırıları daha geniş bir şiddet dalgasıyla karşılık bularak Afganistan’da yüz binlerin, Irak’ta bir milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. Amerikan yönetimi yıllarca bu şiddet dalgasının haklılığını savunmuş, işlenen insanlık suçlarını kabul etmemiştir. ABD’deki yönetim değişikliğinin doğurduğu ümitler aradan geçen zamanda halen çözümsüzlüğün devam etmesinden ötürü karamsarlığa ve ümitsizliğe dönmeye başlamıştır.
11 Eylül saldırılarının yeniden değerlendirilmesi, ABD ve müttefiklerinin bölgeye yönelik emperyal çıkarlarından vazgeçmesi, bu büyük insanlık suçuna karışan her sorumlunun yargılanması, insani bir temel üzerinden uluslararası anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi noktasında MAZLUMDER tüm kurumlara, devletlere, uluslararası kuruluşlara ve tüm insanlığa çağrıda bulunmaktadır.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi