İnsan Hakları Ortak Platformu Basın Açıklaması:
Daha önce "Kay-Ra" olan ismini "Zirve" olarak değiştiren ve
Hıristiyanlıkla ilgili eserler yayımlayan yayınevine düzenlenen saldırıda 3
kişi yaşamını yitirirken, 2 kişi de ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştır.
Ölenlerin ellerinin arkadan bağlı olduğu ve bıçakla boğazları kesilerek
öldürüldükleri bildirilmektedir.
Olayla ilgili olarak dört kişinin gözaltına alındığı,
soruşturmanın sürdürüldüğü ve ölenlerin herhangi bir koruma taleplerinin
Emniyet'e ulaşmadığı yolundaki resmi açıklamalar tatmin ve ikna edici olmaktan
uzaktır. Bu insanların bir süreden beri tehditler aldıklarına ilişkin
yayınların olaydan hemen sonra başlaması, Zirve Yayıncılık yetkililerinin
konuyla ilgili açıklamaları ve yerel insan hakları savunucularından alınan
bilgiler, bir süre önce hem adlarını, hem de bürolarını değiştirmek zorunda
kalan maktullerin, ciddi bir baskı ve tehdit altında olduklarını ortaya
koymaktadır. Daha önce kendilerine gelen kargoları almaları ve dolayısıyla faaliyetleri
ve ticaretleri engellenen bu insanların yaşadıkları tehditlerin çok da
gizli-saklı olmadığı ve Malatya'da birçok insan tarafından bilindiği
anlaşılmaktadır.
İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek
bu saldırı dolayısıyla yeniden bildik açıklamalar, birbiri ardı sıra kınama
mesajları ve Türkiye'nin dünyaya nasıl rezil edildiğine dair yakınmalar sürüme
sokulacak ve büyük bir ihtimalle yine psikolojik bunalımda olan üç-beş çocuğun
cinayeti denilerek olay unutulmaya terk edilmek istenecektir.
Oysa bu saldırı, farklılıklara tahammülsüzlüğün,
nasıl bir kin ve düşmanlığı beslediğini ve farklı kimliklere mensup insanların
ne kadar büyük bir tehdit ve tehlike altında olduklarını bir kez daha
gözlerimizin içine sokarcasına göstermiştir. Bilinmelidir ki, hiçbir gerekçeyle
meşrulaştırılamayacak bu cinayetlerin sorumlusu, sadece eli kanlı katiller
değildir. Bu tür insanlık dışı saldırıların üzerine yeterince gitmeyen ve adeta
bu cinayetleri örtbas etmek isteyen görevliler ve sorumluluğunun gereğini
yerine getirmeyen tüm yetkililer, bu saldırıların suç ortağı olmaktan
kurtulamazlar. Unutulmamalıdır ki, maktullerin kanı, bu saldırılar karşısında
gerekli duyarlılığı sergilemeyen ve yetkililere hesap sormayan toplumun her
bireyinin, hepimizin üzerine sıçramıştır.
Başka ülkelerde cereyan etmesi halinde
hükümetleri sarsacak çaptaki bu olay da, muhtemelen İçişleri Bakanının bile
koltuğunu sallamaya yetmeyecektir. Çünkü yayınevine geçmişte bir saldırı
girişiminde bulunulmuş ve buna yönelik hiç bir önlem alınmamıştır. Yerel
yetkililer, emniyetten bir koruma talebinde bulunulmadığını ileri sürerek bu
ihmallerini haklılaştırmaya çalışmaktadırlar. Oysa misyonerlik faaliyetlerini
Milli Güvenlik Kurulu gündemine alabilen, dolayısıyla başka din mensuplarının
propaganda faaliyetlerini önemli bir tehdit ve güvenlik sorunu olarak algılayan
resmi yaklaşımların, bu ve benzeri cinayetlerdeki rolü görmezden
gelinemez. Bu
çerçevede, özellikle siyasi parti yetkililerini, askeri bürokrasi
mensuplarını, medya mensuplarını; farklı dini veya etnik
kökenlere sahip yurttaşlarımızı yeni cinayetlerin hedefi haline
getirebilecek ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici söylemlerden uzak durmaya
çağırıyoruz
İnsan Hakları Ortak Platformu, bu menfur
cinayeti kınamakta, yaşamını yitirenlerin yakınlarına başsağlığı dilemekte ve
hükümetin, ciddi baskı ve tehdit altında oldukları bilinen farklı kimliklere
mensup insanlarımızın güvenliklerinin sağlanması için gereken duyarlılığı
göstermesi için bir kez daha çağrıda bulunmaktadır