Yurt İçi Raporlar

YUNUS GÜZEL RAPORU

 





YUNUS GÜZEL RAPORU


















GİRİŞ

Sayın başkanlıkça, Antakya 1968 doğumlu, Şaban oğlu Yunus Güzel adlı kişinin, 23 Ekim 2001 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü nezarethanesinde ölmesi ile ilgili raporumu hazırlamam istenmiştir.

Yunus Güzel, İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 16-22 Ekim 2001 günlerinde yürütülen operasyonlar sırasında gözaltına alınmıştır.

Konu hakkında araştırmaya ölen kişinin ailesinden başlanmış, ailenin avukatı Behic Aşçı bey ile telefonda, aynı bürodan Av. Sevgi Hanım ile de vicahen bürosunda görüşülmüş, bu arada İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden müdür yardımcısı Mehmet Altınay ile telefonda görüşülmüştür. İlgililerin beyanları ile değerlendirmemiz aşağıdadır.

AİLE İLE GÖRÜŞMEMİZ

Yunus Güzel’in Antakyalı olduğunu öğrenmemiz üzerine telefon yolu ile ulaştığımız Antakya/Esenbulak Mahallesi muhtarlığına not bırakmamız üzerine, Yunus Güzel’in ağabeyi Vahid Güzel’in bizi araması üzerine kendisi ile telefon vasıtası ile görüşme yaptık.

Vahid Güzel konuşmasında, kendisinin inşaat işçisi olduğunu, anne ve babasının halen yaşadığını, 1968 doğumlu kardeşi Yunus Güzel’in bekar, sabıkasız olduğunu, Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde okumakta olduğunu 1994 yılından bu yana da kendisinden haber alamadıklarını beyan etmiştir.

Olayla ilgili olarak da, kardeşinin vefatını duymaları üzerine İstanbul’a hareket ettiklerini, Boğaz Köprüsü’nde polisin kendilerini karşıladığını, birlikte Çapa Tıp Fakültesine, Emniyet Müdürlüğüne ve sağlık ocağına giderek resmi işlemleri yaptıklarını bundan sonra cenazeyi alarak memleketlerine hareket ettiklerini, yine Boğaz Köprüsü çıkışına kadar polisin kendilerine eşlik ettiğini söylemiştir.

Vahid Güzel beyanında kardeşinin ölümünü şüpheli ölüm olarak gördüğünü, hiçbir devlet yetkilisinin kendileri ile ilgilenmediğini belirtmiştir. Vahid Güzel, ölüm olayının soruşturmasında kendilerini temsil etmek üzere Av. Behic Aşçı’ya vekaletname verdiğini sair hususları kendisinden öğrenebileceğimizi belirtmiştir.

AİLE AVUKATI BEHİÇ AŞÇI İLE GÖRÜŞMEMİZ

Av. Behiç Aşçı’nın İstanbul Barosu levhasındaki telefonundan ulaşılmaya çalışılmış, ancak henüz taşınmış olmalarından dolayı geç ulaşılmıştır. Hukuk bürosundan Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı 2001/25014 hazırlık no ile kayıtlı suç duyurusu örneği ile adli tıp raporu edinilmiştir. Suç duyurusu içeren dilekçede ölümün normal ölüm olmadığı, şüpheli ölüm olduğuna ilişkin görüşler dile getirilmiştir. Adli tıp raporunda ise, ölümün ası suretiyle olduğu, ası esnasında kişinin canlı bulunduğu bildirilmiştir. Yine raporda alın kısmında 5 cm büyüklüğünde, keza sol el bileği dış kısımlarında “ası”nın doğal sonucu olarak kabul edilemeyecek izlerin müşahede edildiği görülmüştür.

EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ İLE GÖRÜŞMEMİZ

27 Kasım 2001 günün 636 12 00 nolu telefondan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünü arayarak bir dizi görüşmeden sonra müdür yardımcısı Mehmet Altınay ile görüştük. Konuyu izahtan sonra görüşme yapıp yapamayacağımızı sorduk. Kendileri bu hususta bir basın açıklaması yaptıklarını bu açıklamayı müdürlüğe gelerek alabileceğimizi ifade etmişlerdir.

28 Kasım 2001 günü saat 11:00 sıralarında Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine giderek görüşme talebimizi yineledik. Müracaat memurluğunun bağlantı kurduğu memure hanım müdürlerinin toplantıda olduğundan bahisle görüşmenin mümkün olamayacağını, yine yazılı bir basın açıklaması olmadığını, ancak medya karşısında yetkili müdürlerin sözlü açıklama yapmış olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine görüşmenin bizim için önemli olduğunu anlattık. Görevli memure durumu müdürlerine ileteceğini bildirmiştir.

Raporu yazdığımız güne kadar Emniyet Müdürlüğünden herhangi bir bilgi ve açıklama tarafımıza ulaşmamıştır.

HUKUKİ DÜZENLEMELER

Anayasa 17.maddesi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 2.maddesi herkesin yaşama hakkı bulunduğunu hüküm altına almıştır. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu 13.madde ile İnsan Hakları İçin Avrupa Sözleşmesi 5.maddesi polisin yakalama ve gözaltında bulundurma şartlarını, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası değişik 128 maddesi yakalamayı, 135/A maddesi yasak sorgu ve delil değerini, Türk Ceza Yasası 243 yasak sorgunun bağlı olduğu müeyyideyi/cezai yaptırımı düzenlemektedir. Genel nitelikteki bu düzenlemeler değerlendirmemizde dikkate alınmıştır. Bunlar dışında 01.10.1998 tarih ve 23480 sayılı resmi gazetede yayınlanan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği bulunmaktadır. Yönetmeliğin 7.maddesi yakalamayı, 8.maddesi yakalanan kişinin üzerinden çıkan eşyanın alınmasını, 24.madde nezarethane şartlarını düzenlemektedir.

DEĞERLENDİRMEMİZ

-Konu hakkında bilgi almak üzere başvurduğumuz kamu otoritelerinin, Mazlumder gibi gerek uluslar arası kamuoyunda objektifliği ve alanına vukufiyeti ile tanınan bir sivil toplum örgütünün kuruluş amacı gereği yaptığı çalışmalara yardımcı olmak bir yana, sorulan sorulara cevap vermekte dahi gösterdiği isteksizlik, ülkemizdeki demokratik teamüllerin oluşması ve oturması, keza açık toplumun gelişimi açısından düşündürücüdür.
-Bilindiği üzere ülkemizde gözaltında ölümler sıkça yaşanmaktadır. Bu durum hukukun üstünlüğüne inanan bir toplum için kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Bu ayıp yükü, ölüm ister bizzat görevliler eli ile olsun, ister ise, gözaltındaki kişi gerçekten intihar etmiş olsun taşınmaya devam etmektedir. Bu ayıbın son halkası Yunus Güzel olayıdır.
-Burada görevli kişilerle ilgili suç duyuruları yapılarak ceza soruşturması yürütüldüğü için bu yönlü bir açıklama yapmayı doğru bulmuyoruz. Kamu vicdanının tatmin olacağı, açık, hızlı, adil bir yargılama yapılarak, gerçeğin ortaya çıkarılması hukukun üstünlüğü prensibinin gereğidir. Yargılamanın anılan nitelikte yürütülmesi hususunun gözlemlenmesi uygun olacaktır kanaatindeyiz.
-Ancak olayın genel görüntüsü ve idare ile sınırlı olmak üzere kanaat belirtmek bir insan hakları savunucusunun kaçınılmaz görevidir. Bu itibarla, olayın oluş şekli ve maddi delillere ilişkin açık ve kesin delilleri görmüş değil isek de, edindiğimiz bilgiler ışığında söylemek gerekir ise, bir bütün olarak idarenin sorumlu olduğunu düşünmekteyiz. Şöyle ki;
-İfade edildiği şekliyle, “Gözaltı”, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin belirli bir süre için kamu yetkisini kullanan görevli kişilerce (biyolojik anlamı ile) gözaltında tutulmasını ifade eder. Yoksa kişinin kapalı bir yerde tutulması anlamında değildir. Bu haldeki kişi, can güvenliği, sıhhat ve selameti bakımından idarenin emanetindedir. Emanetin insan olması, idareyi, kasıt olmayan kusurlarından da sorumlu tutmalıdır. Burada en küçük bir ihmal, dikkatsizlik ve özensizlik dahi sorumluluk için yeter sebeptir.
-Gerçekten özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin suçlu olmasa dahi psikolojik tepkimeler vermesi ihtimali karşısında kendisine zarar verecek cisimlerden arındırmalı ve buna rağmen sık sık kontrol edilerek durumu görülmeli ve ihtiyaçları giderilmelidir. Nitekim, ilgili yönetmeliğin uygulamaya yansıyan şekli ile, gözaltındaki kişinin eşyalarının üzerinden alındığı ve ayrıca muhafaza edildiği bilinmektedir. Yine yönetmelik gereği, nezarethanede oturmaya ve yatmaya uygun yerler bulunmalı ve bunlar sabitlenmiş olmalıdır. Yine gerçekten sabitlenen bir somyanın ise sökülebilmesi mümkün olmalıdır. Şu halde, idarenin karyolanın yerinden sökülerek askı malzemesi yapıldığı şeklindeki açıklaması idarenin kusurunun ciddi boyutta varlığını gösterecektir.
-Yine ileri sürüldüğü şekliyle yatma yerinde çarşaf bulundurulması, öncelikle yönetmeliğin 8.maddesine aykırıdır. Kişinin üstündeki zati eşyasının alınması karşısında, yatakta çarşaf veya asıya yarar malzeme bulundurulması açık bir kusurdur.
-Yine ileri sürülen şekliyle, çarşaf bulundurulması ve nezarethanede kamera bulunmamasına yönelik sorulara, “insan hakları!” gibi alaycı bir üslup kullanılması yukarıda anıldığı üzere, hukukun üstünlüğüne inanan bir toplum için ayıp sayılacak davranışlardan olduğunda kuşku bulunmamak gerekir. Yukarıda ifade edildiği üzere gözaltı biyolojik anlamını da içeren bir kelimedir. O halde gözlem şeklinin taciz boyutuna ulaşmamak şartıyla çıplak gözle yapılması uygun olacaktır. Önemli olan, yaşamından, sağlık ve sıhhatinden sorumlu olunan kişinin anılan nedenlerden gözden ırak tutulmamasıdır. En ufak şüpheli bir durumda kişinin sağlık hizmetinden yararlandırılması gerekir. Elbette bu gözlem, hiçbir zaman gözaltındaki kişiyi taciz eder mahiyete bürünmemelidir.
-Yukarıda izah edildiği üzere, Yunus Güzel’in emniyet müdürlüğü nezarethanesinde ölmesi tüm atf-ı cürüm ve şüphe olguları bir yana idarenin kusursuz sorumluluğunu tevlit edecek bir olaydır. Bu sorumluluğun gereği olarak idare, dava açılmasını beklemeksizin ölenin ailesini maddi ve manevi olarak tatmin ve tazmin etmelidir.
-İdare, tazminat ve ceza yargılaması dışında, hukukun üstünlüğüne inanmış, açık, demokratik toplumun gereğinden olarak, idari soruşturma açmalı, kamuoyunun şüphe ve endişelerini karşılar mahiyette olmak üzere, bu soruşturma ciddiyeti ve ulaşılan sonuçları kamuoyu ile paylaşmalı, emniyet müdürlüğünce sağ olarak gözaltına alınan kişilerin yine sağ salim çıkacaklarına olan güven yeniden sağlanmalıdır.
-Öte yandan, idarenin basına yansıyan resmi açıklamanın olayın oluş biçimini şüpheden arındırma hususundaki yetersizliği ve keza şüpheyi haklı kılacak nesnel tespit ve olgular dikkate alınmak sureti ile kişisel sorumluların adil bir şekilde yargılanması sağlanmalıdır.