YOKSA KAPATILMAK İSTENEN MİLLET Mİ?...
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Ak Parti hakkında açmış olduğu
kapatma davası ülke gündemine bir kabus gibi çöktü.
Demokratikleşme
paketlerinin statüko yanlıları için bir anlam taşımadığı, AB. Uyum yasalarının
içselleştirilmediği görüldü.
Yıllardır sürdürülen ve hukukun üstünlüğü esas
alan gelişmelere yönelik umutlar ciddi biçimde yara aldı.
Ülke insanları bir
kez daha uluslar arası toplumun gözünde mahcup edildi, başları önlerine
düşürüldü.
45 yılda 24 siyasi partiyi kapatan, ülkeyi siyasi parti
mezarlığına dönüştürmekten çekinmeyen anlayış, parti mezarlığını kapatmak yerine
yeni mezar yerleri açmayı seçti.
Böyle bir siyaset, böyle bir demokrasi
böyle bir hukuk anlayışı olabilir mi?
Bu anlayışın belirleyicisi olan
normların, hukuk ilkelerinden değil ideolojik yaklaşımlardan kaynaklandığı açık
değil mi?
"Laiklik karşıtı fiillerin odağı haline gelmek" gibi afaki bir
gerekçe ile halkın % 47sinden oy almış, yasalara uygun olarak iktidara gelmiş
bir siyasi partinin kapatılmasını istemek ne ile açıklanabilir ki?
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı, açtığı bu dava ile aslında Adalet ve Kalkınma Partisini
değil de bu partiye oy vererek iktidara getiren halkı dava etmekte değil midir?
Henüz iddianamenin kabulüne karar verilmemiştir. Anayasa Mahkemesinin
iddianameyi iade etmesi mümkün ve muhtemeldir. Daha mahkeme tarafından kabulüne
karar verilmeyen iddianamelerde yer alan değerlendirmeler kamuoyuna
sızdırılmıştır. Mahkeme iddianameyi iade ederse, daha 6 ay evvel yapılmış bir
genel seçimde halkın %47 sinin oyunu alarak iktidar olmuş bir partiyi ve
yöneticileri zan altında bırakmanın izahını kim nasıl yapacaktır?
Yargı
mensupları Anayasa gereği millet adına görev yaparlar. Millet adına görev ifa
eden kişi ve kurumlar milletin yarar ve zararını herkesten fazla düşünmek
zorunda olmalıdır. Ama açılan davanın ekonomik dengeleri olumsuz etkilediği ve
milletin zararına olduğu ortadadır. Bu davanın ülke ekonomisine verdiği zararın
bedelini acaba sayın başsavcı karşılayacak mıdır? Yine bu davanın ülke imajına
verdiği zararı kim nasıl telafi etmeyi düşünmektedir?
Resmi ideolojinin
laiklik üzerinden rejimi koruma söylemi ölçü tanımaz ve hukuku dikkate almaz bir
aşırılığa dönüşmüştür. Yargı eliyle toplumu terbiye çabasının istenen sonucu
vermediği yaşanan tecrübelerle sabittir. Hala aynı yanlışta ısrar etmekten
vazgeçilmelidir.
Görevini kötüye kullandığı kanaatinde olduğumuz Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın cezalandırılması için yasal
hakkımızı kullanarak kendisi hakkında suç duyurusunda bulunduk.
Hukukun
herkese lazım olduğunu ve korunmasını, siyasi temsil şartlarını taşıyan tüm
partilere özgürce temsil görevlerini yerine getirecek ortamlar sağlanmasını,
özgürlüklerden korkulmamasını bekliyor, parti kapatma alışkanlığının artık terk
edilmesini istiyoruz.
YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLAR KURULU
BAŞKANLIĞINA
ANKARA
ŞİKAYETÇİ : Mustafa Akmeşe
Mazlumder(İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma
Derneği) Konya
Şubesi Başkanı KONYA
ŞİKAYET EDİLEN : Abdurrahman Yalçınkaya
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ANKARA
SUÇ : GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK.
SUÇ TARİHİ : 14.03.2008
İZAHI :
Aleyhine şikayette
bulunduğumuz Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman
Yalçınkaya 'laiklik karşıtı
fiilerin odağı haline geldiği' gerekçesiyle AK Parti aleyhinde Anayasa Mahkemesi
nezdinde açtığı kapatma davasında zorlama delil tesis etme yoluna gitmiştir:
Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi ile ilgili olarak açılmış
gerekçeli kararı dahi yazılmamış, henüz kesinleşmemiş ve temyiz aşamasında olan,
ileride önüne gelmesi ve mütalaası istenmesi muhtemel davadaki bir sanığın
sözlerini aleyhte delil olarak sunmuş, böylece daha dosyayı görmeden davayla
ilgili mütalaasını vermiş, görevini kötüye kullanmıştır.
Ayrıca kapatma
davasının açılmasında CMK. 170. Maddesi
hükümlerine uygun davranılması bir
zorunluluktur. Şikayet edilen şahıs bu madde şartlarına uygun davranmamış, suçun
sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan iddianame
tanzim edilmiştir.
Yine CMK. 175. Maddesi gereğince, daha iddianamenin
kabulüne karar verilmemiştir. Anayasa Mahkemesinin iddianameyi iade etmesi de
mümkün ve muhtemeldir. Böyle bir durumda daha 6 ay evvel yapılmış bir genel
seçimde halkın %47 sinin oyunu alarak iktidar olmuş bir partiyi ve yöneticileri
zan altında bırakmanın hukuka aykırılık teşkil edeceği açıktır.
İktidar
partisine yönelik afaki iddialara dayanarak açılan bir kapatma
davası ülke
ekonomisini olumsuz etkilemiştir. Dünya piyasalarındaki dalgalanma sebebiyle
bıçak sırtında olan dengeler açılan bu dava ile alt üst olmuştur.
Yargı
mensupları ülkenin içinde bulunduğu şartları dikkate almadan
atacakları
adımları iyi hesap etmek durumundadırlar. Açılan davanın sebeb olduğu ekonomik
zararları kim telafi edecektir? Millet adına milletin zararına olacak işlemler
tesis edilebilir mi?
SONUÇ VE TALEP :
Ortada bir görev suistimali olduğu
kanaatindeyiz. Aleyhine şikayette
bulunduğumuz Abdurrahman Yalçınkaya
hakkında gerekli takibatın yapılarak ilgili yasa maddeleri uyarınca
cezalandırılmasını talep ederim.
17.03.2008
Şikayetçi