Basın Açıklamaları

YENİ TÜRK CEZA KANUNU TASARISINDA YER ALAN BAZI MADDELER HAKKINDA KISA DEĞERLENDİRME

Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu Tasarısı, yaklaşık bir yıl önce TBMM'ye sunuldu. Adalet alt komisyonun tasarıda yaptığı değişiklikler ve sunulan öneriler sık sık kamuoyu gündemine geldi. MAZLUMDER olarak, Tasarının ilk metnine yönelik eleştirilerimizi üç ayrı rapor ile açıkladık. (www.mazlumder.org/raporlar)

Eleştirilerimiz özetle, tüzelkişilerin cezai sorumluluğu, kişilere karşı suçların yeterli koruma görmemesi, işkence suçu, düşünce özgürlüğüne aykırı maddeler, gibi konularda yoğunlaşmaktaydı. Bugün tasarıya verilen son şekil ile eleştirilen bir çok noktanın değiştirildiği ve olumlu bir çok değişikliğin yapıldığını söylemek gerekir. MAZLUMDER olarak, hem toplumu hem de toplumu oluşturan bireyleri çok yakından ilgilendirmesi bakımından temel kanunlardan olan ve maddi ceza hukuku normlarını oluşturan Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarısının önemini vurguluyor; mevcut TCK'nun yaklaşık 1926'dan bugüne yaklaşık 70 defa değiştiğini hatırlatarak, TCK Tasarısının son metnine (12.05.2004 tarihli metin) ilişkin eleştirilerimizi önemli ve değişmesini veya kaldırılmasını lüzumlu gördüğümüz bazı maddeleri kamuoyunun bilgisine sunuyoruz: Madde 97: İşkence ile ilgili maddelerin tamamen değiştirilmesi isabetli olmuştur. Yeni düzenlemede BM İşkenceye karşı sözleşme'deki anlayışa yakın olması yerindedir. İşkence suçunun insanlığa karşı bir suç olması nedeniyle işkence suçunda 'zamanaşımı' işlememeli ve hapis cezasının yanında, işkence suçunun niteliği ve özelliği gereği, mer'i kanunda da yer aldığı gibi 'kamu görevinden geçici veya sürekli çıkarma' cezası mutlaka yer almalıdır. Sadece suçu 'gerçekleştirenler değil, dolaylı olarak bu suçu işleyenler ve işlettirenlerinde cezalandırılmalı, işkencenin kamu görevlisinin rızası veya muvafakatı ile işlenmesi durumu da eklenmelidir. Madde 102/6: Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde 24 haftaya (6 ay) kadar olan ceninin aldırılması imkanı verilmesi, ceninin hayatının yok sayılması, yaşabilecek bir büyüklüğe gelen ceninin öldürülmesi anlamına gelmektedir. 102. maddenin son fıkrası tamamen kaldırılmalıdır. Madde 103: Çocuk düşürme suçunda, öngörülen hapis ve para cezası suça oranla cezası düşüktür. Madde 218/1: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunda 'kamu güvenliği' terimi çok muğlak olarak bırakılmıştır. Her ne kadar mevcut 312. maddeye göre 'tehlikeli tarzda … tahrik' şeklinde düzenlenmişse de, maddenin ilk fıkrası uygulamada düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik sorunlar doğurabilecektir. Madde 221: Din adamı sıfatına sahip kimselerin konuşmalarına sınır ve kota koymakta; imamların, vaizlerin veya rahiplerin eleştiri ve konuşmaları çok rahatlıkla ceza yargılaması konusu olabilecektir. Konuşmalarında başkaca bir suç unsuru olmadığı takdirde (hakaret, aşağılama gibi), kişinin sırf din adamı olması nedeniyle cezalandırılmasını doğru bulmuyoruz. Bu madde düşünce ve ifade özgürlüğünü 'alenen' ihlal ettiğinden kaldırılmalıdır. Madde 224: Şapka, Türk harfleri ve Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine ilişkin devrim kanunlarına aykırı hareket edenlere hapis cezası verileceği öngörülmüştür. Günümüzde artık uygulanması mümkün olmayan, insanların kılık kıyafetlerine karışan, tek tip giymeyi zorlayan, şapka giymeyi tüm memurlar ve milletvekilleri için mecburi tutan kanunları ceza tehdidiyle uygulamaya kalkışmanın demokrasi ve insan hakları ile izah edilebilir bir yanı yoktur. Bu kanunların yaklaşık 70 yıldır yürürlükte olduğunu ve , varlıklarının 'SEMBOLİK KANUNLAR' olarak yürürlükte olduğunu, 70 yıl sonra bu kanunlara aykırılığı ceza kanununda yeni bir düzenleme ile kabulü ve uygulanması imkanı yoktur. Madde 299: Hükümlü ve tutukların direnişini cezalandırılması ve bu doğrultuda cezanın infazının arttırılması, hükümlü ve tutukluların gerektiğinde insan haklarına aykırı uygulamaları protestoları ve demokratik talepleri cezalandırılabilecektir. Madde 304: Türklük kavramının ceza kanunu yolu ile korunmasının yanında, TBMM, devletin yargı organları, askeri ve emniyet kuvvetlerinin aşağılanmasını cezalandırmakta; düşünce özgürlüğünü tehdit eden ve düşünceyi cezalandıran madde metinleri gibi (TCK m.159 gibi) uygulamada herhangi bir söz / ifade cezalandırılabilecektir. Madde 308: 'Temel milli yararlara karşı eylem'i cezalandıran madde, uygulamada kötüye kullanılmaya müsait bir maddedir. Madde 312: 'Anayasayı ihlal' suçunda 'cebir VEYA tehdit' ile anayasal düzeni değiştirmek cezalandırılmaktadır. Mevcut uygulamada daha isabetli olarak 'cebir ve şiddet' kriteri öngörülmekte, tehdit ve cebirin bir arada olması gerektiği kabul edilmektedir. Somut ve ciddi bir tehlike olmamasına karşılık, sadece sözlü ve yazılı eylemlerin anayasayı ihlal suçu gerekçesiyle müebbet hapis cezası verilmesi kabul edilemez. Madde 321: Halkı askerlikten soğutma suçu, askerlik hizmetinin giderek profesyonelleştiği, vicdani red hakkının bir çok ülke kanunlarında yer alması talihsizliktir. Mevcut TCK'daki aynı düzenleme nedeniyle açılan çok sayıda dava açıldığı ve kamuoyunda tanınan bir çok kişinin yazı ve düşünceleri nedeniyle yargılandığı (ve yargılamaların devam ettiği) unutulmamalıdır. Madde 329: 'Devlet güvenliği', 'iç ve dış siyasal yararlar' içeren belgelerin kullanılmasının cezalandırılması 'andıç'ları ve ihtilal planların ifşasını suç haline getirmektedir. Madde 232: Evlenmenin dinsel töreninin yapılmasında tören yaptıranların ve yapanın cezalandırılması, nikahsız beraberliğin suç sayılmaması karşısında anlamsızdır. İnsanların özel hayatlarına müdahale ederek birlikteliklerinin resmi olup olmadığını incelemek veya cezalandırmak devletin görevi değildir. Madde 265: 'Kanuna aykırı eğitim' başlığında kurs, öğrenci yetiştirme ve çalıştırma veya eğitim merkezi açanlara ve öğretmenlik yapanların cezalandırılması, eğitimin tamamen devlet kontrolünde olmasını ve 'kayıtdışı' her türlü her türlü 'eğitim ve kurs' faaliyetini cezalandırmaktadır. İçeriğinde başkaca bir suç olmadıkça, tek başına eğitim-kurs faaliyetinin ceza yargılaması konusu olmaması gerektiğine inanıyoruz. Önceki tasarı metninde de geçen Türklük, temel milli yararlar, suçu ve suçluyu övme, devlet güvenliği, iç ve dış siyasal yararlar gibi soyut ve uygulamaya göre değişebilecek kavramların kullanılmasını doğru bulmadığımızı belirtiyoruz. Ayrıca ağırlaşmış müebbet hapis cezasının infazının sıkı güvenlik rejimine bağlı olması nedeniyle, Türkiye'de genel olarak mahkemelerin tutucu bir yapıya sahip olduğu ve buna göre kararlar verdiği, aksi örnekleri olmakla birlikte genellikle, özgürlükten değil, daha çok yasaklardan yana -devlet güvenliği endişesi ile- hareket ettikleri süregelmiştir. TCK Tasarısı gelinen noktada önceki metne oranla önemli ve olumlu değişikliklerin yapılmasına karşılık, özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda sorun doğurabilecek çok sayıda maddeye sahiptir. MAZLUMDER olarak, insan haklarına uygun ve demokratik ruha sahip bir TCK olmasını temenni ediyoruz. 07.07.2004 Av. Halim YILMAZ