Türkiye'de izlenen İMF ve Dünya Bankası politikaları yanı sıra bizleri yıllarca yönetenlerin bu yoksullaştırma politikalarına alet olması, halka dönük kaygılar taşımamalarından dolayı biz kadınlar hızla yoksullaşıyor. Bugün önemli bir bölümümüz açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Yoksullaşan bir ülkede bu durumdan en fazla etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Karadeniz kadınları olarak yoksullaşmanın en canlı tanıkları değil miyiz? Bölgemizde fındık üzerinde oynanan oyunlar sonucunda biz kadınların yoksulluğu trajik boyutlara bilerek ve isteyerek ulaştırılmadı mı? Oysa satılamayan ve satılıp ta parası alınamayan her fındık tanesinde emeğimizin ve alın terimizin damlaları hala duruyor
Bu durumdan bizim dışımızdakiler hiç de rahatsız gözükmemektedir. Çünkü eve ekmek alamamanın, tencere kaynatamamanın okula giden çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamamanın bunaltıcı sıkıntıları biz kadınları yakıyor ve yakmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Türkiye de işsizlik sorunu can alıcı boyutlarda. Bu işsizlikten en fazla kadınlar etkilenmek te istihdama yönelik yatırımlara bakıldığında, kadınlara dönük iş alanlarına yatırım yapılmadığını görüyorsunuz. Kadını üretime katmayıp, ekonomik özgürlüklerinin olması engelleniyor. Gerek izlenen politikalarla gerekse yazılı ve görsel basın aracılığıyla kadının evde oturması gerektiği pompalanarak, kadının düşünmeden sorgulamadan karın tokluğuna evinde oturması isteniyor. Oysa ev kadınının ne sosyal güvencesi var ne de ekonomik özgürlüğü. Kadına iş alanı yaratamıyorsanız kadının sosyal güvencesi sağlanmalı ve kadına işsizlik pirimi ödenmelidir. Bu devletin aslı görev ve sorumluluğudur. Tarlada fabrikada çalışan kadının ev kadınının yoksullaştırılması kadına yönelik bir şiddettir ve hak ihlalidir.
Çünkü çaresizlik ve sokaklar bu kadınlara çözümü fuhuş olara sunuyor. Kadınların fuhuş yapıyor olmasının sorumlusu, kadınlar değildir. Tam tersi kadının özgürleşmesini engelleyen, bilinçlenmesinin önünü kapatan yoksullaştıran sistemin kendini sorumludur.
Bu alanda çalışan kadınlarında iş güvenliğinden tutun da ayrımcılığa varan bir yığın sorunlarla baş etmek zorunda bırakıldıklarını da biliyor, onlara sahip çıkabilmenin araçlarının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz.
Çalışma hayatında olan kadınların, hayatı sanıldığı kadar yolunda değildir. Çalışan kadın hem evinde hem iş yerinde çalışarak, emeğinin sömürüsü, evde ve iş yerinde olmak üzere iki taraflı yaşanıyor. Çalıştığı yerde emeğinin karşılığı olan ücreti alamayan kadının evdeki emeğinin karşılığı da yoktur. Kadın iş hayatında ucuz iş gücüdür. Özel sektörde ucuz iş gücü olan kadınların önemli bir bölümü de iş güvencesi olmadan çalıştırılır. Ayrıca iş yerinde kadının karar mekanizmalarına gelmesi zordur neredeyse imkânsızdır
Bu ülkede; farklı bir etnik kökenden gelen Kürt bir kadınsanız yandınız. Kadın olmanın tüm sıkıntı ve acılarını yaşarken dilinizle kültürünüzle düşüncelerinizle yaşama isteğiniz size cezaevi, sürgün, işkence, tecavüz olarak geri dönecektir. İşte bu noktada kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilerek, her gün yaşacaksınız demektir.
Türkiye de tek tipleştirme, aynılaştırma anlayışından ötürü farlı inanç ve farklı kimlikleri yok etme anlayışı kadınların önünde duran açmazlardan biridir. Kadının başörtüsünden ötürü, kamusal alanlar da yasaklamalarla karşılaşması kadına yönelik şiddetin bir başka biçimidir. Biz kadınlar bir birine yabancılaştırılarak, ötekileştirilerek buluşmaları ve dayanışmaları engellenmektedir.
Bugün hala kadınlar baba evinden babası ve abisi tarafından dövülüyor hakarete uğruyor koca evinde de durum aynı kadının ekonomik özgürlüğü olmadığı gibi gidecek yeri de yok. Çocuğu ile birlikte kadınlar kaderlerine terk edilmişler. Mahkeme kapılarına bir bakın, mahallenize bir bakın oturduğunuz sitedeki komşularınıza bir bakın... Böyle kadınlar o kadar çok ki çaresiz ve savunmasız ki kadınların çokluğunu gördüğünüzde eminim yüreğinizdeki acı dayanılmaz boyutlarda olacaktır.
Bu kadınları devlet korumalı değil mi? Hani nerde?
Daha Trabzon da kadın barınma evimiz bile yok. Bizler yani kendisinden başka kadınlara karşı duyarlı ve sorumlu olan insanlar olarak bir kez daha sesleniyoruz. Trabzon da kadın barınma evi istiyoruz ve bunun gerçekleşmesinin takipçisi olacağız
Bu ülkede üzerinde az durulan konulardan biride evli kadınların kocası tarafından cinsel tacize ve tecavüze uğruyor olmalıdır. Bu da kadınlar açısından içten içe kanayan bir yara olup kadınlar bu duruma itiraz etmelidir.
Hiç konuşmadığımız veya konuşmaya utandığımız bir başka kadın sorunu da enses ilişkilerdir. Kadınlar, zaman zaman babasının, abisinin dayısının veya amcasının cinsel tacizine veya tecavüzüyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu olayların tek tük olaylar şeklinde olmadığını insan hakları örgütleri ve kadın örgütleri olarak biz biliyoruz. Sizlerde biliyorsunuz. Onun için kentimize acil olarak şiddete, tacize ve tecavüze uğramış kadınlar için kadın rehabilitasyon merkezine ihtiyaç var. Sağır sultanlar buradan bir kez daha duyurmuş olalım
Töre ve namus cinayetleri ile ne kadar daha kadının ölmesi gerekiyor ki bu cinayetler dursun. Bizler ar değiliz, zar değiliz, mal değiliz, kadınız ve kendi bedenimizden kendimiz sorumluyuz. Töre cinayetlerini durdurun. Ölmek istemiyoruz.
Savaşın ülkelere ve insanlara nelere mal olduğuna dair hepimiz fikir sahibiyiz. Savasın yıkıcı etkilerinden en fazla zarar görenler yine kadınlar ve çocuklardır. Savaşın kadına faturası yoksulluk, işsizlik, tecavüz, gözyaşı ve sevdiklerini kaybetmenin acısıyla yaşamaya mahkûm edilmektir. Kadınlar, anne yüreğinin sıcaklığıyla dünyaya bakan kadınlar savaş istemez bu ülkede çocuklar ölüyor. Biz anneler olarak çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz. Her yerde tüm annelerin, kadınların gözyaşları aynı, yüreklerine düşen acılar aynıdır. Tüm dünyada ve ülkemizde savaşların durmasını istiyoruz. Savaşmadan sorunların demokratik yollarla çözülmesi en insani yoldur. Savaşın getirdiği acıları istemiyoruz. Savaşları durdurun
Buradan kadın arkadaşlara da şunu söylüyoruz. Sorunlarımızın çözümünü başkalarından beklemeye devam edersek çok bekleriz. O halde ne yapmalı? Biz kadınlar önce kadın olmanın farkında lığımızdan hareketle sorunlarımız konusunda bilinçlenip sorunlarımıza sahip çıkıp sorunların çözümüne dair kafa yorup mücadele etmemiz gerekiyor. Çünkü kimse bize gökten zembille gül bahçelerini indirmeyecektir Sorunlarımızın çözümü yine bizde biz çözeceğiz
Buradaki kadınlar şunu iyi biliyor: Biz sorunlara bakarken ve bu sorunları dile getirirken erkek bakış açısından uzak, erkek egemen dilden uzak kalmamız gerekir. Çünkü erkek dili tek tipleştirmek, yabancılaştırmak çatıştırmak ve kendisi gibi düşünmeyeni yok etme dilidir.
Bizler kadınca düşünüp, kadınca bakıp ve kadın yüreğindeki sevgiden yükselen bir dil kullanmamız gerektiğini biliyoruz.
Farklı kadınlar olabiliriz. Bu farklılıklarımız bizim zenginliğimiz ve güzelliklerimiz olduğunu da biliyoruz. Biz kadınlar farklılıklarımıza rağmen birbirimizi seviyoruz. Yine şunu biliyoruz ki sorunlarımızı çözebilmek için bir ses olabilmek için Türk, Kürt Çerkez, Alevi, Sünni, başı açık, başı örtülü, çalışanı çalışmayanı, köylü kentli, kadını dayanışması gerekir.Dayanışmayla yolunda gitmeyen sorunları çözme yolunda somut adımlar atabiliriz.Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Tüm kadınlar farklılıklarımıza rağmen dayanışalım.
KATILIMCILAR:
Mazlum-Der Bölge Koordinatörlüğü, İnsan Hakları Derneği, Tüm Kadınlar Derneği,
Türk Anneler Derneği,