YARGI SİYASETİN YERİNE HEVES İLE ÇALIŞIYOR
Türkiye Cumhuriyeti adı altında yaşadığımız ülkede, Demokrasi adına, Hukuk adına, Cumhuriyet adına, gayri adil kararlar veriliyor. Ülkenin, halkın söz sahibi olduğu bir ortamdan çıkarılıp, halkı temsil eden kesimlerin iradelerinin ipotek altına alındığı bir ortama getirildiği görülüyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminden, DTP'nin kapatılması davasından sonra şimdide AKP'nin kapatılması davası Türkiye'nin çoğulcu demokratik çoğulcu demokratik hukuk devleti vasfına vurulmuş ağır bir darbe olarak gündeme gelmiştir.
Güçler ayrılığı ilkesini fiilen yerle bir eden, Cumhuriyete, yani halkın kendisini temsil etmesine darbe vuran ve siyaseti çarmıha germeye çalışan bu hukuk dışı fiilin sorumlularının elinden hukuk yetkisi bir an önce alınmalıdır. Ülkede, Hukuk'un üstün olması gerektiğine, Yargının siyasetten bağımsız olması gerektiğine sadece teorikte değil pratikte DE karşı duruluyorsa, bu kapatılma davalarının oluşumuna zemin hazırlayan kişi ve kurumlar, siyasi partiler ve medya güruhu yönlendirici söz ve fiillerine bir an önce son vermelidir.
Beğeniriz yada beğenmeyiz, bizleri temsil eder yada etmez hangi siyasi parti olursa olsun Meclis'e girmişse, bu ülkede belli bir kesimi temsil ediyor demektir. Kimsenin halkın temsiliyetini engellemeye hakkı yoktur. Bu DTP içinde geçerlidir, AKP içinde, tüm diğer siyasi partiler içinde.
Hakim zihniyet adına bu ülkeye dayatılan tüm antisosyal ve hukuksuz uygulamaların sonu gelmiştir. Bu kaostan, kargaşadan nemalanan, bu zeminlerde üreyen yorum ve uygulamaların müsebbiplerinin artık ellerinde kozlarının kalmadığını gösteriyor. Ellerinde kozu kalmayanların ise çığırından çıkmış açıklamalarda bulunduğu görülüyor
Yargıtay'ın, "Laikliğe karşı fiillerin" olduğu gerekçesi ile kapatılmasını talep ettiği AKP'li siyasilerin listesinde Kocaeli Büyük Şehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu olduğu da görülüyor. Karaosmanoğlu'nun listede adının yer almasına gerekçe olarak belediye personeli eli ile halka 5000 adet Kuran'ı kerim dağıttığı gösteriliyor. Başsavcı'ya Dini eğitim ve öğretim yaptıran Diyanet işleri başkanlığının olduğu bir Ülke'de Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında da niçin kapatma davası açmadığını soruyoruz. Hatta bir adım ileri giderek AKP'nin seçim bildirgesini gördüğü halde bilerek ve isteyerek bu partiyi seçen %47'yi oluşturan seçmen kitlesinin de seçme hakkının engellenmesini! Niçin talep etmediğini soruyoruz.
Yargı mensupları halka rağmen halk için ve siz doğrusunu seçemezsiniz yapamazsınız diyerek kendi sınırlarını partilerin ve demokratik hayatın üzerinde demoklesin kılıcı gibi tutarak bu güç ile her şeyi idare etme hevesi ve hazzı ile davranmaktadır. Durumu tespit edip hukuksuzluğun varolup olmadığını belirlemek yerine kendi kafa yapılarına göre suçlu belirleyip onu kanun kalıplarını esneterek o durumun içine sokmakta ve cezalandırmaktadırlar. Bu keşmekeş artık utandırıcı ve dünya toplumları tarafından da gülünç olarak değerlendirilecek bir hal almıştır. Hukuk denen şeyin bu derece de keyfileştiği bir coğrafyada artık bu durum insanlarımızı umutsuzluğa ve karamsarlığa itmektedir. Artık buna bir son verilsin yada bu kişiler resmi ve korkutucu yetkilerini bırakıp parti kursunlar ve halktan oy istesinler.
Hükümet olan AKP'nin adil ve haklı bulmadığımız uygulamalarının karşısında durduğumuz gibi, bugün AKP ve DTP üzerinden siyasetin boynunu vurmaya çalışan "Yargı" mekanizmasının da karşısında dururken, bu komediye son verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu hukuksuzluğu sürdürmekte ısrar edenlerin ve her fırsatta buna malzeme çıkaranların ve bu yolla da ülkeyi kaosa sürüklemeye çalışanların ellerinden bu yetki, Demokrasi yanlısı sivil güçlerin konsensüsü ile aciliyetle çıkarılacak sivil bir Anayasa ile alınmalıdır. Böylece, siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler üzerindeki kapatma tehdidi/demoklesin kılıcı kaldırılmalı, Demokrasi bir oyun olmaktan kurtarılmalıdır.
Nigar Gümrükçüoğlu
MAZLUMDER Kocaeli Şube Başkanı