Yurt İçi Raporlar

Y. Kürşat Yılmaz Raporu

İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ
MAZLUMDER
İSTANBUL ŞUBESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA


A- ŞİKAYETİN KONUSU VE OLAYLAR

A.1) 02.07.2002 tarihli dilekçe ile derneğimize başvuran Yakup Kürşat YILMAZ özetle;
- Hepatit-C tedavisi gördüğü Amerikan Hastanesinde 09.Haziran 2002 gününden bu tarihe kadar gözaltında tutulduğunu,
- Gözlem yapan Şişli Emniyet müdürlüğü görevlilerinin gözaltı nedenini bilmediklerini söyledikleri, yazılı müracaat üzerine Şişli Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazıda, üç ayrı dosya için gözaltı işlemi yapıldığını bildirdiği,
- Bu dosyalara bakmakta olan Cumhuriyet Savcılarının ve DGM Savcılığının , “Y.Kürşat YILMAZ’ın aranmadığını” bildiren yazılarının Emniyet müdürlüğüne ulaştığını,
- Yine konu ile ilgili şikayet ve suç duyuruları üzerine Cumhuriyet Savcılığının Emniyet Müdürlüğüne hitaben; konunun açıklanması ve yapılan işlemlere son verilmesi gereğini içeren yazılar gönderdiği ancak bu yazıların gereğinin yapılmadığı
- Emniyet görevlilerince yapılan gözaltı uygulamasının spekülasyon yaratma amaçlı olduğuna ilişkin ciddi duyum ve kuşkuları olduğunu bildirmiştir.

A.2 ) Yakup Kürşat YILMAZ dilekçesine aşağıdaki belgeleri de eklemiştir;

- Amerikan Hastanesinde gözaltında tutulduğuna ilişkin 18.6.2002 tarihli tutanak,
- Hastanenin Emniyet müdürlüğünden açıklama isteyen 18.6.2002 tarihli yazısı,
- Kürşat YILMAZ vekili Av.Fethi Yıldız’ın Şişli Cumhuriyet başsavcılığına yaptığı 18.06.2002 tarihli suç duyurusu ve 01.07.2002 tarihli ek dilekçesi ,
- Savcılığın 2002/26539 hz.sayılı ve Emniyet Müdürlüğünden konunun açıklanmasını isteyen 18.06.2002 ve 01.07.2002 tarihli iki yazısı,
- B,Çekmece Cumhuriyet Başsavcılığı 1998/5858 hz, ve Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/22863 hz, sayı yazılar ile Yakup Kürşat YILMAZ’ın aranmadığına ilişkin yazılar.


A.3) Başvurucu Y.Kürşat YILMAZ’ın, 03.07.2002 günü saat 19.00’da gözaltına alındığı, vekili Av.Fethi Yıldız marifetiyle tarafımıza bildirilmiştir. Tarafımızca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Organize Büro ve Gözaltı Takip Büro nezdinde yapılan araştırmada gözaltı işlemini İstanbul Emniyet Müdürlüğü, ‘Organize Büro’ olarak adlandırılan şubenin gerçekleştirdiği öğrenilmiştir.

A.4) Y.Kürşat YILMAZ vekili Av.Fethi Yıldız ile yaptığımız görüşmede, müvekkilinin Devlet Güvenlik Mahkemesine, 05.07.2002 günü , saat 16.30 itibariyle sevk edildiği ve burada DGM Başsavcılığınca, Y.Kürşat YILMAZ’ın salıverilmesine dair karar verildiği öğrenilmiştir. Yine, DGM Başsavcılığının salıvermesinden sonra, kolluk kuvvetleri infazdan yapılacak düşümleri gerekçe göstererek gözaltı sürecini devam ettirmişlerdir.

A.5) Y.Kürşat YILMAZ’ın gözaltına alınmasına ilişkin isnat edilen olayın, Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/22863 hz, sayılı dosyasındaki olayla aynı olduğu, bu kere emniyet görevlilerince suç vasfı farklı nitelenerek gözaltı yapıldığı ve sanığın Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk edildiği bilgisi tarafımıza ulaştırılmıştır.
A.6) Başvurucu Y.Kürşat YILMAZ’ın gözaltında tutulduğu süreçte işkence gördüğü iddiası ve bunun dayanağı olarak, başvurucunun 5 gün iş ve güçten yoksun kaldığı ve sol testiste patlak tespit edildiğine ilişkin rapor verildiği bildirilmektedir.


B- İDARE NEZDİNDEKİ GİRİŞİMLERİMİZ

03.07.2002 günü başvurucunun gözaltına alındığının bildirilmesi üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Organize büro aranmış ise de, hazır görevliler açıklama yapmaktan kaçınmışlar ve amirlerinin gelmesi halinde görüşebileceğimiz bildirilmiştir. Bu yol ile ilgililere ulaşılamayacağı görülerek, taleplerimiz yazılı hale getirilmiştir.

Yukarıda özeti verilen şikayet anlatılmak suretiyle, yazılı taleplerimiz, 04.07.2002 günü saat 10.30 da İstanbul Emniyet Müdürlüğü kaçakçılık ve Organize Şube Müdürlüğüne faks ile ulaştırılmıştır. Yazıda, Y.Kürşat YILMAZ’ın 09.06.2002 gününden itibaren hastanede, 03.07.2002 günü ise Emniyet müdürlüğünde gözaltında tutulması hakkında 05.07.2002 günü saat 10.30 kadar açıklama beklediğimiz, yine hasta olan sanığın sağlık durumu hakkında ne gibi önlemler alındığı ile doktor raporlarının birer suretinin bildirilmesi istenmiştir.

Raporumuzu yazdığımız saate kadar tarafımıza herhangi bir cevap ya da bilgi ulaştırılmamıştır.


C- DEĞERLENDİRMEMİZ

1- Bilindiği üzere Yakalama , hukukumuzda istisnai durumlarda başvurulabilen bir müessesedir. Yakalamaya karar vermek, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (kısa adıyla, CMUK) 131.madde uyarınca, esas itibariyle Cumhuriyet savcısındadır. Ancak zaruret halinde hakim tarafından da yakalama kararı verilebilir. Kolluğun yakalama yapabilmesi için ise CMUK. 127.madde uyarınca, şu üç şartın bir arada bulunması gerekir;
a-Tutuklama kararı verilmesini gerektiren bir durumun olması,
b- Gecikmede tehlike bulunması,
c-Kolluk memurunun hemen Cumhuriyet Savcısına başvurma imkanı olmaması,

Rapora konu olayda bu şartların tahakkuk etmediği görülmektedir. 09 Hazirandan, 03 Temmuz’a kadar geçen 24 günlük sürede , kolluk mensupları Cumhuriyet Savcısına veya hakime/mahkemeye başvurarak yakalamanın esası hakkında bir karar temin edebilirlerdi.

2- 24 günlük sürede Cumhuriyet Savcılarını durumdan haberdar etmeyen, hatta savcılığın yazılı emirlerine karşın bu tutumda ısrar eden kolluk mensuplarının “yetki gasbı” yaptıkları ve bu tutumun vatandaşın özgürlüklerinin temel güvencesi olan hukukun üstünlüğü prensibinin çiğnenmesi anlamı taşıdığı açıktır.

CMUK 128/son hükmüne göre,”Yakalama süresinin dolması veya hakimin serbest bırakma kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya konu olan fiil sebebiyle yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet Savcısının kararı olmadıkça bir daha bu madde hükmü uygulanmaz” Yani aynı olayla ilgili olarak bir daha yakalama ve gözaltı işlemi yapılamaz.

Başvurucu sanığın gözaltına alınmasına ilişkin suç isnadının, Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/22863 hz, sayılı dosyasındaki suç isnadı ile aynı olduğu gerçeği karşısında, kolluk mensuplarının gözaltı işlemi bu yönüyle de “yetki gasb”ı olup hukuka aykırıdır.

3- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 128.maddesi uyarınca, yakalanan kişi nihayet 24 saat içinde hakim önüne çıkarılmalıdır.

Amerikan Hastanesi sürecinde uygulanan gözaltı muamelesi 24 gün sürmüştür. Burada çoğunluk tarafından düşünüldüğü gibi, gözaltı işleminin emniyet müdürlüğü nezarethanesinde olması gerekmemekte, kişinin özgürlüğünün herhangi bir yerde, kısa bir süre ile de olsa kısıtlanması gözaltı işlemi olarak kabul edilmekte ve bu işlemin sonuçlarını doğurmaktadır.

“Özgürlüğün fiilen ne zaman kısıtlandığının belirlenmesindeki kriter, yakalamanın konusunu oluşturan şüphelinin kendisinin özgürlüğünün kısıtlandığını hissettiği ve polisin yanından ayrılmak isteyip de ayrılmasının mümkün olmadığını anladığı andır.Bu nedenle polisin..seni..yakalıyorum (demesi)..kelepçe takma ya da vucuduna dokunarak onu tutma mecburiyeti yoktur.” (Polis Akademisi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Araştırma Görevlisi Sayın Mesut Bedri Eryılmaz’ın Yeni Türkiye Dergisi 22.sayı 963.sahifedeki açıklamaları)

Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde gözaltında tutulmasından itibaren 45,5 saat sonra savcılık önüne çıkarılmıştır. Savcılık ve savcılık sonrası gözaltı süresi ise, 2,5 saattir. Bu uygulamalar , açıkça hukuka aykırıdır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığınca salıverilmesinden sonra, infaz düşümleri gerekçesiyle sanığın gözaltı sürecinin devam ettirilmesi, olayda olduğu üzere kolluk mensuplarının maalesef sıkça başvurdukları bir yöntemdir.Bu yöntemin kişiyi taciz mahiyetine büründüğü, nihayet CMUK’ta tanınan 24 saatlik sürenin bütün suç isnatlarına şamil olduğu, her iş için ayrı ayrı 24 saatlik süre işletilemeyeceği, hele hele, infaz düşümü ve GBT sorgulaması gibi işlemlerin kollukça kanunun tanıdığı sürede halledilmesi gerektiği izahtan varestedir. İnfaz düşümü ve GBT sorgulaması gibi işlemler suç isnadı olmayıp, kolluğun kendi işleyişi ile ilgili bir sorundur. Türk Hukukunda GBT sorgulaması için yakalama ve gözaltı yapılmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle yapılan işlem hukuka aykırıdır. (Bu hususta yukarıda bahsettiğimiz Sayın Mesut Bedri Eryılmaz’ın sahife 960-978 sayfalardaki açıklamaları, doktrin ve uygulama için yol gösterici mahiyettedir.)

4- Y.Kürşat YILMAZ’ın gözaltında işkence gördüğü, bunun doktor raporu ile, sol testiste patlak ve 5 gün iş göremezlik olarak tespit edilmiş olduğu iddiaları karşısında, Türk Ceza Kanunu 245.maddeden dolayı soruşturma açılarak sorumluların hızlı , açık ve adil bir yargılamaya muhatap olmaları gerektiği hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü prensibinin bir gereğidir.

Bu cümleden olmak üzere, idare de harekete geçerek sorumlular hakkında idari bir soruşturma açmalı, açık, şeffaf ve etkili bir surette yürütülecek tatminkar bir soruşturma, sonuçları ile kamuoyuna duyurulmalıdır.

5- Tarafımıza bildirildiği ve daha önce kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Y.Kürşat YILMAZ Bulgaristan’dan suçluların iadesi sözleşmesi çerçevesinde Türkiye’ye gelmiştir. Anılan nedenle, iade kapsamı dışındaki suçlardan sanığın sorgulanmaması ve yargılanmaması gerekmektedir. Ne var ki, iadeye ilişkin belgeleri göremediğimiz için bu yönlü bir hata yapılıp yapılmadığı yönünden kanaat bildiremiyoruz. Ancak, sanık şikayetlerini soruşturacak yetkili idari ve adli makamların bu yön üzerinde de durmaları gerektiği açıktır.

6- Konu hakkında bilgi almak üzere başvurduğumuz yetkililerin, Mazlumder gibi gerek ulusal, gerekse uluslararası kamuoyunda objektif çaba ve alanına vukufiyeti ile tanınan bir sivil toplum örgütünün kuruluş amacı gereği yaptığı çalışmalara yardımcı olmak bir yana, sorulan sorulara cevap vermekte dahi gösterdiği isteksizlik, ülkemizdeki demokratik teamüllerin oluşması ve oturması, keza açık toplumun gelişimi açısından düşündürücü ve endişe vericidir.

İdarenin ve bir bütün olarak kamu otoritelerinin, dayanması gereken temel kavramın hukukun üstünlüğü olduğunda şüphe yoktur. Hukukun üstün olması temel insan haklarının da garantisi sayılmalıdır.


D- SONUÇ

1- Başvurucu,Y.Kürşat YILMAZ, önce Amerikan Hastanesinde, 09.06.2002 ile 02.07.2002 tarihleri arasında 24 gün gözaltında tutulmuştur.

2- 03.07.2002 günü saat 19.00 da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildikten sonra ise 45,5 saat nezarethane ve 2,5 saat DGM Savcılığı ve Savcılığın salıvermesi süreci olmak üzere toplam 48 saat gözaltında tutulmuştur.

3- Başvurucu, daha önce sorgulanıp salıverildiği bir olay ile ilgili olarak yasaya aykırı şekilde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.

4- Kolluk mensupları, savcı ve hakimlerin yetkilerini kullanarak, yetki gaspında bulunmuşlardır. Yine Şişli ve Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emrine muhalefet etmişlerdir.

5- Doktor raporlarının var olduğu iddiası, başvurucu üzerinde işkence yapıldığı intibaını güçlendirmektedir.

6- Yapılan uygulamalar, Anayasanın kişi dokunulmazlığını düzenleyen 17, kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 19, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, işkenceyi düzenleyen 3, kişi özgürlüğünü düzenleyen 5, CMUK’un; yakalamayı düzenleyen 127, 128, 131, yasak sorgu yöntemlerini düzenleyen 135/a ,Türk Ceza Kanunun işkence ve kötü muameleyi düzenleyen .245. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir

7- Sonuç olarak, yukarıda anılan olaylar muhatap kişinin, sosyal konumu ve kamuoyu nezdinde tanınmışlığı ile birlikte düşünüldüğünde; uygulamaların görevle ilgili olmadığı, spekülasyon yaratma ve gözdağı verme amacına matuf olduğu yönündeki iddialar güç kazanmaktadır.

Saygılarımla beyan ederim.

Av.Mustafa Ercan