Basında Mazlumder

Van TV'de Kobanê ve Barış Süreci Konuşuldu

Van TV'de Kobanê ve Barış Süreci Konuşuldu
17 Ekim 2014 Cuma gecesi Van TV Yüzyüze programının konuğu Mazlumder Van Şube Başkanı Yakup Aslan ve bir önceki dönem Mazlumder şube başkanlığı da yapmış olan Azadi Hareketi’nin bölge sorumlusu Abidin Engin’di.

 

 VAN TV’DE KOBANÊ VE BARIŞ SÜRECİ KONUŞULDU

 <input type="image" src="/webimage/1796569_10152770250883695_7916310567191046074_n(3).jpg" width="640" height="480" /></div>
17 Ekim 2014 Cuma gecesi Van TV Yüzyüze programının konuğu Mazlumder Van Şube Başkanı Yakup Aslan ve bir önceki dönem Mazlumder şube başkanlığı da yapmış olan Azadi Hareketi’nin bölge sorumlusu Abidin Engin’di. Programın konusu Kobanê ve Barış Süreciyle birlikte son günlerde yaşananlardı. 
Yakup Aslan, Kobanê de yaşananlar ve onunla birlikte gelişen olaylar konusunda yaptığı açıklamalarda: “Türkiye, Trakya’da, Kıbrıs’ta veya başka uzak ülkelerde soydaşlarım dediği kesime gösterdiği bir duyarlılığın benzerini kardeşim dediği Kürtler konusunda da göstermeliydi. Tepelerde zırhlı araçlarında Kobanê’de insanlığın ölümünü seyreden bir zihniyet, bir taraftan müzakere halinde olduğu ve görüşmelerini yasal hale getirdiği PKK/PYD’yi IŞİD ile aynı paralelde düşman ilan etti ve bu tavır sınırlarda ısrarla durmaya çalışan kitlede derinden bir ruhsal kırılma meydana getirdi. IŞİD'in işgal etmiş olduğu köylerden kaçanlar birkaç gün kapıda bekletilmişti. Onların alındığı gün oradaydık. Mazlumder’den bir ekip geçişleri ve mültecilerin yaşadıklarını bizzat yakından izleme imkanı bulduk. İnsanlığın tarihi bir trajedisini birlikte yaşadık. 
Suriye, Gazze, Bosna, Mısır iç meselemizdir, bizi ilgilendirir diyen iktidar sınırın öbür yanında yer alan Suruç halkının akrabaları konusunda bizi ilgilendirmez diyebiliyor. Bu yanlış bir tutumdur. Suriye İnsan Hakları Gözleme raporuna göre 3 haftada Kobanê’de en az 412 kişi katledildi. Ki bu sayının çok daha fazla olduğundan kuşku yok. 140 bin göçmen var bunun 60 bini çocuk ve 30 bini kadın… 
Otuz yıl istediği başarıyı sağlayamayan ırkçı konsept elbirliğiyle IŞİD’i destekleyerek, besleyerek sağlayamadığı başarının intikamını Kobanê’de almaya çalıştığı algısı bütün bölgede hakim durumda. IŞİD, saldırılarında defalarca Suruç topraklarını hedef aldı ve bu saldırılardan dolayı birçok köy boşaltıldı. Bu saldırılar karşısında gösterilen müsamaha, başka gelişmelerde gösterilmiyor. Bu da derinden kendisini hissettiren bir ruhsal kırılmanın, pratiklere ve yaşama yansımasına sebep olmaktadır.” Çerçevesinde açıklamalar yaptı.
İkinci konuşmacı Abidin Engin ise, Kobanê’nin küçük bir tarihçesini anlatı. ‘Kobanê’nin, Haçlı Seferlerin’de işgalci güçlere karşı kahramanca direndiğini.. Bu tarihi argüman ve Suruç ile ortak akrabalık bağlılığından dolayı Kobanê’nin önemli olduğunu.. Araya çekilen sınırın, aslında akrabalar arasında yıllardan beridir devam eden bir zulmün göstergesi olduğunu’ vurguladığı konuşmasında şunları ekledi: “Bundan dolayı Kürtler nezdinden önemli bir yerdir. Türkiye’nin diğer ülkelerin iç işlerine karışırken kendi iç sorunu olarak açıklamasına karşılık, Kobanê konusunda duyarsız davranmasının veya “bizi ilgilendirmez” tarzında itici bir dil kullanmasını anlamanın zordur. IŞİD canilerinin saldırılarını Kobanê sınırında izleyebiliyorduk.”
Programının ikinci konusu barış süreciydi.. İlk konuşmayı yapan Aslan, barış süreciyle ilgili gözlemlerini ve endişelerini dile getirdi. “Bir taraftan barış süreci deniliyor, diğer taraftan savaşa yoğun bir şekilde hazırlık yapılıyor. Bu süreç içerisinde yüzlerce kalekol, karakol yapılması, güvenlik barajları, güvenlik yolları ve 2000 bin civarında korucu kadrosunun dağıtılması. Siyasi tutuklamaların devam etmesi. Müzakerelerde yasal olarak kendilerini güvence altına almalarının dışında ciddi bir adım atılmaması, Kürtçe eğitim yapacak okulların kapatılması türünden girişimler barışın ruhuyla bağdaşmamaktadır. Bu topraklarda herkes barışa susamıştır. Ne pahasına olursa olsun barıştan başka çıkış yolu da yoktur. Kıyamete kadar savaşamazsın, eninden sonunda barış yapmak zorundasın. Son şansımız gibi görünen barışın tahakkuk etmemesi durumunda, tehlikeli bir geleceğin bizi beklediğini bilmekte fayda var. Artık hiç kimse bundan fazla savaş ortamına tahammül edemez hale geldi. Hergün sokaklarımızda toma, asker, panzer, akrep görmek istemiyoruz. Hergün şehrin gaza boğulmasına ve üzerimizde askeri helikopterlerin dolaşmasına dayanacak takatimiz kalmadı. Artık bu sokaklar cenaze merasimleriyle anılmasın. Yalana, hileye, kurnazlığa dayanmayan samimi bir kardeşlik hepimizin arzuladığı bir kardeşliktir. Bu coğrafyada yapılan katliamlara muhatap olanların sırf Kürt olmalarından dolayı, olaya duyarsız kalmamız düşünülemez.
Ezidiler 73. katliamı/soykırımı yaşıyorlar. 30 yıldır Kürdistan’da en az 40 bin insan öldü, kimsenin sesi çıkmadı. Bu yıllar içerisinde pusu kurma, enseden vurma geleneği hiç değişmeyecek tarzda kabus gibi üzerimize çöktü. Derin yapılanmalar, JİTEM ve benzeri bir çok cinayet şebekesi hayatımızı kabusa dönüştürdü.
Bu tecrübeleri yaşayan insanlar olarak, bir daha aynı günlere geri dönme hevesi içerisinde olmamalıyız. Ancak ne yazık ki, son Kobanê eylemlerinde içine girdiğimiz süreç hiç de geçmişten ders aldığımızın göstergesi değildi. Sorumluluk makamında olanların hiç de barışın diline yakışmayan söylemleri, müzakere halinde olanlarla restleşmeleri anlaşılır bir ruh hali değildir. Derinlerde uyumakta olan alternatif güçleri devreye sokmak ateşin daha fazla alevlenmesinden başka bir işe yaramamıştır. Kanaatimce dış güçler de bu restleşme içerisinde bütün kartlarını kullanmışlardır. ABD ve AB, Türkiye hükümetinin Suriye’deki basiretsizliğinin, beceriksizliğin hesabını sorar gibi duruyor. Yeni gelişmelerle Kürt güçlerini kendisine müttefik olarak gördüğünü düşünüyor. Bunu Kürtlerin hayrına yapmıyor, o topraklardaki petrole başkalarını ortak etmemek düşüncesindeler. Kürtlere, size devlet kuracağız siz de bizim için savaşın der gibiler.. Son gelişmeler, tarafların kaos ve iç savaşı kızıştırmak için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu göstermiştir. Tarafların derinde tuttuğu yedek güçlerini, kartlarını kullandığı bu kaos sürecinin hükümeti ciddi anlamda sıkıştırdığına hepimiz şahid olduk. Eğer böyle olmasaydı, gece vakti İmralı’ya gidip Öcalan’dan yardım istenmesi sözkonusu olmazdı. Eylemlerin önü kesilmeseydi ne olurdu, çok kan dökülürdü. Katliamlar olabilir, masum insanlar kaosun daha fazla alevlenmesi için zarar görür, ancak süreçte kazananlar da olmazdı… Dolayısıyla bundan sonra çok dikkatli olmamız gerekir.”

Engin bu konuda şu noktalara değindi: “Çok hassas bir süreçten geçiyoruz. Bütün tarafların dikkatli olması gerekir. Kobanê için yapılan eylemlerin devamında çıkan olaylar 90’li yıllara geri dönme görünümünü veriyordu. Bu olaylarda öldürülenlerin katilleri/failleri acil bir şekilde bulunmalıdır. Bu cinayetlerde etkili olan karanlık güçler varsa ortaya çıkarılmalı ve biran önce barış sürecinin sağlığı açısından acil adımlar atılmalıdır. Yeni bir şiddet ortamı hiç kimseye kazandırmaz. Devletin bu noktada samimi adımlar attığını göremiyoruz. Hileye dayalı bir kardeşlik olmaz. Hükümetten beklediğimiz kardeşlik hukuku ekseninde bir an önce bu sorunu sonlandırmasıdır. Geçmişte neredeyse her gün gelen cenazeler bu bir buçuk yılda gelmedi, bu hepimizi sevindiriyor. Yani şunu söyleyebilirim ki, bu bir buçuk yılda 2000 civarında insanımız hayıtını kaybetmekten kurtarıldı. O zaman barış diyoruz.”     <input type="image" src="/webimage/10390470_748721358508553_2853187422440067068_n(2).jpg" width="640" height="426" /></span>