Demokrasilerde dini vecibeleri yerine getirip getirmemek
bireyin kendi tercihidir. Bu konuya başkalarının karışması, zorlaması, ya da
engellemeye kalkışması, çağdaş, demokrat ve özgürlükçü anlayışla bağdaşmaz
Demokrasilerde, seçme-seçilme, düşünce-ifade özgürlükleri ne
kadar vazgeçilmez değerler ise, inanma, inandığını yaşama ve ifade etme hakkı
da o ölçüde vazgeçilmez değerlerdir. Demokrasi bu anlamda devlet erkinin, bu
değerler karşısında alması gereken tavrı, yükümlülüğü ve sorumluluğu tanıyarak
uygulamaya koymasına imkân verir ve uygun ortamları hazırlar. Halbuki ülkemizde
devlet erki, insan haklarının yaşanmasına uygun ortam hazırlama yerine insan
haklarını çiğnemektedir. Zira Uluslararası insan hakları örgütleri de başörtüsü
nedeniyle kadınların temel haklarını kullanmalarının engellenmesini insan hakkı
ihlali olarak değerlendirmektedir
Türkiye'nin
en önemli sorunu, insan haklarına ve insan onuruna aykırı yasalar ve
uygulamalar sorunudur. Nitekim cinsiyet ayrımcılığı da yaparak, 'kadınlar
başlarını açacaktır ya da kapatacaktır' şeklindeki bir dayatma, insan onuruna
aykırı bir karar veya düzenlemedir.
Bütün yasakları kaldıracağız diyerek,
"konuşan ve şeffaf Türkiye" vaatleriyle meclise giden milletvekillerine
vaatlerini bir kez daha hatırlatıyoruz.
Başörtüsü yasağı Türkiye'nin AB.ne
girmesinin zorunlu şartları arasında değildir. BM kararlarında da böyle bir
dayatma mevcut değildir. Çağdaş ve gayrı Müslim ülkelerin tamamında da
başörtüsü yasağı diye anlamsız bir uygulama söz konusu değildir. Başörtüsü
yasağı tamamen bir iç meseledir, dayatmadır, eğitim, öğretim, istihdam, eşitlik
gibi temel insan haklarına aykırıdır. Bu yasağın sona erdirilmesi de aslında
çok kolaydır; ne kanun ister, ne anayasa değişikliği. Çünkü üniversitelerde
başörtüsünün yasak olduğuna dair hiçbir yazılı metin bulunmamaktadır. Keyfi
uygulama ve dayatmalardan vazgeçilsin yeter.
Sayın Basın Mensupları
Sizin gibi düşünmeyenleri, eğitim
hakkından mahrum ederseniz; sizin gibi giyinmeyenleri dışlar ve hatta yabancı
ülkelere sürmeye kalkışırsanız, demokrasinin temelini oluşturan toplumsal
katılımı nasıl sağlayacaksınız. Yaşadığımız dünyada devletler nelerin dinen
gerekli olduğunu belirleme hakkına sahip değildir. Kişiler ve ilgili kurumlar
bir davranışın gerçekten dini bir gereklilik olduğuna inanıyorsa, devlet bunu
bir 'dini gereklilik' olarak kabul etmek zorundadır. Anayasa'nın 24. maddesi
herkesin dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip bulunduğunu, ibadetlerin
serbest olduğunu, kimsenin dini inanç ve kanaatleri sebebi ile kınanamayacağını
ifade etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise 9. maddesinde din
hürriyetini; inanma, inancını açıklama, öğretme, ibadet yapma ve dini pratize
etme (yaşama), dini pratikleri ifa etme şeklinde açıklanmıştır. Baş örtmenin
dini bir vecibe olduğu, hem kişiler tarafından benimsenmekte, hem de devletin
bir anayasal kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ifade
edilmektedir. O halde darbeler hukukuna sığınanları bir kez daha insafa ve
dayatmalardan vazgeçmeye davet ediyoruz.
Sayın Basın Mensupları
Türkiye toplumunun bir tüketim
toplumuna dönüşmesinden çıkarı olan birtakım çıkar çevrelerinin bulunduğu
bilinen bir gerçektir. Bu egemen güçler ve emperyalistler için KADIN ancak ve
ancak bir tüketim aracıdır. Bu zalimler için Kadın, dün fabrikalarda on altı
saat karın tokluğuna çalıştırılan ucuz bir meta idi. Bugün ise, reklam
spotlarında bir cinsellik aracı olarak kullanılan ve cinselliği ön plana
çıkarılarak tüketim ekonomisine malzeme yapılan bir nesne haline getirilmek
istenmektedir. Bu çevreler için kadının iffetli, saygın ve el üstünde tutulan
bir birey olması elbette kabul edilemez. O halde bilinmelidir ki, başörtüsü
yasağına karşı yürüttüğümüz mücadele, aynı zamanda kadının iffet ve onuru için
sürdürülen bir mücadeledir.
Basına ve kamuoyuna saygıyla arz
olunur. 02.08.2008
Suat CİHANGİROĞLU Memur-Sen İl Temsilciliği
VAN HAK
VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU BİLEŞENLERİ
Anadolu Gençlik Derneği / Gökkuşağı Derneği /
İnsan-Der /
Mazlum-Der / Memur-Sen
/ Umut-Der/ Erdem-Der