BARIŞ ve HUZUR İSTİYORUZ, HEMEN!<!--?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /-->
Basına ve Kamuoyuna
Yıllardır sürdürdüğümüz basın açıklamaları ve deklarasyonlarımız sürecinde bir kez olsun olumlu bir şeyi tebrik eden ve bunun sevincini paylaşan bir başlangıç yapmadık. Hep bir şeylere itiraz ettik, kınadık, protesto ettik, eleştirdik. Yaşadığımız topraklar ve hayatı bize zindan edenlere, bunu sistematik bir rantiyeye çevirip insanca yaşamaya fırsat vermeyenlere, kolaycı ve derin güçlere rağmen hala bu umut var oldu ve olacak. Bu topraklarda yaşayan herkes, çoğu gecenin sabahında gözünü hep bir acıya, hep bir kà busa, korkuya ve karanlığa açtı. Oysa bu bir kader değil. Toplum olarak artık huzur, sükà net ve yaşamak istiyoruz. Evet, yaşamak istiyoruz. Hergün onlarca ölüm haberleri ala ala yaşamımızı harabeye dönüştüren bu harp manyaklığına artık kimsenin tahammülü kalmadı.
Herkes yeni bir bahar başlangıcı diye oluşan barış meltemini hasretle solumaya çalışırken bunun simülatif bir oyun olduğunu görmek, derin bir hayal kırıklığı oluşturmuş, barış umudu yeniden bir kà bus cenderesine savrulmuştur. Sorunu üreten kaynak olarak devletin ve bu gücün imkà nlarına vaziyet eden hükümetin yeniden şiddet sarmalına sarılması kabul edilemez bir durumdur. Ak Parti hükümetinin daha önceki vesayet sabıkalı hükümetlerin ardılı bir politikaya gerilemesi gerçek bir hayal kırıklığı ve siyasi fiyaskodur. Şiddet ve savaş dilinin yeniden tırmandırılması ve şakşakçı görsel-yazılı medyaya asker cenazelerini bir rantiye aracı olarak kullandırması ahlaki çöküntü ve insani zemini kaybetmenin açık bir ifadesidir. Bu tür politikalar dar görüşlü ve yalnızca günübirlik düşünebilen kafaların işi olabilir ancak. Toplumsal kin ve nefretin körüklenmesi, bayır aşağı yol alan koca kayalar gibidir ve geri dönüşü olmaz. Bilhassa hükümetin son günlerdeki militarist ve militan retoriğinin bunda etkisi son derece belirgindir. Hà lbuki yüzde elli oy almış ve birçok vesayeti geriletmiş bir iktidarın bu kudretten aciz olması, bu konuda muktedir olamaması akla birçok soruyu getirmektedir. Oysaki bu hükümete, bu temel sorunların çözülmesi ve düzlüğe çıkılmasından başka hangi seçenek için bu kadar oy verir ki bir millet? Söz konusu acil ve derinleşen şiddet sarmalından çıkmak için hükümet, bu ülke halklarının tamamının temel arzusu olan barış sürecini derhal hazırlamalı ve tahrik edici beylik lafları terk ederek, akil ve sağduyulu bir söylem geliştirmelidir. Hakim beklenti de bu yöndedir.
Aynı şekilde sivil ölümlerin de artık olaya dahil edildiği bu kaos ortamında PKK de, daha evvel kabul etmediğini iddia ettiği "terör" yaftasını hak edecek eylem ve saldırılardan uzak durmalıdır. Toplumsal dokuyu zehirleyen ve giderek kamplaşmalara hizmet eden bu şizofren savaş dili terk edilmelidir. Kürtlerin temel hakları ve Kürt kimliğinin saygın meşruiyeti konusunda açık bir haklılık arzeden bu sorun, silahlara ve onun getireceği militarist akla kurban edilmeyecek denli hayati bir durumdur. Ama maalesef son günlerde sivillere yönelen bu kör saldırı ve eylemler artık "Kürt Sorunu" başlığını aşmış ve insani krize girmiştir. Hangi savaş ve mücadele, onun aktif cephesinde olmayanların öldürülmesini haklı ve meşru gösterebilecek argümanlara sahiptir? İlgisi olmayan, sıradan insanların bu kirli savaşa kurban edilmesi hangi vicdani ve insani gerekçeye dayandırılabilir? Dünyanın birçok yerinde, birçok farklı savaş var, ancak hangi savaş bu kadar ahlaksız ve ölçüsüz olma reddesine gelebilmiştir. Savaşın ve mücadelenin kaçınılmaz olduğu ve bunun kendini dayattığı durumların olduğunu kabul etsek dahi, bu denli ölçüsüz ve zalim katliamları kimse izah edemez. Daha dünyaya gelme şansını bile yakalayamamış anne karnındaki bebeklerin, hangi gerekçe ile ve kime taraf olduğu için katledildiği öne sürülebilir? Bu yavrucakların masumiyetini kim yüklenebilir, bunu yapanların davası nasıl bir haklılık taşıyabilir? Tarafların bu toz-duman içinde suçu birbirlerine atmaları bu masumların hayatını geri getirme kudretine sahip midir?
Bunu kim yaşanmamış kabul edebilir? Öğretmenlerin ve diğer sivil insanların bu kavgaya alet edilmesi de göstermektedir ki, bu kirli savaş insani zeminini çoktan kaybetmiştir. Hadise "Filler ve Çimen" kurgusunda seyretmektedir. Filler tepişmekte oysaki ezilen çimenler olmaktadır. Bizler ne çimen olmak ne de ezilmek istemiyor ve bu kirli savaşın taraflarına artık durmaları gereğini tekrar ve en yüksek çığlıklarla hatırlatıyoruz.
Oysaki önümüzde hem yeni anayasayı yapmak gibi umutlanabilmemiz için çok büyük bir imkà n ve süreç var. Tribünlere oynayabilecek ve oy potansiyelini arttırabilecek bir seçim sathı mailinde de değiliz. BDP'nin Meclise girme kararı da hem ortamı yumuşatmak hem de şiddetin değil ancak siyasetin sorunları çözme aracı olduğunu göstermesi açısından önemli bir gelişmedir. Geç ve bedeli ağır da olsa BDP'nin bu kararı, olumluluk sinyalleri veren önemli bir gelişmedir. Keza barış görüşmeleri ve müzakerelerin devamının herkesin ve hepimizin yararına olduğunda akıl sahipleri için kuşku yok. Burada "barışımızı çalmayın" diyerek taraflara açık çağrı yapıyor ve ateşkesten başka seçenek olmadığını görmelerini hatırlatıyoruz.
Yapılacak yeni anayasa, yıllardır söylediğimiz gibi kökten değişimi getirmeli ve Kemalist jakoben ruhun dışında yeni bir dil, söylem ve zihinle inşa edilen ve insanı eksen alan bir karakterde olmalıdır. Son derece özgürlükçü, ahlaki temelleri olan, çoğulcu, eşitlikçi ve adaleti temel parametre alabilecek bir yetkinlikte ve netlikte olmalıdır. Kısa, özlü, yasakları değil gelişmeyi esas alan, düşünceyi ve insanı koruyan; devleti insana karşı koruyan değil insanı devlete karşı güvenceye alan bir kaygıyla hazırlanmalıdır. Temel dayanağı özgürlük, adalet ve hukuk olmayan hiçbir anayasa bu toplumun ne sorunlarını çözebilir ne de kanayan yaralarını tedavi edebilir. Bunun için STK'lardan sendikalara, üniversitelerden akil adamlara, esnaf sanatkà rlardan çiftçi ve köylülere, inanç grupları ve cemaatlerden etnik topluluklara ve toplumun daha birçok göz önünde olmayan ve varlıkları örtülmek istenen tüm kesimlerine yönelik bir anayasa olmalı ve herkes için olmalıdır. Hakeza anayasanın hazırlanmasında bu sayılan ve daha sayılmayan her kesimin söz hakkı ve hukukunun olmasının gerektiği açıktır.
Böyle bir anayasa aynı zamanda herkesin kendini ait hissettiği bir coğrafya ve ülke duygusunu da verecek, bugün olduğu gibi kimse kendini bu toprakların tek sahibi ve hamisi olarak görme ayrıcalığını kullanma aracına dönüştüremeyecektir.
Hala fiili olarak yaşanan başörtüsü yasaklarının temel çözüm kapısının da yeni anayasa olduğunu hatırlatarak, inanç ve düşünce özgürlüğüne vurgusu yüksek bir anayasanın kamusal alan/tabusal alan ayrımına gitmeden, hayatın ve insanın olduğu her yerde özgürlüklerin teminatı olabilecek bir nitelik taşıması umudu ve uyarısıyla basın açıklamamızı noktalıyoruz.
Son olarak ileriki günleri beklemeden derhal ve hemen BARIŞ ve HUZUR isteğimizi taraflara bildiriyoruz.
Basına ve Kamuoyuna saygılarımızla... 01.10.2011
Van Hak ve Özgürlükler Platformu adına
YAKUP ASLAN ( MAZLUMDER GYK Üyesi )
VAHÖP (Van Hak ve Özgürlükler) Platformu:
GÖKKUŞAĞI DERNEĞİ, İNSAN-DER, MAZLUMDER VAN ŞUBE, MEMUR-SEN, UMUT IŞIĞI DERNEĞİ, ERDEM-DER, ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ, VAN İMAM HATİP MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ, VAN KARDELENLER KADIN DERNEĞİ, ÖZGÜR-DER, VERENEL DERNEĞİ.