Basın Açıklamaları

TÜRKİYE DE KADIN OLARAK ÖTEKİ' YE DÖNÜŞMEK!

Türkiye de din özgürlüğünün en çarpıcı biçimde ortaya çıktığı ve birçok insanı etkileyen boyutu ile başörtüsü>>>
29.01.2008/Diyarbakır

TÜRKİYE'DE KADIN OLARAK 'ÖTEKİ' YE DÖNÜŞMEK!

Türkiye'de din özgürlüğünün en çarpıcı biçimde ortaya çıktığı ve birçok insanı etkileyen boyutu ile başörtüsü yasağı mevcuttur. Bu yasak nedeniyle okulunu, işini ve sağlığını kaybeden, mezun olamadığı gibi, mezun durumunda olupta ilgili meslek dallarında mesleğini icra edemeyen kadınların olduğu açıktır. "Ya aç Ya terk et" gibi zorlayıcı dilemmalar ile başörtülüler baskı sürecinden geçerken , "Haydi kızlar okula" kampanyalarıyla "Haydi başörtülüler evlerine" gibi bir ayrımcılıkla mağdur edilmektedirler.

Devlet başörtüsünün "siyasi bir simge" olarak kullanılması, "irticai bir niteliğe sahip olması" ve "teokratik devletten yana olmayı" ifade etmesi gerekçeleriyle yasaklamaktadır. Ancak kadınların başlarını hangi gerekçelerle örttüklerini tespit etmek mümkün değildir. Çünkü kadınların başörtülü olmalarının gelenekten, siyasi tercihten ya da dinden kaynaklanan çeşitli nedenleri olabilir. Dolayısıyla bu konuda tüm başörtülü kadınları kapsayıcı bir değerlendirme yapmak yanlış olacaktır. Kaldı ki insan hakları açısından, bireylerin siyasi sebepte dahil olmak üzere herhangi bir nedenle başlarını örtebilecekleri, bunun sadece onların bireysel tercihi olarak değerlendirilmesi gerektiği ve yasalar tarafından da buna saygı duyulması gerektiği aşikardır.

Bu yasağın gerekçelerinden biri olan "Laiklik ilkesinin tehlike altında olması" iddialarına gelince; Laikliği Cumhuriyet'in niteliklerini tanımlayan 2. maddesinden hareketle ele alırsak eğer yani "demokratik laiklik" olarak algılarsak başörtüsü sadece bir hak ve özgürlük kullanımı olarak karşımıza çıkar. Ama laikliğe devlet eliyle dinin kamusal alandan tasfiye edilmesi gibi totaliter bir anlam yüklersek şu an olduğu gibi yasaklar çıkar. Laiklik ilkesi adı altında hiç kimse inancını yaşamaktan alıkonulmamalı; inanmayanlara da hiçbir dayatma olmamalıdır.

Başörtülü kadınların öğrenim ve çalışma özgürlüklerinin engellenmesi, tek başına hukuk dışı değil, aynı zamanda yasa dışıdır da. Bu yasak bir kadının ifade özgürlüğünü, dini özgürlüğünü, eğitim özgürlüğünü ve çalışma hakkını elinden almakla kalmayıp, kadına kaşı ayrımcılığında simgesidir. Kaldı ki bu ihlali sırf kadına karşı ayrımcılık tarafından ele alacak olursak bu Türkiye'nin de 1985 tarih ve 9722 sayılı banklar kurulu kararı ile onaylamış olduğu Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)'nin kadınlara karşı ayrımcılığı tanımlayan 1. maddesini de ihlaldir.

Yine aynı şekilde din ve vicdan özgürlüğü bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 18. maddesini de ihlaldir. İnsanlar eğer inandıkları dinin gereği olarak başlarını örtüyorlarsa, bu ibadet hürriyetinin kullanılmasından ibarettir. İbadet hürriyeti düşünce hürriyetinin özel bir alanı olan din hürriyetinin dışa yansımasından başka bir şey değildir.

"Mevcut Anayasada ve yasalarda başörtüsünü yasaklayan bir madde yoktur. On bilerce kadına büyük acılar çektiren yasak anayasa mahkemesinin 1989'da yaptığı yorum gerekçe gösterilerek uygulanıyor burada Anayasa mahkemesinin yorumu TBMM'nin yasa yapma hükmü yerine geçmiştir. Oysa mahkeme meclisin yerini alamaz. Mahkemenin yorumları yasaların üstüne çıkamaz. Kısaca ortada kanunsuz bir uygulama vardır."

Bu yasakla sistem; başörtülü kadınların haklarını ihlal ettiği için, onların din ve vicdan özgürlüğünü zedelediği, onlara ikna odaları uygulamalarıyla maddi ve manevi baskı yaptığı, öğrenim özgürlüklerini ellerinden aldığı, ayrımcılığa tabi tuttuğu, işten atılmalarına resmi gerekçe oluşturduğu; kendisini gerçekleştirmeyi kadınlar üzerinden tahakküm kurmakta haz bulan kişilere geniş bir av sahası sunduğu, kadınların kendi aralarında "ötekini" yarattığı ve dolayısıyla din temelinde halkı düşmanlığa sürüklediği için suçludur. Zira "mahalle baskısı" gibi yanlış tanımlamalarda bu baskı sürecinin en bariz örneklerinden biridir.

Türkiye'nin kanayan yarası haline gelen bu sorun güç odakları tarafından siyasi bir kaos oluşmasına zemin oluşturmak amacıyla malzeme olarak kullanılmaktadır. Gelinen süreçte AKP hükümetinin bu yasağı kaldırmaya dönük çalışmaları kimi zaman başörtülüleri "referandum" ya da "halk oylaması" gibi söylemlerle rencide etmektedir. Zira hak ve özgürlüklerde pazarlık olmaz. Bununla birlikte devlet üniversitede bir kadının dini inancını yaşamasına serbestlik tanırken sosyal yaşamda çalışan bir kadın için bunu yasaklamaktadır. Yani devlet üniversitede özgürlükçü, akabinde olan çalışma hayatında yasakçı bir tutum sergilemektedir. Bu insan hakları savunucuları tarafından kabul edilemez bir durumdur.

MAZLUMDER olarak insan hakları ihlallerinin yıllardır her alanda yaşandığını gözlemlemekteyiz. Ancak her kesimin sadece kendisinin hak ihlaline uğradığı yanılgısı üzücü ve insan hakları adına yaralayıcıdır. Biz başörtüsü sorununun tek sorunumuz olmadığını da biliyor ve hak ve özgürlüklerin herkes için olması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak bu yasağın derhal kalkması gerektiğini talep ediyoruz...

MAZLUMDER GYK Üyesi

SEHER AKÇINAR BAYAR