Haber: Fazıl ERÜŞ
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) tarafından düzenlenen "Çözüm süreci beklenti ve temenniler" çalıştayında Kürt sorununun çözümüne yönelik önemli açıklamalarda bulunan Mazlumder Van Şube Yönetim Kurulu Üyesi Cezmi Yakar, Kürtlerin kendi varlıklarının tanınması için çok bedeller ödediğini belirtti. 'Çözüm sürecine' yönelik çalıştayın sonuç bildirgesinin de genellikle Yakar'ın konuşmalarından oluşacağı iddia ediliyor.
'İNSANLIK TARİHİNİN AYIBIDIR'
Çözüm sürecine yönelik önemli açıklamalarda bulunan Yakar, sürecin önce Oslo sonra ise 2013 Newrozu'nda Abdullah Öcalan'ın İmralı ceza evinden gönderdiği mektup ile başladığını belirtti.
Kürt meselesinin çözümü için başlatılan "Kardeşlik ve Huzur" projesinin, toplumun geniş kesimi tarafından olumlu karşılandığını ifade eden Yakar şunları söyledi: "Kürt sorunu Türkiye'nin sırtında bir kambur gibi duruyor. Kürt sorunu, Kürtlere yapılmış haksızlıklardan ve hukuksuzluklardan dolayı ortaya çıkmıştır. Kürt realitesi hiçbir zaman hak, hakikat ve adalet temelinde görülmedi. Kürt sorunu terör sorunu olarak görüldü. Kürt sorununu terör sorunu olarak görmek sorunun çözümüne katkı sunmaz, sorunu ağırlaştırır, derinleştirir ve çözümünü güçleştirir. Sorunu görmezden gelmek, realitenin dayandığı zemini inkâr etmek, askeri ve güvenlik perspektifiyle sorunu görmeye çalışmak sorunun kendisiyle değil sonucuyla uğraşmaktır. Kabul etmek gerekiyor ki, Kürtlerin bugüne değin kendi varlıkları için ödemediği her hangi bir bedel kalmamıştır. Yaşadığı topraklarda eşitiyle eşit olmak için çok büyük bedellerin ödendiği gerçeğini de kabul etmek gerekiyor. Sadece eşit olmak için bu kadar bedelin ödenmiş olması insanlık tarihinin başka bir ayıbıdır."
'TARAFLAR GÜVEN SORUNU YAŞIYOR'
Çözüm sürecinde güvenin çok önemli olduğunu söyleyen Yakar şöyle dedi: "Bu süreçten tarafların ne anladığını, süreç ile ilgili stratejilerin neler olduğunu bilmiyoruz. Ciddi oranda bir güven sorununun olduğunu biliyoruz. Güven sorununu tetikleyen birçok etkenin olduğu da malum. Sürecin seyrini, aşamalarını, yürüyeceği kanalları güven duygusu önemli oranda belirleyecektir. Kürtlerin eşit olma taleplerinin nasıl karşılık bulacağını, devlet ve hükümetin bu süreçle neyi hedeflediğini bilmiyoruz. Dileriz eskinin tekrarı olmaz, bir de soldan yanaşayım mantığı işletilmez. Gördük ki, eski yöntemler soruna çare olmadı. Sorunu askeri ve diğer argümanlarla bastırma yöntemi sorunu çözmedi ve daha da ağırlaştırdı. Görülüyor ki sorunu müzakere yoluyla çözmek iradesinin geliştiği yönündedir. Demokratik ve barışçıl yollarla Kürtlerin haklarını verme inancının arttığı iddiasıdır. Sonuç itibariyle bu sorunun çözümünü dayatan birçok sebep vardır. Süreç sorunun çözümüne evirilebileceği gibi mevcut durumun devamına da yol açabilir. 'Ağalar, paşalar bu ateşi söndürün ve dağlarda gençler ölmesin' şeklindeki feryatların, savaş malulleri tarafından dillendirilmesiyle, sorunun ve sorundan beslenenlerin son demlerini yaşadığı görünümünü vermeye başladı. Dindarlar ve muhafazakâr tarafından da olumlu karşılanan sorunu çözüme kavuşturma süreci, militarist baskıların son bulmasına vesile olacak gibi görünüyor."
'BİRLİKTE YAŞAM TEMELİNDE ÇÖZÜMLER ÜRETMELİYİZ'
Kürt sorununun çözümüne yönelik önerilerde bulunan Yakar şu ifadeleri kullandı: "Kürt sorununun çözümü, Türkiye'deki farklılıkların birlikte yaşamı temelinde aranmalıdır. Birlikte yaşam temelinde çözüm aramanın, diğer muhtemel alternatiflerden daha sağlıklı, kendi gerçeğimize daha uygun ve halkın maslahatına daha yakın olduğunu destekleyen ve gerekli kılan önemli nedenler vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1-) Türkiye siyasi coğrafyasında yaşayan halklar İslam dünyası havzasına mensuptur. Dini, kültürel ve siyasi açıdan İslam dünyasının tarihi tecrübesi, halkların birlikte yaşamını içeren yönetim modellerini gerektirmektedir.
2-) Türkiye halkları İslam dünyası havzasına ait olmanın ötesinde, uzun asırlar çok daha geniş bir çerçevede, çok sayıda din ve kavmin birlikte yaşamasını sağlayan modele başarıyla öncülük etmiştir. Türkiye insanının tarihi deneyimi, birlikte yaşam için önemli bir birikim sayılmalıdır.
3-) İslam dünyası havzasında dinin siyasi, kültürel ve sosyo-ekonomik yaşam üzerindeki belirleyiciliği, kavmi özelliklerin belirleyiciliğinden daima daha etkili olmuştur. Pozitivist cephenin bir asrı aşkın çabalarına rağmen bugün devletler düzeyinde olmasa da halklar düzeyinde İslam'ın belirleyiciliği birinci sırayı korumaktadır. İslam, özelde kendi mensupları için, genelde de tüm insanlık için birlikte ve güçlü bir yaşamı önermektedir.
4-) Tarihi, siyasi ve ekonomik nedenlerle Türkiye sınırları içindeki demografik yapıda önemli iç içe geçişler yaşanmıştır. Hiç kimsenin elinde sağlıklı bir veri olmamakla beraber, Kürt nüfusunun yarısının Türkiye'nin batı bölgelerine dağıldığı, yerleştiği ve kalıcı olduğu kuvvetle muhtemeldir. Özellikle bu husus, halkların birlikte yaşamı temelinde çözüm üretilmesini zorunlu kılmaktadır.
5-) Kürtlerle Türklerin yaşadığı ana bölgelerin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmamış olması arada tamamen karma olan geniş bir alanın var olması, bu iki halkın birlikte yaşamasını zorunlu kılan önemli nedenlerden biridir.
6-) Nüfusun ve yaşamın iç içeliği, ekonomik alanda da karşılıklı bağlayıcılık ve entegrasyon oluşturmuştur. Farklı temelde çözüm arayışları, hayatın önemli bir cephesini oluşturan ekonomik alanda büyük alt-üst oluşlara neden olacaktır.
7-) Dinin belirleyici olduğu birlikteliğin asırlar boyu sürmüş olması sonucu Kürtler ve Türkler arasında yine kimsenin kesin ve net olarak bilmemesine rağmen milyonlarla ifade edilebilecek karşılıklı evliliklerin olması, birlikte yaşamı öngörmektedir. Bu husus da ayrıca birlikte yaşam çerçevesinde çözümü dayatmaktadır."
Türkiye'deki Kürtlerle Türkler arasında oluşan çok yönlü entegrasyonun, Kürtlerin yaşadığı Suriye, Irak ve İran'a oranla çok güçlü ve ileri düzeyde olduğunu vurgulayan Yakar konuşmasını şöyle sürdürdü; "Örneğin Suriye'de Şam, Irak'ta Bağdat, Basra ve Necef; İran'da Tebriz, Tahran, Meşhed, Şiraz ve İsfahan gibi metropol kentleri gezdiğinizde, buralarda Türkiye'deki gibi iç içeliği, kaynaşmayı ve demografik bütünleşmeleri Kürtler açısından göremezsiniz. Birlikte yaşam zemininde Kürt sorununun çözümüne ilişkin anayasal ve yasal değişiklikler yapılarak kısa, orta ve uzun vadede şu somut adımlar atılabilir ve sorun çözülebilir."
KISA VADEDE YAPILABİLECEKLER
Yakar kısa, orta ve uzun vadede yapılabileceklere dönük de şunları anlattı;
1-Karşılıklı güven ortamının oluşturulması için son otuz yılda bölgede işlenmiş bütün hukuk dışı uygulamaların, olayların ve faili meçhullerin aydınlatılması amacıyla araştırma komisyonlarının oluşturulması, ulaşılan sonuçların gereğinin yapılması ve kamuoyuyla paylaşılmasının sağlanması.
2- Koruculuk sisteminin lağvedilmesi.
3- Kürtçe basın ve yayın faaliyetlerinin özel sektörde olduğu gibi kamu tarafından yürütülmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması.
4- İsmi değiştirilen yerleşim bölgelerinin adlarının orijinal haline döndürülmesi.
5- Valilerin ve yöneticilerin bölge insanından olmasına özen gösterilmesi.
6- Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu yerlerde İmamların Kürtçe vaaz ve hutbe verebilmesi.
7- Kürt bölgelerindeki 'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazılarının silinmesi.
8- Doğu ve güneydoğu bölgesindeki tüm üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümünün açılması.
19-Anadilde eğitimin özel ve kamudaki bütün okullarda eğitime başlanması için gerekli yasal düzenlemenin yapılması.
ORTA VADEDE YAPILABİLECEKLER
1- Askeri darbe ürünü olan 12 Eylül anayasasını yamalamak yerine, tamamen değiştirerek 21.yüzyıl insani tecrübesine uygun, yaşadığımız toplumun değerleriyle uyumlu, adaletin ve özgürlüğün temel alındığı demokratik bir anayasanın bir an önce hazırlanarak halkın onayına sunulması.
2- Anayasada vatandaşlık tanımı yeniden yapılmalı ve bu yeni tanım, Türkiye'de yaşayan bütün etnik ve dini farklılıkları açıkça vatandaşlık tanımı içine almalı, farklılıklar Türkiye veya Anadolu üst kimliği altında birleşmeli. Çok kültürlülük, çok kimliklilik, farklı etnik sitelerin özel alandan çıkması, kamusal alanda yer bulması, devlet erkinde yaşam bulması, devletleşmesi gerekmektedir. Bunun için Anayasada Kürt kimliği dahil olmak üzere tüm kimliklerin, etnik yapıların eşit vatandaşlık temelinde yer alması gerekmektedir.
3- Etnik ve din temelindeki tüm farklılıklara kendi kültürlerini yaşatma hakkı anayasal garanti altına alınmalı.
4- Kürt dili ikinci dil olarak okutulmalı ve bunun alt yapı çalışmaları sağlanmalı.
5- Devlete bağlı tüm silahlı ve istihbarat güçlerinin hukuk dışı uygulamalarına kesin olarak son verilmeli.
6- İç çatışmanın sürdüğü bölgelerdeki tahribatı telafi edecek ciddi sosyo-ekonomik iyileştirmeler ve yatırımlar yapılmalı.
7- Yerel yönetimler güçlendirilmeli.
8- Türkiye'nin, kendi tarihi sorumluluğunu dikkate alarak Irak Kürt Federal yapısıyla çok yönlü ilişkiler geliştirmeli, süregelen tehdit ve imha stratejisi yerine ortaklık ve inşa stratejisini hayata geçirmelidir. Kuzey Irak ile kurulacak güven verici ilişkiler, Türkiye'deki Kürt sorununun çözümüne ve problemin ülke için barışa, güvene ve kuvvete dönüşmesine önemli katkı sağlayacaktır.
UZUN VADEDE YAPILABİLECEKLER
1- Sadece Kürt sorunuyla ilgili olarak değil, cezaevinde ve dışarıda olan tüm siyasi suçlular için kapsamlı ve şartsız af çıkarılması.
2- Af kapsamına giren siyasilerin siyasi sürece katılabilmesi için siyasi faaliyette bulunma hakkından yararlandırılması.
3- Türkiye'nin eyalet sistemine geçmesi."
'TÜRKİYE, HEPİMİZİN VATANIDIR'
Bu türden esaslı değişikliliklerin yapılabilmesi ve sorunsuz uygulanabilmesi için tarafların hadiseye kayıp ve kazanım, zafer ve mağlubiyet gözüyle bakmaması, hadiseyi politik çekişme ve çatışma zeminine çekmemesi gerektiğini belirten Yakar son olarak şunları kaydetti: "Herkesin hadiseyi doğal, tabii ve insani hakların uygulanması olarak algılaması ve doğallık içinde uygulaması gerekir. Millet ve devlet olarak bu erdemliliği ve medeniliği gösterebilmeliyiz. Birliktelik, herkesin aynı dini, dili ırkı ve düşünceyi kabulüyle gerçekleşmez; bu, mümkün de değildir. Birliktelik, herkesin kendi kimliği ve tercihiyle var olduğu, kabul gördüğü, kendi kimliği temelinde somut örneklikler oluşturduğu ortak bir zeminde ve ortak bir paydada gerçekleşebilir. Bu ortak zemin, Türkiye'dir. Türkiye, hepimizin vatanıdır. Ortak payda ise, herkese var olabilme imkânını veren özgürlüktür. Gerçek birliktelik, özgür Türkiye'de tahakkuk eder. Millet olarak adalet, özgürlük ve güven temelinde ülkemizi yeniden inşa edebilecek güce sahibiz. Aramızda var olan dini, kültürel, sosyal, ekonomik ve tarihi bağlar bize böyle bir imkânı fazlasıyla vermektedir. Yeter ki, bir bütün olarak kendi gücümüzün farkına varıp onu cesurca ve doğru kullanabilelim. Akan kanın durmasına, barış denen insanoğlunun en değerli icadına katkı sunan; hakikat arayışına hizmet eden, uzlaşmanın bir erdem olduğuna inanan, yanan ateşe Ebabil Kuşu niyetiyle su taşıyan herkese minnettarız."