15 Temmuz’da gerçekleştirilen kanlı darbe girişiminin halkın tarihi direnişiyle engellenmesinin ardından bir aydan fazla süre geçti. 25 yıldır insan hakları alanında faaliyet gösteren MAZLUMDER, bu misyonunun bir gereği olarak darbe girişiminin kamuoyuna yansımasından saatler sonra yayınladığı açıklama ve diğer platformlarda paylaştığı mesajlar üzerinden tüm yönetim ve üyeleriyle darbeye karşı aktif duruş sergileyen sivil toplum kuruluşlarından biri olmuştur. Darbe girişiminden günler sonra yayımlanan tafsilatlı açıklamamızda ve sair kaynaklara verilen beyanlarımızda da, her darbe girişiminin halkın özgür iradesine ve insanlık onuruna karşı yapılmış bir saldırı mahiyetinde olduğu ilk günkü gibi tereddütsüz bir şekilde vurgulanmıştır.
Toplum olarak, darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından gelişen süreçte ciddi ve sistematik yaptırım dalgalarını gözlemlemekteyiz. Hükümet yetkilileri tarafından darbenin faillerine ve FETÖ/PDY yapılanmasına karşı geliştirildiği ifade edilen bu yaptırımlar çerçevesinde bizzat Başbakan Binali Yıldırım tarafından açıklanan rakamlara göre; 80 bine yakın kamu personeli görevden uzaklaştırılmış, 5 bine yakın kamu personeli memuriyetten çıkarılmış, 20 bine yakın kişi gözaltına alınmış ve bunlardan 11 bine yakını tutuklanmıştır. Bununla eşgüdüm halinde FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatlı olduğu gerekçesiyle onlarca sağlık kuruluşu, vakıf ve yayın organı, yüzlerce özel eğitim kurumu ve dernek kapatılmıştır.
Darbe girişiminin faillerine ve bu girişimin başat aktörü olduğu belirtilen FETÖ/PDY yapılanmasına karşı yürütülen yaptırım ve soruşturmaların açık, şeffaf ve adil bir şekilde işletilmesi, söz konusu yargısal süreçlerde hukukun temel kriterlerinin terk edilmemesi ve yalnızca birtakım ihbar ve duyumlara dayanılarak yapılacak işlemler dolayısıyla telafisi imkansız sonuçların ortaya çıkmasının kesin bir şekilde engellenmesi hayati önem arz etmektedir. Sürecin aksi yönde ilerlemesi suçsuz kimselerin cezalandırılmasına, hukuki güvenliğin yok olarak toplumsal bir infial halinin oluşmasına ve yakın tarihimizdeki bazı dava süreçlerinde gözlemlediğimiz gibi bütün bir yargısal sürecin telafi edilemez bir çıkmaza girerek orta ve uzun vadede suçluların suçsuzlardan ayrılamadığı bir aşamaya varmasına ve çökmesine sebep olacaktır.
İşletilen yargısal süreçte kapsamın somut fiil isnatlarıyla şekillendirilmesi başka bir hayati gerekliliktir. Devletin faaliyet göstermelerine yasal mevzuat çerçevesinde resmen izin vererek kredi ettiği gazete, sendika, eğitim kurumu, yardım derneği veya banka gibi çeşitli kurum ve organlarla alışveriş içerisinde olmanın ya da üyelik ilişkisi kurmanın silahlı terör örgütü üyeliğine tek başına karine oluşturmaması gerektiği açıktır. Bu bakımdan 17-25 Aralık sürecinin milat kabul edilmesi ve bu tarihten sonra devam eden alışveriş veya üyelik ilişkilerinin terör örgütü üyeliğine karine sayılması kendi içinde birtakım vahim hatalar barındıracaktır. Zira bahsi geçen tarihten sonra da bu kurumlar yasal mevzuat çerçevesinde faaliyet gösteren legal kurumlardır ve bu kurumlarla ilişkiler kuran vatandaşlar tüm bu ilişkilerini mer’i hukukun korumasına güvenerek kurmuştur.
Yürütülen yargısal sürecin kapsam ve çerçevesinin en başta insanlık dışı darbe girişimine katılmak olmak üzere, soruların çalınması, yasadışı dinlemelerde bulunulması gibi somut fiil isnatlarına dayanması gerekliliğini vurgulama ihtiyacı hissediyoruz. Bu tip fiillerin icrasına katılmayan ve bu fiillerden habersiz olan yüzbinlerce müntesibi barındıran bir sosyal ağın tamamını terör örgütü olarak tanımlamak gerçek suç ve suçluları gizleyebilme potansiyelini içinde barındırmaktadır. Maruz kalınan propagandatif içeriğin etkileri ya da yer yer on yılları kapsayan toplumsal bağların derinliği sebebiyle bu sosyal ağdan çıkamayan veya çıkmayan çok sayıda kişinin terör örgütü üyesi olarak kabul edilmesinin doğuracağı toplumsal ve şahsi zararlar ülkemizin selameti ve adaletin tesisi bakımından çok olumsuz sonuçlar doğurabilecek potansiyelde gözükmektedir.
Diğer yandan özellikle gözaltı ve tutuklama gibi hürriyeti ağır bir biçimde sınırlandıran güvenlik tedbirlerinin cezanın kendisi olarak kullanılmasının sakıncaları açıktır. Özellikle de çeşitli koşullardan dolayı hakim ve savcıların takdir yetkilerini kullanmaktan imtina ettiği içinde bulunduğumuz günlerde, basit bağlantıların ya da ihbarların uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerine sebebiyet verebildiğini gözlemlemekteyiz. Mecelle’de “‘beraat-i zimmet’ yani ‘zimmetinde olmayış, suçsuzluk’ asıldır” hükmü temel bir kuraldır. Buna göre, hakkında suç isnadı olan şahıs, yargılama sonucu suçluluğu kesinleşinceye kadar masum sayılır ve kendisine ona göre muamele edilir. Bu, insanın, Kur’an lisanıyla “ahsen-i takvim” olarak yani en güzel kıvamda yaratılmış sayılmasının da bir gereğidir. Modern hukukta da masumiyet karinesi olarak adlandırılan bu ilkenin doğal bir gereği olarak, yeterli suç şüphesi oluşmadan ve kaçma şüphesi, delilleri karartma ve tanık veya sanıklara baskı uygulama gibi kanunda sayılan ihtimaller söz konusu olmadığında bu tür tedbirlere başvurulmaması gerektiğini hatırlatıyoruz. Yargılama aşamasında da, tüm delillerin bağımsız yargı tarafından hukuk ve vicdan terazisinde tartılarak verilmesi, hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde suçluluk sabit ise cezalandırma, suçluluk bu şekilde sabit değilse şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerekliliğini ve tüm bunların adil yargılanma hakkının zorunlulukları olduğunu hatırlatırız. Bilinmelidir ki, adaletin ve hukukun temel ilkelerinin ihlal edildiği herhangi bir yargısal süreç içinde bulunduğumuz zor günlerin sona ermesine katkı sunamayacaktır.
MAZLUMDER kendisini henüz darbe girişiminin gerçekleştiği gece darbeye karşı aktif bir şekilde direnmeye yönelten temel ilkelerinden hareketle, darbenin ardından geliştirilen soruşturma ve yaptırım süreçlerinde de masumiyet karinesinin esas alınmasını, kendisine somut bir fiil isnadında bulunulmayan kişilerin peşinen suçlu kabul edilmemesini, güvenlik tedbirlerinin cezanın kendisi olarak kullanılmamasını ve tüm yargısal sürecin somut fiil isnatları çerçevesinde, insan hakları perspektifini esas alan engin bir dikkat ve incelikle yürütülmesini bir gereklilik olarak kabul etmektedir.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.
Mazlumder Genel Merkezi