
Şemdinli’de son iki ay içinde meydana gelen 17 bombalama ve sonrasında Yüksekova ve Hakkari’de yaşanan kaygı verici olaylarla ilgili olarak 16 Sivil Toplum Kuruluşunun katıldığı bir basın toplantısı ve ortak açıklama yapılmıştır.
Şemdinli’de son iki ay içinde meydana gelen 17 bombalama olayı ve sonrasında Yüksekova ve Hakkari’de yaşananlar kaygı vericidir.
Son bombalamadan sonra eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen ve “görevli olduklarını söyleyen” üç kişi vatandaşlarca tutulmuş ve kullandıkları (içerisinde silah, isim listesi, krokiler bulunan) oto polise teslim edilmiştir. Bunun üzerine milletvekili ve savcı gözetiminde keşif yapılırken kalabalığın üzerine ateş açılmış ve bir insanımız ölmüştür. Bu olaylar, terörle mücadele gerekçesiyle hukukun tümüyle bir kenara itildiğini göstermektedir.
Doğu ve Güneydoğuda uzun yıllar sürdürülen olağanüstü hal uygulamaları ve çatışmalar nedeniyle denetlenemeyen hukuk dışı güçler, suç makinesi olarak kullanılan itirafçılar, JİTEM gibi yıllarca varlığı reddedilen ve yasadışı olarak çalışan, hiçbir kural ve kanunla bağlı olmayan, yaptıklarının hesabı sorulmayan, Susurluk ile gündeme gelen hukuk dışı örgütlenmeler, terörle mücadele adı altında yapılan yargısız infazlar ve faili meçhuller hala esrarını koruyor.
Varlığını çatışma ve akan kan üzerine kuran, uyuşturucu ticareti dahil her türlü suça bulaşan suç örgütlerinin varlığı toplumsal barışı tehdit etmektedir. Suç örgütlerinin on yıllarca olağanüstü hal şartlarını oluşturarak, bölgedeki insanımızı temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bıraktığı açıktır.
Halkımızın da hangi yönden gelirse gelsin provakatif ve ajitatif olaylara karşı dikkatli olması ve sağduyuyla hareket etmesi gereklidir. Barış içerisinde birlikte yaşama iradesini zayıflatacak gelişmeler, yönetim yanında ülkemiz insanının her birinin kişisel sorumluk duygusu ile üstesinden gelinebilecektir. Resmi görevlilerin de protestolara şiddet ve silahla karşılık verme uygulamasından özellikle kaçınması gerekir.
Çağrımız; Başta Meclis, Hükümet, Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı olmak üzere bütün sorumlu ve yetkili olanlar, bu olayın üzerine en ufak bir şüphe ve duraksamaya yer vermeden ciddiyetle gitmeli, “etkin bir soruşturma”nın bütün gerekleri yerine getirilmeli ve olayda sorumluluğu olanlar muhakkak cezalandırılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, aksi durumda, hesap sorulmama rahatlığını yaşayanlar, hukuk dışılığın yaşamasına ve yayılmasına ve başkaca hukuk dışı yapılanmaların oluşumu ve devamına neden olacaktır.
AKSA EĞİTİM VE DAYANIŞMA VAKFI , AKABE VAKFI, ARAŞTIRMA VE KÜLTÜR VAKFI, ASDER, ASKON, DÜŞÜNCE SUÇUNA KARŞI GİRİŞİM GURUBU, ECZADER, EĞİTİM-BİR-SEN 1 NO’LU ŞUBE, HUKUKÇULAR DERNEĞİ, İHD, İHH, KAFKAS VAKFI, MAZLUMDER, TİYEMDER,TÜ-MER, ZEHRA VAKFI
Ortak açıklamadan sonra söz alan ASDER Genel Başkanı Adnan Tanrıverdi şunları söyledi:
“Şemdinli olayı; Hukuk dışı bir eylemin; toplumu hangi noktalara getirebileceğinin somut bir örneği olarak gündemimizde duruyor ve ciddiyetini muhafaza ediyor.
Şimdi Milletimiz bir yol ayırımında bulunuyor. Şiddetin, kavganın, bölünmenin yanında mı olacağız. Yoksa; sağ duyunun, aklı selimin, hakkın , hukukun, kardeşliğin, bir ve beraber olma duygusunun yanında mı olacağız.
Devletimizin yöneticilerine sesleniyorum. Vatandaşı ile kavga eden, vatandaşının hakkını gasp eden, vatandaşını şiddete sevk eden, bir devlet istemiyoruz. Toplumu tahriklere açık hale getirmeyen; sakinleştiren, yatıştıran, kaynaştıran, birleştiren, öfkeleri söndüren devleti ve ajanlarını özlüyoruz.
Devlet tarafından yaratılan sorunların çözümü için, dış güç ve merkezlerden medet umar duruma gelmiş bir toplum, millet olma vasıflarını yitiriyor demektir. Hala bu tutum ve davranışta direnenlerin ve savunanların gerçek amaçları nedir acaba soruyoruz. Canın, malın, namusun, neslin, ,inancın ve değerlerin korunması kutsal hak ve ödevdir.
Devletimizi bu hak ve özgürlüklerin korunmasını üstlenmiş olarak görmek istiyoruz. Bağımsız ve tarafsız yargı önünde hüküm giymemiş hiçbir kimseye suçlu gözüyle bakmayan devlete ve görevlilere muhtacız.
Görüyoruz ki, en küçük ve en az katılımlı gösteriler dahi, şiddet kullanılarak dağıtılmaya çalışılıyor. Aradan iki haftaya yakın süre geçmesine rağmen Şemdinli’deki tahrikin planlayıcısı henüz ortaya çıkarılmadı. Bu iş savsaklanıyor. Sorumlular hala yerli yerinde oturuyor. Şemdinli kaymakamlık makamı ve Hakkari valilik makamı çok tutuk davranıyor.
Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı suskun ve pasif duruyor. Bugüne kadar idari tahkikatlar sonuçlanıp, sorumlular hakkında idari işlemler tesis edilmeliydi. Sorumlular bu işlemleri tesis edecek olanlar ise vay halimize.
Devletin memurlarına sesleniyorum; kanunsuz emirleri yerine getirenler bu hareketleri ile kendilerinden daha zalimleri iş başına ve karşılarına çağırdıklarının bilincinde olmalıdır.Bir gün sizi koruyan güçlerin yer ile yeksan olduğunu ve koruma şemsiyenizin üzerinizden kalktığını görürsünüz ve şaşırıp kalırsınız. Yasadışı hukuk dışı tutum ve davranışlardan vazgeçin.
Milletimize sesleniyorum; şiddet şiddeti çağırır, o ortamda güçlü zayıfı ezer. Milletin bütün fertleri bundan zarar görür. Gençlerimize sahip olalım. Tepkilerimizi, şiddete, taşa, sopaya, ateşe, silaha, sarılmadan , haklı iken haksız duruma düşmeden , ağır başlı ve meşru zeminlerde verelim. Paylaştığımız değerlerimize sarılalım, dışarıdan fısıldayanlara kulaklarımızı kapayalım. Sel gider kum kalır. İyi yaptıklarımızda yanımıza kar kalır. Sevgili basınımız kaş yapalım derken göz çıkarmayalım.”
Bu açıklamadan sonra MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Mustafa Ercan, ‘suç şüphesi altında olan kişilerin yargısız surette cezalandırılmaları, linç beklentisinin doğru olmadığını, kim olursa olsun, şüpheliler etkin bir soruşturma ve adil bir şekilde yargılanmalı ve ondan sonra suç tespiti yapılamamış ise berat, suç tespit edilmiş ise ceza verilmelidir. Bunun dışındaki yollar doğru değildir’ dedi.