İtalya'da 1990'lara kadar genelde sol örgütlere atfedilen ancak kimi zaman aşırı sağcı örgütler tarafından gerçekleştirildikleri de belirlenen gizemli terör saldırılarına ilişkin gerçekler tam olarak aydınlatılamıyordu. Diğer bir deyişle, yap-bozun birkaç parçası hep eksik kalıyordu. 1990 yazında İtalyan savcı Felice Casson, Askerî Güvenlik İstihbarat Servisi SISMI (Servizio Informazioni Sicurezza Militare) arşivlerinde araştırma yaparken Gladio'nun varlığını ve hâlâ faal olduğunu, resmî yazışmalarla doğrulayan belgelere ulaştı. Darbe girişimleri gibi kamuoyunun gözleri önüne serilen skandallar nedeniyle, temizlik ve reform imajı yaratabilmek için içeriği aynı kalan teşkilatın yıllar içinde ismi değiştirilmişti. BİR SAVCI YETTİ " Casson'un binbir güçlükle ve uzun yıllar mücadele vererek girebildiği askerî arşivlerde bulduğu belgelerden biri, 1 Haziran 1959 tarihliydi. "SIFAR Özel Kuvvetleri ve Gladio Operasyonu" başlıklı bu belge, 'çok gizli' ibaresi taşıyordu. Belgede, İtalyan Savunma Bakanlığı, Gladio'nun ne olduğunu, ne konularda faaliyet gösterdiğini açıklıyordu. Belgenin en ilgi çeken yanı, olası bir Sovyet işgalinin yanısıra, İtalyan Komünist Partisi PCI'nın (Partito Communisto Italiano) iktidara gelmesinin engellenmesi ve gücünün kısıtlanmasını da Gladio'nun görevlerinden biri olarak kabul etmesiydi. 'Ulusun içinde bulunduğu olağanüstü koşullar' nedeniyle Gladio'nun görevlerini, SIFAR içindeki R Ofisi'nin SAD bölümünün kendisine verdiği talimatlarla gerçekleştirecekti. Görevleri gerçekleştirmek için kullanılacak yöntemler ise, gayrinizamî savaş ve gizli operasyonlardı. Casson, bu ve diğer belgeler sayesinde, yıllardır aradığı kanıtlara ulaşıyordu. İtalya güvenlik güçlerine mensup ve dışarıdan kişilerin oluşturduğu gizli bir ordu yıllardır ülke siyasetini şekillendirmek için 'savaş' veriyordu. Hukuki olarak Casson'un yapması gereken, İtalyan Senatosu'nu belgelerin varlığından haberdar etmekti. O dönemde Senatör Libero Gaultieri başkanlığındaki özel bir Araştırma Komitesi İtalya'daki terör olaylarının perde arkasını araştırmaktaydı. Bu komite, 2 Ağustos 1990'da, Başbakan Giulio Andreotti'ye 60 gün içerisinde Askerî Güvenlik İstihbarat Servisi içerisinde 'paralel ve esrarengiz' bir yapıda var olan, ülkedeki siyasete sürekli müdahale eden bir örgütün varlığından parlamentoyu haberdar etmesini emretti. Ertesi gün Başbakan Andreotti, Senato önünde Komisyon'a ve Casson'a araştırmalarında her türlü yardımı yapacağı sözünü verdi. Savunma Bakanlığı'ndan 'gizli ordu' konusunda ayrıntılı bir rapor hazırlamalarını talep ettiğini de belirtti. GİZLİ ORDU GÖREVDE " 24 Ekim 1990'da, Savunma Bakanlığı'nın 10 sayfalık raporu hazırdı. "Sözde Paralel SID: Gladio Vakası" adlı raporu Senato'ya sunan Andreotti, Soğuk Savaş boyunca İtalya'da Gladio adlı bir gizli ordunun aktif olduğunu ve bu ordunun hâlâ iş başında olduğunu açıkladı. Andreotti ayrıca, Gladio'nun tüm Avrupa ülkelerinde faaliyet gösterdiğini ve göstermekte olduğunu ve NATO'nun bu yapılanmaların komutasını elinde bulundurduğunu da ifşa etti. Andreotti, Gladio'nun faaliyet sergilediği ülkelerin hükümet başkanlarının da Soğuk Savaş boyunca bu gizli ordunun varlığından haberdar olduğunun altını çizdi. Sosyalistler'den eski başbakan Bettino Craxi, Gladio'nun varlığından kesinlikle haberi olmadığını söyleyerek Andreotti'yi yalanladı. Ancak, başbakanlığı döneminde Gladio'ya ilişkin bir belgeyi imzaladığı ortaya çıkınca bunun doğru olmadığı anlaşıldı. İFADE VERMEDEN KAÇTI " Andreotti'nin sözlerini doğrulayan tek eski başbakan, dönemin Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga oldu. Cossiga, Gladio'nun eskiden bir üyesi olduğunu, bundan da gurur ve mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi. Bu açıklama üzerine, Cossiga'nın dokunulmazlığının kaldırılarak "vatana hıyanetten" yargılanması çağrısında bulunuldu. Senato'ya ifade vermeyi reddeden Cossiga, sonunda 1992'de, döneminin bitmesine üç ay kala istifa etti. İtalya'da siyasi fırtınanın patlak verdiği 24 Ekim 1990 günü, NATO'nun Belçika'daki merkezinde Gladio'nun varlığının teyit edilebildiği son toplantısı yapıldı. Gladio konusunda araştırma yapan tüm yetkin uzmanlar, Gladyatörler'in farklı görevlere kaydırıldığını, bazılarının da 'hizmetleri için kendilerine teşekkür eden' mesajlar alıp emekli edildiğini söylüyor. Bazı Gladyatörler de, durumdan vazife çıkarıp kendi ülkelerinin siyasetine müdahale etme konusunda değişip evirilerek gizli hükümdarlıklarını sürdürdü. Görünen o ki, 2008 itibariyle Avrupa'da, başıboş Gladyatörler'in hâlâ varlığını sürdürdüğü tek ülke Türkiye. AVRUPA PARLAMENTOSU'NUN ÖNEMLİ KARARI " Eğer 22 Kasım 1990'da Avrupa Parlamentosu bir karar alıp, Gladio yapılanmalarının varlığını şiddetle kınamamış olsa ve tüm Avrupa devletlerinden, bu tip paramiliter yerel örgütlerin acilen dağıtılıp, geçmişteki faaliyetleri hakkında da parlamentolar kanalıyla araştırmalar gerçekleştirilmesini talep etmese, İtalya'da yaşananlar bir süre sonra gündemden silinip gidecekti belki. Ancak Avrupa Parlamentosu'nun böylesine sert bir çıkış yapması, en azından iki üyesinin, yani İtalya ve Belçika'nın ve üçüncü bir Avrupa ülkesi olarak İsviçre'nin de bu araştırmaları gerçekleştirmesine ön ayak oldu. Geçtiğimiz Haziran ayında Lüksemburg parlamentosu da sonunda Gladio araştırmasını tamamladı. Diğer Avrupa ülkeleri konuyu sessiz sedasız rafta bekletiyor. KOMÜNİSTLERİN TAVRI " İtalya örneğine geri dönersek, Ekim 1990'da Senato'da açıklanan rapor kısa bir süre sonra basına sızdı La Stampa gazetesi, rapor hakkında "siyasi kavgada alet olarak kullanılmak üzere gizli bir ordu kurulması ve bu ordunun yıllarca perde arkasından bir savaş yürütmesine göz yumulması hiçbir mantıkla açıklanamaz" yorumunu yapmıştı. Aynı günlerde, Komünist Parti tarafından Roma'nın merkezinde bir yürüyüş düzenlenmiş ve yürüyüşe katılan yüz binlerce insan 'Gerçeği İstiyoruz' sloganını kullanmıştı. Gerçeğin ne olduğunu öğrenmek için sonraki aylarda bir yandan savcılar ve senatörler, bir yandan da gazeteciler müthiş hummalı bir çalışma yürüttü. Il Gazzettino muhabirlerinin, bir istihbarat üzerine bir kilisenin bahçesinde kazı yapmaya başlaması ve burada saklı silahlar bulması gibi çarpıcı olaylar da yaşandı. Bu arada, İtalyan askerî gizli servisinin başında olan Amiral Fulvio Martini, binbir bahane ile Senato'nun talep ettiği belgeleri teslim etmiyor, soruşturmanın aksaması için elinden geleni ardına koymuyordu. Buna rağmen, Senato Komisyonu 1994'e kadar mümkün olduğunca çok sayıda delil topladı. Sonunda 370 sayfalık bir raporu kamuoyuna sundular. Raporda, ülkenin yaklaşık 40 yıldır 'bir cephe gibi' yaşadığı söyleniyordu. Komisyon şöyle diyordu: "40 yıllık bu dönemi şekillendiren gerilimin elbette sosyal ve dolayısıyla da iç kaynakları vardır. Ne var ki, bu tip gerilimlerin bu kadar uzun süreli olarak yaşanması ve bu denli trajik boyutlara taşınması, gerçeklerin ortaya çıkmasının defalarca engellenmesi, iç siyasi düzene istenildiği gibi yön verilmesi için bazı yerli ve yabancı mihrakların bu denli büyük çaba göstermemesi hâlinde mümkün olamazdı." Ancak Komisyon, bu iç ve dış mihrakların kimler olduğunu ve hangi olayların arkasında olduğunu detaylandırmıyordu. GERÇEKLER ÜRKÜTTÜ " Komitedeki sosyalist ve komünist senatörler ile sağcılar farklı tavırlar alıyor ve bu nedenle gerçekler yine karanlıkta kalıyordu. 1995'te sosyalist Giovanni Pelegrini başkanlığında yeni bir Senato Araştırma Komisyon kuruldu. Bu komisyon Haziran 2000'e kadar çalışmaya devam etti. Bu tarihte Senato'ya 326 sayfalık yeni bir rapor sunuldu. Bu son raporda, Gladio'nun; CIA, İtalyan Askerî Gizli Servisi ve İtalyan sağcı teröristlerle birlikte, 'iç düşmanlar'a karşı bir savaş yürüttüğü kaydediliyordu. Komite, İtalyan tarihine damga vuran katliamlar, bombalamalar, suikastler, askerî manevralar, İtalyan devletinin içerisindeki isimler tarafından ve kimi zaman da Amerikan istihbaratı bağlantılı bazı şahısların desteğiyle veya bilgisi dâhilinde gerçekleştirilmiştir" diyerek Gladio'nun faaliyetlerini açıklıyordu. İtalya, 1990'da savcı Felice Casson'un Gladio'nun varlığının resmi olarak açıklanmasını sağlamasından tam 10 yıl sonra, sonra kendi yakın tarihinde ne olup bittiğini, Gladio'nun gerçekte ne olduğunu anlamaya başlıyordu. TÜRKİYE İTALYA'NIN 1980'LERİNİ YAŞIYOR " İtalya'nın 1990-2000 dönemindeki soruşturmayı yapabilmesi, 1980'lerde savcı Casson'un terör olaylarını araştırmaktaki ısrarı sonucu mümkün olabildi. Türkiye de bu anlamda, Ergenekon soruşturmasıyla İtalya'nın 1980'lerini yaşıyor. İtalya'da daha derinlere inebilmeyi mümkün kılan soruşturma, 1972'de Peteano Köyü'nde patlayan bir bombanın üç jandarmanın ölümüne neden olduğu olayın 1984'te savcı Casson tarafından yeniden araştırılmaya başlamasıyla açıldı. Casson, bu terör saldırısındaki adli soruşturmanın eksik yapıldığını, Marco Morin isimli bir emniyet görevlisi patlayıcı uzmanının yalan ifade verdiği ve kullanılan bombanın sadece askerlerde bulunduğunu ortaya çıkardı. Casson, delilleri takip ederek eylemin taşeronu Ordine Nuovo adlı neo-faşist örgütün üyesi Vincenzo Vinciguerra'ya ulaştı. Vinciguerra yakalandı ve konuşmayı kabul etti. Anlattığına göre, patlama askeri istihbarat tarafından planlanmış ve kendisinin olayı organize edip düzenlemesinin ertesinde, kaçabilmesi için neredeyse tüm İtalyan devleti seferber olmuştu. Saldırıların atfedildiği Brigate Rosse (Kızıl Tugaylar) gibi sol örgütler, üniversite öğrencilerinin kurduğu, askeri eğitimi olmayan ve aslında ses getirecek eylemler gerçekleştirme potansiyeli olmayan gruplardı. Zaten, 1970'in sonuna kadar neredeyse tüm üyeleri ele geçirilmişti. Devletin birebir destek verdiği faşist terör örgütlerinin üyelerinden biri, "Evet beni kullandılar. En üst düzeyden başlayan bir emir-komuta zinciri içinde piyon olarak kullanıldığımı biliyordum. Ama ben de bu arada ülkeyi sarsan eylemler yaparak kendi savaşımı gerçekleştirdim" demişti. 2001'de konuşan eski kontr-istihbarat dairesi başkanı General Giandelio Maletti, suçun İtalya'yı milliyetçi kılarak komünizme karşı bir kale haline getirmeye çalışan CIA'de olduğunu söyledi. İtirafta bulunmak zorunda kalan veya kendi kendine konuşmaya karar veren diğer tüm İtalyan derin devlet üyesi asker ve siyasetçiler de benzer şeyleri ifade etti. Bu isimler, sonraki yıllarında da aşırı milliyetçi açıklamalar ve tavırlarla kendilerini temize çıkarmaya çalışmaya devam ettiler. AVRUPA'DAN GLADIO DERSLERİ " Bu dizi, Gladio'nun farklı yüzlerini gözler önüne sermeye çalıştı. Aile babası gizli savaşçılardan devletin en tepesindeki siyasetçilere, egzantrik para babalarından sevilen televizyon yıldızlarına, vatansever askerlerden fanatik katillere varıncaya kadar, farklı ve normal şartlar altında birbiriyle bağlantısız olacak çok sayıda üyenin oluşturduğu bir şebeke 'Gladio'. Avrupa'nın her noktasında yayılmış şubeleri olan bu şebekenin izini tam anlamıyla sürmek imkânsız. Esasen bugün, kuruluşundan yaklaşık altmış yıl sonra, hâlâ Gladio ile ilgili aydınlanmamış çok fazla şey var. TAM OLARAK BİTMİŞ DEĞİL " Avrupa'nın en demokratik ülkeleri bile Gladio konusundaki sırların tam anlamıyla derinlemesine araştırılmasına izin vermedi. O nedenle, Avrupa'da 1990'da başlayan resmî soruşturmalar, savcılar, araştırmacılar, gazeteciler ve siyasetçilerin arasından sadece çok az sayıdaki cesur ismin 20 yıla yakın zaman zarfında iğneyle kuyu kazarak gün ışığına çıkarttıkları bilgiler, gerçeklerin sadece ufak bir bölümü. Avrupa'nın en güçlü Gladio'sunun bulunduğu Türkiye'deki hukuki çabaları küçümsemek, bunları beğenmemek ve bu çabalarla alay etmek, bunlardan sonuç alınamayacağını ima etmek, gerçekten sorgulanması gereken bir tavırdır. Türkiye bugün, tam 18 yıl gecikmeyle, İtalya'nın 1990'da başlattığı bir soruşturmaya yeni başlıyor. Hatta bu konuda, İtalya'da, en kanlı günlerindeki bazı terör olayları ve darbe girişimleri ardından adaletin yerine gelmesi için çeşitli hukuki süreçler başlatılmış olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye'nin şu an bulunduğu noktada birçok dezavantajı olduğu çok açıktır. Ergenekon iddianamesi okununca gözlenen, Türkiye'nin şu an içinden geçtiği sürecin, daha ziyade 1980'ler İtalya'sında, Gladio'nun sivil ayağının (Gladio olduğu bilinmeden) deşifre olduğu, Propaganda Due adlı yasadışı örgütlenmenin açığa çıkarıldığı süreç ile örtüşür nitelikte olduğudur. Piduisti adı verilen bu örgütün üyeleri, yazı dizisinde belirtildiği gibi, İtalya'da, siyaset, medya, yargı, akademi, iş dünyası ve sair alanlar üzerinden elit tabakanın her kesimine yayılıyordu. Sonuçta, P2'cilerin pek az bir kısmı yargılanabildi. Ancak, bu gibi soruşturmalar sayesinde, Gladio'nun ve ondan da önemlisi Gladio'dan kopan ve iyice raydan çıkan fraksiyonların dokunulmazlık zırhı aşama aşama kaldırıldı. Ergenekon soruşturması veya Avrupa'daki Gladio'ya ilişkin herhangi bir soruşturma adaleti tam olarak yerine getirebilir mi? Buna cevap, kuşkusuz 'hayır' olacaktır; zira devletler, asla kendi kendilerini 'derin' bir şekilde mahkûm etmezler. Dahası, Batı Avrupa'nın, Türkiye'nin kendisinden çok daha bağımsız bir akademi, medya, hukuk, sivil toplum ve siyaset yapılanmasına sahip olduğu düşünülürse, 1990'larda orada olmayanın bugün burada olmasını da pek bekleyemeyiz. Ancak bu durum, karamsarlığa, duyarsızlığa neden olmamalı. Zira günümüz Türkiye'sinde ezkaza bir darbe gerçekleşmesi, bazen dile getirildiği gibi imkânsız değildir. Bu olasılık, değişen sosyolojik ve jeopolitik nedenlerden ötürü daha 'teferruatlı' bir hal almıştır sadece. Türkiye'nin son beş yıllık süreçte içine girdiği siyasi cendereden kurtulamaması ve 27 Nisan Muhtırası ertesinde Ankara'ya NATO'nun en üst kademesinden ziyaretler yapılmasına rağmen, sıkıntılı havanın bir türlü dağılamaması ve bitmeyen bir satranç oyununun sürekli gerilimi gibi gerçekler, bir 'ikircikli darbe' tablosu ortaya çıkarıyor. Şu an için, Türkiye'yi 1990'lardan beri bazen artan bazen azalan şekilde saran sis bulutuna sebep olan derin devletin (hatta muhtemelen 'derin devletlerin') siyasete mütemadiyen müdahalesi gerçeğinin kırılması bile büyük bir aşama olacaktır. Türkiye'deki soruşturma, Avrupa'daki "hâlâ tamamlanmamış" araştırmalara da ışık tutacak, bugün değilse bile onyıllar sonra, 1945'ten bu yana Avrupa tarihinde neler yaşandığı konusuna biraz daha ışık tutacaktır. KAOSA GEÇİT YOK " Ayrıca, Avrupa'da Gladio soruşturmalarında adalet yerini bulmasa bile, 21. yüzyıl Avrupası'nda rasgele bir yerleri bombalayıp 'kaos ortamı' yaratmak, çatışmalar ve kutuplaşmaları körüklemek imkânsızdır. Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde bile, birileri araştırır, birileri yazar, birileri sorgular ve foyalar da derhal meydana çıkar. Sağa-sola "üç beş bomba" atılmasını, orada-burada birkaç el silah sıkılıp suikastler gerçekleştirilmesini, bazılarının kıtır kıtır kesilmesini engelleyerek çok sayıda hayatın kurtarılması da herhalde son derece anlamlı bir uğraştır. Ve son olarak, asla unutulmaması gereken bir noktanın altını bir kez daha çizmekte yarar var. Gladio soruşturmaları, her ülke özelinde, o ülkenin verdiği izinler ölçüsünde soruşturulabilir. Bir ülke, halkı, medyası, hukuku, akademisi, sivil toplumu, siyasetiyle ve beraberce, soruşturmanın nereye kadar uzanmasını, adaletin nereye kadar yerine gelmesini isterse, adalet de o kadar yerine gelebilir.