Basın Açıklamaları

Ölen her çocuk bir ayrılık tohumu ekiyor

DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız'la, bugün Meclis'te görüşülecek tezkereyi , DTP'nin kapatılma davasını ve çözüm önerilerini konuştuk

DTP'nin kapatılması istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi'nin önünde bekliyor. DTP sözlü savunmasını yaparak, "kapatılmaması" gerektiğini söyledi. DTP Batman Milletvekili ve Hukuk Komisyonu Başkanı Bengi Yıldız'la, bugün Meclis'te görüşülecek tezkereyi, DTP'nin kapatılma davasını, Altınova ve Dikili başta olmak üzere birçok ilde Kürtlere yönelik linç girişimlerini ve çözüm önerilerini konuştuk.

Siz 'barış', 'silahlar sussun' derken yeni bir tezkere geliyor...
Pratiğine baktığımızda, Parlamento'nun sadece verilen emirleri, bunların kural ve kaidesini yerine getiren mekanizma haline geldiğini görüyoruz. MHP grup başkan vekili, "Tezkere konusunda konuşmaya gerek yok, direkt oylamaya geçelim" demiş. Düşünebiliyor musunuz?.. Bu, Parlamento'yu bir noter yerine koyma, yani gelen kararları sorgulamadan, konuşmadan, tartışmadan onaylama ve milletin iradesi sonucu oluşan yetkiyi aslında askere devretme anlamına gelir. Parlamento'da konuşmayacaksan o zaman süresiz yetki ver, asker ara rejim dönemlerindeki gibi operasyon mu yapıyor, ne yaparsa yapsın...
Operasyonların, şiddetin devre dışı kalması, Parlamento'nun bir çözüm alanı olması gerektiğini söylüyoruz ve bu düşüncelerimizden dolayı da yargılanıp kapatılmak isteniyoruz. Türkiye'de siyasetin üzerinde ciddi bir askeri vesayetin bulunduğunu, Parlamento'nun aslında şekli olarak var olduğunu ama gerçekten Türkiye'yi yöneten kurum olmadığını söylüyoruz.
Bugün o karakolda 20 kişi değil de 500 kişi de öldürülse Parlamento bunu tartışmıyor. Parlamento'nun, siyasi partilerin artık TSK'ya şu soruyu sorması lazım: 25 yıldır hangi yetkiyi vermedik, hangi ekonomik ihtiyacını karşılamadık?.. 25 yıl geçtikten; 35-40 bin insan öldükten sonra hâlâ sormuyorsa Parlamento, bu demektir ki, iradesi elinden alınmıştır. İradesizdir. İradesiz bir parlamento ile karşı karşıyayız ve temel sorunumuz da budur. Yani egemenlik kayıtsız şartsız halkın değildir, elit bir kesimin elindedir ve o elit kesim de korkularla halkı yönetmeye kalkıyor.
'Parlamento'da dışlandığınızı' söylüyorsunuz...
Seçim öncesi meydanlara gittiğimizde 'bu savaşa artık yeter' dedik. 'Yeni bir kanal açacağız, demokratik, barışçıl bir kanal. Parlamento'da sizin istemlerinizi, özlemlerinizi dile getireceğiz ve çözümü de oradan çıkaracağız' dedik. Ama Parlamento'ya geldiğimiz ilk günden itibaren dışlandık, diyalog kurulmadı. Parlamento'da Kürt sorununu tartışmıyoruz ama horoz dövüşü gibi efendilerimiz parlamenterleri dövüştürüyor. Roma'da efendilerin gladyatörleri bir arenada dövüştürmesi gibi dövüştürüyorlar ve televizyonlar bunu naklen veriyor. Aslında bu, derin devletin ve Türkiye'yi bugüne kadar yönetenlerin parlamenter sistemi yıpratarak halka, 'bakın bunlar yönetemiyorlar. Demokrasi ile bu ülkeyi yönetemezsiniz, ancak askeri yöntemlerle; baskı, olağanüstü yöntemlerle yönetebiliriz. Yoksa bu ülke bölünür' dayatmasıdır. Yani korkularla vatandaşları bir olağanüstü rejime ikna etme arayışıdır. Parlamento da ne yazık ki bu arayışın aracı haline geliyor.

Aktütün saldırısının ardından yeni baskı yasaları gündeme gelecek...
Çok ciddi bir süreçten geçiyoruz. 5-6 yıldır kaşıkla verilen belirli özgürlükler, iyileştirmeler kepçelerle alınıyor. 'AB sürecidir, şu kadar ilerledik, reform yaptık' deniliyor ama güvenlik nedeniyle bu özgürlüklerin hepsi kırpılıyor. 2006'dan beri kırpılmaya başlandı, şimdi biraz daha kırpılıyor. Parlamento'nun buna 'evet' diyebilmesi de hafızasızlığın belirtisidir. Bu ülkeyi on yıllarca sıkıyönetimlerle, OHAL'lerLe yönettik. Baskı rejimi ile... Her türlü yetkinin askerin ve polisin elinde olduğu bir dönemi geçirdik. Binlerce insanın infaz edildiği, faili meçhullere gittiği, devletin bekası için öldürüldüğü süreçlerden geçtik. İnsanları yargısız infaz ettiğin dönemde bile bu problemi çözmemişsen, bugün tekrar gözaltı süresini uzatmak, 'problemi baskıyla, işkenceyle, gözaltılarla çözebilirim' mantığına gelmek, gerçekten ibret verici noktada olduğumuzu gösterir.

Hükümetin tutumu...
AKP Hükümeti'nin demokratikleşme konusunda ne kadar samimi olduğunun da bir göstergesidir. AKP demokratikleşme ve AB'den, özgürleşmeden, yeni bir anayasadan yana olmadığını bir kez daha gösterdi. AKP'nin tek derdi, cumhurbaşkanı seçimi de dahil sadece iktidarda kalmak.
Onun gibi çok güçlü partiler gelip de Kürt sorununu askere havale ettiği, çözemediği, irade sahibi olmadığı için tarihin çöplüğüne itildiler. Bugün ANAP'tan, DYP'den kimse bahsetmiyor. AKP açısından sonun başlangıcı geçen sene tezkere ile başladı, bu tezkere ile biraz daha yakınlaşmıştır.

Ölümler üzerine ne diyeceksiniz?
'Kürt ölsün, diğeri ölmesin' yaklaşımı bizi bir yere götürmez. Karakol baskınından önce bu ay içerisinde 20'nin üzerinde asker, onu katlayan sayıda PKK'li ölmüş. Bir yıl içerisinde '700-800 PKK'liyi etkisiz hale getirdik' diyen anlayışın, o etkisiz hale getirdiği insanların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtlerin çocuğu, kardeşi, bacısı, oğlu olduğunu düşünmeleri, o evlere de ateş düştüğünü, annelerin yüreklerinin dağlandığını, o evlerde de acıların çekildiğini, köprülerin atıldığını, kardeşlik köprülerine darbe vurulduğunu bilmeleri lazım. Sadece Mehmetçiğin cenazesi bu acıyı yaşatmıyor. Kürt çocukları öldüğünde de o aileler acı çekiyor; o ayrılığı, düşmanlığı yaşıyor. 'Ölen çocukların hepsi bu ülkenin çocuklarıdır ve ölen her çocuk, bir ayrılık tohumu ekiyor bu topraklara' diye bakılması gerekiyor.

Bu ortamda nasıl bir karar bekliyorsunuz?
'Artık bizi kahramanlaştırmasınlar' diyoruz. DTP'yi kapatıp bizi cezaevine koydukları zaman bizi yok edeceklerini zannedenler yanılacaklardır. Her bir DTP'liden bir kahraman çıkardıklarını göreceklerdir. Halkımız kendi parlamenterlerine sahip çıkacaktır. Kürtlerin birliği eskisinden çok daha fazla olacaktır. Biz kahraman olmak istemiyoruz. Bu Parlamento'da çözüme katkı sunmak istiyoruz. Düşüncemizi her halükarda, Parlamento'da da olsak, dışarıda da olsak dile getireceğiz. Ama Parlamento'da dile getirmemiz halkımız açısından, barış açısından daha olumludur. Parlamento'nun meşru bir zemin haline getirilmesi lazım. Bize başka meşruiyet alanları yaratılmasın, bizim için meşru zemin burasıdır. Burayı tıkadığın zaman bir halkın kendisini savunması için bütün alanlar meşru olur. (Ankara/EVRENSEL)


Kürtler hedefe konuluyor
Altınova ve Dikili'deki gelişmelerden endişe duyuyor musunuz?
En kritik nokta budur. Ciddi endişeliyiz. Türkiye'nin geleceğini ve bir arada yaşama kültürünün temelini dinamitliyorlar. Şu ana kadar çeşitli bölgelerde olaylar gerçekleşiyor; cenazelerde yürüyorlar, 'Kahrolsun PKK' diyorlardı. Halklar arasında bir düşmanlık olarak değerlendirmedik bunu. Ama şu anda 'Kahrolsun Kürtler' ve 'Kürtler dışarı' deniliyor. Artık halkların cepheleştiği, düşman haline getirildiği bir sürecin içine girdik ve bu karakol baskınından önce oldu.
Savaştan, boşaltılan köylerden kaçmış, huzur arayan insanları Batı'da barındırmıyorlar. O insanların ruh halini düşünün. Orada barınamayıp bölgeye gittiğinde Türk-Kürt kardeşliğini, ortak yaşama iradesini nasıl tesis edebilirsin?
Orada dışlanan Kürtler, DTP ya da PKK sempatizanı değil, her kesimden Kürt karşıya konuluyor. Hangi düşünce ve inançtan olursa olsun. Hatta korucu olan Kürtler de dışlanıyor. İşte bu gerçek anlamda bölücülüktür. Bölücülük denilecekse, Türkiye'yi bölen budur.
'Her askere karşı 5-10 DTP'li öldürmeliyiz' diye basında yer alan yazı 'düşünce özgürlüğü' çerçevesinde değerlendiriliyor; biz ağzımızı açtığımızda ceza ile karşılaşıyoruz. Düşünce özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmiyor. İşte yargının siyasallaştığı, yargının da bir kesim adına karar verdiği bir noktaya geldik. Kürtlere 'sözde vatandaş' diyen askeri yetkililerle karşılaşıyoruz. Bu, birlik ve beraberliğe değil, ayrışmaya götürür. Çok ciddi bir süreçtir ve herkesin bu gidişata 'dur' demesi lazım. Ama eylemleri ve söylemleriyle de 'dur' demesi lazım.

EVRENSEL