Basın Açıklamaları

Ne alaka!

Genelkurmay, Aktütün baskınının ardından OHAL'i aratmayacak yetkiler istiyor. Güvenlik adı altında özgürlükler yok edilmek isteniyor. Bu istek, 'Aktütün, askerin yetkileri sınırlı olduğu için mi baskına uğradı' sorusunu akla getiriyor

Aktütün karakoluna PKK tarafından düzenlenen baskının ardından Genel Kurmay Başkanlığı, askerin yetkilerinin artırılması talebinde bulundu. Yarın toplanacak Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'nda (TMYK) görüşülmesi beklenen taleplerle askere OHAL dönemindeki yetkilerin geri verilmesi gündeme geliyor. Irak sınırındaki baskının ardından askere tüm bölgede ve hatta yurt genelinde geniş yetkilerin verilmek istenmesi "güvenlik tehdidiyle özgürlükler kısıtlanıyor" şeklinde yorumlandı.
'Talebin baskınla ilgisi yok'
Askerin daha geniş yetki talebini gazetemize değerlendiren DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal "askerlerin bu yetkilerinin arttırılması talebi askerlerin ellerinin kollarının bağlı olmasından yada yetkilerinin azlığından değil demokratik barışçıl çözüme gereksinim duymayışlarındandır" dedi. Bugün tezkerenin meclis gündemine geleceğini belirten Birdal; "bir önceki sınır ötesi operasyonda 600ü aşkın insan öldü. Bir yıl önce o insanlar yaşıyorlardı" dedi. Tüm bu yaşananların askeri çözümdeki bu inat ve ısrarın sonucu olduğunu ifade eden Birdal, "askerlerin talepleri demokratik hukuk devletiyle, insan halklarına bağlılıkla kesişen bir durum değildir. Özgürlüklere karşı güvenliğin esas alınmasıdır" dedi. İnsanın güvenliğinin onun hak ve özgürlüklerinin kullanılmasından geçtiğini belirten Birdal, "sınır ötesinden yapılan bir müdahalenin yada Aktütün Karakolu olayının gözaltı süresinin uzatılmasıyla ne ilgisi olabilir" diye sordu. Bu tür olayların kişi güvenliği ve özgürlüğünü sınırlamanın gerekçesi olamayacağını belirtti. Askerin avukatların sorguda bulunmaması yönündeki talebinin yeni işkencelerin, yeni kayıpların habercisi olacağını belirten Birdal "hükümetin uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri yerine getirmek yerine, güvenlik gerekçesiyle bir takım kurumlarla yaptığı konsepti doğru bulmuyorum" dedi. Bu düzenlemelerin Türkiye'nin gereksinimlerine, halkın beklentilerine karşılık verecek düzenlemeler olmadığının geçmişte de görüldüğünü, bu günde görüleceğini belirten Birdal "bütün demokrasi ve emek güçlerinin zaten sınırlı kullanılmakta olan bu hak ve özgürlüklerin iyice daraltılmasına yok edilmesine itiraz etmeleri gerekir" dedi.
'Uygulanmadık yetki kalmadı'
DİHA'ya konuşan DTP Diyarbakır Milletvekili Gülten Kışanak, ordunun bölgede daha rahat hareket edebilmesi için yetki istemesinin, kişi hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasının ve bölge halkına yönelik baskıların artırılmasının önünü açacağını söyledi. DİHA' ya konuşan Kışanak "Bu ülkede şiddet ve baskı adına kişi hakkı kısıtlama adına yapılmadık uygulanmadık hiçbir yöntem kalmadı. Uygulanan bu yöntemlerle sonuç alınmadığı 25 yıldır ortadır. Bir kez daha aynı yöntemleri denmeye kalkışmak yeniden halkı bir baskı içerisine almak bütün demokratik kurumları aksatacaktır" dedi. OHAL döneminde uygulanan yöntemlerin yeniden gündeme getirilerek, bölge halkının baskı altına alınıp, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmak istendiğini belirten Kışanak; "bunun çözüm olmadığı çok açıktır" dedi. (İstanbul/EVRENSEL)


OHAL 30 bin cana mal oldu
OHAL'in yürürlüğe girdiği 10 Temmuz 1987 ile yürürlükten kaldırıldığı 30 Kasım 2002 arasındaki döneme ilişkin hazırlanan raporlar, OHAL'in yarattığı yıkımı gözler önüne seriyor. Adalet, Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıkları'na verdiği soru önergelerine gelen yanıtlarla hazırlanan raporda bakanlıkların verilerinin farklı olması dikkat çekiyor.

  • İçişleri Bakanlığı verilerine göre OHAL süresince bölgede 28 bin 795 kişi hayatını kaybetti.
  • Bu kişilerin 23 bininin örgüt üyesi, 5 bininin ise güvenlik görevlisi olduğu açıklandı.
  • Milli Savunma Bakanlığı (MSB) verilerine göre ise durum farklı. Raporda bunun nedeni, bakanlığın sivil kayıpları da sayıya eklemiş olması olarak açıklanıyor.
  • MSB rakamlarına göre bölgedeki toplam kayıp sayısı 36 bin 140.
  • Bu sayının yaklaşık 25 bini örgüt üyesi, 5 bini güvenlik görevlisi, 5 bini ise sivil olarak açıklandı.
  • Rapora göre Adalet Bakanlığı verilerine göre gözaltında ölüm sayısı bin 419.
  • Adalet Bakanlığı'na göre bin 248 kişi siyasi nitelikli öldürme olayına kurban gitti, bunların 750'si aydınlatıldı.
  • Bu cinayetlerin 77'sinin 'faili firari' olarak, 421'inin ise 'faili meçhul' olarak araştırıldığı belirtildi.
  • "Terörle mücadele" gerekçesiyle toplam 72 bin 754 kişinin gözaltına alındığı ifade edilirken, 42 bin 795 kişinin bu kapsamda yargılandığı, sonuçlanan 12 bin 524 davada 4 bin 779 kişinin hüküm giydiği kaydedildi.
  • Yerleşim birimlerine yönelik operasyon ve saldırılarda 5 bin 519 sivil yaralanırken 4 bin 486 sivil yaşamını yitirdi.
  • Mayın ve bombalar, bin 271 sivilin yaralanmasına neden olurken, 472 sivilin ise hayatına mal oldu.
  • 194 kişi hala kayıp
  • Bin 177 işkence iddiası hakkında soruşturma açıldı
  • Bin 17 kamu görevlisi hakkında toplam 296 dava açıldı
  • 16 yaşından küçük 201 çocuk DGM'lerde yargılanarak hüküm giydi.

    Askerin talepleri
  • Kısmi OHAL ilan edilmesi.
  • Güvenlik güçlerine, "şüphelendiği kişiden elbisesini çıkartmayı isteme" ve aracının içerisini arayabilme yetkilerinin tanınması.
  • Operasyona çıkan askerlere, polis ve jandarma tarafından kullanılan kolluk kuvveti yetkisinin tanınması. Jandarmaya, teröristlerin takibini yaptıkları olaylarda, polisin görev alanında da yetki kullanma izni verilmesi.
  • Kolluk kuvvetlerine, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda acil durumlarda hâkim kararı olmaksızın arama yapma yetkisi verilmesi.
  • Cep telefonu kullanarak gerçekleştirilen bombalı saldırıların önüne geçilebilmesi için bazı bölgelerde cep telefonu kullanımının süreli olarak engellenebilmesi.
  • Terörle Mücadelede Koordinasyon eksikliğini gidermek ve istihbarat birimlerini tek çatı altında toplamak için Terörle Mücadele Müsteşarlığı'nın kurulması.
  • Operasyon sırasında ele geçirilenlerin o sırada operasyon yapanlar tarafından sorgulanabilmesi
  • Gözaltı süresinin en az 10 güne çıkarılması gerektiğini savunuluyor.
  • Avukatların sorgulamada hazır bulunmalarının dışarıya bilgi sızmasına ve gözaltındaki şahısların ifadelerini gizlemelerine yol açtığı gerekçesiyle ilk sorgunun avukatsız yapılması talep ediliyor.
  • Önleyici istihbarat için sinyallerin tüm Türkiye'de izlenebilmesi. Jandarmaya bölgesel dinleme imkanının verilmesi.
  • Aciliyet gerektiği durumlarda bazı konularla ilgili olarak valilikten izin alınma durumunun kaldırılması.
  • Örgüt propagandası yapan yayın organlarının bölgeye sokulmasının engellenmesi.

    Suçun önüne geçmek bir yana...
    Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda (PVSK) "polisin görevini yaparken elinin kolunun bağlı olduğu" ve "suçun önlenmesi" gerekçeleri ileri sürülerek yapılan değişiklik, 2007'nin Haziran ayında yürürlüğe girdi. Değişiklik, suçu önlemek bir yana, polislerin keyfi şiddeti uygulamasının önünü açtı. Gözaltında ölüm sayısı 3 katına çıktı, 'dur' ihtarına uymayarak vurulanların sayısında büyük artış yaşandı, polise 'sınırsız yetki' verildi.
    Ölümler birbirini izledi
  • TİHV'in 2007 Türkiye İnsan Hakları Raporu'na göre PVSK yürürlüğe girmeden önce 2006 yılında gözaltında ölüm sayısı 2 iken, yürürlüğe girdiği 2007 yılında sayı 6'ya çıktı.
  • Rapora göre, 2007 yılında yargısız infaz, dur ihtarı ve rastgele ateş açma yüzünden 24 kişi hayatını kaybetti.
  • Özgür-Der'in Ağustos ayında açıkladığı rapora göre 2008'in ilk 6 ayında 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle 32 kişi yaşamını yitirdi.
  • 20 Ağustos 2007'de Nijeryalı Festus Okey, Beyoğlu Polis Karakolu'nda silahla vurularak öldürüldü.
  • EVRENSEL