
Sağlık Karnesindeki fotoğrafı başörtülü olduğu için tedavi işlemleri yapılmak istenmeyen ve Perşembe günü İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde hayatını kaybeden Medine Bircan’ın ölümüne neden olan sorumlular hakkında aydın, yazar ve avukatlardan oluşan bir grup kadın Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.
Sağlık Karnesindeki fotoğrafı başörtülü olduğu için tedavi işlemleri yapılmak istenmeyen ve Perşembe günü İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde hayatını kaybeden Medine Bircan’ın ölümüne neden olan sorumlular hakkında aydın, yazar ve avukatlardan oluşan bir grup kadın Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu. Taammüden adam öldürmek Mazlumder İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Mercan, Medine Bircan’ın ölümünün neden olan kişilerin taammüden adam öldürme suçunu işlediklerini ifade ederek, Kemal Alemdaroğlu ve Nur Serter’in hala makamlarında oturuyor olmalarının kabul edilemeyeceğini söyledi. Düşünce Suçuna Karşı Girişim Grubu sözcüsü Sanatçı Şanar Yurdatapan ise “Türkiye’de bazı şeylerin değişmesi için birileri ölmesi mi gerekiyor” diye sorarak Hipokrat yemini eden doktorların aldıkları emir gereği bu yemini unutarak cinayete ortak olduklarını söyledi. Siyah kıyafetlilere Adliye’ye giriş engeli Öte yandan Suç duylurusunda bulunmak amacıyla İstanbul Adliyesi’ne gelen kadınlar arasındaki siyah kıyafetliler Adliye’ye alınmak istenmedi. Bir süre polisin engeliyle karşılaşan siyah kıyafetli bayanlar daha sonra içeri girip suç duyurusunda bulunmayı başardılar. Yasak yaşamın kapısına dayandı İnanç özgürlüğünden vazgeçmeyeceklerini belirten kadınlar , eğitim, çalışma, seçilme ve siyasette yer alma haklarından , ifade özgürlüklerinden de asla geri adım atmayacaklarını ; ancak yaşam hakkını tehdit eden son olaylara karşı da mücadele edeceklerini söylediler. Suç duyurusunun ardından kadınlar adına Av. Şeyma Döğücü şu açıklamayı yaptı: “Yaşam hakkı , inanç ve düşünce özgürlüğü , eğitim hakkı gibi temel haklar insanın yaradılıştan kazanmış olduğu haklardır. Ülkemizdeki problemli özgürlük anlayışı , ülke insanlarını bu temel haklar arasında tercih yapmak durumuna getirmiş bulunmaktadır. Oysa temel haklar ne oylama konusu yapılabilir , ne vazgeçilmesi için baskı yapılabilir, ne de insanlar bu haklar arasında bir tercihe zorlanabilir. Ancak Türkiye’de bir süredir devam eden başörtüsü yasağı uygulaması, binlerce kadını inanç özgürlüğü - eğitim hakkı, inanç özgürlüğü-çalışma hakkı arasında tercih yapmaya zorlamıştır. Yıllardır akıl almaz bir demagoji ve saptırma içinde başörtülü kadınlara açıkça ayrımcılık yapılmış ve seri halde hukuk dışı ve kanun dışı zalimane uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Son zamanlarda ise devletin yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin sunumu sırasında bazı kurum ve memurlar tarafından yanlış ve keyfi uygulamalar yapılmaktadır. En çarpıcı örnek olarak vergisini veren, ülkeye asker yetiştiren başörtülü kadınların bir üniversite hastanesinde başörtülü olması gerekçe gösterilerek muayene ve tedavisinin reddedilmesidir. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 71 yaşındaki Medine Bircan isimli vatandaşın “başı açık fotoğrafı olmadığı” gerekçesi ile diyaliz merkezine sevki yapılmadı. “.. insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime, ... din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime .... namusum ve şerefim üzerine yemin ederim” şeklinde hipokrat yemini eden doktorun “üstten gelen emri” uyguladığını söylemesi olayın geldiği boyutu göstermektedir. Bu açıkça yaşam hakkına bir saldırıdır. Hiçbir gerekçe ile böyle bir uygulama yapılamaz. Derhal bu tür olayları yapanlar yargı önüne çıkarılmalı ve gereken ceza verilmelidir. İnanç özgürlükleri hiçe sayılan kadınlara yapılan haksızlıkların can güvenliklerini, sağlıklarını tehdit eder boyutlara tırmandırılmasını, ortaçağa yakışır bu ayrımcılığı şiddetle kınıyoruz. Artık yaşam hakkına da yönelen bu zulmün durması için bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışma ve gayretleri kat kat artırarak ülkemizin bu insanlık ayıbından kurtulmasını sağlayacağımıza inanıyoruz. Türkiye’de “BAŞÖRTÜSÜ SORUNU” yoktur , Türkiye’de “BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI SORUNU” vardır. Bu sorunu oluşturan ve uygulayan, azınlık zihniyet, ülkemizin insan hakları sicilinin de düzelmesine engel teşkil etmektedir. Başörtüsü yasağı utancını bu ülkeye yaşatanlar hala ısrarla uygulamalarına devam etmeye çalışıyorlarsa da bu uygulamadan rahatsız olan bu ülke halkı ve insanlık bu kötülüğe bir gün dur diyecektir. Adaletin tecelli edeceğine dair inancımız tamdır. Bizler inanç özgürlüğümüzden vazgeçmediğimiz gibi eğitim, çalışma, seçilme ve siyasette yer alma hakkımızla, ifade özgürlüğümüzden de asla geri adım atmış değiliz. Yıllardır yaptığımız gibi hala ısrarla ve kararlılıkla bu ülkede üretmeye, hizmete, çalışmaya devam ediyoruz. Bu vesile ile başta Cumhurbaşkanı ve TBMM olmak üzere , tüm kurum, kuruluş ve kişileri “TÜRKİYE’DEKİ BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI SORUNU” ndan kurtulabilmemiz için adım atmaya, gerçek manada insan hak ve özgürlüklerinin yaşandığı ve adaletin tesis edildiği bir hukuk devletinin inşası için çaba sarf etmeye davet ediyoruz.” Bölücülük yaptılar Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ve Rektör Yardımcısı Nur Serter’in başta TCK’nın 312 maddesi olmak üzere TCK’nın çeşitli maddeleri ve uluslar arası sözleşmelere aykırı davranıldığı ifade edilen suç duyurusu dilekçelerinden birisinin tam metni: İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN :Gülden SÖNMEZ Kocasinan Caddesi No:28 Kat :6 Fatih/İSTANBUL SANIKLAR: 1-Osman Durmuş Sağlık Bakanı Sağlık Bakanlığı - ANKARA 2- Yaşar Okuyan Sosyal Güvenlikten Sorumlu Bakan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı - ANKARA 3-Kemal Alemdaroğlu İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Beyazıt/İSTANBUL 4-Nur Serter İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Beyazıt/İSTANBUL SUÇ: Türk Ceza Kanunu 175/1,2,3 md , 228. md , 240. md, 245 md. ve 251 .mad TCK 312.md., 240.md.245.md.’nin ihlali. - 1982 Anayasası 5. md, 10. md, 17. md, 56.md ve 129. md. - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. md, 8.md, 9. md, 14.md SUÇ TARİHİ:04.05.2002 tarihi ve sonrası. AÇIKLAMALAR: Son zamanlarda özellikle İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde yasalarımızca suç teşkil eden bazı olaylar yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Şöyle ki; 1-04 Mayıs 2002 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu’nda düzenlenen “Dünya Astım Günü “ nedeniyle “Astımda Tanı ve Tedavi” konulu Hasta Eğitim Toplantısına Gül Geyik , Zeynep Kaynak isimli hastalar ile ismini bilmediğim bazı hastalar başörtülü oldukları gerekçesi ile alınmadılar. Kapıdaki güvenlik görevlileri, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün başörtülüleri bu toplantılara almamaları yönünde emri olduğu için bu hastaları almadıklarını beyan etmişlerdir. Söz konusu olay gerek yazılı gerek se görsel medyaya yansımıştır. (04 Mayıs 2002 tarihli televizyon haber bültenlerinde olayın görüntüleri mevcuttur.) 2-İstanbul Üniversitesi Rektör Vekili Prof Dr. Nur Serter tarafından imzalanan bir yazının söz konusu olduğu ve bu yazının içeriğinde ; “Üniversitemizde görevli personelin her hangi bir Sosyal Güvenlik Kurumuna kayıtlı olan anne, baba ve eşlerine sağlık karnesi talebinde Tedavi Yardımı Beyannamesi doldurulurken, hukuki sorumluluğun gerektirdiği hassasiyetin gösterilmediği gözlenmektedir. Bu nedenle, ilişikte gönderilen Sağlık Karnesi Talep Formu’nun tedavi yardımlarından yararlanacak personelin kendisi ve aile fertlerinin kılık kıyafet yönetmeliğine uygun fotoğraflarının yapıştırılarak 2 nüsha olarak eksiksiz doldurulmasını ve bir nüshanın rektörlüğümüze gönderilmesini.. bilginizi ve yukarıda belirtilen hususlara titizlikle riayet edilmesini saygılarımla rica ederim.” Denildiği bilinmektedir. Söz konusu bu yazı ile ilgili olarak ta TBMM de soru önergesi ile Sağlık Bakanı Osman Durmuş’a soruldu. Ancak takip ettiğim kadarı ile sağlık gibi aciliyet ve hayati öneme sahip bu konuda henüz bir açıklama ve önlemeye yönelik bir işlem yapılmamıştır. 3-Son olarak, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde böbrek yetmezliği ve kanser tedavisi için bulunan Medine Bircan, isimli hastanın Diyaliz Merkezine sevk edilmesi için kendisinden başı açık resim istendiği bilinmektedir. Medine Bircan isimli hastaya daha önceleri verilmiş olan rapor bu defa başörtüsü örtmüş olması gerekçesi ile verilmediği söylenmiştir. Hastanın oğlu tarafından kamuoyuna yansıtılan bilgilere göre hastanın kanser tedavisi gördüğü için saçlarının dökülmüş olduğu ve ayrıca da yerinden kalkamayacak pozisyonda olduğu i bunu söylediklerinde ise hastane personeli tarafından peruk takması şeklinde bir cevap aldıklarını beyan etmişlerdir. Tüm bunlar sırasında ise 71 yaşında olan hastanın 27.06.2002 tarihinde vefat ettiğini öğrenmiş bulunmaktayım. (20 Haziran 2002 ve 27 Haziran 2002 tarihli Kanal 7 televizyonu ana haber programında olay ile ilgili görüntüler mevcuttur.) 4-Yukarıda izah ettiğim tüm olaylarda özellikle sanıklardan İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile diğer sanık Nur Serter’in Üniversite ve hastane personeline emir vererek tüm bu ihlallere yol açtıkları anlaşılmaktadır. Bazı hastane personeli Bakanlıktan gelen yazılı emirden söz etmiştir. Yapılan işlemlerden bazıları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sahasında olduğundan sosyal güvenlikten sorumlu bakan olan Yaşar Okuyan’ın da ihmali gözükmektedir. Ayrıca her vatandaşın eşit bir şekilde sosyal güvenlikten yararlanması hizmetinde bu uygulamalar sırasında ayrımcılık yapıldığı ortadadır. Sağlık Bakanı Osman Durmuş ise tüm sağlık kuruluş , işleyiş ve her türlü sağlık hizmetlerinin sorumlusu ve denetçisi olarak tüm bunlara göz yumarak ihmal sureti ile kişilerin zarar görmesine sebebiyet vermiş ve görevini ihmal etmiştir. 5-Tüm bu yaşananlar beni hem kendi sağlığım hem de sevdiklerim ve yaşadığım toplumun her ferdi için endişeye sevk etmiştir. Acaba birgün tarfik kazası geçiren bir kazazede acil olarak hastaneye getirilirse başı örtülü olduğu için müdahale edilmeyebilir mi? Benim başörtülü olan çok sayıda akrabam ve arkadaşım var. Onların sağlığı için endişe duymaktayım. Bu tür ayrımcı uygulamalara engel olunmazsa hipokrat yemini etmiş bir doktor tarafından sadece sarışın olduğu için hasta muayene edilmeyebilecek midir? 6-1982 Anayasasının, 10. maddesinde “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.... Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar” demektedir. Bu madde özellikle sağlık hizmeti söz konusu olduğunda hayati önem taşır. Devletin faaliyetlerinde özellikle de sağlık hizmetinde HİÇBİR AYIRIM kabul edilemez. Öte yandan Anayasada yer alan “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” ilkesi de ihlal edilmiştir. Anayasa’nın 56 maddesinde “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak .... sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir” şeklinde hüküm getirilmiştir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri, Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Sanıklar görüldüğü üzere birçok yönden hem Anayasayı hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2,8,9,14. maddelerini de ihlal etmişlerdir. 7-Herkesin, bilgilenme hakkı ve sağlık durumu, tanısı, tedavisi hakkında ve kişiye özel tüm bilgiler, kimliğine ait bilgilerin gizli korunması gibi ilkeler Avrupa Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesinde sayılmış ve bu ilkeleri içeren Hasta Hakları Yönetmeliği 1998 yılında yürürlüğe girmiştir. Söz konusu yönetmelikte, herkesin hasta haklarından faydalanabilmesine, hak ihlallerinden korunabilmesine..... dair usul ve esaslar belirtilmiş, 5. maddesinin c fıkrasında ise “sağlık hizmetinin verilmesinde, hastaların ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve ekonomik ve sosyal durumları ile sair farklılıkları dikkate alınamaz” denmiştir. Ayrıca “Sağlık hizmetleri herkesin kolayca ulaşabileceği şekilde planlanıp düzenlenir.” hükmü yer almaktadır. 8-Yukarıda izah edilen olaylar neticesinde Türk Ceza Kanunu’nun 175. maddesi 1,2 ve 3. fıkralarında yer alan suçlar işlenmiştir. İnsanlar sağlıkları ile ilgili tehdit altında dini işleri ve ibadetleri ile ilgili baskı ve tehdit görmüş ve ayrıca ibadetleri (örtünmek) men edilmeye çalışılmıştır. Sanıklar Türk Ceza Kanunu’nun 228. maddesindeki “Devlet memurlarından her kim bir şahıs veya memur hakkında memuriyetine ait vazifeyi suiistimal ile kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapar veya yapılmasını emreder veya ettirirse altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu muamelede hususi maksat veya siyasi saik veya sebep mevcut ise cezası üçte birden yarıya kadar arttırılır.” Suçunu da işlemişlerdir. Sanıklardan Kemal Alemdaroğlu ve Nur Serter özellikle başörtüsü ve başörtülü kadınlara yönelik baskı ve yasak uygulamalarını da yapmakta ve bu yönde uygulamaları tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu konudaki hususi veya siyasi tavır ve uygulamalarının geldiği boyut insanların sağlık , dolayısıyla yaşam hakkını tehdit eder boyut kazanmıştır. Sanıklar ayrıca Türk Ceza Kanununun 240, 245 ve 251 .maddelerde yer alan görevin kötüye kullanılması ve suimuamele ile ilgili suçları da işlemişlerdir. Suç konusu bu uygulamalar aynı zamanda halk arasında, din, mezhep veya başörtüsü örten veya örtmeyen şeklinde farklılık gözeterek ayrılığa sevk etmekte ve toplumu kin ve düşmanlığa tahrik etmektedir. Bu yönden de Türk Ceza Kanunu’nun 312 maddesinde yer alan suç işlenmiştir. SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda izah edilen tüm bu sebeplerle gerekli tahkikatın yapılarak, sanıkların cezalandırılmalarını talep ederim.28 Haziran 2002 Gülden SÖNMEZ