Yurt İçi Raporlar

Mazlumder İstanbul Şubesi Hukuki Yardım Merkezi 2005 Yılı Bireysel Başvurular Raporu

Şubemize yapılan başvurularla ilgili olarak yıllık değerlendirme raporumuz 10 Aralık 2005 tarihinde açıklanmıştır.

MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
2005 YILI BİREYSEL BAŞVURULARI RAPORU

BAŞVURU KONULARI :SAYISAL VERİLER

I - KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ

a-Haksız Gözaltı : 47
b-İşkence,Darp ve kötü muamele : 16
c-Tutuklama : 11
d-Cezaevi sorunları : 45
e-Tehdit/Saldırı/takip edilen : 3
f-Faili meçhul / Kayıp : 6
g-Sınırdışı Edilme : 3
h-Adam Kaçırma : 2

II-EĞİTİM HAKKI İHLAL EDİLENLER

a-Okula / Sınava alınmayan : 27
b-Kaydı yapılmayan : 6
c-Kat sayı eşitsizliği/Denklik : 19
d-İlköğretimde taciz : 1
e-İlköğretimde dayak : 29

III- İNANÇLARI NEDENİYLE HAKLARI İHLAL EDİLENLER

a-İnancı nedeniyle ayrımcılığa maruz kalanlar : 13
b-Sakallı olmaları nedeniyle mağdur olanlar : 2
c-Başörtülü fotoğraf nedeniyle işlemi yapılmayan : 4
d-Basılan / Kapatılan Kuran Kursu : 3

IV- ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK İHLALLER

Sivil toplum örgütlerine yönelik baskılar / engeller : 11

V- DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK İHLALLER & BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

a-Mahkum Olan : 3
b-Kapatılan / Toplatılan / Yasaklanan Yayın : 2
c-Toplantı ve gösteri yürüyüşü engeli : 6

VI - DİĞER BAŞVURULAR

a-Çocuk Hakları ihlalleri : 36
b-Hasta Hakları İhlali : 13
c-Mülkiyet hakkına yönelik ihlaller : 41
d-Sığınma / iltica hakkı : 13
e-Çalışma hakkına yönelik ihlaller : 27
f-Adil Yargılanma hakkı : 5
g-Diğer : 23
h-İlgili kurumlara yönlendirilen başvuru(yaklaşık) : 300

TOPLAM BAŞVURULAR : 708




MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ HUKUKİ YARDIM MERKEZİ
2005 YILI BİREYSEL BAŞVURULAR RAPORU

İnsan hakları mücadelesini 15 yıldır ?Kim olursa olsun zalime karşı, mazlumdan yana? düsturu ile sürdürmekte olan Derneğimiz, MAZLUMDER İstanbul Şubesi Hukuki Yardım Merkezi aracılığıyla bu yıl da bir çok konuda bireysel başvuru almıştır. Hukuki Yardım Merkezine yapılan başvurularla, somut veriler ortaya konularak, ülkemizde yaşanan hak ihlalleri konusunda fikir verici nitelikte oldu kuşkusuzdur.

Son beş yılın insan hakları raporları incelendiğinde bazı konularda göze çarpan nispi düzelmeler, ümit verici gelişmeler olarak insan hakları savunucularını sevindirirken, değişime direnen bürokrasinin yasalara rağmen dayatmaya çalıştığı kimi uygulamalar ile halen düzeltilmesi gereken çok şey olduğunu, yasaların yanında anlayışında değişmesi gerektiğini göstermektedir.

Terörle Mücadele Kanunu ile ilgili tasarının bir anda eski halinden de sınırlayıcı, katı ve insan haklarına aykırı mahiyetle gündeme getirilmesi; yeni TCK?nın, ileri sürülen özgürlükleri genişletici özelliğine rağmen onlarca gazeteci ve yazar hakkında dava açılması insan hakları savunucularını haklı olarak endişelendirmiştir. Özellikle TMK Tasarısının mevcut haliyle yasalaşması için bazı münferit toplumsal olaylar bahane edilerek ortaya konulması kabul edilemez.

2004 yılı sonunda yürürlüğe giren, yönetmeliği 2005?te çıkan yeni Dernekler Kanunu, 2005 yılı Haziran ayında yürürlüğe giren yeni TCK, CMK, CGTİHK ve Adli Sicil Yasası, 2005 Mart ayında yürürlüğe giren Yüksek Öğretim Kurumları ile ilgili kısmi af yasası, yine 2005 yılı içinde yürürlüğe giren Özürlüler Yasası mevzuattaki önemli değişiklikler olarak göze çarpmaktadır.

Mevzuatta yapılan değişiklikler, ülkemizin ihtiyaçları ve toplumsal yapı dikkate alınarak hazırlanması gerekirken, Avrupa Birliğine Uyum Sürecinin şartı olarak uygulamaya konulması, oluşturduğu psikoloji nedeniyle beklenen iyileştirmeleri tam olarak sağlayamamıştır.

Hatta kimi olaylarda, yasa maddeleri, yönetmelikler ve genelgeler değişirken, uygulamaya memur olanların, zihniyet olarak eski yasalara bağlı olmaları nedeniyle mağduriyetler yaşanmıştır.

Bu yıl da anayasanın 34. maddesindeki açık hükme rağmen toplantı ve gösteri yürüyüş hakkının kullanımında zaman zaman eski anlayışın da ötesine geçen ihlaller yaşanmış, hakkın kullanımı kolluk kuvvetlerinde ve medyadaki hatta yargıdaki "izinli - izinsiz gösteri" kavramının muhafaza edilmesi öncelikle aşılması gereken konulardandır.

Din özgürlüğü alanındaki ihlaller devam etmiştir. Sayıları binlerle ifade edilen başörtüsü yasağı mağdurları için hiçbir somut adım atılmamış, üniversite öğrencileri için çıkarılan af yasası da 29.06.2000 yılından önce okulla ilişiği kesilenleri kapsamadığından amacına ulaşması imkânsızlaşmıştır.

Yargı sisteminde yaşanan problemler insan hakları sorunlarının devamında önemli etkenlerden biri olmaya devam etmektedir. Uzun süren yargılamalar, savunma hakkının kısıtlanması, hazırlık soruşturması ve mahkeme safhasının çok uzun sürmesi özellikle bu alanda yoğun ihlallere neden olduğu görülmüştür.

Oluşturulan bazı kurul ve birimlerle insan hakları mücadelesinde fonksiyonel adımlar atıldığı dillendirilse de, bazı olaylarda müracaatlardan yıllar sonra ?başvurunuz kayıtlara geçirilmiş ve araştırma başlatılmıştır? cevaplarından başka cevap gelmediği, dolayısıyla kimi mağdurların yaşam sürelerinin yargısal sonucu görmeye yeterli olamadığı gözlemlenmiştir.

Yaşadığımız tecrübeler, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve adalet anlayışının uygulayıcılarda yerleşmemesi halinde, problemlerin kaçınılmaz olduğunu, bunun da ancak insan hakları eğitimi ile aşılabileceğini göstermektedir. İlk, orta ve yüksek öğrenim olmak üzere örgün eğitimde ve özellikle kolluk personeline ve tüm memurlara insan hakları eğitimi verilmelidir.

2005 yılında düşünceleri suç kabul edilen ve hapis cezası verilen insanlar, güvenlik tedbiri gerekçesi ile yapılan haksız gözaltılar, eğitim hakkı ihlalleri, hasta haklarına yönelik ihlaller, iş akdi feshedilen işçiler ve siyasi sebeplerle görevinden alınan ya da görev yeri değiştirilen memurlar, yıllardır Türkiye?nin ayıbı olan üniversiteye girişte kat sayı eşitsizliği, 5306 sayılı öğrenci af yasasının dar tutulması, 2911 sayılı kanunun 4. maddesinde STK?lar için öngörülen istisnalara rağmen keyfi olarak sürdürülen faaliyet engellemeleri, okullardan gelen eğitimde şiddet kullanımı ile ilgili başvurular, kurban derilerinin gasp edilmesi, kadına yönelik şiddette takınılan umursamaz tavırlar -ve sözde aile bütünlüğünü koruyucu işgüzar yaklaşımlar-, yüksek öğrenim yurtlarında ve bazı işyerlerinde uygulanmakta olan hukuk dışı parmak izi takibi, cezaevi sorunları ile ilgili başvurular ve daha bir çok konu bu yıl gündemimize gelmiştir.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Hukuki Yardım Merkezi?ne yapılan 2005 yılı bireysel başvuruları çeşitli başlıklar halinde değerlendirilerek aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.


I-KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ ve GÜVENLİĞİ

1)Haksız Gözaltılar : Haksız gözaltı şikayeti ile şubemize yapılan başvurularda diğer yıllara oranla nisbeten bir düşüş gözlenmiştir. Başvurularda, toplantı ve gösteri yürüyüşleri olaylarında gerçekleşen gözaltıların artmış olması ise dikkat çekicidir.

Bazı üyelerimiz, Avrasya Maratonu?nda önlerinde ?BAŞÖRTÜSÜNE ÖZGÜRLÜK? yazılarıyla geleneksel koşuya katılması, özgürlük taleplerini demokratik yöntemlerde dile getirmesi karşısında kolluk görevlilerinin yetkilerini aşarak müdahalesi sonucu gözaltına alınmışlardır.

Aynı şekilde birçok vakıf, sendika ve derneğin yapmaya çalıştığı faaliyet engellenmiş, basın açıklaması ya da protesto yürüyüşleri de gözaltılarla neticelenmiştir. Kolluk kuvvetleri meşru yollarla taleplerini dile getiren ve herhangi bir şiddet eylemi içermeyen basın açıklaması veya gösteri ve yürüyüşlere kimi zaman kaba kuvvet kullanılarak müdahale edilmiş; basına konuşmak veya açıklama yapmak isteyen kişiler 2911 sayılı yasaya aykırı olduğu iddiasıyla gözaltına alınarak, ifade özgürlükleri engellenmiştir.

Bu uygulamalar, sadece kolluk kuvvetleri tarafından değil kimi zaman adli makamlar tarafından da, yasa değişikliklerine rağmen geçmişten kalan alışkanlıklar devam ettirilerek dava açılmakta, neticede hem hakkını kullanan kişiler mağdur olmakta hem de yargı lüzumsuz yere meşgul edilmektedir.

Kimi olaylarda şüphelilere ait gözaltı kayıtlarının geç yapılması, azami 24 saat olan gözaltı süresinin keyfi olarak uzatıldığı anlamına gelmektedir. Şüphelinin savcılığa sevkinde gerekmeyen durumlarda dahi gözaltı süresinin sonuna kadar beklendiği gözlenmiştir.

Sene başında ?Gökhan Bergüzar? gözaltında ölümü olayının üzerinden bir yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen olayla ilgili tatmin edici bir gelişme yaşanmamıştır.

Genel Bilgi Toplama (GBT) uygulaması ve güncellemelerinin zamanında yapılmaması nedeniyle bir çok şahıs, kayıtlar düzeltilinceye kadar gözaltında kalmakta, işe alınmama problemleri vb. mağduriyetler yaşanmaya devam etmektedir.

Türkiye?nin transit yollar üzerinde olması nedeniyle bu yıl da çok sayıda sığınmacı ve mülteci vakalarıyla karşılaşılmış, kimi zaman Avrupa?ya kaçak olarak geçmek isteyen kişilerden bir çoğu ölümle sonuçlanan kazalara maruz kalmıştır. Mevzuatın ve uygulamanın eksik ve yetersiz olması nedeniyle mültecilerin sorunları giderilememiştir.


2)İşkence ve Kötü Muamele: İşkence ile ilgili olarak mevzuattaki iyileşmeler büyük oranda uygulamaya yansıdığı görülmüştür. Gözlemlerimiz, işkencenin yerini özellikle toplu olaylarda yakalama anında uygulanan şiddete bıraktığı ve gözaltına alınma işleminden sonra şahıslara fiziki şiddet uygulamalarının belirgin bir şekilde azaldığı yönündedir.

3)Tehdit , Saldırı ve Takip Edilen, Faili Meçhul ve Kayıplar: Genel olarak faili meçhul ve kayıplarla ilgili başvurularda azalma görülmüştür.

Kayıp başvurularında ise (özellikle yurt dışı kayıplarda) kimi zaman kayıp şahsın yeri (bulunduğu ülke) belli iken olaylara yeterli diplomatik müdahale yapılmayıp, şahısların kaderlerine terk edildiği gözlenmiştir. Ancak vatansız insanların yaşayabileceği sıkıntılar var olan vatandaşlık bağına rağmen maalesef sürmektedir.

Özellikle Guantanamo Bay ve diğer işkence merkezlerinde tutulan kişilerle ilgili girişimlerimize yetkililerce açık, net olmayan cevaplar verilmiş, sadece sağlık durumlarının iyi olduğu, diş bakımlarının bile yapıldığı şeklinde ilginç cevaplarla başvurular geçiştirilmeye çalışılmıştır.

Dünyanın hiçbir yerinde, ülkelerin vatandaşının haklarına sahip çıkamaması, işkencenin aşikar olduğu durumlara dahi olaylara müdahil olmaması kabul edilemez. Bu noktada Dışişleri Bakanlığının daha etkin çözüm yolları bulma konusunda gayret sarf etmesi gerekmektedir.

Tehdit, saldırı ve takip edildiği iddiasıyla başvuruda bulunan şahısların şikâyetleri yetkili kuruluşlara yapılan yazışmalarla bildirilmiş, ancak başvuru konularında kimi zaman hiç cevap alınamamış, kimi zaman da şikayetin kayıtlara geçirildiği belirtilerek olay neticelenmeden kapatılmaya çalışılmıştır. Mağdurların, Savcılık müracaatları sonucu açılan soruşturmalar çok uzun sürmekte, bu da hukuka olan güvenin yitirilmesine sebep olmaktadır.

4-Cezaevlerinde Yaşanan İhlaller : F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucunda sağlığını ve hayatını kaybeden insanların sayısının yüzü aştığı bilinmektedir. F Tipi cezaevlerinden tahliye olan kişilerde duyma ve görme gibi en temel duyularda ciddi hasarlar ve psikolojik travmalar tespit edilmiştir. Tahliye olan şahısların sadece son 3-4 yıldır F Tipi cezaevinde kaldıkları ve bu derece büyük tahribatın oluştuğu düşünülürse, cezaevinde uzun süre kalacak olan tutuklu ve mahkumların uğrayabileceği muhtemel zararların boyutları endişe vericidir.

Cezaevlerinden gelen başvurularda gerek mahkumlara gerekse ailelerine yönelik uygulamalarla ilgili birçok şikayet yapılmıştır. Başvurularda özellikle yeni İnfaz Kanunu (CGTİHK) 40 vd. maddelerin cezaevi personeli tarafından keyfi olarak uygulandığı belirtilmiştir. Her ne kadar Adalet Bakanlığı yaptığı açıklamalarda bu cezaevlerindeki uygulamaların insan onuru ile bağdaşır ve her şeyin hukuka uygun olduğunu belirtse de cezaevi yönetimine verilen geniş takdir yetkisi ehliyetsizlikle birlikte başlı başına zulüm aracına dönüşebilmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda cezaevi komitemizce yapılan F Tipi Cezaevleri ile ilgili raporlama çalışmalarının mahpusların şartlarında kısmi de olsa düzelmelere sebep olduğunun tarafımıza bildirilmiştir. Bu yıl da mahpus ailelerinin talebi ile Bolu F Tipi cezaevine bir ziyaret yapılmış, sorunlar tesbit edilerek bir rapor hazırlanmış ve bu rapor kamuoyuna açıklanarak bir örneği de Adalet Bakanlığı?na gönderilmiştir. Raporumuzda öne çıkan sonuç; F Tipi cezaevlerinde temel sorunun TECRİT uygulamasının devam etmesidir. Cezaevi idaresinin abartılı ve yersiz güvenlik gerekçeleri ile mahpusların haklarını kısıtlaması sorunun derinleşmesine sebep olmaktadır. Tecritin kimi zaman kitap okuma faaliyetinin havanın yağışlı olduğu gerekçesiyle engellenmesi veya ailelerle görüşme yasağı, mektup yasağı gibi birçok konuda devam ettiği anlaşılmaktadır. Mahpusların sosyal faaliyetlerinde bir arada olacakları kişileri seçme hakkı ve sosyal mekanlardan daha uzun süreli yararlanma hakları tanınmalıdır. Neticede hapis cezasının idareye verilen geniş takdir yetkisi ile ?kişiliği yok etme? ya da ?çifte cezalandırma? haline dönüştürülmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu konuda ilgili sivil toplum kuruluşları ve barolara "Cezaevi İzleme Kurulları"nda yer verilmesi ile bu kurullar amaca hizmet eder hale büründürülebilecektir.

Olumlu değişiklik ve uygulamaların beklendiği günümüzde, Bolu Cumhuriyet Savcısının raporu ihbar kabul edip cezaevi görevlileri hakkında soruşturma açması gerekirken, raporu hazırlayan Cezaevi Komisyonu üyesi avukatlar hakkında soruşturma açılması talebiyle İstanbul Barosuna başvurması ve bu başvuru üzerine Baronun da avukatlardan savunma istemesi büyük bir talihsizliktir.

Kitap ve gazetelerin iletişim araçlarından olduğu tartışmasızdır. Kitap sayısı ve kütüphanede geçirilebilecek zaman sınırlamasının hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamaktadır.

Cezaevi kantinleri rekabetsiz ortamdaki ticari işletme (tekel) mantığı ile çalıştırılmamalı, mahpusların özellikle demirbaş eşyada daha elverişli şartlarda dışarıdan da alış-veriş imkanı sağlanmalı ve mülkiyet hakkına saygı gösterilmelidir. Bu yıl yaşanan cezaevinde bisküviden pasta krizi, ideolojik renklerden olduğu iddiasıyla geri çevrilen iç çamaşırları, toplatılan ve yasaklanan yayınlar, yiyecek paketleri üzerine yapıştırılan ?amacı dışında kullanılamaz? yazıları, susmanın, yemek yememenin, marş yada türkü söylemenin, belirlenen işte çalışmamanın idareye başkaldırı olarak değerlendirilmesi ve neticede ağır disiplin cezaları verilmesi yaşanmaya devam eden sorunlar olarak gündemdeki yerini korumaktadır.

Adalet Bakanlığına ?Bilgi edinme hakkı kanunu? kapsamında yapmış olduğumuz L Tipi Cezaevleri ile ilgili bilgilendirme başvurusu tam anlamıyla cevaplanmamış, cezaevlerinin fiziki şartlarını görebilmek adına talep ettiğimiz kroki ?imkansızlık? gerekçesiyle halen gönderilmemiştir. L Tipi Cezaevleri muamma olarak durmaktadır.

5- Adil Yargılanma Hakkına Yönelik İhlaller: Yargılama süresinin uzunluğu, yapılan savcılık başvurularının araştırma noksanlıklarından ötürü takipsizlikle sonuçlanması, hakimlerin duruşmada, savcıların soruşturma esnasında sanık veya şüphelilere yaklaşımları savunma hakkını fiilen kullanma imkanını kısıtlamasına yönelik sorunlara sebep olmaktadır. Örneğin bir başvuruda şeker hastası olan sanığın savunma yaparken su içme talebinin mahkeme hakimince reddedildiği ve uzun süre susuz kalan sanığın duruşma sonuna doğru fenalaşarak yere yığıldığı şikayeti alınmıştır.

Cumhuriyet Savcılıklarına verilen suç duyurusu / şikayetler üzerine başlayan hazırlık tahkikatının, çok uzun süreler geçmesine rağmen sonuçlandırılamaması da önemli sorunlardandır. Savcılıklarda yıllarca kaldığı için zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verilen soruşturma dosyaları bulunmaktadır.

Her ne kadar nöbetçi savcı kavramı litaratürde mevcut olsa da çoğu zaman nöbet mahalli olan adliye yerine eve gitmeleri nedeniyle savcılara ulaşılmakta zorluk çekildiğine ilişkin olarak kolluk görevlilerinden ve vatandaşlardan şikayet alınmaktadır. Mevcut adli sistem içindeki nöbet uygulaması ciddi sorunlar ortaya koymaktadır. Örneğin, yaşanan ?özellikle de hafta sonuna denk gelen- gözaltılarda öğle saatlerine kadar sanıkların savcıya ifade vermek için bekletildikleri şikayeti alınmaktadır.

Yeni CMK?daki arama şartlarının yerine getirilebilmesi için savcı onayının beklenmesi esnasında zanlıların kaçtığı ifade edilmekte, dolayısıyla bu tarz nöbet tutulmasının adalet mekanizmasını felç ettiği, uygulama gevşekliklerinin hak ihlaline sebep olanları cesaretlendirdiği gözlemlenmiştir.
6)İhmal Yolu ile Yaşam Hakkına Yönelik İhlaller Özellikle sağlık kuruluşlarındaki ?görevi ihmal? şeklinde yaşanan ve maalesef can kayıplarına yol açılan vakıalar bu yıl da meydana gelmiş, yeterli güvenlik tedbiri alınmaksızın yapımına başlanan çalışmalar neticesinde sayıları onları geçen temizlik, inşaat ve belediye çalışanları yaşamlarını kaybetmiştir. Ayrıca ülkemizde yaşanan yüzlerce insanımızın ölümüne ve sakat kalmasına neden olan kazalarda bir kısmının idarenin ihmali ürünü olduğu görülmüştür.
Yurdumuzun çeşitli yerlerinde yaşanan salgın hastalıklar, hava, içme suyu ve gıdalarla bulaşan hastalıklar, hormonlu gıdaların saçtığı tehlike, tarım ilaçlarının zararları, maruz kalınan radyoaktif dalga bombardımanı, boğazlardan geçen tehlikeli gemiler hem çevre faciaları için hem de yaşam hakkı için ciddi birer tehdit olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Bu tür olaylarla ilgili olarak ilgili bakanlık, valilik ve müdürlüklerle yazışmalar yapılarak tedbir alınması istenmiş, yetkililer duyarlı davranmaya davet edilmiştir.

II - DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK İHLALLER

Başörtüsü yasağı uygulanmaya devam edilmektedir. Temel bir hak olan başörtüsü hala çalışma ve eğitim hayatında, sosyal ve kültürel alanların kullanımında, resmi protokollerde sözde kamusal alan dayatmalarıyla başörtüsü yasağı uygulanmaya devam etmekte ve mağduriyet devam etmektedir.

Lise ve üniversite eğitimlerini dışardan bitirmeye çalışan kız öğrenciler, açık lise yada açık öğretim fakültesi sınavlarında kimi zaman salon görevlilerinin keyfi kısıtlamalarıyla muhatap olmakta ve sınavdan çıkarılmaya kadar giden uygulamalarla hakları çiğnenmektedir.

Yine başörtülü öğrenciler, kimi sınav salonlarında salon sorumlularının keyfi tavırlarıyla sınava girememekte ya da devamlı olarak meşgul edilerek konsantrasyonları bozulmak suretiyle hak ihlaline uğramaktadırlar. Örneğin, ÖSYM tarafından düzenlenerek gönderilen Açık Öğretim İlahiyat Ön Lisans programına kayda hak kazanan bir öğrencinin, belgedeki ÖSYM Belgesindeki fotoğrafı başörtülü olduğu gerekçesiyle kaydı yapılmamış ve olay yargıya intikal ettirilmiştir.

Kimi zaman tek tipliği dayatma o kadar ileri boyutlara ulaşmıştır ki; annesi tesettürlü olan 5 yaşındaki hasta bir çocuk, tedavisi tamamlanmadan apar topar hastaneden çıkarılarak, annesine de ?burası laik bir ülke, çocuğunu tedavi ettireceksen kurallara (!?) uyacaksın!? denilmiştir.

Aynı şekilde, geçen yıl tesettürlü kıyafetleri dolayısı ile sağlık hizmeti almaktan mahrum kalan şahısların başvuruları alınmış, şahıslar bilgilendirilerek ilgili birimlere şikayette bulunmaları sağlanmış fakat bu başvurulardan tüm takiplere rağmen henüz bir netice alınamamıştır.

Bazı başvurucular nüfus cüzdanı almak için gittikleri nüfus müdürlüklerinde başörtü renkleri yada örtünme biçimlerinden dolayı keyfi olarak mağdur edilmekte ve bu mağduriyete sebep olanlar cezalandırılmadığı için hukuksuz uygulamalar egemen hale gelmektedir.

Derneğimize başörtüsü yasağı sebebiyle başvuran sayısı her ne kadar sayısal olarak düşmüş görünse de önceki yıllardaki binlerce başvurucudan büyük bir kısmının problemlerinin devam ettiği bilinmektedir. Halen her ne sıfatla olursa olsun (öğrenci, öğretim görevlisi, üniversitelerde çalışan memur ve işçi yakınları, misafir, araştırmacı vs) üniversite kampüslerine, üniversite binalarına, kütüphanelerine, laboratuarlarına vs. girme konusunda sıkıntılar yaşandığı, ayrımcılığın daha da ileri giderek devlet erkanının eşlerinin başörtülü olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığı bilinmektedir. Bir yanda kadınlara seçme ve seçilme hakkının veriliş yıl dönümünde yapılan kutlamalar diğer yandan başörtülü kadınlara yönelik ayrımcılık ve yasaklamalar samimiyetsizliği sergilemektedir.

Ayrıca, insanların inançlarını yaşama konusunda, toplu halde namaz kılma, dini içerikli sohbetler yapma, toplu halde kuran okuma gibi faaliyetlerde de kısmi engellemelerle karşılaşılmıştır.


III- EĞİTİM HAKKI İHLALLERİ

Meslek liselerine uygulanan katsayı eşitsizliği, binlerce öğrencinin mağduriyetine sebep olan başörtüsü yasağı, yurt dışında eğitim görüp denkliği tanınmayanlar, kazanılmış hak kavramı hiçe sayılarak ellerinden diplomaları alınanlar, başörtülü oldukları gerekçesiyle sınavlara alınmayan açık öğretim öğrencilerinin başvuruları, ÖSS?ye giremeyen başörtülü öğrenciler eğitimde sıkıntıların artarak devam ettiği göstermektedir. Bu ihlallerin yıllardır devam ediyor oluşu yetkililerin iyileştirici ciddi, sonuç verici bir çaba sarf etmediklerinin işareti olarak görülmektedir.
Savunmasız ilköğretim okulu öğrencilerine uygulanan rutin dayak başvuruları tarafımızdan ilgili birimlere iletilmiş olup bu başvurulardan henüz bir netice alınamamıştır.

Özellikle ilköğretim okullarında kalabalık sınıflar nedeniyle yeterli eğitim ve öğretimin yapılamadığı şikayetleri tesbit edilmiştir.

Ayrıca, okul önlerinde meydana gelen satırlı bıçaklı kavgaların nedenleri, sokak çeteleri ve uyuşturucu kullanımı uzmanlar tarafından araştırılmalı ve acilen gerekli olan önlemler alınmalıdır.


IV-DÜŞÜNCE, İFADE ve ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK İHLALLER

İfade özgürlüğü alanında en yoğun ihlal, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımında ve basın mensupları ile yazarlara açılan davalarda yaşanmaktadır. Anayasal ve yasal değişikliklere rağmen toplantı ve gösterilerde, basın açıklamalarında engellemeler ve gözaltılar devam etmektedir. Kimi zaman bu engelleme ve gözaltılar sınırını da aşarak meydan dayağına dönüşmüş ve birçok insanımız zarar görmüştür.

Bazı dernek, vakıf ve sendikaların tüzükleri doğrultusunda yaptıkları kapalı salon toplantıları yasadaki açık hükme rağmen ?bildirim yapılmadığı? gerekçesiyle engellenmeye çalışılmış, hatta bir ilimizde bir derneğin faaliyeti bu nedenle mahkeme kararı ile arama yapılarak engellenmiştir.

MAZLUMDER Kocaeli Şubesinin 11.12.2005 tarihinde Sabancı Kültür Merkezinde icra edeceği ?Geleneksel İnsan Hakları Gecesi?ne bildirim yapılmadığı gerekçesiyle engel olunmak istenmiş, engellemenin yasalara aykırı olduğu ve faaliyetin yasal olarak bildirimsiz yapılabileceği ilgililere bildirildiğinde de ?o zaman gelir ve programınızı kamera ile çekeriz? gibi yasadışı bir yaklaşım sergilenmiştir.

Kimi zaman gazeteciler, köşe yazarları, öğretim görevlileri ya da sade vatandaşlar, düşündüklerini ifade etmeleri nedeniyle davalarla muhatap edilmiştir. Bazı yazarlar hakkında hapis cezalarına hükmedilmiş, bir yıl önce oluşturulan olumlu hava bir anda yerini kısıtlamacı ve dayatmacı ortama bırakır olmuştur.

Yaşanan olaylar sebebiyle, resmi mercilere (insan hakları kurulları ve TBMM Komisyonlarına) yaptığımız başvurulara gelen cevaplar, olayın özünü araştırmak ve benzer olayları engellemek gibi bir niyet ve sorumlulukta olmadığını, sadece olayla ilgili bazı yazışmalar yaparak ilgili bakanlıktan gelen ?yasaya aykırı? cevapları aynen tarafımıza iletmekten öteye gidemedikleri gözlenmiştir.

V - DİĞER BAŞVURULAR

Derneğimize ulaşan ihlal başvuruları çok çeşitlilik göstermektedir. Haklı sebep olmadan iş akdi feshi, iltica ve sığınma hakkında yaşanan sorunlar, eş dayağı ile ilgili başvurularda karakola tespit için giden kadınlara ?kocandır sever de, döver de? denilerek işlem yapılmaksızın geri gönderilmeleri, televizyon programlarından sokağa taşan aile cinayetleri, kürtaj masasında yaşamını kaybedenler, sosyal güvencesi olduğu halde elindeki heyet raporuna rağmen pahalı ilaçları alamayan Bağ-Kur ve SSK?lı hastalar, okullarında öğretmenleri tarafından dövülen öğrenciler, çocuk ve akıl hastalarına yönelik tecavüz başvuruları, tüketici sorunları, ellerindeki tapu senetleri yada süresi henüz dolmamış kira sözleşmelerine rağmen kış ortasında istimlak kararı çıkarılarak yıkılan ev ve iş yerleri sakinleri, iş yerinde ve mahallelerinde ayrımcılığa uğrayarak dışlanan kişiler, Bingöl Karlıova depremi mağdurları, maddi ve insani yardım talep edenler, aşırı iş yükü, uygunsuz ortam, izim kullanamama ve maddi imkan yetersizliği gibi sebeplerle (yazıya bağlanmaktan korkulan) başvurucu ?özelde çevik kuvvet- genelde ise bir çok polis memuru ve aileleri, adam kaçırma ve alıkoyma iddiasıyla yapılan başvurular, kapalı alanlarda uygulanması gerekirken bir türlü uygulanmayan sigara yasağı nedeniyle mağdur olan astım hastaları ve bir çok özel hukuk davası olduğu için ilgili mercilere yönlendirilenler, vs. kayıtlarımıza geçen diğer başvurulardır.

Bazı belediyelerde ve özel şirketlerde uygulanan ?parmak izi ile personel takibi? uygulaması, tüm itiraz ve yasaya aykırılığına rağmen devam ettirilmekte ve daha da kötüsü bu uygulama bu yıl itibarı ile pilot olarak seçilen başta Edirnekapı Öğrenci Yurdu olmak üzere bir çok öğrenci yurdunda da uygulamaya sokulmuştur.

Tüm yaşananlara rağmen, 2006 yılının ülkemizde ve dünyada barışın, adaletin ve insan haklarının öncelendiği bir yıl olmasını umut ediyoruz.




MAZLUMDER İstanbul Şubesi 2005 yılı Rapor Çalışmaları:

14 Eylül 2005
TERÖRLE MÜCADELE KANUNU TASARISI HAKKINDA DEĞERLENDİRME RAPORU
http://www.mazlumder.org/ana.php?konu=rapor&id=1042&lang=tr

17 Haziran 2005
ÜNİVERSİTEYE YERLEŞTİRMEDE MESLEK LİSELERİNE UYGULANAN KAT SAYI EŞİTSİZLİĞİ RAPORU
http://www.mazlumder.org/ana.php?konu=rapor&id=1041&lang=tr

25 Nisan 2005
YENİ TCK?DA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI GEREKEN BAZI MADDELER HAKKINDA KISA RAPOR
http://www.mazlumder.org/ana.php?konu=rapor&id=254&lang=tr

12 Mart 2005
GÖKHAN BERGÜZAR ?GÖZALTINDA ÖLÜM? RAPORU
http://www.mazlumder.org/ana.php?konu=rapor&id=1040&lang=tr

13 Ocak 2005
BOLU F TİPİ CEZAEVİ RAPORU


06 Aralık 2004
CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HAKKINDA KANUN TASARISI HAKKINDA DEĞERLENDİRME
http://www.mazlumder.org/ana.php?konu=rapor&id=230&lang=tr


Raporlara www.mazlumder.org adresinden ulaşabilirsiniz.





MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
HUKUKİ YARDIM MERKEZİ