MAZLUMDER GÖÇ RAPORU
DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA İÇ GÖÇ
NEDEN VE SONUÇLARI
KASIM 1995
Ülkemizin Güneydoğu’sundan, net ve sağlıklı haber alabilmek adeta imkânsız bir hal almıştır.
Bölgeden gelenlerin anlattıkları ile resmi haber kaynaklarının naklettikleri arasındaki bariz çelişki ve tutarsızlık, duyumlara güveni sarsmakta, olayları yerinde gözlemlemeyi zorunlu kılmaktadır.
Derneğimiz bütün bu olumsuzluklar üzerine, Kasım 94’te ‘Güneydoğu’da Boşaltılan-Yakılan Köyler ve İç Göç Raporu’ hazırlamış, bölgede yaşanan dramı kamuoyuna ve yetkililerin dikkatine sunmuştu.
Aradan geçen bir senelik süre zarfında, iç göç sorununun tırmandığı noktayı yerinde gözlemlemek üzere derneğimiz tarafından bölgeye yeni bir heyet gönderilmiştir.
Mehmet ARPACI, Bakiye MARANGOZ, Kemal ÖZTÜRK, Gülseren TANRIVER ve Sabiha ÜNLÜ’den oluşan inceleme heyetimiz göçten birinci derecede etkilenen merkezlerde; Şemdinli, Yüksekova, Van, Diyarbakır, Elazığ, Palu, Pertek, Tunceli, Adana ve Mersin’de incelemelerde bulunmuştur.
Yerel yöneticiler, sivil kuruluşlar, gönüllü yardım organizasyonları ve bizzat göç olayının doğrudan mağdurlarıyla görüşülerek doğru ve sağlıklı teşhis için azami gayret sarf edilmiştir.
Görülmüştür ki bölge insanı, doğuştan gelen temel hak ve özgürlüklerinin sözde kalmamasını, vakit yitirilmeksizin pratize edilmesini şiddetle arzulamaktadır.
Bölge insanı, eşit şartlarda, insanca yaşamak istemektedir.
Yetkililerin ve kamuoyunun dikkatine sunulan bu raporla, derneğimiz mazlum insanımızın bu en tabii beklentisine küçük bir katkıda bulunabilmek ümidindedir.
Saygılarımızla.
TUFAN MENGİ
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı
Bölgede Göç Olgusu
Göç olayı, her şeyden önce bölge insanı için yeni bir sorun değildir.
Kentleşme sürecinde yaşam standartlarını yükseltmek ümidiyle aileler büyük şehirlere göç ediyordu. Bölge insanının kendi isteğiyle ve zamanını kendi belirlediği alışılmış bir göç gerçeğiydi bu.
Bölgede bugün yaşanmakta olan sorun ise, yıllardır yaşanan göçten önemli ölçüde ayrılmaktadır. İnsanlar cebri-zorunlu bir göçle karşı karşıya bulunmaktadırlar. Halk, isteği dışında köyünden, evinden, toprağından zorla koparılmakta ya da hayatta kalabilmek umuduyla tüm olumsuzluklarını bile bile göçü tercih eder hala getirilmektedir. Ne mekânın mahremiyeti, ne yerleşim özgürlüğü ve ne de can, mal ve namus güvenliği sağlanamamaktadır. Üstelik geri dönüşün engellenmesi amacıyla, göçe zorlanan ailelerin tüm varlıkları yok edilmektedir. Geri bıraktıkları evleri, malları, tarlaları yakılmaktadır.
Araştırmalarımızın neticesinde, bizzat şahit olduğumuz bu acı gerçeği “GÖÇ” olarak isimlendirmenin haksızlık olabileceği kanaatindeyiz. Zira bölgede akıl almaz boyutlarda seyreden olayları küçümseyerek sunmakta zulmün bir başka çeşidini işlemek olacaktır. Yaşanan “göç” değil, adeta bir “sürgün”dür.
Göçün Nedenleri:
1. Güvenlik Güçlerinin Köy Boşaltmaları:
Özellikle 1993/94 yıllarında 2500 civarında köyün boşaltıldığı veya yakıldığı tahmin edilmektedir. Bu rakamın 1995 yılının son aylarında 3000’lere yükseldiği sanılmaktadır. Köylerin korunamaması, PKK’ya yardım edildiği iddiası ile bu köyler boşaltılmış veya yakılmıştır.
2. PKK’nın Köy Boşaltması:
Güvenlik güçlerinin haricinde özellikle bu yıl daha yoğun olarak PKK da köy boşaltmaya başlamıştır. Kuzey Irak sınırındaki dağlık arazide ve bazı iç kesimlerde ağırlıklı olarak korucu köyleri ya da PKK’ya destek vermeyen köyler hedef seçilmektedir.
3. Can Güvenliğinin Kalmaması:
İki yıl öncesine kadar yoğun olan faili meçhul cinayetlerin ve saldırıların halk üzerinde çok büyük bir psikolojik baskı yaratması göç için önemli bir neden olmuştur. Son zamanlarda türeyen menşei meçhul kişilerin bölgede para karşılığı adam kaçırma, cinayet, yol kesme ve soygun gibi eylemlerde bulunması can güvenliğini tümden tehdit altına sokmuştur. Ayrıca çeşitli gruplar arasındaki çatışmalar, kontrgerilla saldırıları ve yol emniyetinin sağlanamaması, halkın can güvenliği olmadığı gerekçesiyle bölgeyi terk etmesine yol açmaktadır.
4. Gıda Ambargosu:
Özellikle bölge köylerine ve Tunceli, Hakkâri gibi il ve ilçelerine, güvenlik güçleri tarafından uygulanan gıda ambargosu halkın yaşam standardını olumsuz yönde etkilemekte sağlıklı/insanca yaşama hakkını ihlal etmektedir. PKK’ya gideceği iddiasıyla uygulanan gıda ambargosu yüzünden birçok ailenin göç etmek zorunda kaldığı görülmüştür.
5. Ekonomik Sıkıntılar:
Bölgede gıda sıkıntısı baş göstermiş durumdadır. Özellikle köylerin boşaltılması yüzünden birçok ürün yetiştirilememekte, bu nedenle de bazı malların fiyatları özellikle kış aylarında fahiş oranlarda artış göstermektedir. Hakkâri, Van ve Ağrı’da İran’la serbest ticaretin yapıldığı bölgelerin kapatılması ve Habur Sınır Kapısı’ndaki giriş çıkışların bir türlü istikrara kavuşamaması ekonomik sıkıntıları pekiştirmektedir. Bölge halkının sosyal ve ekonomik hakları ağır bir şekilde ihlal edilmektedir.
6. Gelir Kaynaklarının Tükenmesi:
Bölgenin en önemli iki gelir kaynağını, hayvancılık ve tarım oluşturulmaktadır. Özellikle hayvancılık bölgenin en önemli gelir kaynağını teşkil etmektedir. Uzun yıllar, Doğu ve Güneydoğu bölgesi Türkiye’nin canlı hayvan ve et ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamıştır. Yine hayvancılık kadar yaygın olmasa da kuru tahıl tarımcılığı önemli gelir kaynaklarının başında gelmektedir. Fakat köylerin boşaltılması, yaylaların terör nedeniyle güvensiz hale gelmesi hayvancılığı da, tarımı da durma noktasına getirmiştir. Çalışma güvenliği sağlanamayan bölge halkı için ise göçten başka yol kalmamaktadır.
7. Sosyal Bunalımlar:
11 yıldır süren iç savaş bölge halkının bellediğinde izleri daha uzun yıllar silinmeyecek derin yaralar açmaktadır. Kimden ve nereden geleceği belli olmayan saldırılar yüzünden halk üzerinde önemli psikolojik bozukluklar gözlenmektedir. Temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen, her an tehdit altında bulunan yöre insanı ciddi sosyal ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu psikolojik baskıya daha fazla dayanamayanlar için huzur arayışları göçle başlamaktadır.
Göçün Sonuçları
Göç olgusu bugün henüz uç vermeyen sosyo-psikolojik arka planı da dikkate alındığında ürkütücü boyutlara tırmanmaktadır. Göçün neden ve sonuçları itibariyle doğru teşhis edilmemesi, tedbir amacıyla yetersiz ya da hatalı uygulamalara başvurulmasına yol açmaktadır. Göç sorunu bugün yalnızca bölge insanı ya da göçmenlerle sınırlı kalmamaktadır. Göç alan büyükşehirler de sorundan olumsuz yönde etkilenmekte, hatta zaman zaman tüm ülkeyi yasa boğan sosyal ve tabii felaketlere zemin hazırlamaktadır. İzmir’de yaşanan sel felaketi ya da daha önce Ümraniye’de patlayan çöplük trajedisi bunun en acı örneklerini oluşturmaktadır. Bu nedenle soruna bilimsel mantıkla yaklaşılarak doğru çözümler bir an önce hayata geçirilmelidir.
Göçün Ürkütücü Sonuçları
1. İşsizlik:
Yıllardır iş bulma ümidiyle batı şehirlerine göç veren bölge, şimdi kendi ilçe ve köylerinden göç almaktadır. Bu yüzden zaten kısıtlı imkânlara sahip şehirler daha büyük sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Şehir merkezlerine göç edenler ellerinden gelen tarım ve hayvancılığı şehirlerde yapamadıkları için vasıfsız işçi durumuna düşmektedirler. Yapabildikleri tek iş hamallık, ırgatlık ve seyyar satıcılık olabilmektedir. Bugün Diyarbakır, Adana, Mersin ve Antalya işportacı istilasına uğramış durumdadır. Adana’da mevsimlik işçiler yılın biri iki ayında tarım sektöründe çalışabilmektedir. Bunun haricinde ya hamallık ya da işportacılık yapmaktadırlar. Temel hak ve hürriyetlerin başında ye alan çalışma ve ekonomik güvenlik hakkı göç mağduru binlerce aile için sağlanamamaktadır. Şüphesiz bu durum ülke ekonomisini de olumsuz yönde etkilemektedir.
2. Sağlık Problemleri:
Yoğun nüfus artışı beraberinde sağlık problemlerini de getirmektedir. Çarpık yerleşimden dolayı sıhhatsiz evlerde kalanlarda zamanla önemli hastalıklar baş göstermektedir. Çadırlarda yaşamlarını sürdürmek zorunda kalan aileler ise çok daha ağır şartlarla karşı karşıya kalmaktadır. Soğuktan dolayı zatüre, bronşit gibi iç hastalıklar artarken bazı şehirlerde sağlıksız yakacaktan dolayı solunum yolları hastalıklarında artış görülmektedir. Bazı yerleşim yerlerinde salgın hastalıklar da tespit edilebilmektedir. Çocukların önümüzdeki kış aylarınca çok ciddi sağlık problemleriyle karşılaşacağı beklentisi ise sorunun muhataplarını derinden kaygılandırmaktadır. Çünkü barınma ve yakacak sıkıntısı yeterli tehlike sinyallerini taşımaktadır. Açıkçası göçle yerleşim ve seyahat özgürlüğü ihlal edilen göç mağduru binlerce aile sosyal güvenlik ve sağlıklı yaşam güvenliğinden de yoksun bırakılmıştır.
3. Eğitim Problemi:
Bölge tam anlamıyla bir eğitim faciası yaşamaktadır. Yetişmekte olan nesil okul ve öğretmen açığına yoksulluk da eklenince bırakın fırsat eşitliğini eğitim ve öğrenim hakkını asgari limitlerde bile yaşayamamaktadır. Bazı köylerde en azından ilkokul bulunurken, bölge halkı şimdi bunlardan da yoksun kalmıştır. Bütün olumsuzluklara rağmen üniversite sınavlarını kazanmayı başarmış gençlerin önemli bir bölümünün de ekonomik yetersizlik nedeniyle yüksek tahsilini sürdüremediği tespit edilmiştir. Gerçekte bölgede yaşanan sorunun temel kaynaklarından birinin cehalet olduğu dikkate alındığında durumun vahameti kendini ele vermektedir.
4. Sosyal Denge Bozuklukları:
Şehirlerin sosyal dengelerinde önemli değişiklikler yaşanmaktadır. Arap ve Türk kökenli insanların yaşadıkları şehirler göçler neticesinde “Kürt Şehri” diye anılmaya başlanmıştır. Özellikle Adana, Mersin ve Antalya en çok sıkıntı çeken şehirler olmaktadır. Şehirlerinin “Kürt Şehri” olmasını hazmedemeyen yerli halkla göçmenler arasında kimi zaman gerginlikler baş göstermektedir. Adana’da 19 Mayıs, Dağlıoğlu ve Adandolu mahallelerine halen bir Türk veya Arap’ın girmesi tehlikeli sayılmaktadır. Mahalleler Arap, Türk ve Kürt etnik kökenine göre ayrılmıştır. Bu mahallelerde kendilerinden olmayan kimselere ev ve arsa satılmamaktadır. Arap mahallesinde olan Kürtler ve Kürt mahallesinde olan Türkler taşınmak zorunda kalmaktadırlar. Bu üç şehirde özellikle göçmenler dışlanmaktadır. Bütün bu gerginlikler sosyal barış için ciddi tehditler oluşturmaktadır.
5. Irkçılık:
Göç alan yerlerde ırkçılık tehlikeli bir biçimde uyanmaktadır. Zaten zorluk içinde yaşadıkları şehirlere bir de Kürtlerin yerleşerek geçim kaynakları ve kıt imkânlarına ortak olduğunu düşünen Türk ve Arap kökenli vatandaşlarda Kürtler’e karşı bir nefret duygusunun tehlikeli bir şekilde uyanmaya başladığı görülmektedir. Etnik ayrımcılık, kurulan dernek ve cemiyetlerle daha da körüklenmektedir. Göç sorununun belki de yakın gelecekte doğuracağı en vahim sonuçlardan birini bu etnik gerginlik oluşturmaktadır.
6. Ahlaki Sorunlar:
Göçün en üzücü sonuçlarından biri de ahlak alanında baş göstermektedir. Maalesef Diyarbakır gibi oldukça muhafazakâr şehirlerde bile fuhuş sektörünün yayılmakta olduğu gözlenmiştir. Şüphesiz bunun kökeninde de yoksulluk sınırlarını zorlayan yaşam standardındaki düşüş yer almaktadır.
7. Çatışmaların Şehirlere Yayılması:
Sistem kırsal alanlarda PKK’nın lojistik desteğini kesmek için köy boşaltırken köylülerin arasına sızmış sempatizanların şehirlere inmesine yol açmıştır. Diyarbakır’da kale semti, Adana’nın 19 Mayıs Mahallesi, Dağlıoğulu Mahallesi gibi güvenlik güçlerinin dahi giremediği kurtarılmış bölgeler oluşturulmuştur. Aynı olay Mersin’de, Antalya’da ya da Hatay’da da tespit edilebilmektedir. İstanbul’da da birçok gecekondu mahallesi bu hale gelmiştir. PKK’nın bu mahalleri kullanarak hem barınma hem de hücre faaliyetlerini sürdürdüğü bilinmektedir.
Bu mahallelerin varlığı diğer göçmenleri de olumsuz yönde etkilemektedir. PKK ile hiçbir alakası bulunmayan vatandaşlar potansiyel suçlu muamelesi görmektedir. Nitekim Adana’da görüşmek istediğimiz bazı kişiler kendilerinin PKK’lı zannedilebileceği korkusuyla çekinmişlerdir.
8. Çarpık Şehirleşme:
Göçün doğurduğu sorunların en önemli yansımalarından biri de çarpık şehirleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Altyapıları yetersiz olan şehirler mantar gibi çoğalan gecekondular ile baş edememektedirler. Örneğin Adana’nın kanalizasyon şebekesi aşırı yükü kaldıramadığından dolayı yağışlı havalarda patlak vermektedir. Elazığ, Adana ve Antalya’da da gecekondular adeta yeni şehirler meydana getirmişlerdir. Adana’nın kuzeyi tamamen başka bir görünüm arz etmektedir. Diyarbakır’da 10 katlı gecekondular peyda olmaktadır. Kaçak araziler üzerine yapılan on, on iki katlı binalar aynı zamanda mühendislik hatalarıyla da tehlike sinyalleri vermektedir. Bütün bu gelişmeler insanca yaşamanın asgari koşulu olan temel hak ve hürriyetleri özellikle de çevre ve barınma haklarını ağır bir şekilde ihlal etmektedir.
Hangi şehir ne kadar göç aldı
Diyarbakır: 1 Milyon 150 bin
Batman: 230 bin
Mardin: 250 bin
Malatya: 35 bin
Gaziantep: 400 bin
Van: 350 bin
Şanlıurfa: 450 bin
Mersin: 850 bin
Adana: 1 Milyon 200 bin
Antalya: 200 bin
İzmir: 250 bin
Elazığ: 70 bin
Hakkari: 50 bin
Bingöl: 60 bin
İstanbul: Tahmin Edilemiyor
Bölgede Yardım Faaliyetleri
1) Yerel Yönetimler
Araştırmalarımıza göre yerel yönetimler; İç göçün yaralarını sarmakta, yine onların yakınları, akrabaları en büyük gayreti göstermektedirler. Merkezi yönetimin duyarsızlığı hemen herkesçe dile getirilmektedir. Yerel yönetimlerin yardım konusunda daha bir gayretli, duyarlı oldukları görülmüştür. Ama imkânların sınırlı oluşundan istenilen düzeyde yardım yapamamaktadırlar. Çoğu belediye üç katı artan nüfuslarına rağmen eski nüfus sayılarına göre merkezi hükümetten ödenek almaktadır. Van Belediyesi çeşitli aralıklarla kuru erzak( Et, un, çay, şeker, sabun gibi) dağıtmıştır. Hatta belediye personeli kendi maaşından keserek aralarında kampanya başlatmış ve çadır kentlere erzak ulaştırmışlardır. Yine Elazığ Belediyesi, göç bölgelerine yoğun gıda yardımı yaparken, Diyarbakır Belediyesi’nin de erzakla birlikte 3000 aileye yakacak, kömür dağıttığı öğrenilmiştir. Tunceli Belediyesi de; göç edenlere ekmek yardımının yanı sıra 170 aileye birer ikişer ton odun yardımında bulunmuştur. Halen şehir merkezine göç edenlere konut yaptırma gayretinde oldukları görülmüştür.
2) Sivil Kuruluşlar
Araştırmalarımız sonucu; Van’da bir gurup gayretli şahsiyetin girişimiyle “Van Göçmenlerine Yardım Derneği” kurulmuş, 45 gün süreyle ayni ve nakdi yardımlar toplanmış ancak Ekim ayı ortalarında bu dernek faaliyetlerine son vermiştir. Mersin’de “Mersine Göç Edenler Derneği” aynı faaliyetlerde bulunmaktadır. Özellikle derneğin büyük özveriyle yürüttüğü Sağlık Polikliniği, gönüllü doktor-hemşire kadrosuyla bütün gün halka hizmet vermişlerdir. Elazığ’da genel de üniversite öğrenim görevlileri Mamurat-ul Aziz adlı derneği kurmuştur. Bu dernek, göç sorunuyla yakından ilgilenmiş, gerçek ihtiyaç sahiplerini yerinde tespit ederek, düzenli yardımda bulunmuştur.
Çözüm Önerileri
1. Dökülen her damla kanın, doğu-batı, Kürt-Türk, Alevi-Sünni kutuplaşmasını körüklediği ve bölücülüğü desteklediği aşikârdır. Bölge sorunlarını çözmede silaha öncelik verme ve ayrıcalık tanıma bir yanılgıdır. Bu hatadan vazgeçilmelidir. Devlet biran önce, siyasi-insani çözümlerin uygulayıcı olmalı, halkı potansiyel suçlu görme ilkelliğinden kurtulmalı, en azından imza attığı uluslararası sözleşmelere sadık kalmalıdır.
2. Olağanüstü hal adeta ‘olağanüstü baskı’ya dönüşmüştür. Artık bu uygulamaların zararları, bölge komutanlarına bile “kalksın” demeçleri verdirecek boyutlara ulaşılmıştır.
3. Kürt halkını birbirine düşman eden, güven ortamının yok olmasında büyük rol oynayan “koruculuk sistemi” kaldırılmalıdır.
4. Devlet bölgede Valisi, Kaymakamı, Jandarması, Özel Tim’i ve Polisi ile temsil edilmektedir. Güvenlik güçleri ve yetkililer halka davranışlarında çok daha dikkatli olmalı, insanlık ve hukuk dışı davranışlardan biran önce vazgeçmelidir.
5. Bölgeyi insandan, hayvandan ve bitkiden arındırmak, terörü önlemede asla çözüm değildir. İnsanımızın can ve mal güvenliğini sağlamak devletin temel esası olmalıdır. Şayet güvenlik veya bir başka zorunluluk sebebiyle göç kaçınılmazlık arz ederse, bu durumda devlet göçe zorladığı insanlara insanca muamele göstermeli, mekân, konut ve iş imkânı sağlamalıdır.
6. Devlet iş imkânı hazırlayıp sunamadığı göçmenlere –bazı olumsuzluklara teşebbüs etmelerini istemiyorsa- işsizlik ücreti ödemelidir.
7. Göç nedeniyle tarım ve hayvancılığın yok olduğu Güneydoğu Bölgesi’ne gıda ambargosu uygulanması, sıkıntıları iki katına çıkarmıştır. PKK’dan çok mazlum halkın zarar gördüğü bu ambargo kaldırılmalıdır.
8. Yerel yöneticiler hakkında, bölgede –il ve ilçe merkezlerinde- göç sebebiyle nüfusun birkaç kat artmasına rağmen kendilerine verilen ödeneğin eskisi gibi sürdüğüne yönelik şikâyetler merkezi yönetim tarafından göz önüne alınmalı, hükümet ödeneklerin arttırılması meselesine ciddiyetle eğilmelidir. Ayrıca bölgede yapıldığı söylenen yatırım ve yardımların bölgeye ulaşmadığı, yerel yöneticilerin ortak ifadesidir.
9. Bölgeye gönderilen görevlilerin itina ile seçilme zaruriyeti vardır. Alt kimlik-üst kimlik psikozunu aşmış, bölge insanının etnik kimliği, mezhebi, inancı ve sosyal yapısı hakkında sıhhatli bilgi sahibi kişiler seçilmelidir.
10. Eğer bu kanın durması gerçekten isteniyorsa; meseleyi teşhis noktasında rapor hazırlanıyorken, mutlaka yerel yöneticilere, bölge sorunlarıyla iç içe yaşayan şahsiyetlere danışılmalı, tedavi noktasında onların fikri alınmalıdır.
11. Bölgede yaygın olan keyfi gözaltı ve tutuklamaya, yargısız infaz, işkence ve kötü muameleye son verilmelidir. Kayıpların bulunmasında azami gayret sarf edilmelidir.
12. Bölgede insan hakları ve hukuk ihlali akıl almaz boyutlardadır. Buna rağmen uğranılan zulüm karşısında hak aramak “faili meçhullere dahil olmak” anlamına gelmektedir. Halkın öncelikle konuşma hakkı ve kendini ifade etme hakkı geri verilmelidir. Bu hak iade edilmedikçe diğer haklardan ve özgürlüklerden bahsetmek doğru değildir.
13. Ve neticede: Açlığın olduğu yerde hırsızlığın olması, şiddetin artması, emeksiz kazanç yollarının revaç bulması ve fuhşun yaygınlaşması gayet doğaldır. Yoğun göç alan bölgelerde olması muhtemel bu hatalı davranışların doğrudan Kürt kimliğine mal edilmesi bölgede yaşayan halklar arasında çatışmalara neden olma tehlikesi vardır. Bu haksız ve kasıtlı asıl suçluyu gizleyen propagandalara meydan verilmemeli, Kürt kimliğinin layık olmadığı şekilde suçlanıp daha da dışlanmasına müsaade edilmemelidir. Kısacası; Bölge halkı eşit saflarda –eşit şartlarda- insanca yaşamak istemektedir. Bu hak, bu ülkenin hiçbir ferdinden esirgenmemelidir.
Sonuç
Türkiye herkesi “bölücü yapan” değneği elinden bırakmak zorundadır. İnsanların doğuştan sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri savunanları “suçlu” ilan etmekten, insanı diğer canlılardan ayıran yaşam özelliklerini kısıtlamaktan vazgeçmelidir. Hiç kimse, bu ülkenin mahkeme başkanı, savcıları ve Başbakanı’ndan daha az ülkesini sevmiyordur. Bu ülkenin sahibi bu ülkenin insanlarıdır. Kurtuluş Savaşı’nı verenler ve ardından ilk meclisi kuranlar, bu ülkenin hem etnik, hem dini hem de siyasal açıdan mozaiğini teşkil edenlerdi.
Din, bu ülkenin kaderini belirleyen en önemli etkendir. Bölgedeki sorunlara ilişkin çözüm önerileri halkın bağlı olduğu İslam dininden soyutlanamaz. Bugün bölgedeki karışıklıklar daha da artmıyorsa veya halklar arasında çatışmalar olmuyorsa bu, bölgedeki muvahhit insanların gayretleriyle mümkün olmuştur. Türkiye, dini bir tehlike olarak görmekten vazgeçmelidir artık.
13.03.1996 TARİHİ İTİBARIYLA MAZLUMDER TARAFINDAN
GÜNEYDOĞU’YA YOLLANAN MALZEEMELERİN TOPLU LİSTESİ
140490 Kg. Muhtelif Gıda maddeleri (Un, Yağ, Makarna, Kuru Gıda, Şeker vs. )
1410 Adet Battaniye, Yorgan, Kilim
2493 Çuval Muhtelif Giyecek Maddesi
560 Ton Kömür
110 Adet Soba
BÖLGEYE TOPLAM 48 KAMYON MAL GÖNDERİLMİŞTİR.