| YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'a göreve gelmesinin ardından savaş açan, ancak rektörlük seçimlerinin ardından, "Keşke o günleri yaşamasaydık" diyerek timsah gözyaşı döken yasakçı rektörlerin planı suya düştü. |
| |
|
BU BİR MASON TAKTİĞİDİR
MASONLAR'DAN HAİN KUTLAMA
MASONLAR ERGENEKON'UN NERESİNDE?
Başını ÜAK Başkanı eski Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın'ın çektiği, yasakçı rektörler, üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan anayasa değişikliklerini ve yeni atanan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ı protesto etmek amacıyla yasalara aykırı olarak toplanmış ve "Türkiye laiktir laik kalacak" sloganları atarak YÖK Başkanı Özcan'a konuşma hakkı tanımamışlardı.
Ancak aradan geçen 6 ayın ardından rektörlük seçimleri ile birlikte ÜAK Başkanı Aydın'ın YÖK Başkanı'nın da bulunduğu bir toplantıda "Geçmişte yapılan hata"lardan söz ederek, "Keşke yaşanmasaydı" demesi itibar görmemiş, bazı akademisyenlerce bu değişiklik, "Mason taktiği" olarak nitelendirilmişti.
Son rektör atamaları, kamuoyunca malum isimlerin tepkileri ve bazı akademisyenlerin istifalarını habervaktim.com'a değerlendiren Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Selçuk Özdağ, "Mason taktiği tutmadı" diyerek konuyu özetledi.
Özdağ'la yaptığımız söyleşinin ayrıntıları şöyle:
Bir akademisyen olarak rektör atamalarını siz nasıl değerlendirdiniz?
Üniversitelerde oy kullanan hocalar iradelerini ortaya koymuşlardır, YÖK yönetim kurulu üyeleri de demokratik teamüller çerçevesinde gizli oylamayla kendilerine gönderilen 6 kişilik listeyi üçe indirmişlerdir ve Cumhurbaşkanı'na sunmuşlardır. Buradaki güzellik şu: Eskiden YÖK yönetim kurulu üyeleri aynı fikre mensuptu şimdi ise bir noktada Türkiye'nin aynası haline gelmiştir. Her fikre mensup insanlar atanmış durumdalar. Bunların tarafsız ve objektif oylamaları neticesinde 6 kişilik liste üçe indirildi ve Cumhurbaşkanı'nın takdirine arz edildi.
Atamaların hemen ardından Cumhurbaşkanı Gül'e yönelik bir karalama kampanyası başlatıldı, taraflı davrandığından söz edildi. Gerçekten de böyle mi algılanıyor atamalar?
Gül, YÖK yasasının ve anayasanın kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde de takdir hakkını kullanıştır. Burada seçilen ve atanan insanların TC vatandaşı olduklarını unutmamamız lazım. Geçmişte Sezer ve Demirel döneminde tamamen ideolojik yapılanmalar hâkimdi üniversitelerde. 28 Şubat'ın yansıması üniversiteleri sindirmişti. Korku imparatorlukları haline getirmişti. Rektörler de korkulan insanlar haline gelmişti. O nedenle o dönem içerisinde birinci olmasına rağmen YÖK tarafından listeye konulmayan Sezer tarafından da atanmayan onlarca kişi vardır. Ve bunlar da gelecek kaygısıyla seslerini çıkaramamışlardır. Çünkü üniversitelerde demokrasi, özgürlük, insan haklarına saygı bir noktada yoktur.
Ama şimdi istifa eden dekanlar enstitü müdürleri olduğunu görüyoruz, bunu normal mi karşılamak lazım?
Bugün istifa müessesesinin çalışması dâhil, rahatlamanın, özgürlüğün olduğu, gelecek endişesinin taşınmadığını göstermektedir. Bu hareketler demokrasinin yansımasıdır. İdeolojik bakmayanlar böyle görürler. Geçmişte Rıza Ayhan mahkemeye gitmişti ve Cumhurbaşkanlarının takdir haklarının olması gerekçesiyle davası reddedilmişti.
Rektörlük makamı neden bu kadar önemli? Adeta bir savaş veriliyor...
Esasa döndüğümüz zaman bugün rektör seçimlerinde ve atamalarında yeni bir sisteme ihtiyaç vardır. Bu konurda da üniversiteler ve YÖK gerekli çalışmaları yapar. Daha objektif, yetkileri kısıtlanmış rektörlerin seçilmesine imkân sağlanır. Bugünkü rektörlerin büyük imkânları vardır. Yetkilerine baktığımız zaman başbakanda bile yok bu yetkiler.
Karşı gelenlere nasıl bir cevap verilmeli?
Seslerini çıkaranlar 'niye böyle oldu' diye bağıranlar azınlıktadırlar. Buna rağmen bu sese kulak verelim, 'Niye geçmişe dönüp bakmıyorsunuz diye sormak lazım bu insanlara. O zaman da birinci olanlar vardı. Üniversitelerde birinci olmasına rağmen listeye giremeyenler vardı. Atanmayanlar vardı. Demokrasi azınlık fikirlerinin de hakkını savunma sistemidir. Bu haksızlıklara baş kaldırmayanların, o gün seslenmeyenlerin, sözü olmayanların bugün konuşmaya hakkı yok. Bunlar Sezer zihniyetinin devamını istiyorlar. Ama dünya değişiyor. Sezer zihniyeti totaliter rejimlerin zihniyetidir. Üniversitelerde Masonik yapılanmalara karşı, bilim hırsızlığı yapılanmalarına karşı çok sesliliğin olması, aykırı fikirlerin olması faydalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı bunu yapmaktadır. Kendisi bunu çok iyi bilmektedir. Kendisi doçenttir. Bu nedenle üniversiteler birkaç yıl içinde gerçek mecraına oturacak.
Mesela Emin Alıcı görevini devretmek için törene katılmadı, Mustafa Akaydın, kararı ideolojik olarak nitelendirdi, başörtüsü ile ilgili tutumuna bağladı.
Bu ülkenin değerlerine savaş açan Emin Alıcı gibi zevatların orada bugüne kadar oturmuş olmaları dahi milletimizin değerlerine hakaretti. Haksızlık ve saygısızlıktı. Sayın Cumhurbaşkanını kutluyoruz. Gönüllere taht kurdu. Özal 15 sene önce öldü, anılıyor, ama milletin kalbinde. Gül bu yolda ilerliyor, Anadolu'nun sesi olduğunu gösterdi.
Sizin daha önce de bu konuda "Mason taktiği" değerlendirmeniz vardı. Şimdi nasıl bir yol izleniyor?
Bu bir mason taktiği dedim. YÖK başkanı atandığında Türkiye laiktir laik kalacak sloganları atarak, YÖK Başkanı'na söz hakkı vermeyerek, teamülleri hiçe sayarak terbiyeyi hiçe sayarak saygısızlık yaptılar aradan da 5 ay sonra baktılar ki pabuç pahalı, devlet ciddiyeti gelmek üzere hemen bir taktik değişikliği yaparak kuzu postuna büründüler. Ellerinde taraflılık vardı. Akaydın da ettiğini bulmuştur. Men Dakka duka sözü tecelli etmiştir.
Atanmayan rektörler bundan sonra ne yapacaklar? Ya da sizce ne yapmaları gerekiyor?
Bunların rektör olduğu üniversitelerde bölücü bir yapılanma olduğu gerçeği var. Ural Akbulut CHP'nin sözcüsüydü. Bunlar şimdi bu partiye geçerek siyaset yapacaklar. Rektörlük makamlarını kullanarak sözcülük yapmayacaklar. Siyaset yapmak istiyorsa aha buyursun siyaset yapsın boyunun ölçüsünü alsın. Siyaset öyle kolay değil. 28 Şubat dönemi kapanmıştır. 28 Şubat, vesayet rejimidir. Yatak hikâyelerinden şeriat tehlikesi ortaya çıkarmaya çalışan azınlığın çoğunluğa tahakkümü sona ermiştir.
Önemli gelişmeler oluyor ancak, bir de haklarında sayısız yolsuzluk iddiaları bulunup da yargılanamayanlar var. Bunlar için ne yapılmalı?
YÖK Başkanına çağrıda bulunuyorum, eski üniversite rektörleri emekliye ayrılsalar dahi yargılanamıyorlar. Memurun muhakematı üzerinde bir korumaları var. Bunlar korunmamalıdır. YÖK Başkanı suç duyurularının olduğu tüm dosyalar hakkında gereğini yapmalıdır. Türkiye geçmişi ile hesaplaşmalıdır. Demokrasi, açık bir rejimin adı olmalıdır. O nedenle bu dokunulmazlara dokunulmalıdır. Atatürkçülüğü, laikliği kalkan yapanlar adalet karşısında hesap vermelidirler. Bunlar yetkilerini kötüye kullandılar. Fildişi kulelerinden dışarı çıkmadılar. Milletle buluşmadılar. Adalet önünde mutlaka hesap vermelidirler. Kaçamayacaklardır.
Engin Kaşdaş-habervaktim.com
| | |