Basın Açıklamaları

KÜRTLER ADINA VERİLEN BEYANLAR

MAZLUMDER Diyarbakır Şube başkanı Av. Nesip Yıldırım " Kürtler ve İslam dini hakkında, Kürtler adına verilen beyanlar hakkında aşağıdaki açıklamayı yapmıştır.>>>

04.04.2008/Nisan

KÜRTLER ADINA VERİLEN BEYANLAR

Kürt kökenli eski Diyarbakır Belediyesi başkanı Mehdi ZANA Aksiyon dergisine verdiği ifadesinde; "Kürtler yanlışlıkla Müslüman oldu.Kılıçla ve tüfekle üstümüze geldiler...Kürtlerin asıl dininin Zerdüştlük olduğu...İslamiyet'ten sonra zorla Müslüman yapıldıkları..." ifade etmişlerdir. Daha öncede tempo dergisinde Kürtler İslamiyeti kabul ettiklerinde kaybetti.." şeklinde ifadede bulunmuştur.

İş bu açıklamalar ve daha öncesinde bölgede etkili bazı şahsiyetlerin benzer açıklamalarından rahatsızlık duyan Kürt kökenli Diyarbakır'lı bazı yurttaşlar derneğimize başvurarak, Kürtler adına yapılan açıklamalardan rahatsızlıklarını dile getirmiştir. İfadelerinde;...

"Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak; Müslüman olmalarından dolayı onur duyduklarını, İslam dini ile şereflendiklerini ifade etmişlerdir. Her ne kadar bazı insanların, kendilerinin de kapsayacak şekilde "Kürtler" ifadesini kullanarak genellemeye gitmesi ve kendilerinin İslam dini hakkında beyan ettikleri sözleri, kabul etmediklerini, talihsiz bir açıklama olarak değerlendirdiklerini, kendilerinin ve atalarının dine kendi istekleriyle girdiklerini düşündükleri, İslam'la geri kalmadıklarını, bilakis onurlu bir kimlik kazandıklarını ifade etmişlerdir.

İslam Dininin akıl, bilim dini olduğunu, iki günü birbirine eşit olanın ziyanda sayıldığını, "İlmin Çin'de dahi olsa gidilip alınması gereken bir fiil olduğunu, İslam'ın ilk emrinin "Oku" ifadesi olduğunu, İslam'ın farklı milletleri kendi kimlikleriyle kabul edip, bunun bir üstünlük aracı saymadığını, Kürtleri ve haklarını eşit bir şekilde kabul ettiklerini, İslam'ın barış ve emniyeti sağlamaya yönelik bir din olduğunu, bunun yanında yeryüzündeki haksızlıklara karşı çıkma ve engelleme gibi, ulvi bir amacının da bulunduğundu, insanla Allah arasındaki engelleri kaldırmanın Müslüman'ın görevleri arasında sayıldığını, ifade etmişlerdir.

İslam'ın ırka karşı olmadığını, Müslüman olarak Kürt ırkını da bir ırk olarak gördüklerini, ırka değil, ırkçılığa karşı olduklarını, bunun Kürt veya Türk ırkçılığı olması arasında bir fark bulunmadığını düşündüklerini, Kürtler içinde bazı kişi ve toplulukların kendi geri kalmışlıklarında, İslam dinini gerekçe göstermelerinin adil olmadığını, çalışan herkese Allah'ın yardım ettiğini ifade etmişlerdir.

Bunların yanı sıra; İslam dini adına ortaya çıkıp, asli kaynaklarından uzaklaşılarak yada Dinin hatalı algılanması, müdahale edilerek Dini eğitim kurumlarının kapatılması, Diyanet işleri başkanlığınca İktidarın müdahalesi altında bir kurum oluşturulması, bazı ağa ve şıhların bölgeyi rahatça kontrol altına almak yönündeki geçmiş iktidarların hatalı politikalarına alet olmalarına, kendilerinin de karşı olduklarını,

Atalarının dini üzerine olmak isteyenlerin veya dinleri sadece bir renk olarak, kültürel dar bir kimliğe hapsetmek amacında olanların yanılgı içinde olduğu, özellikle evrensel bir Din olan İslam dininin bu dar kalıba sığmayacağı bilinmelidir.

Birilerinin sadece kendi kişisel görüşlerini söyleyebileceği ve biz Kürtleri de kapsayacak şekilde,çıkıp din hakkında paylaşmadığımız görüşleri söylemeye hakları olmadığını ifade ederiz " demişlerdir

Dinlerin toplumsal barış ve kaynaşmanın önemli dinamiklerinden olduğu, İnanç özgürlüğüne sahip bireylere saygı duyulmasının insan haklarının gereği olduğunu ifade ederiz.

Geçmişte, bazı güç ve iktidar grupları ve devletlerin bazı dönemlerde dinleri, iktidar alanlarını geliştirmek veya toplumu daha rahat kontrol altına alıp hatta yönlendirmek amacıyla, kendileriyle işbirliği yapan ve din adına ortaya çıkmış kişilerden aldıkları desteklerle Dini kullandıkları bir tarihi gerçektir.Ancak hak ve özgürlükleri ihlal yönündeki tüm fiillere, hep birlikte karşı durmalıyız.

Türkiye'de ideolojik devlet anlayışı da, benzer amaç için çalışmış ve katı laik anlayış adı altında Dine müdahalelerde bulunmuştur. Ancak bunlar dahi, kaynak olarak dinin kötü olduğu anlamına gelmez. Dinin toplumsal, kişisel ve ahlaki faydaları göz ardı edilmemeli, toplumdaki birçok manevi hastalığa çözüm getiren kuvvetti bir kaynaşma aracı olduğu unutulmamalıdır.

MAZLUMDER olarak,

-Din ve Vicdan özgürlüğünün inanma hakkı ve hatta inanmama hakkını da içerdiğini,

-İnanmama hakkının, din ve vicdan özgürlüğüne müdahale etme hakkını doğurmadığı,

-Din ve vicdan özgürlüğüne saygı duyulması gerektiği, bir dine inananları rencide edecek şekilde genellemelerle açıklamaların toplumsal huzurumuza katkı sunmayacağını, daha dikkatli davranılması gerektiğini, ifade ederiz.

BASIN BÜROSU